“İslamcı Müzik” Meselesine Dair – 3

İslamcı müzik pratiğinin marş formuna yaslanarak kendisine bir yol aralamaya çalışmasının toplumsal karşılığının bulunmadığını 15 Temmuz darbe girişimi sonrası düzenlenen Demokrasi Meydanları’nda gördük. O meydanlarda mesela Mustafa Yıldızdoğan’ın türkü formundaki eseri “Türkiye’m”in kitleleri buluşturması manidardır.  
Mart 6, 2026
image_print

Geçtiğimiz yerel seçimlerin birinde siyasal İslamcılık geleneğinin ana arterini temsil eden muhalefetteki bir partinin adayına ait propaganda otobüsü ile trafikte yan yana geldik. Vaktiyle, şimdiki iktidar partisinde de bakanlık görevinde bulunan adayı tanıtmak için yapılan seçim şarkısına kulak kabartarak nasıl bir şarkı olduğunu merak ettim. Propaganda amaçlı yapılan bütün şarkılardaki gibi ritmik, dinamik ve akılda kalıcı mesajlar içeren şarkının nakarat bölümlerinde ise bir ayrıntı dikkatimi çekti: “Kadın sesi”. Vokallerde kadın sesinin kullanılmasına şaşırdığımı söylemeliyim çünkü Milli Gazete’nin geçmiş arşivini açıp bakın, kadın sesinin haram olduğuna ilişkin birçok dini metin bulursunuz. Siyasal İslamcı örgütlenmesin gayrı resmi yayın organı olan bu gazetedeki bahsettiğim yorumları besleyen temel fıkıh metinleri de zaten kadın sesinin kullanımı hususunda katı yasaklamalarla dolu.

Peki ne değişmişti de daha evvelki yıllarda haram olan bir mesele 2000’lerde birden bire yasallaşmıştı(!). Sanki hayatın olağan seyrinde değişime uğraması beklenen bir olguymuşçasına ilgili camia bunu hiç sorun yapmamıştı. Bu konu üzerine ilgili mahvilde onca yazılıp çizilen metinler bir anda nasıl da çöpe bırakılabiliyordu. Ki, salt bu fıkhi yorum dolayısı ile İslamcı camiada müzik üreten sanatçılar albümlerinde kadın vokaller kullanmamış iken vs.

1-Kadın Sesi Meselesi:

Kanaatimce, Türkiye’de çıkmış en önemli modern müzik dergisi olan Roll’ün bir sayısında, Endonezya’ya ilişkin ilginç bir bilgiyle karşılaşmıştım bu konuyla ilgili. Sanatçı Sussan Deyhim ile gerçekleştirilen söyleşide Endonezya’nın Lombok adasındaki Müslümanlara ait kayıtlarda Kuran okuyan kadın seslerinin varlığından bahsediyordu mesela (Roll, Şubat 2001, S 50, s 26). Benzer durumu, Ümmü Gülsüm üzerinden Mısır müziğinin modernleşme öyküsünün anlatıldığı “Mısır’ın Sesi” kitabında da okuduğumu ekleyeyim. Aynen alıntılıyorum: “Dini şarkılar çoğu zaman erkekler tarafından söylenirdi. Fakat kadınlar da zamanla başarılı birer dini şarkıcı haline gelip icralarını -bazen örtünerek de olsa- bay ve bayan izleyiciler önünde yaptılar” (Virginia Danielson, Mısır’ın Sesi, Bağlam Yayınları, 2008, s.52). Bu alıntının dipnotunda mesela El Hacca el-Süveysiyye isimli dini şarkılar söyleyen bir hanım icracı örek veriliyor. Uzun siyah bir örtü, başlık ve peçe ile sahneye çıktığını, yanında eşlikçi olarak kocası, oğlu ve ağabeyi olduğu halde Monsieur Antoine isimli bir kafede düzenli biçimde sahne aldığı belirtiliyor. Muhtemelen İslam toplumlarının farklı kültür havzalarında buna benzer bilgilere ulaşmak mümkün olsa gerek. Dolayısı ile Türkiye’de modern zamanlarda ortaya çıkmış politik İslami hareketin çevresinde müzik üreten isimlerin bunlardan haberi var mıydı sormak gerekiyor.

Bu alıntının dipnotunda mesela El Hacca el-Süveysiyye isimli dini şarkılar söyleyen bir hanım icracı örek veriliyor. Uzun siyah bir örtü, başlık ve peçe ile sahneye çıktığını, yanında eşlikçi olarak kocası, oğlu ve ağabeyi olduğu halde Monsieur Antoine isimli bir kafede düzenli biçimde sahne aldığı belirtiliyor. Muhtemelen İslam toplumlarının farklı kültür havzalarında buna benzer bilgilere ulaşmak mümkün olsa gerek. Dolayısı ile Türkiye’de modern zamanlarda ortaya çıkmış politik İslami hareketin çevresinde müzik üreten isimlerin bunlardan haberi var mıydı sormak gerekiyor.

Bu yazının kaleme alındığı tarihten birkaç yıl evvel devlet televizyonunda mesela başörtülü genç bir hanım kızımız çıkıp günümüz Türk pop müziğinin farklı örneklerini orkestra eşliğinde seslendirerek bir performans ortaya koydu. Bakırköy İmam Hatip Lisesi mezunu olan Eftalya Fettahoğlu aynı zamanda bir ses yarışmasına da katılmış. Bir başka örnek Serpil Özkasap. 2001 yılında bir gazeteye yansıyan habere göre Özkasap’ın ilahi türündeki albümüne “İslamcı” dağıtım şirketleri ambargo uygulamış (Hürriyet Cumartesi, “Müslüman hanımlar erkek sesinden bıktık diyor”, 17 Kasım 2001, s.9). Yine başörtülü bir DJ olarak Fatma Civelek’ten de bahsetmek gerekiyor keza. Hanımları eğlendirmek amacıyla DJ’lik yapan Civelek’in Top 5’i şöyle: 1-Ayşe Hatun Önal/Güm Güm, 2-Demet Akalın/Çalkala, 3-Simge/Miş Miş, 4-Fatih Ürek/Hadi Hadi, 5-Demet Akalın/Evli Mutlu Çocuklu (Temel, 2016).

2-“İslami Marş”:

Bilindiği üzere İslamcılığın 1990’lardan itibaren müzik ile ilgisi “marş”lar üzerinden oldu. Bu isimde kasetler çıktı vs. Kanaatimce marş meselesi Doğu toplumları için -hele politik İslamcılık iddiasının temel tezleri ile- örtüşmeyen bir form. Yani Fransız devrimi, kapitalizminin tarihi, ulus devlet süreci ile düşünülmesi gereken bir müzik formudur marş. Hep bir ağızdan bir hedefe yönelik topluca ve aynı ritimde söylenen, Benedit Anderson’un deyimi ile “hayali bir cemaat”in ve hatta Hobsbawm’a göre “icat edilen” bir ulusun müziği. Oysa Doğu toplumları Batı’nın bu ekonomi-politik tarihsel seyri ile aynı düzlemde değil. Bizde mesela iki ozan hiçbir vakit bir araya gelelim de beraber türkü okuyalım dememiştir. Bu ancak, icat edilen “yurttan sesler”in ürettiği bir şeydir. Dolayısı ile ben başından beri, Batı’da kilise korolarının birlikte söyleme tarihiyle biçimlenmiş, ulus devleti temsil eden marşı alıp,  Anadolu türkülerini es geçerek oradan ümmetçiliğe açılmanın sorunlu olduğunu düşündüm.  Yeri gelmişken bir anekdotu aktarayım: Bizim sürgün Jöntürkler Paris’te bir Ramazan Bayramı yemeği düzenlerler. Yemeğe Fransız aydınları da davet edilir. Yemek sonunda aşka gelen Fransızlar milli marşlarını söylerler ve ardından bizimkilerden de kendi marşlarını okumalarını beklerler. Tabi bizimkiler birbirlerine bakarlar çünkü Osmanlı’nın bir milli marşı yoktur. Çünkü Osmanlı ulus devlet değildir. Çareyi Itri’nin “Tekbir”ini söylemekte bulurlar. Bunu Ruhi Ayangil de anlatır (Aktaran: Ruhi Ayangil, “İlk Milli Marşımız Itri’nindi”, Derin Tarih, Haziran 2012, S 3 s.71).

İslamcı müzik pratiğinin marş formuna yaslanarak kendisine bir yol aralamaya çalışmasının toplumsal karşılığının bulunmadığını 15 Temmuz darbe girişimi sonrası düzenlenen Demokrasi Meydanları’nda gördük. O meydanlarda mesela Mustafa Yıldızdoğan’ın türkü formundaki eseri “Türkiye’m”in kitleleri buluşturması manidardır.

3-“Hak Yol İslam Yazacağız”:

Politik İslamcı hareketin 1970’te kullandığı “marş”ın sözlerinin ülkücü ideolojinin en gösterişli şairi Abdurrahim Karakoç’a ait olması da ilginç bir buluşma. 1970’li yıllarda kimi yerlerde akıncı gençlerle, ülkücülerin çatışmasına (İstanbul ve Erzurum gibi) karşın ülkücü, milliyetçi şair Karakoç’un “Hak Yol İslam Yazacağız” şiirinin ümmetçi bir politik hareketçe kullanılması meselesi de hiç konuşulmadı. Oysa 1990’lı yıllarda İslamcı müzik öznelerince bestelenen Karakoç şiirlerindeki “Türk” ifadesinin değiştirildiğini biliyoruz. Vejdi Bilgin, buna örnek olarak Karakoç’un “Ülkü Türküsü” şiirinde geçen “Ülkü sancaktır” ifadesinin “İman sancaktır”, “Müslüman Türk” ifadesinin de “Mümin gönül”e dönüştürülüşünü veriyor. Ve başka örnekleri de var (Vejdi Bilgin, Adım Müslüman-Protest Dini Müziğin Edebi ve Sosyo-Politik Bağlamı, Beyan Yayınları, 2020, s.117-118). Bugün aynı siyasal uzantının yönettiği TRTMüzik’te akredite sanatçıların başında gelen Azerin neredeyse çıktığı her programda ülkücü düşünce ile özdeşleşmiş “Çırpınırdı Karadeniz”i okumadan inmiyor. Bütün bunları İslamcı müzik birikiminin iç içe geçtiği politik İslamcı hareketin geçirdiği evreleri anlayabilmek açısından dikkate değer buluyorum açıkçası.

4-İslamcı şair İsmet Özel ve bir dönem MNP’li, bir dönem MHP’li şair Necip Fazıl neden şiirlerini “yerli ve milli müziğimiz” üzerine değil de Batı müziği fonu üzerine okudu? sorusunu da bırakalım.

Selçuk Küpçük

Selçuk Küpçük; Gazi Üniversitesinde PDR eğitimi gördü. Ordu Ün. Güzel Sanatlar Fakültesinde sinema üzerine yüksek lisans yaptı. Birçok dergide şiir, müzik, sinema ve poetika metinleri yayınlayan Küpçük’ün kendi bestelerinden oluşan albümleri ve Selda Bağcan, Hasan Sağındık gibi birçok sanatçı tarafından seslendirilmiş eserleri bulunuyor. 2018 yılında Türkiye Yazarlar Birliği tarafından Yılın Müzik Kitabı Ödülüne layık görülen ve müzik-toplum-siyaset-modernleşme gibi konuları ele alan “Aşk ve Teselli” isimli kitabı yanı sıra “Yüzleşmenin Kişisel Tarihi”, “Modern Türk Şiirinde Bellek Arayışı”, “Edebiyat Dergileri Atlası” isimli kitapları yayınlandı.

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.