Kritik Minerallerin Madenciliğine Yönelik Anlaşmalar

Bir başka fırsat ise ev sahibi ülkenin, misafir hükümetlerin kendi yatırımcılarının kritik mineralleri kontrol etmelerini güvence altına almalarını sağlama arzularından kaynaklanan güçlü ilgilerinden yararlanma imkânıdır. Ev sahibi ülkeler, bu hükümetlerin projeler için finansman sağlaması veya maden için gerekli olanların da ötesinde altyapı projelerine yönelik yardımları artırması gibi faydalar sağlamaları hususunda ısrar edebilirler.
image_print

Kritik Minerallerin Madenciliğine Yönelik Anlaşmaların Müzakere Edilmesini Özel Kılan Nedir?

Modern otomobiller, yapay zekâ, bilgisayarlar, dronlar ve diğer pek çok tüketim ve savunma sanayii ürünü için “kritik mineraller” vazgeçilmez olduklarından, sanayileşmiş ülkelerdeki firmalar ve hükümetler nezdinde kritik bir öneme sahiptir.

Günümüzde pek çok kritik mineralin madenciliği ve özellikle de işlenmesi, bu minerallere erişimi kısıtlayarak Batı ile gerilim yaşandığında elinde güçlü bir pazarlık bulunduran Çin’de yoğunlaşmıştır.  Sonuç olarak, sanayileşmiş ülkelerin hükümetleri ve firmaları, tedariklerini güvence altına almak amacıyla Çin dışında yeni madenler ve işleme tesisleri geliştirmek için yoğun bir çaba gösteriyor.

Birçok kritik mineral yatağı gelişmekte olan ülkelerde bulunuyor ancak bu ülkelerin çoğu nadir toprak elementlerini ve diğer kritik mineralleri çıkarmak için gerekli sermaye ve teknolojik bilgiye ulaşmak amacıyla yabancı şirketlere başvurmak zorunda kalıyor. Arama ve geliştirme sözleşmeleri, hem yatırımcıların hem de ev sahibi hükümetlerin hak ve yükümlülüklerini çoğu zaman onlarca yıl boyunca belirlemektedir. Yatırımcıların çoğu, yatırım anlaşmalarıyla korunduğu için ev sahibi ülkelerin sözleşmeleri başlangıçta “doğru” şekilde düzenlemesi gerekiyor.

Gelişmekte olan ülkelerin pazarlık gücü, kritik mineraller söz konusu olduğunda genellikle diğer minerallere kıyasla daha yüksektir. Bunun nedeni, sanayileşmiş ülkelerdeki özel firmaların ve hükümetlerin kritik minerallere erişme konusundaki istekliliği ve bu mineralleri rakiplerinin elinden uzak tutma arzusudur.

Yatırımcılar istekli olduğunda; ev sahibi ülkeler avantajlı mali şartlar (vergiler, imtiyaz hakları) elde etmekte ısrar edebilirler, yerel tedarikçileri geliştirmeye yönelik programlar da dâhil olmak üzere yatırımcıyı siyasi ve hukuki risklerden korumayı amaçlayan özel sözleşme hükümlerinden kaçınabilirler, uygun maden kapatma düzenlemelerini yapma hakkı elde edebilirler vb. Bazen ev sahibi ülkeler yatırımcıların cevheri yerel olarak işlemesini de şart koşabilir.

Bir başka fırsat ise ev sahibi ülkenin, misafir hükümetlerin kendi yatırımcılarının kritik mineralleri kontrol etmelerini güvence altına almalarını sağlama arzularından kaynaklanan güçlü ilgilerinden yararlanma imkânıdır. Ev sahibi ülkeler, bu hükümetlerin projeler için finansman sağlaması veya maden için gerekli olanların da ötesinde altyapı projelerine yönelik yardımları artırması gibi faydalar sağlamaları hususunda ısrar edebilirler.

Ev sahibi hükümetlerin yatırımcılar ve onların ülkelerinin politikaları hakkında derinlemesine bilgiye sahip olmaları ve başka yerlerde yapılan madencilik anlaşmaları hakkında da bilgi sahibi olmaları durumunda, misafir yatırımcıların hükümetlerinden gerçek faydalar elde etme olasılığı daha yüksektir. Kritik minerallere özgü olan husus, kritik mineral arzını geliştirmek ve istikrara kavuşturmak için oluşturulmakta olan çok taraflı ve iki taraflı düzenlemelerdir. Bunlar arasında FORGE (Forum on Resource Geostrategic Engagement) ve Project Vault (ABD’nin kritik mineral tedarik zincirini güvence altına almak amacıyla Şubat 2026’da başlattığı 12 milyar dolarlık stratejik bir rezerv girişimi) gibi stoklama girişimleri yer almaktadır.

Bu yeni ortaya çıkan fırsatlardan yararlanarak yatırımcıların hükümetlerinden fayda elde etmek, ev sahibi hükümetlerin madencilikle ilgilenen Bakanlıkların yanı sıra Dışişleri Bakanlıklarını da sürece dâhil etmesini gerektirebilir. Bu durum, hükümetler içindeki koordinasyona ilişkin yaygın olan soruna ek bir boyut daha getiriyor.

Ev sahibi ülkeler ayrıca belirli risklerle karşı karşıyadır. Özellikle önemli olan risk, yatırımcıların anlaşmalar imzalaması ancak gerçekte hiçbir yatırım yapmamasıdır. Ya da beklenen üretim düzeylerine ulaşmadan durmalarıdır. Ya da şirketler, sırf rezervleri diğer firmaların eline geçmekten alıkoymak veya “ne olur ne olmaz” düşüncesiyle bir yedek plan oluşturmak amacıyla anlaşmalar imzalayabilirler.

Ayrıca teknolojiler hızla değişiyor; örneğin bataryalar konusunda bugün talep gören şeyler, birkaç yıl içinde farklı olabilir. Bu nedenle sözleşmelerde “kullan ya da kaybet” hükümleri hayati önem taşıyor: yatırımcılar madenleri üzerinde anlaşılmış bir tarihe kadar geliştiremez veya üretim şartlarını karşılayamazsa, sözleşmeler yatırımcıların haklarının sona ermesini sağlamalıdır; böylece hükümetler başka yatırımcılar aramakta serbest kalırlar.

Ev sahibi hükümetler yatırımcılarla müzakere ettiğinde, genellikle yatırımcıların minerallerin değeri hakkında hükümetlerden daha fazla bilgi sahibi olması nedeniyle dezavantajlı durumda kalıyorlar. Çoğu zaman iyi kaynaklara sahip uluslararası yatırımcılarla başarılı bir şekilde müzakere etmek için gerekli hukuki, mali ve teknik uzmanlıktan yoksunlar.

Geçmişte madencilik sözleşmeleri müzakere etmiş olsalar bile, edinilen uzmanlık hükümette veya özel sektörde başka görevlere geçmiş yetkililerin zihninde kalabilir. Kritik mineralleri kapsayan anlaşmaların müzakere edilmesinin beraberinde getirdiği karmaşıklıklar ve özel fırsatlar söz konusu olduğunda bu dengesizlik daha da büyük olabilir.

Dolayısıyla, gelişmekte olan ülkelerin sahip olduğu fırsatlardan yararlanmaları kolay bir görev değildir. Dışarıdan sağlanacak uzmanlık, hükümetlerin madencilik anlaşmalarını en uygun hâle getirmelerine yardımcı olabilir. Ancak gelişmekte olan en yoksul ülkeler genellikle hukukçular, jeologlar, mühendisler, mali analistler, piyasa uzmanları ve çevre uzmanları gibi uluslararası uzmanları işe almak için gerekli mali kaynaklardan yoksundurlar.

Dünya Bankası ve Uluslararası Finans Kurumu gibi çok taraflı kuruluş, yabancı yatırım ve madenciliğe yönelik politika ve yasaların geliştirilmesine yardımcı olabiliyorlar ancak tekil firmalarla yürütülen asıl müzakereler söz konusu olduğunda devre dışı kalıyorlar.

Bununla birlikte, müzakere aşamasında yardım sağlayan ücretsiz danışmanlık (pro bono) kaynaklar da bulunmaktadır. Uluslararası Kıdemli Hukukçular Projesi (International Senior Lawyers Project) ve Afrika Hukuki Destek Mekanizması (African Legal Support Facility) hukuki destek sunmaktadır. CONNEX Destek Birimi (Strengthening Assistance for Complex Contract Negotiations/ Karmaşık Sözleşme Müzakerelerine Yönelik Desteğin Güçlendirilmesi) ise yalnızca hukuki destek değil, aynı zamanda belirli projeler için gerekli diğer uzmanlıkları da sağlamaktadır.

Hükümetler, kritik minerallere ilişkin sözleşmeleri müzakere ederken bu tür dış desteklerden yararlanmayı düşünmelidir. Ancak kendilerine özgü ihtiyaçlarını karşılayan ve birlikte çalışırken kendilerini rahat hissettikleri danışmanları seçmek için destek sağlayan kuruluşla yakın iş birliği içinde çalışmalıdırlar.

Seçilecek danışmanlar gerekli teknik bilgiye sahip olmanın yanı sıra, önerilen madenlerle ilgili çıkarları bulunan bakanlıkları ve kurumları bir araya getirmek için gereken danışmanlık becerilerini de taşımalıdır zira bu, genellikle zorlu bir iştir. Sonuçta danışmanlar ya da farklı becerilere sahip danışman ekipleri yalnızca tavsiyede bulunabilirler. Kararları, maden kaynaklarına sahip ülkelerin hükümetleri verir.

Ancak burada bir uyarıda bulunmak gerekiyor. Hükümetlerin ellerindeki avantajı gereğinden fazla kullanmamaya dikkat etmeleri gerekir. İlgili tüm tarafların uzun vadeli çıkarlarını dengeli bir şekilde yansıtan sözleşmeler yapmayı hedeflemelidirler. Ancak o zaman bu sözleşmeler zamanın sınamalarına dayanabilirler.

 

*Karl P. Sauvant, Columbia Üniversitesi CCSI (Columbia Sürdürülebilir Yatırım Merkezi) bünyesinde kıdemli araştırmacı ve UNCTAD (Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Örgütü) Yatırım Bölümü’nün eski direktörüdür. CONNEX Danışma Komitesi üyesidir.

**Louis Wells ise Harvard İşletme Okulu’nda Herbert F. Johnson Uluslararası Yönetim Kürsüsü’nde çalışan emekli bir profesördür. CONNEX Danışma Komitesi üyesidir.

 

Kaynak: https://www.globalissues.org/news/2026/09/15/44045