ABD-Çin Ticaret Savaşının Ön Cephesi Panama Kanalı’na Selam Olsun!
Nebraska’daki bir çiftçi ya da New York’taki bir perakendeci için Panama Kanalı hava gibidir; genellikle ancak yokluğunda fark edilir. Çiftçiler bunu 2023’te fark etti.
Kuraklık kanaldaki su seviyelerini düşürdü. Amerikan tarım ihracatını taşıyan gemiler kanalı kullanamadı. Bazı tahminlere göre ABD tahıl ihracatının normalde %25 ila %30’u kanaldan geçiyor. Kuraklık sırasında ise neredeyse gemilerin hiçbiri kanalı geçmedi. Nakliye maliyetleri fırladı, ürünlerin tarla çıkış fiyatları düştü.
Sonunda yağmurlar geri döndü, sular yükseldi ve gemiler yeniden geçiş yapmaya başladı. Kanal tekrar eldeki bir imkân haline geldi.
Kanalın elde var bir imkân olarak kabul edilmesi ve hak ettiği değeri görmemesi çok üzücü ve bu durumun üzücü olması sadece kanalın sağladığı sayısız ekonomik faydadan dolayı değildir. Özellikle yeterince takdir edilmeyen şey, kanalın inşası için harcanan devasa çabadır. Kanal, kuşkusuz, tüm zamanların en büyük mühendislik ve inşaat başarılarından biridir.
Eşimle birlikte yakın zamanda Panama’ya 10 günlük bir gezi gerçekleştirdik. Ülke kuş gözlemcileri için bir cennet ve altı günlük kuş gözlem turumuz sırasında daha önce hiç görmediğimiz 139 tür gördük; bunlar arasında harika isimlere sahip olan Gagalı Tukan, Bıyıklı Karıncakuşu ve Güney Sakalsız Tirankuşu da vardı.
Ancak gemilerin yükseltme havuzlarında deniz seviyesinden 26 metre yukarı kaldırılıp sonra tekrar aşağı indirildiklerini izlediğimiz gün, birçok açıdan gezinin en önemli anıydı.
Gezimiz için hazırlık yaparken David McCullough’un 1977 tarihli The Path Between the Seas: The Creation of the Panama Canal 1870-1914 adlı kitabını okuduk.
McCullough, destansı öyküye, Fransa’nın 20 yıllık başarısız inşaat girişiminin ve Washington’da ne tür bir kanalın nerede inşa edileceğine dair siyasi mücadelenin ayrıntılı anlatımlarıyla başlıyor. Ancak bu arka planı anlattıktan sonra kanalı gerçeğe dönüştürmenin ne kadar yorucu bir 10 yıl aldığını anlatıyor.
1904 ile 1914 yılları arasında 232 milyon metreküpten fazla toprak ve kaya kazıldı; bunun 25 milyon metreküpü süreç boyunca devam eden heyelanların kazı yerlerine doldurduğu toprak ve kayalardı. Bir noktada kazıcılar yaklaşık 90 metre derinliğe kadar kazmak zorunda kaldılar.
Amerikalıların inşa ettiği üç yükseltme havuzu sistemi yapısal bir zaferdi. Bu dev su asansörleri pompalarla değil, yerçekimiyle çalışır ve suyu tüneller aracılığıyla hareket ettirir. Devasa kanatlı kapıları sadece iki dakikada açılıp kapanabilir.
Sistemi besleyen yapay gölü oluşturmak için, o dönemde dünyanın en büyük toprak dolgu barajını inşa ettiler. Sadece Karayip Denizi’ne en yakın yükseltme havuzları seti için dökülen 2 milyon metreküp beton 2.5 metre kalınlığında, 3.5 metre yüksekliğinde ve 214 km uzunluğunda yekpare bir duvar inşa etmeye yeterdi.
Çalışma 352 milyon dolara (bugünün parasıyla yaklaşık 10,8 milyar dolar) ve çoğu Karayip adalarından gelen siyahi işçiler olmak üzere 5.600 işçinin hayatına mal oldu.
Bu kayıplar her ne kadar korkunç görünse de, Fransızların başarısız olan girişimi 20.000 can kaybına yol açmıştı. Bu yüksek ölüm sayısı, Fransa’nın başarısızlığının en büyük nedeniydi. (Fransa’nın başarısızlığının bir diğeri ise Panama’nın dağlık arazisinden yükseltme havuzu sistemi olmadan, deniz seviyesinde bir kanal inşa etme yönündeki gerçekçi olmayan planıydı.)
Amerikan başarısının nedenlerinden biri, Alabama’lı bir doktor olan William Gorgas’ın sarıhummayı ortadan kaldırması ve sıtmayı kontrol altına almasıydı.
Temelde, projenin üçüncü başmühendisi Tümgeneral George Washington Goethals’ın organizasyon yeteneği sayesinde kanal planlanandan önce ve öngörülen bütçenin 23 milyon dolar altında tamamlandı. Yapılan iş o kadar iyiydi ki, orijinal yükseltme havuzları ve kontrol sistemi bugün hâlâ kullanılmaktadır. (2007 ile 2016 arasında Panama, günümüzün en büyük gemilerini ağırlamak için yeni, paralel bir yükseltme havuzu seti inşa etti.)
ABD, bir kanalın yanı sıra Panama adında bir ülkenin inşasına da yardımcı oldu. Panama berzahı daha önce Kolombiya’nın bir parçasıydı. ABD ile müzakere eden Kolombiyalılar uzlaşmaz davranınca, sabırsız Başkan Theodore Roosevelt Panamalıların bağımsızlık ilanını desteklemek için savaş gemileri gönderdi.
Kongre’de, kilit Senato komitesinin başkanı da dâhil olmak üzere birçok kişi kanalın Nikaragua’da inşa edilmesini istiyordu. Fransız çıkarlarını temsil eden Amerikalı avukat William Cromwell ve önemli Fransız yatırımcı Philippe-Jean Bunau-Varilla, Roosevelt ile temasa geçerek kanalın Panama’da yapılmasını sağladı. Bu klasik lobi faaliyeti Fransız şirketini kurtardı. ABD, şirketin Panama’daki varlıklarını satın aldı.
Bu, kanalla bağlantılı son tartışma değildi. Panamalılar, ABD’nin kanalı ve 16 km genişliğindeki kanal bölgesini kontrol etmesinden rahatsızdı. 1977’de Başkan Jimmy Carter, 1999’da kontrolün Panama’ya devredilmesini öngören bir antlaşma imzaladı.
Trump, yılın başlarında kanalı geri alma olasılığından bahsederek tartışmayı yeniden alevlendirdi; bunun nedenlerinden biri de kanalın her iki ucundaki limanların Hong Kong merkezli bir şirkete ait olmasıydı. Bir ABD yatırım şirketi limanları satın almak için teklif veriyor. Çin ise Çinli bir şirketin %51 hisseye sahip olmasını talep ediyor.
İş dünyası Panama Kanalı’nı elde var kabul edebilir. Ancak dünyanın iki süper gücü için kanal son derece kritik bir konudur.
*Uzun yıllar Wall Street Journal’ın Asya muhabiri ve editörü olarak görev yapan Urban Lehner, DTN/The Progressive Farmer’ın onursal editörüdür.
Kaynak: https://asiatimes.com/2025/12/all-hail-the-panama-canal-a-frontline-in-the-us-china-trade-war/
Tercüme: Ali Karakuş
