Mikroplastikler Deniz Ekosistemlerini ve Besin Zincirini Nasıl Tehdit Ediyor?

Mikroplastikler, deniz ekosistemlerinde biriken ve insanların gıda zincirine giren en yaygın kirleticilerdir. BM Çevre Programı’nın (UNEP) 2021 raporu, deniz çöplerinin yüzde 85’ini plastiğin oluşturduğunu ve önleyici tedbirler almazsak 2040 yılına kadar plastik kirliliğinin hacminin neredeyse üç katına çıkacağını belirtmiştir.
Mart 30, 2026
image_print

Giriş

Mikroplastikler; karada, havada ve suda bulunabilen ve besin zincirimize sızarak hem insanlar hem de insan dışı canlılar için geniş kapsamlı sağlık sonuçlarına yol açan 5 milimetreden küçük plastik parçacıklardır. 2020 yılında bilim insanları, deniz tabanında “şimdiye kadar kaydedilen en yüksek mikroplastik seviyesini” keşfederek, mikroplastiklerin deniz ekosistemi üzerindeki etkisinin boyutlarını ortaya koydu.

Çalışmanın başyazarı, Manchester Üniversitesi’nden Ian Kane; “Hemen herkes okyanusların ünlü ‘çöp yığınlarını’ duymuştur, ancak derin deniz tabanında bulduğumuz yüksek mikroplastik yoğunlukları bizi şoke etti” dedi.

Bu mikroplastikler, deniz ekosistemine doğrudan ve dolaylı yollarla, örneğin çöplüklerden rüzgârla taşınarak nehirlere ve denizlere karışırlar. MDPI’de (Molecular Diversity Preservation International) 2021’de yayımlanan bir çalışmada “Her yıl 8 milyon ton plastik denizlere ve okyanuslara karışıyor” denildi.

Midyeler, mikroplastik kirliliğini değerlendirmek ve izlemek için birer gözcü görevi görebilir. Hem tatlı su hem de tuzlu su ekosistemlerinde filtre besleyici olarak küre düzeyinde yaygın olan midyeler, çevresel kirliliğe karşı hassastırlar ve büyük miktarlarda suyu işleyerek su ekosistemlerinin şekillenmesinde önemli bir rol oynarlar.

Gıdaların, özellikle deniz ürünlerinin ve insanların vücutlarının mikroplastik kirlenmesiyle ilgili ciddi endişeler giderek artarken, midyeler kaçınılmaz olarak bugünden geleceğe mikroplastik kirliliğinin giderek daha önemli bir biyolojik göstergesi olarak hizmet edeceklerdir.

Plastik Parçalanmasının Etkileri

İnsan yapımı, fosil yakıt bazlı plastikler doğal malzemeler gibi biyolojik olarak parçalanmaz, giderek daha küçük plastik parçacıklara ayrılırlar. Bilim insanları bu parçacıkları boyutlarına göre sınıflandırıyor: 5-10 milimetre arasındakilere “mezoplastikler”, 1 nanometre ile 5 milimetre arasındakilere “mikroplastikler” ve 1 nanometre (bir insan saçı 80.000-100.000 nanometre genişliğindedir) ve daha küçük olanlara “nanoplastikler” deniyor. Nanoplastikler görülemeyecek kadar küçükken, mikroplastikler ve mezoplastikler oldukça görünürlerdir.

Kozmetik veya sabun, diş macunu vb. peeling ürünlerine katmak üzere “amaçlı olarak üretilen” mikroplastikler genellikle minik boncuklar veya düz sim parçaları şeklinde üretilir. Bu hazır mikroplastiklere “birincil” mikroplastikler denir. Birincil mikroplastikler ayrıca, eritilerek bildiğimiz plastik ürünlere dönüştürülen küçük plastik tanecikleri olan boncukları da içerir. Plastik üretim tesislerinden kaynaklanan endüstriyel atık su akıntıları ve kargo gemilerinden kaynaklanan yangınlar ve dökülmeler sırasında sıklıkla plastik parçacıkları suyollarına karışmaktadır. Her yıl küresel olarak yaklaşık 445.970 ton plastik boncuğun özellikle su ekosistemlerini kirlettiği tahmin edilmektedir.

Plastik malzemelerin parçalanması sonucu oluşan plastik parçacıklarına “ikincil” mikroplastikler denir. Bu parçacıklar plastik film parçaları, lifler (tekstil ve iplerden), köpük, sert veya yumuşak parçalar ve misinalar (örneğin balıkçılık ekipmanlarından) olabilir. Bunlar, evlerimizde kullanılan plastik ambalajlardan, sentetik tekstil ürünlerinden, boyalardan ve diğer plastik malzemelerden parçalanarak oluşurlar. Plastiklerin parçalanması; güneş ışığı, aşırı sıcaklıklar, bakteri, mantar, su ve hava koşullarına maruz kalmayla hızlanır.

Bu parçacıklar ilk olarak 1970’lerin başlarında deniz ekosistemlerinde belgelenmiş olup o zamandan beri iç ve dış mekân havasında, içme suyunda, taze ve işlenmiş gıdalarda, tatlı sularda, ev tozunda, bitki ve ağaçlarda, okyanuslarda, pek çok yerde toprakta, insanlar ve hayvanlarda da bulunmuştur.

Plastikler yalnızca sağlığımıza zarar vermekle kalmaz, aynı zamanda önemli ekonomik maliyetlere de yol açar. Dünya Kaynakları Enstitüsü’nün belirttiğine göre, “Tahminler, plastik kirliliğinin yılda yaklaşık 75 milyar dolarlık çevresel hasara yol açtığını ve bunun 13 milyar dolarının deniz ekosistemleriyle bağlantılı olduğunu gösteriyor. Örneğin, plastik kirliliği balık stoklarını azaltabilir ve popüler plajları kirleterek kıyı turizmini etkileyebilir. Kentsel drenaj sistemleri gibi altyapıya zarar verebilir. Hatta pervaneleri dolayarak veya motorlarını soğutmaktan sorumlu su giriş sistemlerini tıkayarak gemilerin çalışamaz hale gelmesine veya batmasına neden olabilir.”

Mikroplastikler Deniz Yaşamını Tehdit Ediyor

Plastik parçacıklar, biyosferdeki sürekli hareketleri nedeniyle neredeyse tüm dünyayı kirletmiş olsa da, özellikle deniz ekosistemleri mezoplastikler, mikroplastikler ve nanoplastikler için önemli bir depo görevi görmektedir. Tatlı su sistemleri okyanuslara dökülür ve özellikle sanayileşmiş olan kalabalık kıyı bölgeleri, deniz ekosistemlerindeki mikroplastik kirliliğinin başlıca kaynaklarıdır. Okyanuslardaki plastiklerin yaklaşık yüzde 80’inin nehirlere ve diğer tatlı su sistemlerine karışarak okyanuslara ulaştığı tahmin edilmektedir. Sel ve hava olayları mikroplastikleri büyük miktarlarda nehirlere taşıyabilmektedir.

BM Çevre Programı’nın (UNEP) 2021 raporu, deniz çöplerinin yüzde 85’ini plastiğin oluşturduğunu ve önleyici tedbirler almazsak 2040 yılına kadar plastik kirliliğinin hacminin neredeyse üç katına çıkacağını belirtmiştir.

Balıklar ve diğer deniz hayvanları, deniz yüzeyinden deniz tabanına kadar olan sularda ve tortullarda mikroplastiklere maruz kalıyor. İnsanların tükettiği bazı balık türleri de dâhil olmak üzere birçok deniz hayvanı, balık yumurtaları ve diğer planktonlar gibi normal besin kaynaklarına benzediği için plastik boncuklarını ve diğer yuvarlak mikroplastikleri tüketiyor. Bazı balık türleri ve deniz hayvanları, aşınmış plastik parçacıklarının kokusuna geliyor. Nispeten küçük miktarlardaki plastik bile denizdeki canlılar için ölümcül olabilir. Örneğin, 2025’te Proceedings of the National Academy of Sciences’da yayımlanan bir çalışma, bir kesme şekerinden daha az hacimde plastik miktarının Atlantik martılarının yarısını öldürebileceğini; bir bezbol topunun yarısından daha az plastik miktarının caretta caretta kaplumbağalarının yarısını öldürmek için yeterli olduğunu; bir futbol topunun altıda birinden daha az plastik miktarının liman yunuslarının yarısını öldürmek için yeterli göstermektedir.

Mikroplastik tüketimi, midyeler de dâhil olmak üzere deniz hayvanlarında olumsuz sağlık etkileriyle ilişkilendirilmiştir. 2024’te Toxicology Reports’ta yayımlanan bir çalışmada; “Balıkların dolaşım sistemi, dokularında biriken mikroplastiklerin etkisiyle bağışıklık, ozmotik basınç, kan pıhtılaşması, moleküler taşıma ve yağ metabolizması ile bağlantılı çeşitli hematolojik göstergeleri etkileyen değişikliklere uğrar” denmektedir. Mikroplastikler ve plastik kimyasalları ayrıca deniz yaşamında; sindirim sistemi tıkanıklıkları, nörolojik sorunlar, açlık, zehirlenme ve üreme problemleriyle ilişkilendirilmiştir.

Midyeler de dâhil olmak üzere filtre besleyiciler, yiyecek için suyu süzerken plastik parçacıklarını ayırma ve reddetme konusunda sınırlı bir kapasiteye sahiptir. Midyeler dakikada, küçük bir hayvan için çok büyük bir hacim olan yaklaşık çeyrek fincan deniz suyu çekerler. Araştırmalar, farklı bölgelerden midyelerin yumuşak dokularında ve sindirim sistemlerinde değişen miktar ve türlerde mikroplastikler bulunduğunu göstermiştir. Midyeler ve diğer filtre besleyici kabuklular, diğer deniz canlılarına kıyasla daha fazla mikroplastik yutar. Diğer kirleticilerde olduğu gibi, mikroplastikler de besin ağı boyunca biyobirikim yaparak avcı hayvanların vücutlarında yoğunlaşır.

Polyester plastik liflerin yutulmasının, genç mavi midyelerin gelişimini üçte birden fazla oranda engellediği ispatlanmıştır. Daha küçük midyeler, daha düşük büyüme hızları ve iltihaplanma gibi stres faktörleri nedeniyle midyelerin hayatta kalma oranını ve dolayısıyla kuşlardan yengeçlere, denizyıldızlarına, deniz salyangozlarına ve elbette insanlara kadar onları avlayanlar için genel besin kaynaklarının arzını azaltabilir. Mikroplastikler ayrıca midyelerde hücresel ve moleküler hasarla ilişkilendirilmiştir.

Dahası, ağır metaller, ftalatlar ve PFAS gibi plastiklere sıklıkla eklenen kimyasalların deniz besin zincirinde biyolojik olarak biriktiği de ispatlanmıştır.

Deniz Mikroplastik Kirliliği İnsan Sağlığıyla İlgili Endişeleri Artırıyor

Mikroplastikler insan vücudunun her yerinde, insanların kan dolaşımında, kemiklerinde, kemik iliğinde, beyinlerinde, anne sütünde, yetişkin ve bebeklerin idrar ve dışkısında, saçlarında, kalplerinde, böbreklerinde, karaciğerlerinde, akciğerlerinde, penislerinde, plasentalarında, tükürük ve balgamlarında, menide, deride, dalaklarda, midelerde, testislerde, boğaz ve solunum yollarında, rahimlerde ve damarlarda tespit edilmiştir.

İnsanlarda mikroplastiklerin varlığı Alzheimer hastalığı, bunama (farelerde), Parkinson hastalığı ve diğer nörodejeneratif bozukluklarla; iltihaplanma, kalp krizi, inme ve ölümle ilişkilendirilmiştir; mesane kanseri örneklerinde bulunmuşlardır ve insan doğurganlığına ve üreme sağlığına zarar verdiğinden şüphelenilmektedir. Mikroplastik parçacıklara maruz kalma ayrıca hücre hasarı ve hücre ölümüne yol açmaktadır.

Mikroplastiklerin tam olarak nasıl ve neden zarar verdiği hâlâ araştırılmaktadır. Ancak bilim insanları, mikroplastik parçacıkların 16.000’den fazla plastik kimyasal madde içerebileceğini ve bunların en az 4.200’ünün kansere neden olmak ve hormonları bozmak da dâhil olmak üzere insan sağlığı üzerinde olumsuz etkilerle ilişkilendirildiğini bilmektedir.

Balıklarda mikroplastikler solungaçlarda ve sindirim sisteminde birikme eğilimindedir; bu nedenle balıkların iç organlarının çıkarılması, insanların maruz kalma oranını azaltır gibi görünebilir. Ancak balıkları fileto hâline getirmek ve iç organlarını temizlemek mikroplastikleri mutlaka ortadan kaldırmaz. Dahası, bazı deniz ürünleri, özellikle bazı çift kabuklular, kabuklular ve sardalya gibi yağlı balıklar, genellikle bütün olarak tüketilir ve vücutlarındaki mikroplastik yoğun bölgelerin çıkarılması her zaman mümkün veya pratik değildir. Mevsimsel değişiklikler, okyanus akıntıları, yağış miktarı, akış, seller ve kirlenmeyi artıran diğer faktörler nedeniyle deniz ürünlerinin mikroplastik içeriği dönemsel olarak artabilir.

EarthDay.org’da ifade edildiğine göre, “Araştırmacılar, yalnızca protein kaynaklarından, ABD’deki yetişkinlerin yılda neredeyse 4 milyon mikroplastik parçacığı tüketebileceğini tahmin ediyor.”

Bilim insanları, mikroplastiklerin insan tüketimiyle bağlantılı risklerin tam kapsamını hâlâ belirlemeye çalışıyor. ABD ve Avrupa’da yaş, cinsiyet ve hamilelik durumuna göre deniz ürünlerinin tüketim sıklığı ve türü ile ilgili olarak, PCB’ler ve cıva gibi kimyasallara maruziyeti azaltmak için geliştirilmiş rehberler bulunmaktadır. Ancak bu tür rehberlerin temel aldığı kirleticiler her zaman mikroplastikleri kapsamamaktadır.

Meselenin Geleceği

Deniz ürünlerinin ve taze meyve ve sebzeler de dâhil olmak üzere diğer önemli besin kaynaklarının mikroplastiklerle giderek daha fazla kirlenmesi, insan sağlığı için ciddi bir endişe kaynağıdır. Dünya genelinde milyarlarca insan, beslenmelerinin (ve geçimlerinin) temel bir parçası olarak deniz ürünlerine bağımlıdır.

Bilim insanları, midye de dâhil olmak üzere deniz ürünleri olarak tüketilen deniz hayvanlarının etinde, solungaçlarında ve bağırsaklarında mikroplastik aramaya devam ediyor. Araştırmacılar, pazarlardan satın alınan ve en çok tüketilen midye türlerinin tamamında mikroplastik tespit etmiş ve gram başına ortalama 0.13 ila 2.45 mikroplastik parçacığı bulmuştur. En kirli organizmalar Kuzey Atlantik ve Güney Pasifik’te tespit edilmiştir. 2024 yılında yapılan bir başka çalışmada ise araştırmacılar, ABD Batı Kıyısı’ndaki mağazalardan satın alınan ve balıkçı teknelerinden toplanan deniz ürünleri örneklerinin %99’unda mikroplastik bulunduğunu ve incelenen deniz ürünleri arasında en çok kirlenmiş olanın karides olduğunu tespit etti.

Mikroplastiklerin gıda güvenliğini nasıl etkilediğine ilişkin bilimsel bilgi hâlen “emekleme aşamasındadır.” Gelişmiş analitik yöntemler, belirli gıdalardaki mikroplastik seviyelerinin daha doğru tespit edilmesini sağlayarak izlemeyi geliştirebilir. Smart Food Safe’te yer alan bir makaleye göre, hükümetlerin düzenlemeleri artırması ve “mikroplastiklerin girişini ve yayılmasını en aza indirmek için gıda üretimi, işleme ve ambalajlamada belirli uygulamaları” sağlaması gerekiyor. Sorunun çözülmesi için endüstriyel ve uluslararası iş birliğinin artması, gıda zincirini mikroplastiklere karşı daha güvenli hâle getirecek tutarlı standartların oluşturulmasına yardımcı olabilir. Makalede ayrıca, “Yeni bilimsel bulgulara dayalı olarak metodolojilerin ve standartların düzenli olarak güncellenmesi, stratejilerin etkili kalmasını ve en son bilgilerle uyumlu olmasını sağlar” denilmektedir.

Kaliforniya, deniz ortamındaki mikroplastiklerin izlenmesinde ABD’ye öncülük etmektedir. 2022 yılında, mikroplastik kirliliği eğilimlerini, risklerini ve kaynaklarını belirlemeye odaklanan Eyalet Çapında Mikroplastik Stratejisi’ni oluşturdu. Strateji çerçevesinde akademisyenler, özellikle midye gibi öncü türler üzerinde mikroplastiklerin izlenmesine odaklanmaya devam ediyor ve bu çalışmalara genellikle yerel bilim insanlarının da yardımı oluyor.

Plastik Kirliliğini Azaltmak Kaynağında Başlamalı

Tüketicilerden gelen baskı ve tek kullanımlık plastik ürünlere yönelik yasaklar ve vergiler gibi güçlü politikalar, kaçınılmaz olarak ikincil mikroplastiklere dönüşen plastikleri ortadan kaldırmaya yardımcı olabilir. Bu tür önlemler, işletmeleri plastikten uzaklaşmaya ve plastik içermeyen uygulama ve ürünleri benimsemeye zorlamak için gereklidir. Avrupa Parlamentosu’nun “pelet kaybı” ile ilgili zorunlu önleme tedbirlerini uygulayan 2025 tarihli yasal olarak bağlayıcı düzenlemesi ve ABD’nin plastik mikroboncuk içeren durulanabilir kozmetiklerin üretimini, ambalajlanmasını ve dağıtımını yasaklayan 2015 tarihli “Mikroboncuksuz Sular Yasası” gibi diğer yasalar, mikroplastik kirliliğinin birincil kaynakları olan yukarı havza sorununu ele almaya yardımcı olmaktadır.

Dava açmak, topluluklar ve kuruluşlar tarafından kirleticileri sorumlu tutmak için kullanılan bir diğer araçtır. Bazı davalar, mikroplastiklerden kaynaklanan aşağı yönlü kirliliği başarıyla hedef almaktadır. Bazıları ise, dezavantajlı toplulukların endüstriyel kirleticiler için “kurban bölgeler” olarak haksız yere hedef alınmasını sürdüren ırkçılık gibi uzun süredir devam eden sistemik sorunları ele almak için çalışıyor. Bazı davalar ise şirketlerin “sürdürülebilir” veya “sağlıklı” etiketi taşıyan plastik ürünlerine ilişkin yanlış ve yanıltıcı pazarlama iddialarını sorgulamaktadır.

Plastik kirliliğini azaltmanın anahtarı, fosil yakıt çıkarımı ve plastik üretimiyle başlayarak sorunun kaynağına inmekten geçiyor. Nihayetinde, toplumların fosil yakıtlara ve plastiklere olan bağımlılıklarını, sistemik düzeyde güvenli, plastiksiz yeniden kullanım ve yenileyici çözümlere doğru kaydırmaları gerekmektedir.

Plastik geri dönüşümü kendi başına bir çözüm değildir; aslında plastik üretimini sürdürebilir ve her geri dönüşüm döngüsünde plastiğin kalitesi düştüğü için yeni plastik ve plastik katkı maddeleri gerektirir.

İklim Bütünlüğü Merkezi’nin 2024 raporuna göre: “Fosil yakıt ve diğer petrokimya şirketleri, plastik geri dönüşümünün sahte vaadini kullanarak son altmış yılda bakir (yeni) plastik üretimini katlayarak artırmış, küresel plastik atık krizini yaratmış ve bu krizin sonuçlarının bedelini ödemek zorunda bırakılan topluluklara büyük maliyetler yüklemiştir… 2021 itibarıyla ABD’de plastik için geri dönüşüm oranının yalnızca yüzde 5–6 olduğu tahmin edilmektedir.”

Plastik ve fosil yakıt şirketleri, uzun yıllardır plastik kirliliğine karşı çözüm olarak geri dönüşümü öne sürmüş, fakat gerçekte plastik üretiminin durdurulması temel çözüm olmuştur. Gelecekte, hâlihazırda dolaşımda olan plastiklerle ilgili olarak kaçınılmaz olarak bazı geri dönüşüm işlemlerine ihtiyaç duyulabilir, ancak daha fazla zararı önlemek için geri dönüşüm uygulamaları iyileştirilebilir. Benzer şekilde, temizlik çalışmalarının sorunu tamamen çözemeyeceği açık olsa da, mikroplastiklerin oluşturduğu riskleri azaltmak için gelecekte kaçınılmaz olarak gerekli olacaktır.

Mikroplastikler, küresel çapta koordineli bir yanıt gerektiren sistemik bir kirlilik sorunudur; bu yanıt, plastik kirliliğini tüm zehirli yaşam döngüsü boyunca ele alan güçlü bir Küresel Plastik Anlaşması gibi bir yaklaşımı içermelidir. Anlaşmaya ilişkin müzakereler devam ederken, ülkelerin plastik üretimini ve kullanımını azaltmak için adımlar atması ve tüketicilerin de bireysel düzeyde değişimi yönlendirmek için daha iyi seçimler yapması gerekiyor. Bu adımlar, kontrolsüz plastik kullanımının hâlihazırda yarattığı zararı azaltmak ve daha sürdürülebilir bir geleceği güvence altına almak için gereklidir.

 

*Erica Cirino, insan yaşamı ve insan dışı dünyaların yaşamlarının kesişimini araştıran bir yazar, sanatçıdır.

 

Kaynak: https://observatory.wiki/How_Microplastics_Threaten_Marine_Ecosystems_and_the_Food_Chain

Tercüme: Ali Karakuş

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.