1965 yılında yapılan genel seçimler sadece siyasal belleğimiz için değil müzik tarihimiz açısından da gelecek on yılları belirleyen ve etkileyen bir fotoğraf koyar ortaya. Çünkü bu seçimlerden itibaren plaklar ile müziğin profesyonel biçimde siyasal partiler tarafından propagandaya yönelik kullanımının arttığını görürüz. Sosyalist düşüncenin önemli legal örgütlenme biçimi Türkiye İşçi Partisi (TİP) başta olmak üzere daha başkaca siyasal hareketler bu yıllardan itibaren müziği aktif biçimde propaganda faaliyetlerine ekler. Türkiye’de türkü formunun Batılı enstrümanlar ile icra edilmesi deneyiminin öncülerinden sayılan Tülay German’ın seslendiği “Yarının Şarkısı” (Erdem Buri bestesi, 1965), hem TİP’in o yıllarda propaganda amaçlı kullandığı eser hem de bir parti için özel bestelenmiş ilk seçim müziği olarak tarihe geçer (Yılmaz Aysan, Afişe Çıkmak-1963/1980-Solun Görsel Serüveni, 2013: 435).

1950’ler ve 60’lar aynı zamanda taşranın merkeze hızla göç ettiği yıllardır ve âşıklar/ozanlar da bağlamasını alıp kente eklemlenirler. Ancak kırın meseleleri ile kentin meseleleri farklıdır. Her şeyden evvel ozan/âşık’ın kentte politika ile karşılaştığını ve bu karşılaşmanın onun mesele edindiği temaları genişletip türkülerine yeni alanlar açmasına sebep olduğunu söylemek gerekli. 1965 seçimlerine giren hem TİP’in hem de birkaç yıl sonra MHP’ye dönüşecek olan ve muhafazakar milliyetçiliği temsil eden Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi’nin (CKMP) çevresinde kimi ozanların/âşıkların toplandığını söylemek lazım. “Muhalif Müzik” kitabında Sinan Gündoğar, “Halk ozanlarının tam anlamıyla muhalif içeriğe sahip eserler üretebilmesi için, yeni bir bakış açısına kavuşmaları gerekiyordu. Bu bakış açısı da 60’lardan sonra TİP’le birlikte ortaya çıktı” der (2005: 89). Bu arada bahsi geçen “politik ozan” tipinin en gösterişli isminin TİP’e katılan ve bu siyasal örgütlenmenin organizasyonlarında sahne alan Aşık İhsani olduğunu da belirtelim.

Hatta İhsani’nin önce Demokrat Parti ile ilişki kurduğu, 27 Mayıs Askerî Darbesi’nden sonra sol, sosyalist çevreden yana pozisyon aldığını malum. 1967 yılında Ayhan Yetkiner’in hazırladığı “Aşık İhsani Kimdir” isimli kitapta DP’den TİP’e geçişinin öyküsü anlatılmakta (sayfa 19-29). Bu geçişte kuşkusuz DP’nin, merkez dışında kalan sosyolojik çevre’ye vaat ettiği Türkiye’yi kurma konusunda özellikle ikinci döneminde kendisinden beklenen performansı gösterememesinin etkisi olduğunu iddia edebiliriz. Avrupa solunun biçimlendirdiği 68 Olayları ve yeni bir dünyanın sosyalizmle mümkün olabileceğine dair söylemin etkisiyle ağırlıklı alevi kökenli ozanların TİP çevresinde toplanması ardından İhsani’nin önderliğinde “Devrimci Ozanlar Derneği”nin kurulması yine bu sürecin bir parçası olarak okunabilir. Bu bağlamda sol, sosyalist örgütlenmelerin kültür etkinliklerinde sahne alan Âşık Mahzuni, Nesimi Çimen, Feyzullah Çınar, Abdullah Papur, Aşık Zamani, Mehmet Koç gibi isimler 1960’ların sonundan 12 Eylül 1980 Askerî Darbesi’ne kadar bu hattın popüler isimleri olarak öne çıkarlar.
Politik düzlemde TİP’in sosyalizm önerisi karşısında bunu bir tehdit şeklinde algılayıp, Türkiye’de anti-komünist bloğun en etkin örgütlenmesi olarak hemen bütün söylemlerini bunun üzerine inşa eden CKMP/MHP nasıl karşı karşıya gelen bir pozisyonun özneleri halinde konumlanmışlarsa, benzer durumun özellikle müzikte de biçimlendiğini söyleyebiliriz. Çünkü ilginç şekilde CKMP’de de benzer bir âşık/ozan kümelenmesi söz konusudur o yıllardan itibaren. Ta CKMP döneminden bu politik hareketle organik ilişkisi bulunan Namık Kemal Zeybek’in anılarını okuduğumuzda böylesi bilgilere rastlamak mümkün çünkü. “CKMP’de bir aşığımız vardı. Aşık Dursun Ceylani. Sık sık genel merkeze ses sistemini kurdurur ve semah havaları söylerdi” diyen Zeybek (Siyaset Yolu, 2014: 51-52) her ne kadar Dursun Cevlani’nin ismini “Ceylani” olarak yanlış hatırlasa da TİP’in karşısında kimi ozanların milliyetçi politik adreste kendilerini ifade ettikleri anlaşılmakta.

1969 Adana Kurultayı’ndan sonra adını MHP’ye, parti bayrağını ise üç hilale dönüştüren bu yapılanmanın kültür etkinliklerinde Feymani, Reyhani, Murat Çobanoğlu, Şeref Taşlıova gibi sünni ozanlar sahne alırlar. Daha çok Adana ve Erzurum-Kars bölgesinin bu ozanları, insan kaynakları 1970’lerde ve hatta 80’lerin sonuna kadar ağırlıklı taşralı bir sosyolojiden oluştuğu için ozan/aşıkların büyük karşılık bulduğu bir öykü çıkartır bu yüzden karşımıza. Bir kıyas yapmak gerekirse türküleri kırdan kente getirip Cem Karaca’ya aktararak bu kültürel mirasın modernleşmesini sağlayan öykünün muadilini henüz o yıllarda MHP çizgisinde bulamayız. Çünkü hem bu çizginin henüz bahsi geçen yıllarda kentli bir toplumsal katmanından söz edemeyiz hem de Cem Karaca gibi, âşıkların/ozanların kırdan getirdiği türküleri modern müziğe dönüştürecek kentli bir müzikal birikim yoktur. Bunu ancak 1980’lerin sonunda Hasan Sağındık ve Kaya Kuzucu ile başarır MHP.
1970’lerde politik ozan kimliğinin en gösterişli isimleri açısından Türk solunda Aşık Mahzuni, Türk sağında ise Ozan Arif vardır. Mahzuni üzerine birkaç kitap yayınlandı. Dolayısı ile “aşırı sağcı” ve hatta “turancı” akrabaları da bulunan (Ali Öztunç, Devr-i Mahzuni, 2017: 16) Mahzuni’nin öyküsüne dair epeyce bir külliyat birikti. Buna karşın Ozan Arif hakkında Türkiye’deki müzik yazımının onu sadece “faşist”(!) olmakla “tanımladığı”nı biliyoruz. Ozan Arif’in nerden gelip nereye gittiği, bağlama ile nasıl karşılaştığı, MHP ile yollarının niçin kesiştiği, ilk kasetinde hangi alevi ozanın kendisine saz çaldığı, Türk solunun kendisi dışındaki her şeyi “faşist” olarak tanımladığı bir algı dünyasında Pir Sultan hakkında nasıl herkesi şaşırtacak cümleler kurduğu gibi çarpıcı bilgileri de bir sonraki yazıya bırakalım.
