Sultan Sencer Devrinde (1118-1157) Bâtınîler İle Yapılan Mücadeleler

Bu çalışma, Büyük Selçuklu Devleti Sultanı Sencer zamanında İran ve Suriye coğrafyasında Büyük Selçuklular ile Bâtınîler arasında yaşanan mücadeleyi ana hatlarıyla ortaya koymayı amaçlamaktadır.
Aralık 20, 2025
image_print

Tarih Dergisi, Sayı 58 (2013 / 2), İstanbul 2013, s. 43-64

SULTAN SENCER DEVRİNDE (1118-1157) BÂTINÎLER İLE YAPILAN MÜCADELELER

Dr. Pınar KAYA**

Özet

Hasan Sabbâh’ın “ed-da’vetü’l-cedide, yeni davet, yeni propaganda” adını

vererek geliştirdiği dinî ve siyasî metoduyla birlikte Bâtınîler, uzun yıllar boyunca

İslâm coğrafyasında yıkıcı faaliyetlerde bulunmuşlardır. Büyük Selçuklu

Devleti’ne onarılamayacak derecede zararlar vererek pek çok değerli devlet

adamını öldürmüşlerdir. Bu çalışma, Büyük Selçuklu Devleti Sultanı Sencer

zamanında İran ve Suriye coğrafyasında Büyük Selçuklular ile Bâtınîler arasında

yaşanan mücadeleyi ana hatlarıyla ortaya koymayı amaçlamaktadır.

  1. Sultan Sencer’in Hükümdarlığının İlk Yıllarında Bâtınîlerin

Faaliyetleri ve Sultanın Bâtınîlikle Suçlanması

 Hz. Muhammed’in ölümünden sonra başlayan hilâfet tartışmaları

nedeniyle ortaya çıkan anlaşmazlıklar hem siyasî hem de dinî ihtilafları

beraberinde getirmiştir. Bunun sonucunda birçok mezhep teşekkül etmiş ve

İslâm dünyasındaki devletlerden bir kısmı Sünnî düşünceyi desteklerken bir

kısmı da Şiîliği himaye etmiştir. Büyük Selçuklular, kuruluş döneminden

itibaren Sünnîliğin en büyük hâmisi olmuştur. Kuzey Afrika’dan başlayarak

Mısır ve Suriye’de etkinliklerini arttıran Fâtımîler ise İsmâilî/Bâtınî mezhebinin

koruyucusu olmuşlar ve “dâî” adı verilen propagandacılar vasıtasıyla öğretileri-

ni özellikle Büyük Selçuklu ülkesinde yaymaya başlamışlardır. Bâtınîlik, İslâm

düşünce tarihinde İslâm’ın temel hükümlerinin herkesin anladığı biçimde değil

de Bâtınî yani iç anlamıyla yorumlanması gerektiğini ileri sürer. Her zâhirin bir

bâtını olduğunu ve Kur’ân-ı Kerîm ile hadîs-i şerîflerin ancak te’vil yoluyla

anlaşılabileceğini iddia eden fırkalara da umumiyetle Bâtınîyye denilmiştir1

Büyük Selçuklu Devleti Sultanı Muhammed Tapar’ın ölümünden sonra

oğlu Mahmud ile kardeşi Sencer arasında yaşanan hâkimiyet mücadelesini

Sencer kazanmış ve devleti yeniden taksim ederek hem Irak Selçuklu Devleti’-

nin kurulmasını sağlamış hem de Büyük Selçuklu Devleti’nin başına geçmiştir.

Bâtınî hareketi ise uzun yıllar imamlar ve dâîler tarafından son derece gizlilikle

yürütülürken Hasan Sabbâh’ın liderliğinde yeni bir kimlik kazanmıştır. Hasan

Sabbâh sayesinde İran’da Alamut Kalesi’nde örgütlenen Bâtınîler, gerçekleştir-

dikleri eylemler ve yaptıkları suikastlerle Büyük Selçuklu Devleti’ne önemli

zararlar vermişlerdir.

Sultan Sencer devrinde Bâtınîlerin faaliyetlerinde bir takım değişiklikler

meydana gelmiştir. Hasan Sabbâh öncelikle Sultan Muhammed Tapar dönemin-

de aldığı darbelerin yarasını sarmakla uğraşmış, suikastlerine bir süre ara vermiş

bunun yerine Bâtınî kalelerini onarıp güçlendirmekle, siyasî faaliyetlerle, yerel

ittifaklar ve kamplaşmalar kurmakla ilgilenmiştir. Bu dönemde Sultan Sencer’in

Bâtınîler üzerine sefere çıkmayışı ve Bâtınîler’in de bu sayede güçlenip davalarına

çok sayıda yeni insanı katmaları Sencer’in hoşgörüsüne ve kendisine

suikast düzenleneceğine dair korkularına bağlanmıştır2

Sultan Sencer başlangıçta Bâtınîlerle mücadele etmeye teşebbüs ettiyse

de Hasan Sabbâh’ın her tarafta görevlendirdiği adamları devletin tüm

kademelerine yerleşmişti ve bu kişiler vasıtasıyla da Sultan Sencer’in Bâtınîler

aleyhindeki çalışmaları Hasan Sabbâh’a bildirilmişti3

. Sultan Muhammed Tapar’ın ölümüyle yarım kalan mücadelenin Sultan Sencer ile devam edeceğini

düşünen Hasan Sabbâh da bunu engellemek için derhal harekete geçti4

Fedâîlerin arzularını tahakkuk ettirmeleri ve gayelerine ulaşmaları için

çoğu kez sadece tehditleri yeterdi. Örneğin; herhangi bir lider onlara ait bir kale

üzerine hücuma geçmek istediğinde, sabahleyin yatağından kalkınca yanı

başında yere saplanmış bir hançer görürdü. Bu hançere bağlanmış olan kağıt

parçasının üzerindeki tehdit ifadeleri ise komutanın hücum kararından

dönmesine kâfi gelirdi5

Şöyle ki: Hasan Sabbâh, Sultan Sencer’in yakınlarından bir grubu vaatlerle aldattı, Sultan’ın hademelerinden birine

parayla birlikte bir hançer gönderdi. Hizmetçi, Sultan gece uyuduğu zaman

hançeri yatağının başucunda bir yere sapladı. Sultan Sencer, sabah kalktığında

orada hançeri görünce endişelenmeye başladı ve kimseden şüphelenmediği için

de bu işi gizlice araştırmak üzere bir adamını görevlendirdi. O sırada Hasan

Sabbâh’ın Sultan’a bir elçi göndererek: “Eğer ben Sultan Sencer’in iyiliğini

düşünmeseydim, sert yere konmuş olan o bıçağı onun yumuşak göğsüne

saplatırdım” demesi üzerine Sultan Sencer Bâtınîlerle savaşmaktan kaçınır

olmuştu6

. Hatta Cüveynî’nin aktardıklarına göre, Sultan Sencer onlara ait olan Kum bölgesinde bulunan Bâtınîlerin haracından 3.000 dinar eksiltmiş,

Girdkûh’dan geçenlerden geçiş ücreti almalarına göz yummuş ayrıca yine

Cüveynî’nin bizzat rastladığı fermanlarında Sultan, Bâtınîlere barış ve dostluk

çağrılarında bulunmuştu7

Sultan Sencer’in bir süre sonra vezirinin de öldürülmesine rağmen

Bâtınîler üzerine kararlı bir şekilde ilerlememesi ve Bâtınî hareketinin ve

eylemlerinin giderek artması, Abbasî Halifesi Müsterşid Billâh tarafından

Sencer’in Bâtınîlere karşı tutarsız bir şekilde mücadele etmekle suçlanmasına

neden olmuştur. Sultan Sencer, 527/1132-1133 yılında Halife’ye yazdığı

mektupta gerekçe olarak Bâtınîlere şehirlerde yerleşmemeleri ve yollarda

karışıklık çıkarmamaları şartıyla eman verildiğini belirtmiş bununla beraber

Bâtınîlerin bu güne kadar Müslümanları korkuttukları için yakınlarında yaşayan

insanların onların inancını kabul edebileceklerini ve bu durumun da devlet için

büyük bir kusur olacağını ifade etmiştir8

. Sultan Sencer mektubunda, Halife ve taraftarlarının kendisinin Bâtınîleri kahretmek hususunda gösterdiği faaliyeti

hatırlamayıp bilmediklerini de belirterek onların dedikleri gibi bir şeyin hiçbir

vakitte olmadığını, Bâtınîlere karşı yaptığı mücadelelerde onlardan sayısız

kimseyi öldürttüğünü fakat bunlara rağmen Bâtınîlerin faaliyetlerini azaltmadık-

larını, tecavüz, katl, her türlü hilelere başvurmaktan geri durmadıklarını da

vurgulamıştır9

  1. Sultan Sencer Döneminde Büyük Selçukluların Bâtınîler Üzerine

Askerî Müdahaleleri

Rebîülâhir 518/Mayıs-Haziran 1124 tarihinde Hasan Sabbâh hastalanmış,

Lemmeser’de bulunan Buzurg Ümmid’i çağırarak halefi olarak tayin etmiştir.

Dihdâr Ebû Ali Erdistânî’yi de propaganda işinin başına getiren Hasan Sabbâh,

6 Rebîülâhir 518/23 Mayıs 1124 gecesi ölmüştür10

. Hasan Sabbâh’ın vefatı

Bâtınîlerin faaliyetlerini engellememişti. Aksine Bâtınîler, Buzurg Ümmid

döneminde siyasî faaliyetlerden ziyade suikastlere ve Selçuklu ülkesinde

karışıklık çıkarmaya ağırlık vermişlerdi.

Bu dönemde Bâtınîlere karşı şiddetli bir tepki Âmid (Diyarbekir)

halkından gelmiştir. 518/1124-1125 senesi Âmid halkı şehirdeki Bâtınîler’e

karşı ayaklanmıştır. Bâtınîler burada oldukça çoğalmışlardı. Halk yedi yüz

kadar Bâtınî’yi öldürmüş bu olaydan sonra Bâtınîlerin bu bölgedeki durumları

iyice zayıflamıştı11

1126 yılında Sultan Sencer, meliklik zamanında gerçekleştirilen Tabes

seferinden sonra (1103) ilk kez Bâtınîlere karşı askerî mücadeleye girişti. Bunda

Sultan Sencer’in Hasan Sabbâh’ın ölümüyle kendine olan güveninin artması,

Bâtınîlerin zayıflamış olduğuna dair düşünceleri, Bâtınî düşmanı veziri Kâşânî

(Muinü’d-Dîn Muhtassü’l-Mülk Ebû Nasr Ahmed b. el-Fazl)’nin etkisi, halkın

ve değerli emîrlerinin baskıları gibi sebepler yer alabilir. Sultan Sencer’in veziri

Kâşânî, 520/1126’da Bâtınîlere karşı cihad edilmesini, bulundukları ve

yakalandıkları yerlerde öldürülmelerini, mallarının yağmalanıp, kadınlarının

esir alınmalarını emretti ve Kuhistân’daki Turaysis (Turşîz) ile Nişâbûr

bölgesindeki Beyhak’a Selçuklu askerlerini gönderdi12

Askerler, Bâtınîleri büyük hezimete uğrattılar. Beyhak yöresindeki köylerden biri olan Tarz’da ne

kadar Bâtınî varsa hepsini öldürdüler. Burada bulunan Bâtınîlerin lideri dahi

kendisini minareden aşağıya atarak intihar etti. Aynı şekilde Turaysis (Turşîz)’e gönderilen Bâtınîler de şehir halkından pek çok kişiyi öldürerek, mallarını ganimet olarak aldılar13

Öte yandan Bâtınîler, aldıkları bütün darbelere rağmen bu bölgede

bulunan Talikan’daki Mansura gibi bazı yeni kaleleri de ele geçirdiler.

Gelecekte en önemli Nizarî üslerinden biri olacak Meymundiz Kalesi’nin de

1126 yılında yapımına başladılar14

Ancak Kâşânî, Bâtınîler üzerine tertiplediği

seferden kısa bir süre sonra intikam almak isteyen Bâtınîlerce öldürüldü15

Bunun üzerine Sultan Sencer, 521/1127 yılında Bâtınîlere ağır bir darbe

indirmeye karar verdi. Hazırlanan büyük bir orduyla Horasan üzerine sefer

tertip ederek yaklaşık on bin civarındaki Bâtınî’yi öldürttü. Alamut’a ise sefer

düzenlemeyerek buradaki Bâtınîlerle ilgilenmeyi Irak Selçuklularına bıraktı16

Bu dönemde Irak Selçukluları Bâtınîlerle ilgilenmekten ziyade kendi saltanat

mücadeleleriyle uğraştıkları için özellikle Bâtınîlerin işlediği cinayetlerin sayısı

daha da arttı. Aynı yıl içerisinde daha önce Hasan Sabbâh’ın zamanında

neredeyse Alamut’u zapt edecek olan Anuştekin Şîrgîr’in yeğeni, Rûdbâr üzeri-

ne bir sefer tertiplemişse de başarılı olamadı. Yenilerek bölgeyi terk etmek

zorunda kaldı. Yine Rûdbâr’a gönderilen bir başka Selçuklu ordusu da komu-

tanları Temurdoğan’ı tutsak alan Nizârîlerce püskürtüldü17

Sultan Sencer Bâtınîlere göz yummadığını ispatlarcasına 528/1133-

1134’te Emîr Erkuş kumandasındaki bir grup askerini uzun süredir Bâtınîlerin

elinde bulunan Horasan’daki Girdkûh Kalesi’ni muhasara etmek üzere gönder-

  1. Kaledeki Bâtınîler uzun süren muhasara sonucunda erzaklarının tükenmesiyle zor durumda kalmışlar, savaşmak şöyle dursun ayakta duramaz hale gelmişlerdi; ancak kale tam fethedilmek üzereyken rivayete göre Emîr Erkuş, Bâtınîlerin göndermiş olduğu para ve değerli takıları alarak muhasarayı bırakıp çekip gitmişti18

. Buzurg Ümmid’in 1138’deki ölümüyle yerine oğlu Muhammed

  1. Buzurg Ümmid geçti. Böylece merkezi yönetimin babadan oğula geçmesi

geleneği de başlamış oldu19

Sultan Sencer döneminde Bâtınîler üzerine tertiplenen seferlerden biri de

546/1151-1152 senesinde gerçekleşmiştir. Sultan Sencer’in askerlerinden

meydana gelen bir grup, Turaysis (Turşîz) beldesi üzerine yürümüştür. Bâtınîle-

rin elindeki beldelere baskınlar yapıp yağmalamışlar, çoluk çocuğu esir

almışlardır. Şehirleri tahrip edip evleri ateşe veren Sencer’in askerleri Bâtınîlere

çok büyük zararlar verdikten sonra geri dönmüşlerdir20

.

  1. Sultan Sencer Döneminde Suriye’de Bâtınîler ile Yapılan

Mücadeleler

Suriye’de Sultan Sencer dönemindeki ilk gelişme Haleb Selçuklu Meliki

Alparslan tarafından Suriye’den uzaklaştırılan Haleb Reisi Sâid b. Bedî’nin

Bâtınîler tarafından öldürülmesi olmuştur. Mardin’e kaçmış olan Sâid b. Bedî

513/1119’da Fırat Nehri üzerindeki geçiş noktasında bulunan Devser Kalesi’nden

ayrılıp iki oğluyla beraber kayıkla suyu geçeceği sırada iki Bâtınî tarafından

saldırıya uğrayarak öldürülmüştür21

. Öte yandan Sultan Muhammed Tapar

döneminde Haleb reisi olan Ebû Tâhir es-Sâig’in öldürülmesinden sonra yerine

yine bir Bâtınî lideri olan Ebû İbrahim el-Esedâbâdî’nin yeğeni Behram geçmiştir.

Sultan Sencer döneminde Suriye’de özellikle Behram’ın faaliyetleri ve

tertiplediği suikastleri göze çarpmaktadır. Haleb 1123 yılında Artukoğlu Belek

Gazi tarafından alındıktan sonra Bâtınîlerin nüfuzu azalmaya başlamış, Behram’ın

casusu tutuklanmış, Bâtınîler Haleb’den sürgün edilmiş, Güney Suriye’de

kendilerine yeni üsler aramaya başlamışlardı. Hatta Behram bir süre aşırı gizlilik içinde kılıktan kılığa girerek şehir şehir dolaşmıştı22

. Bâtınîler bu süre zarfında

Suriye civarındaki suikastlerine yine devam ederek 519/1125 yılında kadı

Ebu’l-Fazl b. el-Haşşâb’ı öldürmüşlerdir23

. Behram’ın faaliyetleriyle öldürülen

şahsiyetlerden birisi de Musul hâkimi Kasîmüddevle Aksungur el-Porsukî’dir.

Aksungur el-Porsukî 8 Zilkâde 520/25 Kasım 1126 Cuma günü halkla beraber

Cuma namazını kılmak üzere camiye gitmişti. Burada yine dervişler gibi

kimsenin kuşkusunu çekmeden bir köşede namaz kılan yaklaşık on kadar

Suriyeli Bâtınî’nin birdenbire üzerine saldırmasıyla hançerle yaralanmış ve

onlarla tüm gayretiyle mücadele etmesine rağmen kurtarılamamıştır24

.

İbnü’l-Kalanisî’ye göre emîr muhafızlarına çok güvenmekteydi. Ne bir

kılıcın ne de bir bıçağın delebileceği örme bir zırh giyerdi. Etrafı tepeden

tırnağa silahlı adamlarla çevriliydi25

. Rivayete göre öldürülmeden önceki gece

rüyasında birkaç köpeğin kendisine saldırdığını ve bunların birini öldürdüğünü

fakat geri kalan köpeklerin de kendisinden intikam aldığını görmüştü. Rüyasını adamlarına anlatınca birkaç gün dışarı çıkmamasını tavsiye etmişler; fakat o:

Ben hiç bir şey için Cuma’yı terk etmem” demiştir26

Bündarî, Aksungur el-Porsukî’nin öldürülmesinde Irak Selçuklu veziri ve

Bâtınîlerle sürekli işbirliği halinde olan Ebû’l-Kasım Dergüzînî’nin sorumlu

olduğunu belirtmiştir. Buna göre Dergüzînî, Bâtınîlere düşmanlık besleyen

Aksungur’u azletmek için sultan nezdinde elinden gelen hileleri yapmaya

çalışmış; fakat muvaffak olamayınca Bâtınî kardeşlerinden yardım istemişti.

Ayarladığı Bâtınîler de derviş kılığıyla gittikleri camide Aksungur’u katletmiş-

lerdi27

. Kaynakların aktardığına göre Aksungur’a saldıran Bâtınîler hemen

öldürüldü; ancak Bâtınîlerden Azaz’a bağlı Kefernâsıhlı bir genç kaçarak

kurtuldu. Bu gencin yaşlı bir annesi vardı. Aksungur’un ve ona saldıranların

öldürüldüğünü duyunca oğlunun şehit düştüğünü düşünerek gurur duymuş, çok

sevinerek en güzel elbiselerini giyip süslenmişti. Birkaç gün sonra oğlunun sağ

salim kendisine geldiğine görünce üzüntüsünden ne yapacağını şaşırmış,

saçlarını yolup yüzüne kınalar yakmıştı28

1126 yılından itibaren Behram, kendisinden taraf olanların giderek

artması ile faaliyetlerini açıktan açığa yapmaya başladı. Artukoğlu İlgazi ile iyi

ilişkiler kurmaya başladı. İlgazi, Behram ve diğer Bâtınîlerle, kendisine karşı

hücuma geçeceklerinden korktuğu için işbirliği yapmaktan çekinmedi ve bir

tavsiye mektubu hazırlayarak Dımaşk hâkimi Atabeg Tuğtekin’e Behram’ı

yanına almasını önerdi. Bu tavsiye mektubu sayesinde Tuğtekin tarafından

saygıyla karşılanan Behram, Dımaşk’ta açıkça propaganda yapmaya, durumunu

giderek kuvvetlendirmeye başladı29

. İbnü’l-Esîr’e göre: “Eğer Dımaşk ahalisi-

nin tümü Ehl-i Sünnet’e mensup olmasaydı ve kabul ve davet ettiği hususlarda

ona karşı bir tavır takınmasaydı hiç şüphesiz Behram Dımaşk’a hâkim

olurdu”30

Behram bir süre sonra Dımaşk halkından tepki görmeye başlayınca

Tuğtekin’den, adamlarıyla birlikte sığınabileceği bir kale istedi. Tuğtekin’in

veziri Mazdekanî de Bâtınî olmadığı halde Behram’ı desteklemekteydi ve özellikle onun ısrarları sonucu Tuğtekin, Banyas Kalesi’ni Behram’a Zilkade

520/Aralık 1126’da teslim etti. Kalenin yanı sıra Dımaşk’ta ayrıca propaganda

evi olarak kullanacakları bir binaya da sahip oldular. Behram, Banyas Kalesi’ne

girince kaleyi yeniden inşa ettirmiş, istihkâmlarını kuvvetlendirmişti. Her

taraftan kaleye akın eden Bâtınîler burada dehşet saçmaya başlamışlardı31

Behram, Banyas’ın kuzeyindeki Hasbiye bölgesindeki Vâdi’t-Teym’i

davalarını yaymak için oldukça uygun bir yer olarak görüyordu. Buradaki yerel

emîrlerden Barak b. Cendel’in ölümünden sorumlu tutulan Behram 522/1128’de

bölgeye bir sefer tertip etti. Ancak kardeşinin öcünü almak isteyen Dehhak b.

Cendel oldukça çetin bir mücadele vererek Bâtınîleri yendi ve Behram bu savaş

esnasında öldürüldü. Hem Behram’ın hem de Tuğtekin’in aynı sene ölümleri

Bâtınîlerin işini zorlaştırmış oldu32

. Behram’ın yerine İsmâilîlerin liderliğine

İsmail el-Acemî; Tuğtekin’in yerine de Tâcü’l-Mülk Böri geçti. Vezir Mazdeka-

nî yine konumunu koruyarak Bâtınîlere yardım etmiş; ancak Tâcü’l-Mülk Böri

onlara destek vermeyerek şehirden çıkartmak için uygun bir fırsatı kollamaya

başlamıştı. Bu esnada giderek güçlenen Mazdekanî’nin Dımaşk’ı Haçlılara

teslim edip karşılığında Sur şehrini alacağı haberi Tâcü’l-Mülk Böri’ye ulaşınca

hiç vakit kaybetmeyerek iç kalede yaptığı toplantıda huzuruna çıkan veziri

öldürterek Dımaşk’ta 15 Ramazan 523/1 Eylül 1129 günü büyük bir Bâtınî

katliamı başlattı. Halk gördüğü her yerde ellerine geçirdikleri silah ve araçlarla

yaklaşık altı bin Bâtınî’yi öldürdü. Zor durumda kalan İsmail el-Acemî de

Haçlılara haber göndererek Banyas Kalesi’ni onlara teslim etti33

. Yaşanan bu olaylar üzerine Tâcü’l-Mülk Böri, Bâtınîlerin intikam almak

için harekete geçecekleri korkusuyla tedbirler almış, korumasız ve zırhsız hiçbir

yere gitmez olmuştu. Buna rağmen Alamut’tan gönderilen iki İranlı fedâî, Türk

askerler olarak Dımaşk kuvvetleri arasına katılmış, bir süre bekleyerek Böri’nin

muhafız birliği içine girmeyi de başararak 5 Cemâziyelâhir 525/5 Mayıs 1131

tarihinde hamamda etrafında kimse yokken Böri’yi hançerle yaralamışlardı.

Bâtınîler orada derhal öldürülmüşlerse de Böri, 21 Recep 526/7 Haziran 1132

günü aldığı yaranın etkisiyle vefat etmiştir34

Suriye’de Sultan Sencer döneminde Bâtınîler ayrıca Cebelü’s-Summak’ın

güneybatısında yer alan Franklar ve Müslümanların çoğunlukta bulunduğu

Cebel-i Bahrâ bölgesinde de yeni kaleler zapt etmeye çalışmışlardır. Bu

kalelerden biri Kadmüs idi. Kaleyi, 1132-1133’te kale hâkimi İbn Amrûn’dan

satın alan Bâtınîler, Franklar ve Müslümanlar ile komşu olmak istemeyip

onlarla savaşmışlardır. Bu durum da Büyük Selçuklular ile olan mücadelelerin

azalmasına yol açmıştır35

. Hama şehrinin doğusu ile Banyas arasında kalan

Masyaf Kalesi de Bâtınîler tarafından zapt edilmiştir. Kale, 1140-1141’de,

1127-1128’de kaleyi satın almış olan Benû Münkız’ın başına geçirmiş olduğu

Sungur adlı valinin yönetimindeydi. Bâtınîler ona hile yapıp aldatarak kaleye

çıkmışlar sonra da öldürerek Suriye’deki en önemli üslerinden biri olacak

Masyaf’a hâkim olmuşlardı36

. Kehf, Hâvâbî, Rusâfe, Menîka, Kuley’a, Bâtınîle-

rin Suriye civarında zapt ettiği diğer kalelerdi37

Sultan Sencer döneminin sonlarında da Şeyhü’l-Cebel olarak bilinen

İsmâîlî dâîsi Râşidüddin Sinan ile birlikte Suriye’deki İsmâîlilerin tarihinde Haçlılarla ve Salâhaddin Eyyübî ile çetin mücadelelere girecekleri yeni bir sayfa başlamış oldu38

  1. Hârizmşâh Atsız b. Muhammed’in Sultan Sencer’e Karşı Bâtınîlerle

İşbirliği

Sultan Sencer daha melikliği sırasında Hârizm39 bölgesine hâkim

olmuştu. Sultanlık döneminde ise Hârizm valisi Kutbüddin Muhammed’in oğlu

olan Hârizmşâh Atsız’ın Selçuklulara karşı bağımsızlığını kazanmak üzere

harekete geçmesiyle Atsız ile Sencer arasında hâkimiyet mücadelesi yaşanmaya

başlamıştı. Sultan Sencer’in II. Hârizm seferi sonrasında Atsız, Sencer’e bağlı

kalacağına söz vermişse de Sencer onun her an bir itaatsizlik yapıp isyan

edeceğini düşünmekteydi.

Sultan Sencer Atsız’ı doğru yola sevkettirme amacıyla devrin tanınmış

şairlerinden Edib Sâbir’i elçi olarak Hârizm’e gönderdi. Bundan dolayı Edib Sâbir

bir süre Hârizm’de kaldı. Hârizmşâh Atsız, Edib Sâbir’i yanında alıkoyup

ikazlarını dinler gibi görünürken gizlice bir suikast tertip ederek Sultan Sencer’i

ortadan kaldırmayı planlıyordu. Bu amaçla Hârizm’de bulunan iki Bâtınî ile para

karşılığı anlaşmış, onları sultanı ansızın yok etmek ve yaşamına son vermek

amacıyla göndermişti. Bu durum Bâtınîlerin kendi gaye ve maksatları dışında

siyaset adamları tarafından, siyasî amaçlar uğruna nasıl kullanıldıklarını da

göstermektedir40

. Bunu öğrenen Edib Sâbir, iki fedâînin şekillerini ve sahip

oldukları özellikleri tasvir eden bir mektubu ihtiyar bir kadının ayakkabısı içinde

Merv’de bulunan Sultan Sencer’e ulaştırdı. Mektup Sultan Sencer’e ulaşınca

Sultan, bu ikisinin izinin sürdürülüp bulunmalarını emretti. Tarif edilen eşkâl

üzerine kenar mahallelerden bir meyhanede yakalanan Bâtınîler derhal

öldürüldüler. Planlarının Edib Sâbir’in gayretleri sonucu boşa gittiğini öğrenen

Hârizmşâh Atsız ise Edib Sâbir’i derhal yakalattı. Ardından da Ceyhun Nehri’ne attırarak boğdurmak suretiyle intikamını almış oldu41

. Yaşanan olaylar üzerine de Sultan, Hârizm bölgesine daha sonra tekrar sefer düzenledi.

  1. Bâtınîlerin Selçuklulara Karşı Hücumları

Rebîülâhir 549/Haziran-Temmuz 1154 tarihinde Kûhistan’daki

Bâtınîlerden sayıları piyade ve süvari yedi bin kişiyi bulan büyük bir grup

toplandı. Selçuklu askerlerinin Oğuzlarla meşgul olmasını fırsat bilen grup

Horasan üzerine yürüdü ve Havâf’a bağlı beldelere doğru harekete geçti. Emîr

Ferruhşâh b. Mahmûd el-Kâşânî, maiyyeti ve adamlarından müteşekkil bir

toplulukla Bâtınîlerin karşısına çıktı; fakat onlarla baş edemeyeceğini anlayarak

Emîr Muhammed b. Üner’den askerleriyle ve sözünün geçtiği emirlerle birlikte

Bâtınîlere karşı savaşmak için harekete geçmesini istedi. Emîr Muhammed b.

Üner çok sayıda emîr ve askerlerle harekete geçti ve Ferruhşâh’ın da

birlikleriyle birleşerek hep beraber Bâtınîlere saldırdılar. Uzun süren mücadele-

yi Selçukluların kazanmasıyla reisleriyle birlikte çok sayıda Bâtınî öldürüldü,

bazıları da esir alındı42

Şevval 551/Mayıs-Haziran 1156 tarihinde de Bâtınîler Horasan’daki

Tabes şehrine yürüyerek orada olaylar çıkardılar. Sultan’ın devlet erkânından

birçok kişiyi esir alarak, mallarını ve hayvanlarını yağmaladılar, halktan

bazılarını da öldürdüler43

. 552/1157 yılında ise Bâtınîler Horasan hacılarına

hücum ederek onlardan zâhid, âlim hiç kimseyi hayatta bırakmadılar44

. 6. Sultan Sencer Döneminde Bâtınîler Tarafından Öldürülen

Tanınmış Şahsiyetler

Suriye’de öldürülmüş olan Ebu’l-Fazl b. el-Haşşâb, Aksungur el-Porsukî,

Tâcü’l-Mülk Böri dışında Bâtınîler tarafından Sultan Sencer döneminde

katledilen diğer tarihî şahsiyetlerden bazıları şöyledir: 1121 yılında Fâtımî

ordusunun başkumandanı Efdal b. Bedrü’l-Cemâlî, Nizâr’ı sıkıştırması, Ehl-i

Sünnet itikadına muhalefet etmekten vazgeçmesi ve onlara muhalefet edilmesini

yasaklaması gibi sebeplerle Halebli üç Bâtınî tarafından öldürüldü45

Irak Selçuklu Sultanı Mahmûd’un veziri Kemâlü’l-Mülk Ebû Tâlib es-

Sümeyremî Safer 516 sonu/Mayıs 1122’de Hemedan’a gitmek üzere Sultan’la

beraber yola çıkmıştı. Dar bir geçitten geçtiği ve bu sebeple adamlarının önden

gittiği bir sırada kendisine saldıran Bâtınî’nin hançeri atına saplandı ve Bâtınî

hızla oradan uzaklaştı. Bunu gören adamlarının da onu yakalamak için peşinden

gittikleri sırada ortaya çıkan bir diğer Bâtınî tarafından vezir öldürüldü46

519/1125-1126’da Halife’nin mektubunu Sultan Sencer’e iletmek için

Horasan’a giden Kadı Ebû Sa’d Muhammed b. Nasr b. Mansûr el-Herevî dönüş

yolunda Bâtınîler tarafından öldürüldü47

Sultan Sencer’in Bâtınîlere karşı mücadele veren veziri Kâşânî, 29 Safer

521/16 Mart 1127 yılında seyis kılığına girmiş iki Bâtınî’nin maiyetine sızması

ve Nevruz vesilesiyle Sultan’a göndereceği iki Arap atını seçmek üzere onları yanına çağırmasıyla bekledikleri fırsata kavuşan Bâtınîlerin hançerlerini saplaması neticesinde öldürüldü48

523/1128-1129’da Şafiî reisi Abdüllâtif b. el-Hucendî Bâtınîlerin saldırısı

sonucu öldürüldü49

Irak Selçuklu Sultanı Mesud’un Atabegi Aksungur el-Ahmedîlî de

Hemedan’ın dışında bulunan Karategin çayırında kendisine hücum eden

Bâtınîler tarafından 527/1132-1133 yılında öldürülmüştür50.

Abbasî Halifesi Müsterşid Billâh da Bâtınîler tarafından öldürülen

şahsiyetlerdendir. Irak Selçuklularının yeni sultanı olan Mesud’u Abbasî

Halifesi Müsterşid Billâh tanımamış, adına hutbe okutmaktan vazgeçmişti.

Mesud ile Halife arasındaki anlaşmazlık Hemedan civarında karşı karşıya

gelmeleriyle bir savaşa dönüşmüş, halifenin ordusundan bazı emîrlerin ayrılarak

diğer tarafa katılmasıyla güç kaybeden Müsterşid Billâh yenilmişti. Cüveynî’nin

aktardıklarına göre, Sultan Mesud durumu amcası Sencer’e bildirmek üzere

haberci göndermiş; fakat tesadüfen deprem olup, yıldırımlar düşünce herkes bu

doğa olaylarını Halife’ye karşı yapılan kötü muameleye yüklemişti. Bunun

üzerine Sultan Sencer elçisiyle birlikte bir mektup göndererek: “Mesud, bu

fermanı alır almaz müminlerinin emîrinin yanına gitsin, onun bütün insanların

sığınağı olan eşiğini toprağını öpsün, yaptıklarına karşılık özür dilesin, bilsin ki

bu şekilde yıldırımlar düşmesine ve şiddetli rüzgârların esmesine şimdiye kadar

kimse şahit olmadı. Bu afetleri Halife’ye yapılmış kötülüğün cezası olarak

görüyorum…” demişti. Sultan Mesud fermana uyarak Müsterşid Billâh’ın kalması için bir çadır hazırlattı51

. Halife’nin bir daha asker toplamaması, para

ödemesi, sarayından çıkmaması gibi hususlarda aralarında sürekli elçiler gelip

gidiyordu. 17 Zilkade 529/29 Ağustos 1135 tarihinde Sultan Sencer’in elçisi

sıfatıyla Emîr Kuran Han, Halife’yle görüşmek üzere geldiği sırada Müsterşid

Billâh’ı koruyan muhafızlardan biri elçiyi karşılamak için yanından ayrılmıştı.

Bunu fırsat bilen Bâtınîler, Halife’ye saldırarak onu öldürmüşlerdir. Yirmiden

fazla yerinden yaralayarak burnunu ve kulaklarını kesmiş çırılçıplak bir halde

ortada bırakmışlardır52

Halife Müsterşid Billâh’tan kısa süre sonra yerine geçen oğlu er-Râşid

Billâh’da Sultan Mesud’la uzun süre mücadele etmiş; ayrıca Bâtınîlerden

babasının öcünü almaya çalışmıştı. İsfahan’a gittiği bir sırada 25 Ramazan

532/6 Haziran 1138’de rivayetlere göre Bâtınîler tarafından öldürüldü.

Hizmetinde çalışan bir grup Horasanlı Bâtınî, er-Râşid Billâh’ı öğle uykusuna

hazırlanırken öldürmüşlerdi53

. 534/1139-1140’da Sultan Sencer’in yakın adamlarından olan Cevher,

Bâtınîlerce öldürüldü. Cevher, Sultan’ın annesinin kölesiydi. Annesi ölünce

Sencer’in hizmetine girmiş ve giderek yükselmişti. Askerlerinin sayısı otuz

binlere ulaşmış, Sultan tarafından Rey şehrinde görevlendirilmişti. Bâtınîlerden

bir grup, kadın kılığına girerek ondan yardım isteme bahanesiyle yanına

yaklaşarak öldürmüşlerdi54

. Bir başka rivayete göre Sultan Sencer, Cevher’in

nüfûzunun bu şekilde artmasından rahatsız olarak onu ortadan kaldırmaları için

Bâtınîlerle anlaşmıştı. Cevher de bu durumun farkındaydı. Hatta bir gün Sultan

Sencer, ağzını arayarak ona: “Ey Cevher, bu mel’ûnların sana bir zarar

vermesinden korkuyorum, onlardan sakın” demiş ve Cevher de cevap olarak:

Eğer beni kendinden emin edersen hiç kimseden korkmam, bunların gailesini

defetmek hususunda kimseden yardım istemem” cevabını vermişti. Bir süre

sonra Sencer’in sarayının dehlizinde Bâtınîlerden bir cemaat üzerine atlayarak

onu öldürmüş, harem tarafında bulunan feryatları duyan Sultan Sencer de bu

işten haberi olduğunu belli edercesine “Cevher katlolundu” demişti55

Cevher’e bağlı adamlarından Rey valisi Abbas, efendisinin Bâtınîlerin

tuzağı sonucunda öldürüldüğünü duyunca onlara savaş açmış, Bâtınîlerden pek

çoğunu öldürmüş, ülkelerini harap etmişti56

 

Rebîülevvel 538/Eylül-Ekim 1143’de ise Sultan Mesud’un kızı ile evli

olan ve Tebriz’de yaşayan Irak Selçuklu Meliki Davud b. Sultan Mahmûd,

Suriye’den gönderilen Bâtınîler tarafından öldürüldü57

. Mâzenderân hâkiminin oğlu Girdbazu da 537/1142’de Bâtınîler tarafın-

dan öldürüldü. Oğlunu kaybeden babası Şah Gazi ise bu olaydan sonra onlara

düşman olmuş ve gördüğü her Bâtınî’yi öldürtmüştür58

.

Sonuç

Sonuç olarak Sultan Sencer döneminde Bâtınîler, Selçuklu ülkesine

verdikleri zararları şiddetli bir biçimde arttırmışlar, pek çok değerli devlet

adamının da ölümüne sebep olmuşlardır. Sultan Sencer, saltanatının başında

Bâtınîlerle mücadelede zayıf kalmışsa da sonradan onun öncülüğünde Selçuklu

emîrleri bu tehlikeyi Selçuklu ülkesinden atabilmek için gayret göstermişlerdir.

Bu dönemde Sultan Sencer’in hususi odasına kadar girebilmiş olmaları onların

gücünü görebilmemiz açısından oldukça önemlidir. Sultanın vezirinin hatta

kaynakların belirttiğine göre Abbasî halifelerinin dahi Bâtınîler tarafından

öldürülmüş olması ise onlara karşı alınan önlemlerin fayda etmediğini de

göstermektedir.

 

Dipnotlar:

∗ Bu çalışma, 2008 yılında İstanbul Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü Tarih Bölümü

Ortaçağ Tarihi Anabilim Dalı’nda Prof. Dr. Abdülkerim Özaydın’ın danışmanlığında

tamamlamış olduğum Büyük Selçuklular Döneminde Bâtınîler ile Yapılan Mücadeleler

başlıklı yüksek lisans tezi esas alınarak hazırlanmıştır.

** Kırklareli Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Okutmanı;

[email protected].

1 Avni İlhan, “Bâtıniyye”, DİA, V, 190-191; Ahmed Ateş, “Bâtıniye”, İA, II, 339.

2 Bernard Lewis, Haşîşîler: İslâm’da Radikal Bir Tarikat, çev. Kemal Sarısözen, Kapı

Yayınları, İstanbul 2004, s. 85-86; Mehmet Altay Köymen, Büyük Selçuklu İmparatorluğu:

İkinci İmparatorluk Devri, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 1991, V, 155; Farhad

Daftary, İsmaililer: Tarihleri ve Öğretileri, çev. Erdal Toprak, Doruk Yay., İstanbul 2005, s.511.

3 Ebüzziyâ Mehmed Tevfik, Hasan bin Sabbâh, Matbaa-i Ebüzziyâ, İstanbul 1300, s. 24-25.

4 Köymen, a.g.e., V, 155.

5 Hasan İ. Hasan, Siyasi-Dini-Kültürel-Sosyal İslâm Tarihi, çev.İsmail Yiğit, Kayıhan Yay.,

İstanbul 1992, V, 336.

6 Cüveynî, Tarih-i Cihan Güşa, çev. Mürsel Öztürk, T.C. Kültür Bakanlığı Yay., Ankara

1998, s. 546; Hamdullah Müstevfî-i Kazvînî, Târîh-i Güzîde, yay. Abdülhüseyin Nevaî,

Tahran 1364, s. 520; E. Tevfik, a.g.e., s. 25-26; M. Şerefeddin, “Fâtımîler ve Hasan Sabbâh”, DİFM, I/2 (İstanbul 1926), 34; N. Çağatay-İ .A. Çubukçu, İslâm Mezhepleri Tarihi, AÜİF Yay., Ankara 1965, I, 74.

7 Cüveynî, a.g.e., s. 547. Krş. M. Hodgson, The Order of Assassins, Mouton & Co Publishers,

Netherlands 1955, s. 101; Lewis, a.g.e, s. 86-87.

8 G. M. Kurpalidis, Büyük Selçuklu Devleti’nin İdari, Sosyal ve Ekonomik Tarihi, çev. İlyas

Kamalov, Ötüken Yay., İstanbul 2007, s. 517; Köymen, a.g.e.,V, 226-228; Sultan Sencer ile

Halife Müsterşid Billâh arasında yazılmış bu mektuplar için ayrıca bkz. Müntecebüddin

Bedî, Kitab-ı Atebetü’l-ketebe: Mecmûa-i Mürâselât-ı Dîvân-ı Sultan Sencer, yay.

Muhammed Kazvinî-Abbas İkbal, Tahran 1329 ş., s. 156-167; Abbas İkbal, Vezâret der

ahd-i Selâtîn-i Buzurg-i Selcukî, Tahran 1338 ş., s. 302-318.

9 Köymen, a.g.e., V, 226. 0 İbnü’l-Esîr, el-Kâmil fi’t-târih, çev. Abdülkerim Özaydın, Bahar Yay., İstanbul 1987, X,

493; Cüveynî , a.g.e., s. 547; Kazvînî, a.g.e., s. 520-521; M. Şerefeddin, a.g.m., s. 34; E.

Tevfik, a.g.e., s. 34-35; Lewis, a.g.e, s. 90; Çağatay-Çubukçu, a.g.e., I, 74; Abdülkerim

Özaydın, “Hasan Sabbâh”, DİA, XVI, 349.

11 İbnü’l-Esîr, a.g.e., X, 494; İbn Kesîr, el-Bidâye ve’n-nihâye, çev. Mehmet Keskin, Büyük

İslâm Tarihi, Çağrı Yay., İstanbul 1995, XII, 363. Krş. Hodgson, a.g.e., s. 101.

12 İbnü’l-Esîr, a.g.e., X, 499; Beyhakî, Târîh-i Beyhak, yay. A. Behmenyâr, Tahran 1982, s.

271-275; Köymen, a.g.e., V, 152; aynı yazar, Selçuklu Devri Türk Tarihi, TTK., Ankara

2004, s. 214; Lewis, a.g.e., s. 95; Sergey Grigoreviç Agacanov, Selçuklular, çev. Ekber N.

Necef-Ahmet R. Annaberdiyev, Ötüken Yay., İstanbul 2006, s. 288. 13 İbnü’l-Esîr, a.g.e., X, 499-500; Köymen, Selçuklu Devri Türk Tarihi, s. 214; Hodgson, a.g.e., s. 101-102.

14 Hodgson, a.g.e., s. 102; Lewis, a.g.e., s. 96; Daftary, a.g.e., s. 520; Kale hakkında ayrıntılı

bilgi için bkz. P. Willey, Eagle’s Nest: Ismaili Castles in Iran and Syria, The Institute of

Ismaili Studies Series, I. B. Tauris Publishers, London 2005, s. 114-120.

15 Vezir Kâşânî’nin öldürülmesi ayrıntılı olarak çalışmamızın “Sultan Sencer döneminde

Bâtınîler tarafından öldürülen tanınmış şahsiyetler” başlığında yer almaktadır.

16 İbnü’l-Esîr, a.g.e., X, 512; İbn Kesîr, a.g.e., XII, 370; Müneccimbaşı, Câmiu’d-Düvel:

Selçuklular Tarihi: Horasan, Irak, Kirman ve Suriye Selçukluları, yay. Ali Öngül, Akademi

Kitabevi, İzmir 2000, I, 117; Osman Turan, Selçuklular Tarihi ve Türk İslam Medeniyeti,

Ötüken Yay., İstanbul 2005, s. 319.

17 Daftary, a.g.e., s. 520. 18 İbnü’l-Esîr, a.g.e., XI, 27.

19 Cüveynî, a.g.e., s. 549-550; Hodgson, a.g.e., s. 143; Daftary, a.g.e., s. 534-535.

20 İbnü’l-Esîr, a.g.e., XI, 139.

21 İbnü’l-Adîm, Zübdetü’l-Haleb min târihi Haleb, çev. Ali Sevim, “İbnü’l-Adîm’in

Zübdetü’l-Haleb min târihi Haleb Adlı Eserindeki Selçuklularla İlgili Bilgiler”, Makaleler,

Berikan Yayınları, Ankara 2005, II, 730; Lewis, a.g.e., s. 150; Abdülkerim Özaydın,

“Selçuklular Zamanında Suriye’deki Bâtınî Faaliyetleri”, Türklük Araştırmaları Dergisi,

sayı 12 (İstanbul 2002), s. 204. 22 İbnü’l-Kalânisî, Zeylü Târîhi Dımaşk, yay. H. F. Amedroz, Beyrut 1908. s. 215; Lewis,

a.g.e., s. 150; S. Runciman, Haçlı Seferleri Tarihi: Kudüs Krallığı ve Frank Doğu (1100-

11187), çev. Fikret Işıltan, TTK, Ankara 1992, II, 147; Özaydın, a.g.m., s. 204-205.

23 Azîmî, Târîhu’l-Azîmî, yay. ve çev. Ali Sevim, TTK., Ankara 1988, s. 49; Özaydın, a.g.m.,

  1. 205; Daftary, a.g.e., s. 523.

24 İbnü’l-Kalânisî, a.g.e., s. 234-235; Azîmî, a.g.e., s. 50; İbnü’l-Esîr, a.g.e., X, 501; İbnü’l-

Adîm, Buğyetü’t-taleb fî târîhi Haleb: Selçuklularla İlgili Hal Tercümeleri, çev. Ali

Sevim, TTK, Ankara 1976, s. 84; aynı yazar, Zübde, Makaleler, II, 773; İbn Kesîr, a.g.e.,

XII, 365; Zehebî, Siyeru a‘lâmi’n-nübelâ, yay. Şuayb el-Arnaût-M.Nuaym el-Arkasûsî,

Beyrut 1985, XIX, 510; İbnü’l-İbrî, Abû’l-Farac Tarihi, çev. Ömer Rıza Doğrul, TTK,

Ankara 1999, II, 360; İbnü’l Cevzî, (el-Muntazam fî târîhi’l-mülûk ve’l-ümem, Haydarabad

1359, IX, 254)’de Aksungur’un ölümünü 519 yılında geçen hadiseler arasında zikretmiştir

Urfalı Mateos (Urfalı Mateos Vekayi-Nâmesi (952-1136) ve Papaz Grigor’un Zeyli (1136-

1162), çev. Hrant D. Andreasyan, TTK, Ankara 1987, s. 284)’a göre de Aksungur’u “hacı”

diye anılan kimseler ziyaretçi kılığında gelerek evinde bıçakla öldürmüşlerdir. Bündârî,

Zübdetü’n-Nusra ve nuhbetü’l-‘usra, çev. Kıvameddin Burslan, Irak ve Horasan Selçuklu-

ları Tarihi, TTK, Ankara 1999, s. 138, n. 1; Dozy, Târîh-i İslâmiyyet, haz. Vedat Atilla,

İslâm Tarihi, Gri Yay., İstanbul 2006, s. 253; Lewis, a.g.e., s. 150-151; Runciman, a.g.e., II,

144; Coşkun Alptekin, “Aksungur el-Porsukî”, DİA, II, 297; Daftary, a.g.e., s. 524; Ahmet

Ocak, Selçukluların Dinî Siyaseti, Tarih ve Tabiat Vakfı Yay., İstanbul 2002, s. 231; Aydın

Usta, Müslüman-Haçlı Siyasî İttifakları: Çıkarların Gölgesinde Haçlı Seferleri, Yeditepe

Yayınları, İstanbul 2008, s. 123.

25 İbnü’l-Kalânisî, a.g.e., s. 234-235.

26 İbnü’l-Esîr, a.g.e., X, 501; İbnü’l-Adîm, Zübde, Makaleler, II, 773.

27 Bündârî, a.g.e., s. 137.

28 İbnü’l-Adîm, Zübde, Makaleler, II, 773; Dozy, a.g.e., s. 253.

29 İbnü’l-Esîr, a.g.e.,X, 500; Daftary, a.g.e., s. 524; Runciman, a.g.e., II, 147.

30 İbnü’l-Esîr, a.g.e., X, 500. 31 İbnü’l-Kalânisî, a.g.e., s. 215; Azîmî, a.g.e., s. 49; İbnü’l-Esîr, a.g.e., X, 500; Daftary, a.g.e.,

  1. 524; Coşkun Alptekin, Dımaşk Atabegliği: Tog Teginliler, Marmara Üniversitesi Fen-

Edb. Fak. Yayınları, İstanbul 1985, s. 79-80; Aydın Usta, (“Müslüman-Haçlı Mücadelelerin-

de Haşîşîler”, Tarih Dergisi, sayı 44 (2008), s. 12) Bâtınîlerin, Banyas Kalesi’nin

kendilerine verilmesi karşılığında 1126 yılı içinde Havran civarına akın yapan Kudüs

Haçlılarına karşı harekete geçen Tuğtekin’in ordusunda bir birlik ile yer aldıklarını belirtir.

32 İbnü’l-Kalânisî, a.g.e., s. 221-222; Azîmî, a.g.e., s. 52; İbnü’l-Esîr, a.g.e., X, 518; Özaydın,

a.g.m., s. 205-206; Alptekin, a.g.e., s. 80; Daftary, a.g.e., s. 525.

33 İbnü’l-Kalânisî, a.g.e., s. 224-226; Azîmî, a.g.e., s. 52-53; İbnü’l-Esîr, a.g.e., X, 519; İbn

Kesîr, a.g.e., XII, 373; Süryanî Mihael, (Süryani Patrik Mihail’in Vakayinamesi (1042-

1195), çev. Hrant D. Andreasyan, TTK’da bulunan yayımlanmamış nüsha, 1944, II,

106-107) Vezirin öldürülmesine hiddetlenen Bâtınîlerin bir arada toplanarak kılıçlarını

çelmeye, insanları öldürmeye, tahribat yapmaya başladıklarını şehrin ileri gelenleri ve halkın

bu durum üzerine onlara karşı birleştiklerini belirtmiştir. Özaydın, a.g.m., s. 206; Daftary,

a.g.e., s. 525-526; Alptekin, a.g.e., s. 97. 34 İbnü’l-Kalânisî, a.g.e., s. 230-233; Azîmî, a.g.e., s. 55; İbnü’l-Esîr, a.g.e., X, 529,536;

Süryanî Mihael, a.g.e., II, 107; Alptekin, a.g.e., s. 97-98; Özaydın, a.g.m., s. 207; Usta,a.g.e., s. 156.

35 İbnü’l-Esîr, a.g.e., XI, 19; İbn Kesîr, a.g.e., XII, 380; Lewis, a.g.e., s. 155-156; Daftary,

a.g.e., s. 527; Willey, a.g.e., s. 228-229.

36 İbnü’l-Esîr, a.g.e., XI, 78; Lewis, a.g.e., s. 156; Daftary, a.g.e., s. 530; Willey, a.g.e., s. 220-221.

37 Lewis, a.g.e., s. 156; P. K. Hitti, Siyasi ve Kültürel İslâm Tarihi, çev. Salih Tuğ, Boğaziçi

Yay., İstanbul 1980, II, 691; Özaydın, a.g.m., s. 207; Usta, a.g.m., s. 14; Daftary, (a.g.e., s.

527) Kehf Kalesi’nin Nizârîlerce satın alındığını belirtir. 38 Râşidüddin Sinân hakkında bilgi için bkz. M. Şerefeddin, “Karâmita ve Sinân Râşide’d-

Dîn”, DİFM, II/7 (İstanbul 1928), 26-80; W. Ivanow, “Râşidüddin Sinan”, İA, IX, 635-636;

Farhad Daftary, “Râşidüddin Sinân el-İsmâilî”, DİA, XXXIV, 467-468; Lewis, a.g.e., s. 157-170.

39 Aral Gölü’nün güneyinde uzanan topraklara ve XIII. yüzyıla kadar bu bölgede yaşayan

halka verilen ad. Ayrıntılı bilgi için bkz. Abdülkerim Özaydın, “Hârizm”, DİA, XVI, 217-220.

40 Köymen, a.g.e., V, 346. 41 İbrahim Kafesoğlu, Harezmşahlar Devleti Tarihi (485-618/1092-1221), TTK, Ankara 2000,

  1. 58; Köymen, a.g.e., V, 346; V. V. Barthold, Moğol İstilasına Kadar Türkistan, haz. Hakkı

Dursun Yıldız, TTK, Ankara 1990, s. 350, Zehîbullâh-i Safâ, İran Edebiyatı Tarihi, (Târîh-i

Edebiyât der Îrân’ın I-II. Cilt özeti), çev. Hasan Almaz, Nüsha Yay., Ankara 2002, I, 215.

42 İbnü’l-Esîr, a.g.e., XI, 170-171. İbnü’l-Esîr, Kûhistan’daki Bâtınîler’in kale ve hisarlarını

muhafaza ve müdafaa edecek kimsenin kalmadığını belirterek: “Eğer Horasan askerleri

Oğuzlarla meşgul olmasaydı hiç yorulup meşakkat çekmeden bu kaleleri ele geçirebilirler,

Müslümanları da onların şerrinden kurtarabilirdi” demiştir (a.g.e., XI, aynı yer).

43 İbnü’l-Esîr, a.g.e., XI, 184.

44 İbn Kesîr, a.g.e., XII, 431. 45 İbnü’l-Esîr, a.g.e., X, 466; Lewis, a.g.e., s. 154; Özaydın, a.g.m., s. 207.

46 İbnü’l-Esîr, a.g.e., X, 475; İbn Kesîr, a.g.e., XII, 359; Müneccimbaşı, a.g.e., I, 138;

İmadüddin ise vezirin dükkândan çıkan bir güruh tarafından bıçaklanıp yaralandığını, yaralı

olarak kaldırılan vezire doktorun baktığı sırada tavandan atlayan bir adamın sapladığı

bıçakla hayatını kaybettiğini zikretmiştir. Bündârî, a.g.e., s. 128-129.

47 Azîmî, a.g.e., s.48; İbnü’l-Esîr, a.g.e., X, 498; İbn Kesîr, a.g.e., XII, s. 365; Ocak, a.g.e., s.

232; Bündârî, (a.g.e., s. 137) Herevî’nin, Vezir Ebû’l-Kasım Dergüzînî’nin anlaştığı

Bâtınîler tarafından öldürüldüğünü şöyle açıklamıştır: “Dergüzînî vezir olduktan sonra Kadı

Ebû Sa’d Muhammed b. Nasr b. Mansûr el-Herevî’nin elçilikle Sultan Sencer’e gitmesi

takarrür etti. Göz kamaştırıcı baha ve kâmil cemal ile Horasan’a gitti. Bu hal Dergüzînî’ye

ağır geldi. Kalbi perişan oldu. Bu zat, buraya döndüğü gün, kendisinin perdesinin

yırtılacağını bildi. Zira Sultan Sencer nezdinde ahvalini gizlemişti. Biliyordu ki Herevî onu

hallaç pamuğu gibi didecekti. Bundan dolayı birkaç Bâtınî ile uyuşarak, Herevî

Horasan’dan döndükten sonra onu öldürmelerini kararlaştırdı.” 48 Azîmî, a.g.e., s. 51; İbnü’l-Esîr, a.g.e., X, 511; Bündârî, a.g.e., s. 242; Köymen, a.g.e., V,

154; Hodgson, a.g.e., p. 102; Lewis, a.g.e., s. 96-96; Daftary, a.g.e., s. 521; Bündârî ayrıca

yine bu olayın sorumlusunun Ebû’l-Kasım Dergüzînî olduğu belirtilmiştir. Dergüzînî,

vezirliğini istemeyen Kâşânî’yi ortadan kaldırmak için Bâtınîlerle anlaşmış Bâtınîler de

veziri öldürmek için seyis kılığında saraya gelmişlerdi bkz. a.g.e., s. 39.

49 Ravendî, Râhatü’s-Sudûr ve Ayetü’s-Sürûr: Gönüllerin Rahatı ve Sevinç Alâmeti, çev.

Ahmed Ateş, TTK, Ankara 1999, I, 155; İbnü’l-Esîr, a.g.e., X, 521.

50 Sadreddin Hüseynî, Ahbârü’d-Devleti’s-Selcukiyye, çev. Necati Lugal, TTK, Ankara 1999,

  1. 73; İbnü’l-Esîr, (a.g.e., X, 541) Aksungur el-Ahmedîlî’nin Sultan Mesud’un

görevlendirdiği kişiler tarafından da öldürülmüş olma ihtimalinden bahsetmiştir.

Müneccimbaşı, a.g.e., I, 148; İbnül Cevzî, el-Muntazam, X, 29; Bündârî, a.g.e., s. 158;

Ahmed b. Mahmûd, Selçuk-Nâme, haz. Erdoğan Merçil, Tercüman Yay., İstanbul 1977, II,

59; Faruk Sümer, “Aksungur el-Ahmedîlî”, DİA, II, 296-297; Abdülkerim Özaydın,

“Ahmedîlîler”, DİA, II, 168. 51 Cüveynî, a.g.e., s. 548-549; Reşîdüddin, Câmiu‘t-tevârîh, İng. çev. Kenneth Allin Luther,

Curzon 2001, s. 106.

52 Reşîdüddin, (a.g.e., s. 106) cinayeti işleyen kişi sayısını vermemişken; Cüveynî, (a.g.e., s.

549) bazı kişilerin Sencer’in bu cinayet emrini verdiklerini söylediğini ama bunun tamamen

bir iftira olduğunu belirterek Selçuklulara ve Sultan Sencer’e düşman olanların uydurması

olduğunu söyler; İbnü’l-Esîr, (a.g.e., XI, 35)’in bir rivayetine göre Bâtınîlerin hepsi

öldürülmüş bir diğer rivayetine göre ise on tanesi öldürülmüştü; İbnü’l-Kalânisî, (a.g.e., s.

249-250) ve İbnü’l-Cevzî (el-Muntazam, X, 48)’ye göre de 17 Bâtınî katılmış 7’si

öldürülmüş 10’u kaçmıştı. İbnü’l-İbrî (a.g.e., II, 369) Bâtınîlerin Sultan Sencer ile birlikte

geldiklerini ve on beş kişi olduklarını zikreder; Bündârî (a.g.e., s. 164) Sultan Sencer’in

gönderdiği Bâtınîler tarafından öldürüldüğünü söyler. Köymen, (a.g.e., V, 280-283)

Halife’nin öldürülme ihtimalleri hakkındaki farklı görüşleri sıralamıştır. Ayrıca bkz. Azîmî,

a.g.e., s. 59; Ravendî, a.g.e., I, 218; Müneccimbaşı, a.g.e., I, 155-156; Ahmed b. Mahmûd,

a.g.e., II, 61-62; Süryani Mihael, a.g.e., II, 108; Hasan, a.g.e., V, 78; İbn Kesîr, a.g.e., XII,

386; Lewis, a.g.e., s. 97-98; Daftary, a.g.e., s. 522; Ocak, a.g.e., s. 231; Osman G.

Özgüdenli, “Selçuklu-Hilâfet Münasebetlerinde Bir Dönüm Noktası: Halife el-Müsterşid’in

Katli Meselesi”, Tarih Dergisi, sayı 39 (2004), s. 2-3, 8; aynı yazar (a.g.m., s. 6-7) cinayeti

tertipleyen Bâtınîlerin sayısına ilişkin farklı müelliflerin görüşlerinden bahsetmiştir.

53 Reşîdü’d-Dîn Fazlullah, Cami’ü’t-Tevârih, Selçuklu Devleti, çev. Erkan Göksu-H. Hüseyin

Güneş, Selenge Yay., İstanbul 2010, s. 202, Müneccimbaşı, (a.g.e., I, 162), İbn Kesîr,

(a.g.e., XII, 393) ve İbnü’l-İbrî (a.g.e., II, 375) halifenin, hizmetinde bulunan Horasanlı bir

grup tarafından öldürüldüğünü zikretmişlerdir. Ravendî, (a.g.e., I, 220) halifeye bir müddet

hizmet etmiş bir Bâtınî tarafından öldürüldüğünü nakletmiştir. Köymen, (İkinci İmparator-

luk Devri, V, 305) ise halifenin Bâtınîler tarafından öldürülmüş olma ihtimalinin babasına

nazaran çok zayıf olduğunu zira Bağdad’dayken değil de Bağdad dışına çıktıkları an, arka arkaya iki halifenin de öldürülmesinin oldukça düşündürücü olduğunu söylemiştir.

Sadreddin Hüseynî, a.g.e., s. 76; Bündârî, a.g.e., s. 166; İbnü’l-Esîr, a.g.e., XI, 63; Cüveynî,

a.g.e., s. 549-550; Hasan, a.g.e., V, 78; Lewis, a.g.e., s. 100, Hodgson, a.g.e., s. 144;

Daftary, a.g.e., s. 536.

54 Azîmî, a.g.e., 64; Sadreddin Hüseynî, a.g.e., s. 79; İbnü’l Cevzî, el-Muntazam, X, 87;

İbnü’l-Esîr, a.g.e., XI, 75; Bündârî, a.g.e., s. 176; Ahmed b. Mahmûd, a.g.e., II, 66.

55 Bündârî, a.g.e., s. 245-246; Müneccimbaşı, a.g.e., I, 130.

56 Azîmî, a.g.e., s. 64; İbnü’l-Esîr, a.g.e., XI, 75; Müneccimbaşı, a.g.e., I, 171; Bündârî,

(a.g.e., s. 176), Sadreddin Hüseynî, (a.g.e., s. 79) ve Ahmed b. Mahmûd (a.g.e., II, 66) da

Abbas’ın efendisinin intikamı için o kadar çok Bâtınî’yi öldürdüğünü hatta kafataslarından

bir minare yaptırıp üzerinde bir müezzinin ezan okuduğunu zikretmiştir. Bu müelliflere göre

Abbas, Bâtınîlerden yüz binden fazlasını öldürmüştür.

57 Sadreddin Hüseynî, a.g.e., s. 79; Azîmî, a.g.e., s. 67; Kazvînî, a.g.e., s. 465; Ahmed b.

Mahmûd, a.g.e., II, 67; Daftary, a.g.e., s. 537; Bündârî (a.g.e., s. 178) ve Müneccimbaşı

(a.g.e., I, 146) Emîr Zengî b. Aksungur’un memleketine hücum etmesinden korktuğu için Suriyeli Bâtınîlerle anlaşmış olma ihtimalinden de bahsetmişlerdir. Onun Atabeg Zengî tarafından öldürüldüğüne dair de kaynaklarda bilgi bulunmaktadır. Bkz. İbn Tağrîberdî, en-Nücûmü’z-Zâhire fî mülûki Mısr ve’l-Kahire, Dârü’l-Kütübi’l-Mısriyye, Kahire 1935, V, 32.

58 Daftary, a.g.e., s. 537; Hodgson, a.g.e., s. 145.

Kaynakça

Agacanov, S. G., Selçuklular, çev. Ekber N. Necef-Ahmet R.

Annaberdiyev, Ötüken Yay., İstanbul 2006.

Ahmed b. Mahmûd, Selçuk-Nâme, haz. Erdoğan Merçil, II, Tercüman

Yay., İstanbul 1977.

Alptekin, Coşkun, Dımaşk Atabegliği: Tog Teginliler, Marmara

Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Yayınları, İstanbul 1985.

_____________, “Aksungur el-Porsukî”, DİA, II (1989), 297.

Ateş, Ahmed, “Bâtıniye”, İA, II (1961), 339-342.

Azîmî, Târîhu’l-Azîmî, yay. ve çev. Ali Sevim, Türk Tarih Kurumu

Yayınları, Ankara 1988.

Barthold, V. V, Moğol İstilasına Kadar Türkistan, haz. Hakkı Dursun

Yıldız, TTK, Ankara 1990.

Beyhakî, Târîh-i Beyhak, yay. A. Behmenyâr, Tahran 1982.

Bündârî, Zübdetü’n-Nusra ve nuhbetü’l-‘usra, çev. Kıvameddin Burslan,

Irak ve Horasan Selçukluları Tarihi, TTK, Ankara 1999.

Cüveynî, Tarih-i Cihan Güşa, çev. Mürsel Öztürk, T.C. Kültür Bakanlığı

Yay., Ankara 1998.

Çağatay, N.- İ. A. Çubukçu, İslâm Mezhepleri Tarihi, I, Ankara

Üniversitesi İlahiyat Fak. Yay., Ankara 1965.

Daftary, Farhad, The Ismailis: Their History and Doctrines, çev. Erdal

Toprak, İsmaililer: Tarihleri ve Öğretileri, Doruk Yay., İstanbul 2005.

_____________, “Râşidüddin Sinân el-İsmâilî”, DİA, XXXIV (2007),

467-468.

Dozy, Târîh-i İslâmiyyet, haz. Vedat Atilla, İslâm Tarihi, Gri Yay.,

İstanbul 2006.

Ebüzziyâ Mehmed Tevfik, Hasan bin Sabbâh, Matbaa-i Ebüzziyâ,

İstanbul 1300.

Hasan İ. Hasan, Siyasi-Dini-Kültürel-Sosyal İslâm Tarihi, çev. İsmail

Yiğit, V, Kayıhan Yay., İstanbul 1992. Hitti, P. K., Siyasi ve Kültürel İslâm Tarihi, çev. Salih Tuğ, II, Boğaziçi

Yay., İstanbul 1980.

Hodgson, M., The Order of Assassins, Mouton & Co Publishers,

Netherlands 1955.

Hüseynî, Ahbârü’d-Devleti’s-Selcukiyye, çev. Necati Lugal, TTK, Ankara 1999.

Ivanow, W.,“Râşidüddin Sinan”, İA, IX (1964), 635-636.

İbn Kesîr, el-Bidâye ve’n-nihâye, çev. Mehmet Keskin, Büyük İslâm

Tarihi, XII, Çağrı Yay., İstanbul 1995.

İbn Tağrîberdî, en-Nücûmü’z-Zâhire fî mülûki Mısr ve’l-Kahire, V,

Dârü’l-Kütübi’l-Mısriyye, Kahire 1935.

İbnü’l-Adîm, Buğyetü’t-taleb fî târîhi Haleb: Selçuklularla İlgili Hal

Tercümeleri, çev. Ali Sevim, TTK, Ankara 1976.

İbnü’l-Adîm, Zübdetü’l-Haleb min târihi Haleb, çev. Ali Sevim, “İbnü’l-

Adîm’in Zübdetü’l-Haleb min târihi Haleb Adlı Eserindeki Selçuklularla İlgili

Bilgiler”, Makaleler, II, Berikan Yay., Ankara 2005, s. 607-776.

İbnü’l Cevzî, el-Muntazam fî târîhi’l-mülûk ve’l-ümem, IX-X,

Haydarabad 1359.

İbnü’l-Esîr, el-Kâmil fi’t-târih, çev. Abdülkerim Özaydın, Bahar Yay., X,

İstanbul 1987.

İbnü’l-İbrî, Abû’l-Farac Tarihi, çev. Ömer Rıza Doğrul, II, TTK, Ankara 1999.

İbnü’l-Kalânisî, Zeylü Târîhi Dımaşk, yay. H. F. Amedroz, Beyrut 1908.

İkbal, Abbas, Vezâret der ahd-i Selâtîn-i Buzurg-i Selcukî, Tahran 1338 ş.

İlhan, Avni, “Bâtıniyye”, DİA, V, 190-194.

Kafesoğlu, İbrahim, Harezmşahlar Devleti Tarihi (485-618/1092-1221),

TTK, Ankara 2000.

Kazvînî, Hamdullah, Târîh-i Güzîde, yay. Abdülhüseyin Nevaî, Tahran 1364.

Köymen, Mehmet Altay, Büyük Selçuklu İmparatorluğu: İkinci İmpara-

torluk Devri, V, TTK, Ankara 1991. Kurpalidis, G. M., Büyük Selçuklu Devleti’nin İdari, Sosyal ve Ekonomik

Tarihi, çev. İlyas Kamalov, Ötüken Yay., İstanbul 2007.

Lewis, Bernard, The Assassins: A Radical Sect in Islam, çev. Kemal

Sarısözen, Haşîşîler: İslâm’da Radikal Bir Tarikat, Kapı Yay., İstanbul 2004.

Müneccimbaşı, Ahmed b. Lütfullah, Câmiu’d-Düvel: Selçuklular Tarihi:

Horasan, Irak, Kirman ve Suriye Selçukluları, yay. Ali Öngül, I, Akademi Kitabevi, İzmir 2000.

Müntecebüddin Bedî, Kitab-ı Atebetü’l-ketebe: Mecmûa-i Mürâselât-ı

Dîvân-ı Sultan Sencer, yay. Muhammed Kazvinî-Abbas İkbal, Tahran 1329

ş.Ocak, Ahmet, Selçukluların Dinî Siyaseti, Tarih ve Tabiat Vakfı Yay.,

İstanbul 2002.

Özaydın, Abdülkerim, “Selçuklular Zamanında Suriye’deki Bâtınî

Faaliyetleri”, Türklük Araştırmaları Dergisi, sayı 12 (İstanbul 2002), s. 195- 207.

_____________, “Ahmedîlîler”, DİA, II (1989), 168-169.

_____________, “Hârizm”, DİA, XVI (1997), 217-220.

_____________, “Hasan Sabbâh”, DİA, XVI (1997), 347-349.

Özgüdenli, Osman G, “Selçuklu-Hilâfet Münasebetlerinde Bir Dönüm

Noktası: Halife el-Müsterşid’in Katli Meselesi”, Tarih Dergisi, sayı 39 (2004),

  1. 1-35.

Ravendî, Râhatü’s-Sudûr ve Ayetü’s-Sürûr: Gönüllerin Rahatı ve Sevinç

Alâmeti, çev. Ahmed Ateş, I, TTK, Ankara 1999.

Reşîdü’d-Dîn Fazlullah, Câmiu‘t-tevârîh, İng. çev. Kenneth Allin Luther,

Curzon 2001.

_____________, Cami’ü’t-Tevârih, Selçuklu Devleti, çev. Erkan Göksu-

  1. Hüseyin Güneş, Selenge Yay., İstanbul 2010.

Runciman, S., Haçlı Seferleri Tarihi: Kudüs Krallığı ve Frank Doğu

(1100-11187), çev. Fikret Işıltan, II, TTK, Ankara 1992.

Sümer, Faruk, “Aksungur el-Ahmedîlî”, DİA, II (1989), 296-297. Süryanî Mihael, Süryani Patrik Mihail’in Vakayinamesi (1042-1195),

çev. Hrant. D. Andreasyan, TTK’da bulunan yayımlanmamış nüsha, II, 1944.

Şerefeddin, M., “Fâtımîler ve Hasan Sabbâh”, DİFM, I/2 (İstanbul 1926) 1-42.

_____________, “Karâmita ve Sinân Râşide’d-Dîn”, DİFM, II/7

(İstanbul 1928), 26-80.

Turan, Osman, Selçuklular Tarihi ve Türk İslam Medeniyeti, Ötüken

Yay., İstanbul 2005.

Urfalı Mateos (Urfalı Mateos Vekayi-Nâmesi (952-1136) ve Papaz

Grigor’un Zeyli (1136-1162), çev. Hrant D. Andreasyan, TTK, Ankara 1987.

Usta, Aydın, Müslüman-Haçlı Siyasî İttifakları: Çıkarların Gölgesinde

Haçlı Seferleri, Yeditepe Yay., İstanbul 2008.

_____________

, “Müslüman-Haçlı Mücadelelerinde Haşîşîler”, Tarih

Dergisi, sayı 44 (2008), s. 1-23.

Willey, P., Eagle’s Nest: Ismaili Castles in Iran and Syria, The Institute

of Ismaili Studies Series, I. B. Tauris Publishers, London 2005.

Zehebî, Siyeru a‘lâmi’n-nübelâ, yay. Şuayb el-Arnaût-M.Nuaym el-

Arkasûsî, XIX, Beyrut 1985.

Zehîbullâh-i Safâ, İran Edebiyatı Tarihi (Târîh-i Edebiyât der Îrân’ın I-

  1. Cilt özeti), çev. Hasan Almaz, I, Nüsha Yay., Ankara 2002.

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.

SOSYAL MEDYA