Solingen Katliamı, Kimlik Ve Türk Rap Müziği

Almanya’daki Türk gençlerinin rap icraları sadece sözlerinin Türkçe olması ve ağırlıklı biçimde kimliklerinin yoğun vurgusu ile sınırlı değildi. Form olarak da müziklerinde Türk ve Doğulu kimliğini ön çıkartan ses cümleleriyle beraber bu müzik birikimlerinin eski yapımlarından alıntıları kendi şarkılarına kolajlayarak, geçmişe dair bağ kurmayı ihmal etmeyen bir duyarlılık taşıyorlardı. Hatta bu kolajın içerisinde arabesk, Türk halk müziği, “eski İstanbul rock parçaları”, “geleneksel sanat müziği ve pop müzik gibi farklı Türk müziği tarzlarının yanı sıra reggae ya da Lübnan cazı da kendine yer buluyordu”
Haziran 7, 2026
image_print

29 Mayıs 1993 tarihinde Alman aşırı sağını temsil eden bir Neo-Nazi grubunun Solingen kentindeki ikisi kadın, üçü kız çocuğu olan beş vatandaşımızı katletmesi ile Almanya’daki Türk rap müziğinin doğrudan ilişkisi söz konusu. Dolayısı ile Almanya’da Türklerin rap müziği yapmalarını besleyen öykünün sahici bir derinliği olduğu tartışma götürmez. Çünkü Almanya’daki Türk rap müziğini gerekçelendiren mesele tıpkı Amerikan rap’i gibi “kimlik” meselesi üzerinden kendisini inşa etmek zorunda kalmıştır. 1960’lardan 90’lara uzanan, Türklerin Almanya’ya işçi göçü ve neticesinde maruz kaldıkları dışlanma, ötekileştirilme ve ırkçılığa varan eylemlerin önemli kırılma noktalarından olan 1993 yılındaki Solingen katliamı başta olmak üzere devam ede gelen bu ayrımcı uygulamalara yönelik, müziğin verdiği bir cevaptır aynı zamanda oradaki Türk rap’i. 1995 yılı Mayıs ayında Almanya’daki rapçi Türk gençlerinin Cartel olarak bir araya gelmeleri ve toplama albüm yayınlamalarının arka planında Solingen türü travmalar vardır. Cartel’in albümündeki yoğun “Türklük” vurgusu dışlanmaya maruz bırakılan bir kimliğin var olma çabasını karşılar bu yüzden. Aynı yıl Türkiye’ye gelip burada bir albüm yayınlayan Cartel  kuşkusuz Türk rap’ine ilham veren popüler öyküyü de kurdu.

Rap müziğin köklerindeki mesele bizatihi “kimlik” talebidir desek abartmış olmayız. Öyküyü geriye doğru sardığımızda gospel, caz ve blues’un varoluşu Amerika’da “siyah” kimliğinin kendisine bulmaya çalıştığı “yasallaşma” çabası ile ilgili zaten. Dolayısıyla 1960’lardan itibaren Martin Luther King, Kara Panterler, Malcom X gibi öncü karakter ve örgütlenmelerden devralınmış ve içerisinde siyah kimliğinin tanınması, bireysel ve toplumsal hak taleplerini barındıran özgürlük söylemlerinin 1980 sonrasının Amerika Birleşik Devletleri’ne taşan uzantısı biçiminde pekala yorumlamak mümkün rap’i. 80’de Ronald Reagan’ın ekonomik politikalarının faturasını ödemek durumunda kalan siyah işsizlik, kökleri Afrika’ya kadar uzanan vokal eşliğinde şarkı söyleme geleneğinin ve itirazlarının son halkasını rap üzerinden biçimlendirdi de denilebilir. Bilindiği üzere Reagan dönemi siyah hareketi ile başlayan rap müzik, içerisinde New York gettolarının duvarlarını biçimlendiren grafitiler, sokaklara ait bir dans türü olan break dans’ı da kapsayan hiphop kültürünün parçası.

Yeri gelmişken şunu da söyleyebiliriz ki, Almanya’daki Türk gençlerinin rap icraları sadece sözlerinin Türkçe olması ve ağırlıklı biçimde kimliklerinin yoğun vurgusu ile sınırlı değildi. Form olarak da müziklerinde Türk ve Doğulu kimliğini ön çıkartan ses cümleleriyle beraber bu müzik birikimlerinin eski yapımlarından alıntıları kendi şarkılarına kolajlayarak, geçmişe dair bağ kurmayı ihmal etmeyen bir duyarlılık taşıyorlardı. Hatta bu kolajın içerisinde arabesk, Türk halk müziği, “eski İstanbul rock parçaları”, “geleneksel sanat müziği ve pop müzik gibi farklı Türk müziği tarzlarının yanı sıra reggae ya da Lübnan cazı da kendine yer buluyordu” (Greve, 2006: 460).

Rap, netice itibariyle özellikle 2000’li yılların teknik imkanları (internet çağı) ile beraber milenyumun küresel bir müziği. Biçim olarak bu müziğin ana arterini belirleyen kültür, Amerikan siyah menşeili bir kimlik bütünü üzerinden dolaşıma giriyor. Ancak gerek Almanya’daki Türk rap ve gerekse Türkiye’deki örneklerin önemli bir kısmında “yerli” icracının kimlik kodlarını çözebileceğimiz hem teknik hem içerik mevcut. Yukarda bahsedildiği gibi, kolajlanacak ses parçalarını Türk müziğinin 1980’lerden 1960’lara kadar uzanan hattı içerisindeki farklı formlarından seçilerek yapılandırmasının yanında, Türk kimliğine atıflarda bulunulduğu, sadece ritmik konuşmalarda değil, icracıların basına yansıyan bazı söyleşilerinde de geleneksel Türk şiirine yaslanılmaya çalışıldığını görürüz. Türkiye’deki rap müziğin kurucu isimlerinden Ceza’nın mesela söyleşilerine baktığımızda bu ilişkinin (“kimlik” meselesinin) diri tutulmaya çabalandığı açık. Sanatçının Milliyet Sanat’ta Türk halk şiiri ile kurmaya çalıştığı irtibatını açıklarken “Bu gelenek Anadolu’da da var. Ozanların atışması mesela… Kalenderi dervişlerinin yaptığı. Şimdi adı rap oldu bunun” (Ekim 2006: 57) demesi bunu mevzilendiriyor zaten.

Bu, Türk halk ozanlarına yönelik ilgi ve bağ kurma çabalarının rap’i yerlileştirdiğini, her ne kadar altta akıp gitmekte olan müzik teknik anlamda bütün dünyada benzer işleyişi taşısa da, üstte buraya ait temaların, buranın dili ile sunumu ona kimlik veren bir üslup çıkartıyor. Dolayısı ile Türk rap müziğine kimlik veren temel nosyonlardan en önemlisi metin. Ve bu metin bir yönü ile Türk şiir geleneğinin bir damarını temsil eden ozan kimliği ile sürekli bağ kurmaya çabalayarak buraya ait olmanın kaygısını taşıyor. Kuşkusuz bu cümleyi Türkiye’de rap müzik içerisinde değerlendirilen her özne için kurmak imkan dahilinde değil. Ancak mesela Ceza’nın “Vatan” şarkısı baştan sona günümüz Türkiye’sini ilgilendiren meseleler ekseninde şekillenmiş bir çalışma. Buna benzer birçok eseri sıralamak mümkün.

90’lar aynı zamanda Türkiye’nin kimlik arayışı yıllarıdır ve oradan 2000’lere sarkan muhakkak bir öykü söz konusu. Etnisite tartışmaları ve Avrupa Birliği sürecinin doğurduğu tedirginliklerin yoğunlaştığı bu yıllarda mesela müzik hemen cevap verirken Türk şiirinin bu meseleye geç duyarlılık gösterdiğini söyleyebiliriz. Türkçenin dışında yasal olarak Kürtçe, Çerkezce, Lazca, Ermenice müzik albümlerinin çıkmaya başlaması (folklor derneklerini sayısının hızla artması), bunun karşısında Türk milliyetçiliği tezine yaslanan politik şarkıların yoğunlaşması 90’ların dikkat çekici fotoğrafıdır bu anlamda (Mustafa Yıldızdoğan’ın “Türkiyem” albümünün 1993’te ve Cartel’in yine “Türklük” vurgulu albümünün 1995 yılında yayınlanması manidardır).

Tam 2000’lerin başında Huruç dergisinin “Avrupa Birliğine Hayır” (Ekim 2002, Sayı 2) kapağı ile çıkması, şair İsmet Özel’in Gerçek Hayat dergisinde “Türklük” üzerine oturan yazılarını yayınlamaya başlaması gibi, kimlik merkezli mevzi alışların 2000’lerden itibaren şiirimizde önceki on yıllarda görülmeyen biçimde yoğunlaştığı fark edilecektir. Bunun siyaset ile de bağlantılı olduğunu tartışabiliriz. Ki, burada siyasetin Türk şiirini belirlediği ortaya çıkıyor. Özellikle güncel dış politika ile ilişkili olarak, Türkiye’de romantik ümmetçi söylemin sahada, metinlerde okunduğu gibi seyretmemesi, ardından 15 Temmuz darbe girişimi sonrası oluşan sosyo-politik duygunun da bunu hızlandırdığını iddia etmek mümkün.

Türk rap müziğinin 2000’lerde toplumsal karşılık bulması ile beraber adeta senkronik biçimde Türk şiirinde de “Türkiye”, “Türklük” ve “Türkçe” vurguları birden bire daha evvelki dönemlerde okumadığımız kadar derinlik kazanır. Mehmet Aycı’nın “Muhtasar Türkiye Tarihi” (2011), Osman Özbahçe’nin, “Türkiye Kitabı” (2012), Aziz Mahmut Öncel’in “Pasaportsuz Türk” (2016), Süleyman Çobanoğlu’nun “Tamgalar” (2019) gibi şiir kitapları başta olmak üzere, bu temaya atıf yapan başka yayınlar mevcut poetik ruhu temsil etmekte.

 

Selçuk Küpçük

Selçuk Küpçük; Gazi Üniversitesinde PDR eğitimi gördü. Ordu Ün. Güzel Sanatlar Fakültesinde sinema üzerine yüksek lisans yaptı. Birçok dergide şiir, müzik, sinema ve poetika metinleri yayınlayan Küpçük’ün kendi bestelerinden oluşan albümleri ve Selda Bağcan, Hasan Sağındık gibi birçok sanatçı tarafından seslendirilmiş eserleri bulunuyor. 2018 yılında Türkiye Yazarlar Birliği tarafından Yılın Müzik Kitabı Ödülüne layık görülen ve müzik-toplum-siyaset-modernleşme gibi konuları ele alan “Aşk ve Teselli” isimli kitabı yanı sıra “Yüzleşmenin Kişisel Tarihi”, “Modern Türk Şiirinde Bellek Arayışı”, “Edebiyat Dergileri Atlası” isimli kitapları yayınlandı.

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.

SOSYAL MEDYA