Amerika Birleşik Devletleri’ndeki Müslümanlar sıklıkla olumsuz kalıp yargılar ve şüpheyle karşı karşıya kalmaktadır. Özellikle 11 Eylül saldırılarını izleyen yıllarda, Müslümanlar sık sık toplumun dışındaki kişiler olarak gösterilmiştir.
Pek çok kişinin bilmediği şey ise, Müslümanların Amerika’nın kuruluşundan bu yana Amerika’nın hikâyesinin bir parçası olduklarıdır. Akademisyenler, 16. ve 19. yüzyıllar arasında köleleştirilip Amerika kıtasına getirilen Afrikalıların %30’una kadarının Müslüman olduğunu tahmin etmektedir.
Batı Afrika’da İslam’ın yükselişi, daha 8. yüzyıldan itibaren, Müslümanların Kuran’ın dili olan Arapçayı okuyup yazmayı öğrenmeleriyle birlikte okuryazarlığın yayılmasını da beraberinde getirmiştir.
Tarihçi Sylviane A. Diouf, 1998 yılında yayımlanan Servants of Allah (Allah’ın Hizmetkârları) adlı kitabında, köleleştirilmiş Müslümanların tarihini derinlemesine incelemektedir. Diouf, yüz binlerce köleleştirilmiş Afrikalı Müslüman arasında “din adamları, öğretmenler, öğrenciler, hükümdarlar ve tüccarlar” bulunduğunu yazmaktadır.
Bu köleleştirilmiş kişilerden bazıları, köle sahiplerinin anlayamadığı bir dilde kendi yazılı kayıtlarını oluşturabilmişlerdi. Diouf ayrıca, bu Afrikalı Müslümanların, kendilerine zorla dayatılan ağır koşullar karşısında İslam inançlarına, “umut, manevi rahatlık ve zihinsel kaçış” kaynağı olarak sıkı sıkıya sarıldıklarını savunmaktadır.
Amerika’da İslam üzerine çalışan araştırmacılar olarak, bu köleleştirilmiş Afrikalı Müslümanların birçoğunun yazılarını inceledik. Bu anlatılar, onların yaşamlarına olduğu kadar Atlantik’i aşarken beraberlerinde taşıdıkları kültürel geleneklere de ışık tutmaktadır.Zaman zaman, okuma ve yazma becerileri özgürlüklerine kavuşmalarında önemli bir rol oynamıştır.
Amerikan tarihindeki en tanınmış köleleştirilmiş Afrikalı Müslümanlardan biri Ömer ibn Said’di. 1770 yılında Batı Afrika’da – günümüz Senegal’inde – doğan ibn Said, 25 yılını Arapça, Kuran, İslam teolojisi ve İslam hukuku eğitimi alarak geçirdi.
1807 yılında, 37 yaşındayken yakalandı, köleleştirildi ve Güney Carolina’nın Charleston kentindeki bir köle pazarında satıldı.
1831 yılında ibn Said, günümüze ulaşan Arapça bir otobiyografi kaleme aldı. Bu eserinde, kendisini “Allah’tan korkmayan” ve ona son derece sert davranan bir adamın köleleştirdiğini yazdı. İbn Said kaçtı, ancak yeniden yakalanarak hapse atıldı. Hapsedildiği sırada, hücresinin duvarlarına Arapça yazılar yazdı.
İleride Kuzey Carolina valisi olacak olan John Owen’ın dikkatini çekti. Owen, ibn Said’i satın aldı ve kardeşine hediye etti. İbn Said’in okuryazarlığı onu hapisten kurtardı, ancak kölelikten kurtaramadı.
On beş sayfalık otobiyografisine, Kuran’daki “Mülk Suresi” ile başladı. Bu sure, “Bütün hükümranlık elinde bulunan ne yücedir. O, her şeye hakkıyla gücü yetendir.” ayetiyle başlamaktadır. Tarihçi Ala Alryyes’e göre, otobiyografisine bu ayetlerle başlaması, ibn Said’in kölelik kurumuna yönelttiği doğrudan bir meydan okumayı ifade etmektedir: Her şeyin sahibi ve yaratıcısı yalnızca Allah’tır.
İbn Said, Bağımsızlık Bildirgesi’nin imzalanmasından yaklaşık yüz yıl sonra ve yaklaşık 60 yıllık kölelik hayatının ardından, 1864 yılında hayatını kaybetti. Kölelik ise onun ölümünden bir yıl sonra kaldırıldı.
Özgürlük Arayışıyla Kaçan Bir Adam
Ayuba Suleiman Diallo ya da Job Ben Solomon, 1701 yılında Batı Afrika’da varlıklı bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Babası, Diallo’nun ergenlik yıllarında Kuran’ın tamamını ezberlemesine yardımcı olan saygın bir Müslüman âlimdi. Diallo, yakalanıp Atlantik Okyanusu’nu aşarak gemiyle götürüldüğünde 30 yaşındaydı.
İngiliz yargıç ve din adamı Thomas Bluett tarafından 1734 yılında kaleme alınan Job Ben Solomon’un Hayatından Bazı Hatıralar adlı biyografi, bir Afrikalı Amerikalı hakkında yazılmış ilk biyografidir.
Bluett, bu biyografide Diallo’nun inancına olan bağlılığına, özellikle de Kuran’ı ezbere bilmesine hayranlık duymaktadır. Bluett şöyle yazmaktadır: “Hafızası olağanüstüydü; çünkü on beş yaşındayken Alcoran’ın [Kuran’ın] tamamını ezbere okuyabiliyordu.”
Bluett’in aktardığına göre Diallo, kölelik altında olmasına rağmen günde beş vakit namazını kılmayı sürdürdü. Çalışmasını bırakır ve dua etmek için ormana çekilirdi. Beyaz çocuklar sık sık onu ormana kadar takip eder, onunla alay eder ve yüzüne toprak atarlardı.
Diallo, köleleştirilmesinin üzerinden bir yıl geçtikten sonra yaşadığı bu olaylardan birinin ardından özgürlük arayışıyla kaçtı. İbn Said gibi Diallo da hapse atıldı; hapisteyken ona ilgi duyan Bluett ile tanıştı. Bluett, Senegal ve diğer Batı Afrika ülkelerinde yaygın olarak konuşulan, Diallo’nun dili Wolof’u konuşabilen birini buldu. Hikâyesinden etkilenen Bluett, Diallo’nun yaşam öyküsünü kaleme aldı ve özgürlüğüne kavuşmasına yardımcı oldu.
Bluett’in İngiltere soylularına hitaben kaleme aldığı biyografinin 1734 yılında yayımlanmasının ardından Diallo özgürlüğüne kavuştu ve yaşamının geri kalanını Senegal’de geçirdi. 1773 yılında hayatını kaybetti.
Esaret Altındaki Bir Prens
Amerika’daki ilk Müslümanların en dikkat çekici hikâyelerinden biri Abdul Rahman Ibrahima ibn Sori’ninkidir. Batı Afrikalı bir prens olan ibn Sori, Bağımsızlık Bildirgesi’nin imzalanmasından 12 yıl sonra, 1788 yılında, 26 yaşındayken köleleştirildi. Sonraki 40 yıl boyunca köle olarak yaşamaya devam etti.
Tarla işçisi olarak çalışan ve Kuran’a erişimi olmayan ibn Sori, kumun üzerine Arap harfleri çizmeye başladı; bu, onun memleketi, inancı ve kültürüyle kurduğu bir bağdı.
Gazete yayıncısı ve editörü Andrew Marschalk, ibn Sori’nin kraliyet soyundan gelmesine ve Arapça okuyup yazabilme yeteneğine ilgi duyarak, onun Afrika’daki memleketine bir mektup göndermesine yardımcı olmayı kabul etti. İbn Sori, 1826 yılında, gerçekte ezberinden aktardığı Kuran ayetlerini kaleme aldı.
Marschalk, ibn Sori’nin mektubunu ABD Senatörü Thomas Buck Reed’e gönderdi ve eklediği ön yazıda, günümüz Gine’sindeki Futa Jallon bölgesinde yetişen ibn Sori’yi yanlışlıkla Fas kraliyet ailesinin bir üyesi olarak tanımladı. Bu mektup çeşitli siyasetçilerin dikkatini çekti ve sonunda Fas Sultanı Abd al-Rahman ibn Hisham’ın eline ulaştı. Sultan, ibn Sori’nin özgürlüğü için Başkan John Quincy Adams’a başvuruda bulundu.
Amerika’nın sağırlar için kurulan ilk okulunun kurucusu olan eğitimci Thomas H. Gallaudet, sonunda ibn Sori’nin hikâyesini, Mağribi Prensi Abduhl Rahhahman Hakkında Bir Bildiri adlı bir broşürde kaleme aldı. Bu broşür, ibn Sori ile ailesinin özgürlüğünü kazanmaları ve vatanlarına dönebilmeleri için kaynak toplamak amacıyla satışa sunuldu.
Toplanan bağışlar ibn Sori ile eşi Isabella’nın özgürlüğüne kavuşmasını sağladıysa da, ikisi de Afrika’ya geri dönemedi. İbn Sori, özgürlüğünü kazandıktan kısa bir süre sonra koleradan hayatını kaybetti ve çocuklarından en az yedisi Mississippi’de köle olarak yaşamaya devam etti.
Müslüman Kadın Köleler ve Neden Onlar Hakkında Bu Kadar Az Şey Biliniyor
Ne yazık ki, kadınların hikâyeleri daha az kayıt altına alınmıştır.
Diouf, Fatu, Jenaba ve Safiyata gibi Müslüman isimlerini andıran isimlere ait kaçak ilanları da içeren tarihî kayıtları inceleyerek, bu kadınların yaşamlarının nasıl olabileceğini ortaya çıkarmaya çalışmıştır.
Diouf, burada hikâyelerine yer verdiğimiz eğitimli köleleştirilmiş erkeklerin bazıları kadar ilgi görmemiş olsalar da, kadınların halklarının İslami kimliğinin korunmasında hayati bir rol üstlendiklerini ortaya koymuştur. Mümkün olduğunda Müslüman isimlerini korudular. Ayrıca yardımseverdiler; sahip oldukları az şeyi başkalarına veriyor ve İslam inançlarını ve ibadetlerini çocuklarıyla paylaşmak için ellerinden gelenin en iyisini yapıyorlardı.
Bugün Müslüman Amerikalılar dünyanın her köşesinden gelmektedir. Amerika Birleşik Devletleri’ndeki Müslümanların en büyük demografik grubunu, yaklaşık %30’luk bir oranla Afrikalı Amerikalılar oluşturmaktadır ve bunların bir kısmı kökenlerini bu köleleştirilmiş Afrikalı Müslümanlara dayandırmaktadır.
Amerika’nın erken dönem tarihine bakmak, Müslümanların Amerika’daki uzun soluklu varlığını gözler önüne sermektedir. Bu Müslümanların birçoğu ulusun inşasına katkıda bulunmuş ve bugün de bunu sürdürmeye devam etmektedir.
