Kıyametçi Dünya Görüşleri Marjinal Kesimlerden İktidar Koridorlarına Nasıl İlerliyor?

Uzun yıllar boyunca akademisyenler küresel siyaseti kurumlar ve yapısal ilişkiler üzerinden, küreselleşmeyi ise ticari çıkarlar çerçevesinde açıkladılar. Artık her ikisinin geleceği de giderek küçük bir siyasi ve kurumsal elitin psikolojisine bağlı hâle geliyor.
image_print

Kısa süre önce, teknoloji milyarderi Peter Thiel’in, diğer CEO’lar ve milyarderleri siyasi liderlerle bir araya getiren gizli bir topluluğu yönettiği ortaya çıktı. Üyeleri arasında NATO Müttefik Kuvvetler Yüksek Komutanı Alexus Grynkewich ile ABD Başkanı Donald Trump’ın damadı Jared Kushner gibi isimlerin de bulunduğu bildiriliyor.

Alman-Amerikalı girişimci ve aktivist Thiel, PayPal ile yazılım şirketi Palantir’in kurucu ortaklarından biriydi. “Dialog” olarak bilinen bu toplulukla ilgili ifşaatlar geniş yankı uyandırdı. Thiel de bu yıl San Francisco’da, siyaset ve teknoloji meselelerini İncil’e özgü kavramlarla çerçevelediği, kamuya kapalı bir konferans dizisi verdi.

Thiel, insanlığın, “Armageddon”a yol açabilecek nükleer savaş ya da kontrolden çıkmış yapay zekâdan (AI) kaynaklanan varoluşsal tehditlerle karşı karşıya olduğuna inandığını söylüyor. Bu düşünceye göre, böyle bir kıyamet çağında yalnızca en yaratıcı ve becerikli olanlar — gizli topluluğun üyeleri gibi — hayatta kalacaktır.

Thiel uç bir örnektir, ancak kesinlikle tek örnek değildir. Siyaset ve teknoloji dünyasının diğer etkili isimleri de bugünün dünyasına bir medeniyet krizi ve yaklaşan bir felaket merceğinden bakıyor.

Kıyamet Zamanı Siyaseti

Yüzyıllar boyunca siyasal liderler, gerileme ve çöküş korkularına sık sık başvurmuştur. Antik Çağ’da ilk Roma imparatoru Augustus, Roma’nın ahlaki bir çöküşle karşı karşıya olduğu anlatısını, iktidarı kendi elinde toplamasını meşrulaştırmak için savunuyordu. Ancak günümüzde tanık olduğumuz “kıyamet zamanı siyaseti”, birçok bakımdan geçmiştekilerden farklıdır. Gerek gerçek gerekse hayali tehditler, histeriyi ve komplo teorilerini besleyen sosyal medya algoritmaları aracılığıyla, hiç olmadığı kadar hızlı yayılıyor.

Silikon Vadisi’nde etkili isimler, yapay zekâyı sürekli olarak ya insanlığın kurtuluşu ya da bir yok oluş olayı olarak tartışıyor.  Palantir’in CEO’su Alex Karp, yapay zekâ yarışını, dünyanın zengin ülkelerinin tehlikeli bir teknolojinin geliştirilmesini durdurup durdurmamaya ya da güç dengesini kendi lehine çevirip çevirmemeye karar vermek zorunda olduğu “bizim Oppenheimer anımız” diye nitelendirdi.

Ancak bu olgu, sıra dışı teknoloji çevrelerinin çok ötesine uzanıyor. Kıyamet zamanı anlatıları, siyasal aktörlerin radikal siyaseti yayma fırsatını değerlendirmesiyle birlikte iktidar koridorlarına kadar ulaştı.

ABD askerî personeli, komutanlarının ABD’nin İran’a yönelik saldırılarını meşrulaştırmak için İncil’deki kıyamet zamanı söylemini kullandığını belirterek çok sayıda şikâyette bulundu. Komuta kademesinin Armageddon’a atıfta bulunduğu ve İran’daki savaşı Mesih’in dönüşünü sağlamak için gerekli bir adım olarak gördüğü bildiriliyor.

Bu, Trump yönetiminin “manevi savaşı” için önemli bir seçmen tabanı olan Hristiyan sağın, özellikle de Evanjeliklerin beklentilerine hitap ettiği bir ortamda gerçekleşiyor. Özellikle ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth, kendisini Hristiyanlık adına verilen varoluşsal bir medeniyet mücadelesinde Tanrı’nın bir aracı olarak sunuyor.

Hegseth’in ve diğer kilit isimlerin, bakanlıklarını Evanjelikler ve Hristiyan Siyonistlerle doldurduğu bildiriliyor. Bu örnekler, siyasal ve kurumsal liderlerin Hristiyanlığa ilişkin yorumlarını ABD’nin üstünlüğüne yönelik inançlarla harmanladığı daha geniş ölçekli bir dönüşümün parçaları olarak görülebilir.

Radikal Zihinler, Radikal Siyaset

Trump’ın İran’a yönelik tehditleri — nisan ayında verdiği “Bu gece bütün bir medeniyet yok olacak ve bir daha asla geri getirilemeyecek.” hükmü de buna dâhil — bu mit oluşturmanın sonuçlarını ortaya koyuyor. Bu durum, ABD’de olduğu kadar başka yerlerde de radikal siyasetin önünü açıyor.

Trump yönetimi, göç ve Avrupa bütünleşmesi nedeniyle Avrupa’nın kıtasal bir gerileme ve “medeniyetin silinmesi” ile karşı karşıya olduğunu öne sürüyor. Benzer şekilde, Reform UK lideri Nigel Farage da Birleşik Krallık’ın “toplumsal çöküş” tehdidiyle karşı karşıya olduğu uyarısında bulunuyor.

Araştırmalar, insanların varoluşsal bir tehditle karşı karşıya olduklarına inandıklarında olağanüstü önlemleri desteklemeye daha yatkın olduklarını gösteriyor. Belirsizlik dönemlerinde siyasi liderlerin psikolojik eğilimlerinin daha büyük önem taşıdığı da gösterilmiştir. Teknolojik ve çevresel dönüşümün öngörülemeyen etkileri risk ve kaygı yaratırken, asıl tehlike liderlerin muhalifleri, toplumsal hareketleri ya da azınlık gruplarını efsanevi düşmanlar olarak görmesidir.

Böylece kıyamet zamanı siyaseti, insanlık için nihai tehdidin ne olduğuna ilişkin bir mücadeleye dönüşüyor. İnsanların çok sayıda riskle karşı karşıya olduğu bir dönemdeyiz. Bu dünya görüşleri, sonunda ulusal siyasetin ve jeopolitiğin nasıl şekilleneceğini belirliyor.

Dikkat edilmesi gereken bir başka neden daha var. Modern çağın büyük bölümünde en etkili kişiler seçilmiş liderler ve devlet görevlileriydi. Günümüzde ise yeni bir lider tipi ortaya çıktı: servete ve medya nüfuzuna sahip teknoloji yöneticileri. Bu kişilerin nüfuzu devletin derinliklerine kadar uzanabilir; Elon Musk’ın ABD Hükümet Verimliliği Departmanındaki görevi ile SpaceX’in ABD’nin küresel stratejisindeki kritik rolü bunun göstergesidir.

Uzun yıllar boyunca akademisyenler küresel siyaseti kurumlar ve yapısal ilişkiler üzerinden, küreselleşmeyi ise ticari çıkarlar çerçevesinde açıkladılar. Artık her ikisinin geleceği de giderek küçük bir siyasi ve kurumsal elitin psikolojisine bağlı hâle geliyor.

Kıyamet zamanı liderleri, bazı tehditleri abartırken diğerlerinin önemini küçümseyecektir. Teknoloji yöneticileri çoğu zaman müreffeh bir gelecek ile yıkıcı inovasyonun gerekliliği arasında bağlantı kuracaktır. ABD’li risk sermayedarı Marc Andreessen, düzenlenmemiş teknolojik gelişmenin dünyanın varoluşsal sorunlarının üstesinden gelmenin tek yolu olduğu fikrini ifade eden “teknolojik hızlanmacılık”ın savunucularından biridir.

Asıl güçlük, gerçek tehditlerle, korkuyu büyütürken daha acil sorunları gölgede bırakan anlatıları birbirinden ayırmaktır. Tartışmaların çöküş öngörüleriyle dolup taştığı bir dönemde, örneğin iklim krizi ve demokratik sistemlerdeki aşınma gibi kanıtlarla desteklenen risklere odaklanmak belki de her zamankinden daha önemlidir.

Teknolojinin iklim değişikliğinin üstesinden gelip dünya barışını sağlayıp sağlayamayacağı konusunda teknoloji milyarderlerinin sözüne güvenmemek akıllıca olabilir. Ne de olsa Thiel, son zamanlarda Yeni Zelanda’daki bir sığınak ile Javier Milei’nin Arjantin’indeki bir sığınma seçeneği arasında her ihtimale karşı önlem alıyor.

Kaynak: https://theconversation.com/how-apocalyptic-worldviews-are-moving-from-the-fringes-to-the-corridors-of-power-286581

SOSYAL MEDYA