YOGYAKARTA—12–14 Ekim tarihlerinde Cenevre’de düzenlenen Madencilik, Madenler, Metaller ve Sürdürülebilir Kalkınma Hükümetlerarası Forumu’nun (IGF) bu yılki yıllık toplantısının teması “karşılıklı bağımlılık” olsa da ülkeler arasında enerji geçişi minerallerini güvence altına alma rekabeti hâlâ yoğun biçimde sürüyor. Bu yarış, sürdürülebilirlik standartlarını zayıflatır ve maliyetlerle faydaların hem ülkeler arasında hem de ülkelerin kendi içinde adil biçimde paylaşılmasını engellerse, maden üreticisi ülkeler açısından ciddi sonuçlar doğurabilir.
Uluslararası Enerji Ajansının tahminlerine göre, net sıfır emisyon hedefine ulaşmak için kritik minerallere yönelik talebin 2030’a kadar üç katına, 2040’a kadar ise dört katına çıkması bekleniyor. “Kaynak laneti”nin farkında olan maden zengini ülkeler, rezervleri üzerindeki kontrolü ellerinde tutmanın yollarını arıyor. Yurt içinde katma değer yaratmak ve ekonomik kalkınma hedeflerine ulaşmak amacıyla bu ülkelerin çoğu, kritik hammaddelerin ihracatını yasaklama yoluna gidiyor.
Ancak bu tür bir yasağı ilk uygulayan ülkelerden biri olan Endonezya’nın deneyimi, aşağı akış sanayileşmesinin her derde deva olmadığını gösteriyor. Bu süreç ciddi çevresel ve toplumsal maliyetler doğurabiliyor. Üstelik elde edilen faydalar, maden çıkarma ve işleme faaliyetlerinin en ağır yükünü çoğu zaman taşıyan yerel topluluklarla her zaman adil biçimde paylaşılmıyor. Maden çıkarma, eritme ve işleme faaliyetleri Endonezya’nın nikel bakımından zengin üç eyaletinde ekonomik büyümeyi hızlandırmış olsa da ulusal ekonomiye önemli bir katkı sağlamadı. Marjinal bölgelerin kaynak çıkarma merkezlerine dönüştürülmesi süreci, güçlü düzenlemeler ve demokratik denetimle desteklenmediğinde yeni “feda edilen bölgeler” yaratabiliyor.
Öte yandan, küresel düzeyde sürdürülebilir madenciliğe hiç olmadığı kadar önem veriliyor. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin Kritik Enerji Geçişi Mineralleri Paneli, 2024 yılında adalet ve hakkaniyete dayalı yeni bir paradigmaya duyulan ihtiyacı vurgulayan bir dizi yol gösterici ilke yayımladı. Bu ilkeler, madenciliğin ev sahibi ülkelere ve yerel topluluklara fayda sağlaması gerektiğinin de altını çiziyor. Afrika Birliğinin Afrika Madencilik Vizyonu, bunu izleyen kılavuz ve çerçeveler ile ASEAN Sürdürülebilir Mineral Geliştirme İlkeleri gibi bölgesel çerçeveler de benzer taahhütleri yansıtıyor.
Ne var ki ülkeler, her şeyin önüne pazara erişimi koyan ikili anlaşmaların peşine düştüğünde bu ilkeler geri plana itiliyor. AB-Endonezya Kapsamlı Ekonomik Ortaklık Anlaşması’nda nikel ile palm yağına yönelik farklı muameleyi ele alalım. Her iki sektör de ciddi toplumsal ve çevresel tahribata yol açabilmesine rağmen Avrupa Birliği, palm yağı için katı sürdürülebilirlik standartları uygularken nikel için benzer standartlar öngörmüyor.
Bu ilkeleri hayata geçirmenin en iyi yolu, Küresel Güney’deki politika ve savunuculuk ağlarını birleştirip güçlendirmekten geçiyor. Böylece politika yapıcılar, sivil toplum kuruluşları ve yerel topluluklar, maden çıkarma ve işleme konusundaki deneyimlerini paylaşabilecek; sektörü daha adil ve çevreye karşı daha sorumlu hâle getirmeye yönelik önerilerini birbirlerine aktarabilecekler.
Küresel Güney’deki politika yapıcılar arasında, başarılarından ve başarısızlıklarından çıkardıkları dersleri paylaşma konusunda samimi bir istek var. Doğal Kaynak Yönetişimi Enstitüsünün Güney-Güney Geçiş Mineralleri Öğrenme Platformu, Endonezya, Şili, Zambiya, Demokratik Kongo Cumhuriyeti ve diğer ülkelerden hükümet yetkilileri arasında politikalara ilişkin bilgi ve kavrayışların yayılmasını kolaylaştırdı. Bu ülkelerin hepsi, maden zenginliklerinden yararlanarak daha kapsayıcı, dayanıklı ve müreffeh toplumlar inşa etme hedefini paylaşıyor. Bununla birlikte platform, çıkarılan madenlerin niteliği, ülkelerin iç siyasi ekonomileri ve değer zincirindeki konumları arasındaki farklılıkların, herkese uyan tek bir yaklaşım yerine farklı stratejiler gerektirdiğinin daha iyi anlaşılmasını sağlıyor.
Küresel Güney’deki sivil toplum gruplarını birbirine bağlayan ulusötesi veya farklı ölçekler arasında bağlantı kuran savunuculuk ağları da aynı derecede önemli. Bu ağlar, deneyim ve bilgi paylaşımına ortam sağlamanın yanı sıra ortak hareket etme kapasitesini güçlendiriyor ve hesap verebilirliği ulusal sınırların ötesine taşıyor. Yerel savunuculuk aktörleri, maden çıkarma, eritme ve işleme faaliyetleriyle bağlantılı toplumsal ve çevresel ihlallere ilişkin kapsamlı kanıtlar ortaya koyarak, yerel topluluklara yeterli desteği vermeyen hükümetleri ve şirketleri aradan çıkarıp dışarıdan baskı oluşturabilecek uluslararası müttefiklerle doğrudan bağlantı kurabiliyor.
Endonezya bu konuda da yararlı bir örnek sunuyor. Ülkenin önde gelen sivil toplum kuruluşlarından WALHI, Friends of the Earth Japan ile birlikte, Vale Indonesia’nın hissedarlarını Sorowako nikel projesinde yaşandığı iddia edilen insan hakları ihlallerine karşı harekete geçmeye çağırmak amacıyla yüzden fazla kuruluşu harekete geçirdi. Hükümetin etkili biçimde müdahale edememesi üzerine Vale, Sumitomo Metal Mining ve Mitsui & Co. dâhil bazı hissedarlar şirkete baskı uygulayarak karşılık verdi.
Benzer şekilde Mighty Earth, Climate Rights International ve Global Witness bünyesindeki kampanya yürütücüleri, Endonezya’nın nikel çıkarma ve işleme sektöründe yaygın ihlaller yaşandığını ileri sürerek yatırımcıların dikkatini bu konuya çekti. Elektrikli araç bataryası ve otomobil üreticilerine, toplumsal ve çevresel standartlara ve gerekli özen yükümlülüklerine uymaları çağrısında bulundular. Weda Bay Nickel, bu süreçten sonra Sorumlu Madencilik Güvencesi Girişimi’nin (Initiative for Responsible Mining Assurance) standartlarına uyma yönünde ilgi gösterdi; bazı otomobil üreticileri de nikel tedarikçilerine daha sıkı şartlar getirdi.
Publish What You Pay Indonesia’nın 2025 OECD Sorumlu Maden Tedarik Zincirleri Forumu’nda ülkenin nikel yönetişimine ilişkin endişeleri gündeme getirmesi de dâhil olmak üzere bu küresel baskı, Endonezya hükümetini harekete geçmek zorunda bıraktı. Hükümet, kendi düzenleyici çerçevesi ile üç küresel standart arasındaki uyumsuzlukları değerlendirdikten sonra, şirketlerin nikel tedarik zincirinde hangi Endonezya düzenlemelerinin küresel standartların gereklerini karşıladığını belirleyebilmelerine yardımcı olmak amacıyla çevresel, sosyal ve yönetişim (ESG) alanında kılavuzlar hazırlıyor.
IGF toplantısının hedefi olan enerji geçişi minerallerinin tedarik zincirlerinde kapsayıcılığı artırmak, iddialı beyanları somut eylemlere dönüştürecek stratejiler gerektiriyor. Bu da Küresel Güney’deki politika ve savunuculuk ağlarının bir araya getirilip güçlendirilmesiyle mümkün olabilir. Mevcut Güney-Güney iş birliği mekanizmaları, kritik mineraller konusunda politika öğrenimini kolaylaştırmak için etki alanlarını genişletebilir. Yerel sivil toplum kuruluşları ise madencilikle bağlantılı çevresel tahribata ve insan hakları ihlallerine dikkat çekmek amacıyla küresel bağlantılarını derinleştirebilir. Yapbozun pek çok parçası zaten yerli yerinde; şimdi bunları bir araya getirme zamanı.
*Hasrul Hanif, Gadjah Mada Üniversitesinde Enerji Siyaseti alanında yardımcı doçent olarak görev yapmaktadır.
