Modernliğin Bir Alâmetifârikası: Kesinlik Arayışı

“Darwin’in evrim teorisinden ilham alan İngiliz bilim insanı Richard Dawkins’ın, dinî olan her şeye karşı şiddetli mücadelesi”, genetikteki insanın özgür seçimine yer bırakmayan anlayışlar, Hıristiyanlıktaki modern fundamentalizm, hepsi aynı zihin yapısının ürünü… Hepsinin kökeninde modernlikle birlikte ortaya çıkan, somut ve kesin olana inanç bulunuyor. Modern zamanların alâmetifârikası olan kesinlik arayışı, modern ideolojilerin ve inanma tarzının en sağlıksız biçimi olan fanatizmde kendini gösteriyor.
Ekim 24, 2026
image_print

“Modernizm”, “modernlik” (modernite) ve “modernleşme” çoğu zaman bir ve aynı anlamı taşıyormuş gibi kullanılsalar da bu büyük bir yanılgı. Üç kelimenin anlamı da birbirinden oldukça farklı.

“Modern”, tarihi epey eskiye giden Avrupa’da ortaya çıkmış bir kelime. Avrupa’da her yeni gelen devrin kendisini antik çağla karşılaştırması ve o zamanlara göre ne kadar geri olduklarını belirtmek için kullandıkları bir kavram iken Aydınlanma Dönemi ile birlikte köklü bir anlam değişikliğine uğradı. Jurgen Habermas’ın deyimiyle “Klasiklerin antik dünyaya atfettikleri büyü, ilk defa Fransız Aydınlanmasının idealleri tarafından çözüldü… 18. yüzyılda Aydınlanma filozofları tarafından formüle edilen modernlik projesi, nesnel bilimi, evrensel ahlâk ve yasayı ve kendi iç mantığı çerçevesinde sanatın özerkliğini geliştirme çabalarından oluşuyordu.” (Jurgen Habermas, Modernlik: Tamamlanmamış Bir Proje) O zamandan beri “modernlik” ve “modernite”, başta bilim ve sanat olmak üzere insan zihninde ve hayatın tüm alanlarında ortaya çıkan yeni durumu tarif etmek için kullanılıyor ve genel olarak “şimdiki hâli” günümüzün, yani modern zamanların “eski” zamanlardan bambaşkalığını ifade ediyor.

Nedir bu yeni olanı vurgulayan eski olanın artık bittiğini ifade eden bu kavramın muhteviyatı? Dinî inançlara ve değerlere olan bağlılığın zayıflaması veya eski zamanlardan büyük ölçüde farklı olması, akılcılığın ve pozitivizme dayalı bir bilim anlayışının ve teknolojinin ortaya çıkması… Devam edelim: Yaşayış biçimlerinde ve hayatın her alanında bilim ve teknolojinin giderek etkisini daha fazla hissettirmesi, bireyselleşmenin ve bireyciliğin, kentleşmenin ve kentlileşmenin üst düzeye çıkması, kapitalizmin etkisinin ekonomik hayat üzerinde belirleyici olması…

“Modernizm” kavramı ise, Batı’nın yerleşik yüksek kültürüne karşı çıkan, ama aynı zamanda onunla bağını da koruyan, yerleşik akımlar dışındaki sanat eğilimlerini ifade ediyor. Çeşitli eğilimler, modernlik tecrübesine gösterilmiş farklı ve karmaşık tepkiler “modernizm” başlığı altında toplanıyor. Aynı şekilde ‘modernleşme’ de ekonomik kapitalist modernleşme projesinin ilerlemesi ve ona bağlı Batı emperyalizminin dünyanın her yerine yayılması ve oralarda ortaya çıkan tabloları ifade etmek için kullanılıyor. Modernleşme sürecinden ilk olarak İngiltere, Amerika, Fransa ve Almanya gibi ülkeler geçmiş, Japonya ve Rusya da onları takip etmiş. Son yirmi yılda “küreselleşme” ile birlikte modernleşme süreci çok ama çok hızlanmış, modernliğin el atmadığı hemen hemen hiçbir coğrafya parçası kalmamıştır. İşte “modernleşme”, tüm bu süreci ifade etmeye yarayan kavram…

“Büyü bozumu”

Önceki devirlerle kıyaslandığında, yaşadığımız modern zamanların insan zihninde ve hayatın her alanında yol açtığı inanılmaz değişimin muhteviyatı ve nedenleri üzerine kütüphaneler dolusu söz söylenmiş ve söylenmektedir. Bunların arasında, sosyolojinin kurucu babalarından Max Weber’in, kendisi gibi bir Alman düşünür olan Friedrich Schiller’den ödünç alarak kullandığı ‘entzauberung’ (İngilizcesi ‘disenchanment’) yani “büyü bozumu” kavramı çok tanımlayıcı bir özel özelliğe sahip …

“Büyü bozumu” kavramı, modernleşen Batı toplumlarında görülen kültürel rasyonelleşmeyi ve eski inançların zayıflayıp kaybolmasına işaret ediyor. Ben de Weber gibi modern zamanlarda eskiden, geleneksel toplumda dünyayı bize büyülü gibi gösteren (ki ben onu manevi bir inanç hâlesi olarak algılıyorum) her ne varsa onlar aleyhine bir durumun ortaya çıktığını ve modern bilim anlayışının buna kisve yapıldığını düşünüyorum. Modernlik, büyü bozumunu ancak modern düşünce ve bilim sayesinde her şeyin nedeninin, maddi temelinin kesin olarak açıklığa kavuşturulacağına olan inancı yaygınlaştırarak sağladı. Gerçekten de hayat ve insan varoluşuna bakış, modern zamanlarda önceki devirlere göre radikal biçimde değişti. Bu değişimi ifade edebilmek için bence “büyü bozumu”nun yanı sıra bir kavrama daha ihtiyacımız var: “Kesinlik arayışı”… Elbette her zaman insan zihni, en doğru ve kesin olanı bilmek istemiştir ama gerçekten de modern zamanlarda “kesinlik arayışı” insanlık tarihinde hiç olmadık biçimde öne çıkmış durumda…

İhtimaller emperyalizmi

Modernliğin ilk zamanlarında bilimsel devrimlerin etkisiyle determinizm, zorunluluk öğretisi egemendi. “İhtimal”, “şans” gibi kelimelerin pek bir anlamı yoktu; kelime dağarcığımızdan sökülüp atılması gereken sözcükler olarak görülüyorlardı. Her olayın, en azından fenomenler dünyasında, önceki koşullar dizisine bağlı olması gerekiyordu. Ama süreç, özellikle beşeri bilimlerin ortaya çıkmasıyla birlikte öyle bir gelişim gösterdi ki, giderek bu kelimeler, tüm doğa yasalarının ve tüm akılcı tümevarımcı çıkarsamaların merkezinde yer almaya başladı. Sanki bir şans evreninde yaşıyorduk ama “şans” kelimesi, eski anlamını çoktan yitirmiş, ihtimal ve istatistik hayatın her yerine nüfuz etmişti.[1]

Ian Hacking, Şansın Terbiye Edilişi kitabında modernlikle birlikte sayıların ve istatistiğin gücünün bir “ihtimaller emperyalizmi”ne doğru yol aldığını söyler. Görünüşte her şey ihtimal hesabına bağlıydı ama daha yakından bakıldığında, aslında modernliğin alametifarikası olan “kesinlik arayışı”nın alttan alta devam ettiği kolayca görülebiliyordu. Görünüşte her şeyi ihtimale indirgeyen ama gerçekte kesinliğin kesinlikle orada olduğuna dair bir inanç vardı… Bizce “kesinlik arayışı”, modern zamanlarda fanatizmin ve hiçbir olumsallığa ve müphemiyete yer bırakmayan kesin inançlılığın böylesine artmasıyla da yakından bağlantılıydı.

Kesinlik arayışı ve kesin inançlılar

“Amerikalı liman işçisi ve amatör filozof Eric Hoffer, 1951 yılında, içinde gerçek inananın özelliklerini keskin ve derinlemesine bir biçimde çizen Kesin İnançlılar adlı küçük bir kitap yayımladı”… Bu ifade, Peter L. Berger ve Anton C. Zijderveld’in Şüpheye Övgü kitabından bir alıntı. Ne kadar karışık ve ne kadar anlaşılır değil mi? Karışık çünkü sağlıklı ve sağlıksız inancın ne olduğunu berrak biçimde ortaya koymadan bu ifadeleri bir anda kavramak imkânsız. Anlaşılır çünkü mutedil, vasat inananlardan farklı, inancında aşırı gitmiş insanlar olduğunu hepimiz biliyoruz bu pasajda onlardan bahsedildiğini hiss-i kable’l-vukû düzeyinde de olsa hemen hissediyoruz.

Hoffer’ın yayınlandığı tarihten bu yana dünyada en çok satanlar arasında bulunan kitabının İngilizce adında da var bu karışıklık. Dilimize tam olarak ‘Hakiki İnananlar’ diye çevirebiliriz ‘The True Belivers’ sözünü. Lakin “Hakiki İnanan’ sözü, işi daha da karışık hâle getiriyor. Çünkü “hakiki inanan” sözüyle, var olan gerçeğin değil, fanatiklerin kendilerini öyle gördüklerinin anlatılmaya çalışıldığı hemen görünmüyor. Bu yüzden olsa gerek çevirmen Erkıl Günur, Kesin İnançlılar diye çevirmeyi yeğlemiş. Haklı ama onun çevirisi de karışıklığı çözmeye yetmiyor aslında. Bu alıntıdan faydalanarak ‘kesin inançlılar’ın aslında fanatikler anlamına geldiğini vurguladıktan sonra asıl söylemek istediğimize gelelim.

Bence nasıl şans ve ihtimale karşı modern zamanlarda kesinlik arayışı öne çıktıysa, aynı şekilde eskilerin ve biz modernlerin ‘inanma biçimleri’ arasında ciddi farklılıklar var ve fanatizm esasen modern zamanlarda ortaya çıkan bir durum… Şöyle ki: Bizim ünlü meslektaşımız, Anti-Psikiyatri akımının kurucusu R. D. Laing, geleneksel, kadim dünya insanı ile modern insanın inanç durumları arasındaki farkı anlatabilmek için “eskiler iman ederlerdi, biz ise inanıyoruz” manasında bir ifade kullanıyor. İnanma ile ilgili ayrımları dile getirmekte güçlük çekme sorunumuzun kaynağı, tam da burada yani modernlikle birlikte ortaya çıkan anlam kaymalarında. Eskiler inanmanın içine doğarlar, hava almak, su içmek, uyumak gibi tabii ve olağan bir durum olarak yaşarlardı. Şüphesiz “dinde aşırıya gitmek” olarak ifade edilen hâller, her zaman olduğu gibi o zamanlarda da vardı ama onların hâlleri bile bugünün fanatik, kesin inançlılarından farklılık gösteriyordu. Neyse…

Hoffer, çalışmasında bizce “fanatizm” demenin daha uygun olduğu kesin inançlılığı, dini, toplumsal ve milliyetçi ideolojik kitle hareketleri bağlamında ele alıyor, bunların ortak yönlerini vurgulamaya çalışıyor. Berger ve Zijderveld, sözünü ettiğim kitaplarında onun bıraktığı yerden alarak modern dönemdeki -izmlerin pek çoğunun fanatik inanma biçimleri oluşturduğunu söylüyorlar. Onlara göre Voltaire, dine karşı “bağnazlığı yok edin!” diye çağrı yapmıştı ama Aydınlanma kendi fanatizmini üretti ve “kadim rejimin vahşetini fazlasıyla aşan bir terör” başlattı. Bugün bilimin ve teknolojinin gücüne hiç şüpheye yer bırakmadan aşırı şekilde inanan bilimperestlik de bir başka seküler fanatizm örneği… “Darwin’in evrim teorisinden ilham alan İngiliz bilim insanı Richard Dawkins’ın, dinî olan her şeye karşı şiddetli mücadelesi”, genetikteki insanın özgür seçimine yer bırakmayan anlayışlar, Hıristiyanlıktaki modern fundamentalizm, hepsi aynı zihin yapısının ürünü… Hepsinin kökeninde modernlikle birlikte ortaya çıkan, somut ve kesin olana inanç bulunuyor. Modern zamanların alâmetifârikası olan kesinlik arayışı, modern ideolojilerin ve inanma tarzının en sağlıksız biçimi olan fanatizmde kendini gösteriyor.

 

 

[1]İstatistiğin ve ihtimallerin egemenliğine 19. yüzyıldan beri tepkiler dinmek bilmedi. Birçok kişi, istatistiğin hakikatten uzaklaşarak arkada anlamsız ortalamalar bıraktığından şikâyetçiydi. “Ortalama istemiyoruz, bireyler istiyoruz, örnek oluşturacak bireyler istiyoruz, kahrolsun sayı öğütücüleri diyorlardı. En radikal tepki, istatistikçiyi insanoğlu üzerine onu insanlığında sıyıran bir bilim üretmekle suçlayan Dostoyevski olmuştu. O, “tüm insani doyumları istatistiksel sayılardan ve bilimsel iktisadi formüllerden çıkardıkları ortalamalar olarak türetenlere” ateş püskürüyordu. İstatistiksel olarak özgür irademizin dahi yasalarının keşfedilebileceğini, bütün iradi eylemler ve akıl yürütmelerin bir çizelgeye konulabileceğini söyleyenlere şöyle diyordu: “İstatistikçiler, uzmanlar, hayatın güzelliklerini sırlarken nasıl oluyor da bir şeyi ihmal ediyor? İnsanın kendi özgür ve kısıtlanmamış arzuları, kaprisleri, ne kadar çılgınca olursa olsun bazen delilik mertebesine varabilen hayal gücü hiçbir sınıflandırmaya girmediği için dikkate alınmayan bu en iyi ve en büyük güzellik, onu dışarıda bırakan tüm sistem ve kuramları daima cehenneme gönderecektir.” Aktaran Ian Hacking, Şansın Terbiye Edilişi.

Prof. Dr. Erol Göka

Prof. Dr. Erol Göka:

1959 yılında Denizli’de doğdu. Evli ve 5 çocuk babası. 1992’de psikiyatri doçenti, 1998’de Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Kliniği Şefi oldu. Halen Sağlık Bilimleri Üniversitesi Tıp Fakültesi Ankara Şehir Hastanesi Psikiyatri Kliniği Eğitim ve İdari sorumlusu. Türkiye Günlüğü dergisinin yayın; birçok tıp ve beşerî bilimler alanındaki derginin danışma kurullarında bulunuyor. Türk Grup Davranışı kitabı ile Türkiye Yazarlar Birliği 2006 yılı “Yılın Fikir Adamı Ödülü”ne layık görülen Erol Göka’ya, 2008 yılında da Türk Ocakları “Ziya Gökalp İlim ve Teşvik Ödülü” verilmiştir.

Web: erolgoka.net
Mail: [email protected]
X: https://x.com/erolgoka
https://tr.wikipedia.org/wiki/Erol_Göka

Yayınlanan kitapları içinde öne çıkanlar:

-Türklerin Psikolojisi (2008; 2017)
-Kadınlar, Erkekler, Âşıklar (Dr. Sema Göka ile birlikte, 2008)
-Yedi Düvele Karşı: Türklerde Liderlik ve Fanatizm (2009),
-Hoşçakal: Kayıp, Matem ve Hayatın Zorlukları (2009; 2018)
-Türk’ün Göçebe Ruhu (2010; 2019)
-Geçimsizler: Kişilikleri Tanıma ve Geçinmeyi Kolaylaştırma Kitabı (Dr. Murat Beyazyüz ile birlikte, 2011; 2019)
-“Gerçek” İnsanın Yüzünde Yazar mı: Batı, İslâm ve Bilim Dünyasında Kişiliği Yüzden Tanımak (Dr. Murat Beyazyüz ile birlikte, 2012; 2020)
-Hayatın Anlamı Var mı? (2013; 2019)
-Yalnızlık ve Umut: Günümüzde Varoluşsal Çaresizlikler ve Çıkış. (2020)
-Mutedil Müslümanların Günümüzdeki Düşmanları (2016)
-İnternet ve Psikolojimiz: Teknomedyatik Dünyada İnsan (2017)
-Psikoloji Varoluş Maneviyat (2021)
-Hayat Oyunu (2023)
-Aile ve Aşk Üzerine (2024)
-Umuda İmkan Aramak (2025)

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.