Yemen’de “Önce Amerika” yaklaşımı
Riyad, Husilere karşı Washington’dan yardım istedi; ancak şimdiye kadar istihbarat paylaşımı dışında pek bir şey elde edemedi.
6 Mayıs 2025’te, Yemen’deki Husi hedeflerine yönelik haftalar süren bombardımanın ardından ABD Başkanı Donald Trump, çatışmanın sona erdiğini ilan etti.
ABD Başkanı’na göre, “küresel deniz taşımacılığını tehdit eden gelişmiş silahlara sahip bir grup” olan Husiler “teslim olmuş” ve Kızıldeniz’deki deniz trafiğine yönelik saldırılarını durdurmayı kabul etmişti.
İkinci Trump yönetiminin ilk “Önce Amerika” anlaşmalarından birinde ABD, bölgesel bir çatışmayı çözmek yerine kendisini bu çatışmadan çekmişti. Yok edilmekle tehdit edilmelerine rağmen Husiler yalnızca sınırlı ölçüde askerî yıpranmaya uğramıştı. Ayrıca anlaşmanın dışında bırakılan İsrail’e karşı savaşmayı sürdürebiliyorlardı. Trump bir hafta sonra ilk büyük uluslararası ziyareti için Suudi Arabistan’a giderken gözlemciler, İsrail’in dışlandığı ve Husi tehdidiyle tek başına mücadele etmeye bırakıldığı sonucuna vardı.
Bir yılı aşkın süre sonra şimdi de Suudi Arabistan kendisini dışlanmış ve büyük ölçüde yalnız buluyor.
İran destekli Husiler ile Suudi Arabistan arasındaki çatışmalar son haftalarda yeniden alevlenerek 2022’den bu yana yürürlükte olan gayriresmî ateşkesin bozulmasına yol açtı. Son Husi saldırılarında Riyad ve Mekke’nin yanı sıra Doğu-Batı petrol boru hattı ile Yanbu Limanı’ndaki tesisler de dâhil olmak üzere kritik altyapı noktaları hedef alındı. Husiler ayrıca Kızıldeniz’de Suudi Arabistan bağlantılı gemilere yönelik abluka ilan etti ve Suudi gemilerine saldırılar düzenledi.
Suudi Arabistan ise Husilerin Kızıldeniz kıyısındaki operasyonlarını ve takviye faaliyetlerini sekteye uğratmaya çalıştı. Bu faaliyetler Husilere Babülmendep Boğazı üzerinde stratejik kontrol sağlıyor. Suudi Arabistan, Suudi destekli hükümet yanlısı güçlerle birlikte Yemen’in güneybatısındaki Husi mevzilerine yüzlerce hava saldırısı düzenleyerek ülkede zaten vahim olan insani durumu daha da ağırlaştırdı.
Suudi Arabistan’ın güney sınırındaki gerilim, Riyad üzerindeki baskının arttığı bir dönemde tırmanıyor. ABD’nin İran’la devam eden savaşı ve İran’ın Hürmüz Boğazı’nı abluka altına alması Suudi Arabistan’ın petrol ihracatını kısıtladı. Bu durum Suudi Arabistan’ı petrol ihracatının bir bölümünü Kızıldeniz’deki alternatif bir hatta kaydırmaya yöneltti. Ancak bu güzergâh da artık Husilerin tehdidi altında.
Suudi Arabistan’ın fiilî yöneticisi Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın, Husilere karşı askerî destek istemek üzere eylül ayında Trump’ı iki kez aradığı bildirildi. Trump istihbarat paylaşımı ve hedefleme verileri sunarken ABD Başkanı şimdiye kadar gruba karşı yeni ABD askerî operasyonlarını reddetti ve ABD-Husi anlaşmasının hâlâ yürürlükte olduğunu savundu.
Bir yıldan kısa süre önce ABD ekonomisine 1 trilyon dolar yatırım taahhüdünde bulunmasının ardından Washington tarafından “NATO dışı önemli müttefik” olarak tanımlanan Suudi Arabistan için bu durum kabullenilmesi güç bir gelişme oldu.
Bir yorumcunun ifadesiyle, “Riyad’ın Trumpizm’e oynadığı bahis tutmadı.”
ABD, yakın vadede Yemen’e yeniden kapsamlı askerî kaynak tahsis etmeye isteksiz. Aradan yedi ay geçmesine rağmen ABD, yalnızca birkaç hafta sürmesi öngörülen İran savaşında hâlâ saplanıp kalmış durumda. Başlangıçta rejim değişikliğini hedefleyen savaş, artık daha sertlik yanlısı yeni İran liderliğiyle Hürmüz Boğazı sorununa bir çözüm bulmaya odaklanıyor. Bu arada Beyaz Saray, ABD ara seçimleri öncesinde savaşın son derece yüksek maliyetleri nedeniyle artan siyasi ve kamuoyu eleştirileriyle karşı karşıya.
Washington’ın daha önce Husilere karşı yürüttüğü çabalar, İran’la savaş sırasında açığa çıkan kırılganlıkların habercisiydi. Husiler, 7 Ekim 2023’te Hamas öncülüğünde İsrail’e düzenlenen saldırıların ardından Kızıldeniz’deki deniz hedeflerine saldırmaya başladığında, ben ABD Ulusal İstihbarat Direktörlüğü Ofisi’nde Orta Doğu Stratejik Planlama Direktörü olarak görev yapıyordum.
Husiler o dönemde bile sandalet giyen isyancılardan oluşan derme çatma bir grup değildi. Asimetrik savaş taktiklerini geliştiren grup, düşük maliyetli insansız hava araçları kullandı ve 2024’te Süveyş Kanalı trafiğini yüzde 50 azalttı.
Aralık 2023’te başlatılan ve Kızıldeniz’den güvenli geçişi sağlamayı amaçlayan ABD öncülüğündeki deniz koalisyonu Refah Muhafızı Operasyonu (Operation Prosperity Guardian), bu durumu tersine çevirmekte zorlandı. Birçok denizcilik şirketi, daha yüksek sigorta primlerinden ve Husi saldırılarından kaçınmak için rotasını Afrika’nın çevresinden Ümit Burnu üzerinden değiştirdi. Husilerin saldırılarını durdurmasından aylar sonra bile deniz trafiği 2023 ortasındaki seviyelerin yüzde 60 altındaydı.
Washington’ın Husilere havadan saldırmaya yönelik önceki harekâtları yalnızca sınırlı etki yarattı. Trump zafer ilan ettiğinde Husiler kritik varlıklarını yer altındaki sığınaklara taşımış, aynı zamanda Kızıldeniz’deki gemilere düşük maliyetli insansız hava araçları ve füzeler fırlatmayı sürdürmüştü.
Bu sırada ABD hassas mühimmat stoklarını hızla tüketti ve bu durum, askerî planlamacılar arasında Hint-Pasifik’teki stoklar ve harekâta hazırlık seviyesi konusunda kaygıları daha da artırdı.
İranlıların son aylarda da gösterdiği üzere, Husilerin “hassas kütle” (precision mass) kullanımı — hassas silahların düşük maliyetli ve ölçeklenebilir sistemlerle birlikte konuşlandırılması — ABD ile bölgesel müttefiklerinin kullandığı sınırlı sayıdaki ve yüksek maliyetli önleme sistemleri karşısında elverişsiz bir eşleşme oluşturuyor.
Suudi Arabistan şimdi umutlarını başka ortaklara bağlamış durumda. Fransa, enerji fiyatlarında daha fazla artışı sınırlamaya yardımcı olmak amacıyla Yanbu’daki operasyonları korumak üzere asker ve radar sistemleri konuşlandıracağını açıkladı.
İngiltere ise Suudi uçaklarına yakıt ikmaline odaklanan “tamamen savunma amaçlı” bir çaba taahhüdünde bulundu.
Bu arada Suudi Arabistan’ın kısa süre önce Pakistan ve Türkiye ile imzaladığı askerî pakt ilk gerçek sınavıyla karşılaştı. Pakt doğrudan ve tutarlı bir operasyonel karşılık üretmemiş olsa da Washington’ın son tutumu, anlaşmanın Riyad açısından önemini büyük olasılıkla daha da artıracaktır.
*Grace Wermenbol, German Marshall Fund’da kıdemli misafir araştırmacı, Lahey Stratejik Araştırmalar Merkezi’nde kıdemli araştırmacı ve Georgetown Üniversitesi’nde yarı zamanlı öğretim üyesidir. Paris merkezli butik jeopolitik analiz şirketi Boussole Mondiale’in İcra Direktörüdür.
Kaynak: https://www.lowyinstitute.org/the-interpreter/an-america-first-approach-in-yeme
