İsrail, antik tarihi yeniden yazmaya çalışıyor. Filistin’de İsrail, antik mirası sistematik biçimde tahrip etmiş ve Nablus yakınlarındaki antik Filistin kenti Sebastia gibi arkeolojik alanlarda sömürgeci toprak gasplarına girişmiştir. Filistin’in ötesinde ise müzeler ve üniversiteler dâhil olmak üzere küresel kurumlar, bu yeniden yazım projesine yardım ve yataklık etme riskiyle karşı karşıyadır. Dün UK Lawyers for Israel (UKLFI), British Museum’a bir mektup yazdıklarını ve müzenin koleksiyonlarına ait galeri panoları ile etiketlerde yer alan “Filistin” ifadelerinin kaldırılmasını teşvik ettiklerini duyurdu. UKLFI’nin ideolojik misyonunu hemen fark ettim: British Museum’u, Filistin tarihini silmeye yönelik siyasi projelerine dâhil etmeye çalışıyorlardı.
UKLFI’nin projesini bu kadar hızlı teşhis edebilmemin nedeni, yalnızca birkaç hafta önce kendi üniversitemin de İsrail yanlısı bir tarih anlatısı üretmeye dönük siyasi kampanyalarının hedefi hâline gelmiş olmasıydı.
Mektuplarında, Open University’nin öğrenim materyallerinde Meryem Ana ile ilişkilendirilen bölgeyi tanımlamak için kullanılan bağlamda “antik Filistin” teriminin tarihsel olarak yanlış olduğunu da içeren, üzeri ince bir örtüyle kapatılmış Siyonizmle malul bir dizi yetersiz ve yanlış bilgilendirilmiş argüman ileri sürdüler. UKLFI, “antik Filistin” teriminin kullanımının Yahudi tarihsel kimliğini silebileceğini ve Yahudi öğrenciler için düşmanca bir ortam yaratabileceğini öne sürdü. Bunların hiçbiri hakikatten bu kadar uzak olamazdı.
“Antik Filistin” terimi, antik çağda bu bölgeyi tanımlamak için en doğru ifadedir. Bu terim, MÖ 5. yüzyılda antik Yunan tarihçisi Herodot tarafından kullanılmıştır ve hem benim çalışmalarımda hem de tanıdığım antik dünya uzmanlarının büyük çoğunluğunun akademik araştırmalarında yaygın biçimde kullanılmaya devam etmektedir.
Bu terim, İsrail yanlısı kuruluşlar tarafından, bu bölgeye dair tarihsel tartışmalara katkı sunduğu için değil; Filistinlilerin gayrimeşru olduğu yönündeki İsrail iddiasını desteklediği ve bölgedeki Yahudi üstünlüğünü modern bir icat olarak değil, antik tarihin bir gerçeği olarak sunmaya hizmet ettiği için dolaşıma sokulmaktadır. Ve bu, yalnızca çağdaş Filistin yaşamını değil, Filistinlilerin tarihsel izlerini de silmeye yönelik İsrail’in soykırım projesine suç ortaklığı eden bir yalandır.
Antik tarihin yeniden yazılması, işgal ve soykırım süreçlerinde her zaman önemli bir rol oynamıştır. Avrupalı sömürgeciler, yerleşimci sömürgecilik projelerini desteklemek için sıklıkla antik tarihe ilişkin anlatılar üretmiştir. İngiliz sömürgeci Cecil Rhodes, Zimbabve’yi — daha sonra adını Rodezya koyacağı ülkeyi — işgal etmek istediğinde, arkeologları Büyük Zimbabve antik kentinin kalıntılarına göndermiştir. Bu arkeologlar, söz konusu yapıyı antik Afrikalıların değil, antik Fenikelilerin inşa ettiği yönündeki masalı üretmekten sorumluydu. Bu anlatı, Fenikelilerin eski Avrupalılar olduğunu ve onların sömürgeci varlığının kendi varlıklarını meşrulaştırdığını iddia edecek olan Britanyalılar için kullanışlıydı. Fransa da Cezayir’i sömürgeleştirmek istediğinde benzer bir sömürge anlatısı kurdu: Fransızlar, yüzyıllar önce Cezayir’i işgal etmiş olan antik Romalıların soyundan geldikleri için Cezayir’in gerçek ve meşru işgalcileriydiler — en azından kendi iddiaları buydu.
Siyonizmin — kendisi de Avrupa sömürgeciliğinin bir projesi olarak — antik tarih hakkında benzer sömürge masalları anlatması şaşırtıcı değildir. Avrupa sömürgeciliği, sömürgeleştirilen nüfusların insanlıktan çıkarılmasını meşrulaştırmak için tarihi sistematik biçimde yeniden yazmıştır; özellikle de bu nüfusların çoğunluğu Müslüman olduğunda, zira İslam sözde “klasik” dünyanın sona ermesinden sonra, 7. yüzyılda ortaya çıkmıştır. Filistin’deki arkeolojik alanların tahrip edilmesi, İsrail işgalini meşrulaştırmak amacıyla antik tarihi aynı doğrultuda yeniden yazmaya yönelik açık bir girişimdir. Ancak bu şiddet ve yıkım eylemleri tek başına, soykırım için gerekli tarihsel anlatıyı üretmeye yetmez. Tarihçiler, müzeler ve üniversiteler, İsrail’in yürüttüğü siyasi projenin zorunlu suç ortakları olarak işlev görür. Ve UKLFI gibi kuruluşlar tarafından bu ideolojik projeye dâhil edilirler.
Akademik özgürlük ve ifade özgürlüğüne yönelik yasal güvenceler, akademisyenlerin doğru terminolojiyi kullanma hakkını güvence altına almalıdır. Bu güvenceler, tarihsel olguların kendileri için rahatsız edici olduğu çevrelerden gelen siyasi baskı karşısında dahi bu hakkın korunmasını sağlamalıdır. Dolayısıyla İsrail’in tarihi yeniden yazma girişimi, aynı zamanda akademik özgürlüğe yönelik tehlikeli bir saldırıdır.
Üstelik tarihin bu şekilde yeniden yazılması yalnızca akademik özgürlüğü engelleme riski taşımaz; aynı zamanda hem İslamofobiyi hem de antisemitizmi körükleme tehlikesi barındırır. UKLFI’nin, “antik Filistin” teriminin kullanımının Yahudi öğrenciler için düşmanca bir ortam yaratabileceği yönündeki iddiasında açıkça görüldüğü üzere, Yahudilik ile Siyonizmi bilinçli biçimde özdeşleştirmesi özellikle Yahudi öğrenciler açısından tehlikelidir. Antik Filistin’in çokkültürlü, çok etnili ve çok dinli bir yer olduğu yaygın biçimde kabul edilmektedir. Antik Yahudi kimlikleri, diğer antik kimliklerle birlikte zengin bir kültürel ağın parçasıydı ve bu bağlam içinde incelenmelidir. “Antik Filistin” terimini silmek ya da bu terimi “Yahudiye” veya “Samiriye” gibi adlarla değiştirmek, İsrail yanlısı tarih anlatılarına hizmet eder; çünkü bu, yalnızca Yahudi bir devlet fikrinin antik çağlardan beri var olduğu izlenimini yaratır. Oysa bu yaklaşım, antik Yahudi tarihini istisnaileştirir ve onu çokkültürlü ve çok dinli antik dünyanın önemli bir parçası olma bağlamından koparır.
Bir toprağın tek bir ırksallaştırılmış gruba ait olduğu düşüncesi — etnonasyonalizm olarak bilinen fikir — İsrail ideolojisinin temel unsurlarından biridir. Ancak bu fikir, antik Filistin sakinlerine bütünüyle yabancı olurdu. Filistin’in bu çokkültürlü tarihini doğru biçimde temsil etmek antisemitik değildir. Aksine, çağdaş etnonasyonalizmin tehlikelerine dair bir uyarı işlevi görür. Antik dünyanın çokkültürlülüğünü inkâr etmek ve etnonasyonalizmi desteklemek amacıyla antik dünyayı yeniden yazmak, antisemitik amaçlarla sıkça başvurulan bir yöntem olmuştur. Nitekim Nazi tarihçileri, antik Roma ile bir yakınlık iddiasında bulunmuş ve Roma’nın çokkültürlü yapısını inkâr ederek ırksal saflık miti icat etmiştir.
BM İşgal Altındaki Filistin Toprakları Özel Raportörü Francesca Albanese, Temmuz 2025 tarihli raporunda, arkeolojinin apartheid’in ve İsrail’in Filistinlilere yönelik soykırımının “ideolojik iskelesi” olarak işlev gördüğü konusunda uyarıda bulunmuştur. Üniversiteler ve müzeler gibi tarihin kamusal alandaki kavranışından sorumlu kurumlar, akademik özgürlüğü savunmak ve İsrail yanlısı kuruluşların baskısına boyun eğmemek için gerekli hazırlığı yapmadıkları takdirde, bu ideolojik iskeleye katkıda bulunma riskiyle karşı karşıyadır. Bunu engellemek için, Siyonizmin — tıpkı diğer Avrupa sömürgecilik projelerinin tarih boyunca yaptığı gibi — antik tarihi kendi amaçlarına uygun biçimde nasıl yeniden yazmaya çalıştığını anlamaları gerekir. Filistinlilerin soykırımına suç ortaklığı etmek istemiyorlarsa, Filistin tarihini silmeyi reddetmek zorundadırlar.
