Kürsüden yükselen ses Churchillvari bir gürleme: savaşa hazırlanın, Rusya’yı caydırın, dimdik durun, özgür dünyaya liderlik edin. Makine dairesinde ise Whitehall, elinde hesap makinesiyle takım elbisesinin içinde ter döküyor; çünkü rakamlar basitçe tutmuyor.
Financial Times, Starmer’ın Savunma Yatırım Planı’nı “karşılanabilirlik” gerekçesiyle 2026’ya ertelediğini bildiriyor; zira ordunun istek listesi Hazine’nin gerçekleriyle çarpıştı. Türkçesi: Söylem lüks, bilanço ise ucuzluk reyonu.
Ve sonra, evrenin çeliği kesecek kadar keskin bir ironi duygusu olduğu için, Ajax sahneye çıkıyor; 6 milyar sterlini aşan bu zırhlı araç programı, İngiliz devletinin ruh hayvanı hâline gelmiş durumda. Denemeler yine durduruldu. Yeni güvenlik endişeleri. Yaralanan askerler. Titreşim ve gürültüden rahatsızlanan mürettebat. Bitmek bilmeyen incelemeler. Bitmek bilmeyen “çıkarılan dersler”. Ve tüm bunların bir şekilde ilerleme olduğunda ısrar eden bitmek bilmeyen basın açıklamaları.
Modern Britanya’yı anlamak istiyorsanız, strateji belgelerini okumayın. Koruması gereken insanlara zarar vermeyi bir türlü bırakamayan bir tedarik programını izleyin.
Ajax, Britanya’nın gelecekteki zırhlı kuvvetlerinin belkemiği olması planlanan; eskiyen araçların yerini alacak, Britanya Ordusu’nun manevra kabiliyetine yeniden güvenilirlik kazandıracak, yeni nesil bir keşif ve saldırı platformu olacaktı. Bunun yerine, kurumsal başarısızlığın bir vaka çalışmasına dönüştü: kontrolden çıkan maliyetler, yıllar süren gecikmeler, temel tasarım kusurları ve denemelerin tekrar tekrar durdurulmasına yol açacak kadar kötü bir güvenlik sicili. Askerler yalnızca rahatsız edilmedi; testler sırasında fiilen zarar gördüler — işitme kaybı, hastalıklar ve uzun vadeli sağlık sorunları yaşadılar.
Bu, tali bir teknik aksaklık değil. Endüstriyel kapasitenin içinin boşaltıldığı, hesap verebilirliğin dağıldığı ve tedarikin savaş için değil, sözleşmeler için optimize edilmiş bir kâğıt egzersizine indirgendiği bir sistemin öngörülebilir sonucudur. Ajax, İngiltere’nin mühendis ya da asker eksikliği yüzünden başarısız olmuyor. İngiltere’nin artık hırsını, büyük ölçekte işleyen donanıma dönüştürebilecek bir devlet mekanizmasına sahip olmaması yüzünden başarısız oluyor.
İşte Atlantik güvenliği vaazının merkezindeki trajikomik rezalet tam olarak budur.
İngiltere, Rusya hakkında konuşurken, yükselen bir sanayi süper gücüne burun kıvıran, soluğu tükenmiş bir aristokrat gibi konuşuyor… tepeden bakan, küçümseyen, olup bitene tamamen kayıtsız. Yıllardır aynı hakareti sinirli bir tik gibi tekrar edip duruyoruz: Rusya, duman ve nostaljiyle ayakta duran, ham petrol bağımlısı bir “benzin istasyonu”ndan ibaret.
Ama işte buradayız.
Modern tarihin en kapsamlı yaptırım rejimi altında olan “benzin istasyonu” Rusya, bizzat Batılı kurumların kendileri tarafından, rahatsız edici bir gerçeği kabul etmeye zorlandı: Rusya, satın alma gücü paritesine göre artık dünyanın dördüncü büyük ekonomisi konumunda.
Öyleyse bir durup, Britanya’nın elitlerinin yüzleşmeyi reddettiği soruyu soralım. Eğer Rusya süslenmiş bir benzin istasyonundan ibaretse, bu durumda Britanya tam olarak nedir? Savunma yatırım planını zamanında yayımlayamayan bir ülke. Kendi askerlerini yaralamadan işlevsel bir zırhlı araç sahaya süremeyen bir devlet. Özel finans hilelerine ve muhasebe cambazlıklarına rağmen yeniden silahlanmayı sürdüremeyen bir ekonomi. Savaş söylemini, sahip olduğu endüstriyel kapasiteyle uzlaştıramayan bir siyasi sınıf.
Eğer Rusya bir benzin istasyonuyse, Britanya giderek, geçmiş ihtişamıyla geçinen ama geleceğini taşerona veren, hediyelik eşya dükkânı da olan bir miras müzesine benzemeye başlıyor.
Şimdi gelin, bu yanılsamanın gerçekten çöktüğü yere geçelim: Üretime.
Savaşlar histerik nutuklarla, teatral kabadayılıkla, zirvelerle ya da ahlaki beyanlarla kazanılmaz. Savaşlar üretimle kazanılır — çelikle, mermiyle, kritik minerallere erişimle, insansız hava araçlarıyla, lojistikle ve kapasitenin acımasız aritmetiğiyle. Bu cephede Batı, varlığını alaya alarak yok etmeye çalıştığı bir gerçeği, tekme yiye yiye ve çığlıklar atarak kabullenmek zorunda kaldı.
Rusya’nın askerî-endüstriyel üssü, baskı altında bürokratik olarak sıkıştırıldı, sertleştirildi ve ölçeklendirildi — ve bugün NATO’nun toplam mühimmat üretimini katbekat aşar hâle gelmiş durumda. Batılı yetkililer, bu farkı bizzat kabul etmek zorunda kalırken, bir yandan da uygulanabilir bir plandan çok bir temenniyi andıran “gelecekte yakalama” takvimleri vaat etmek için çırpınıyor.
Özetle, Rusya üretirken Britanya parlatılmış misyon beyanlarını gözden geçirmekle yetiniyor. Rusya sahada öğrenerek hızla uyarlama yaparken, Britanya güçsüzlüğü yüzünden süresiz ertelemelere gidiyor. Rusya, savaş alanından çıkardığı oyunu değiştiren yenilikleri aylar içinde sahaya sürüyor. Britanya ise bir soruşturma daha başlatıyor.
Ve işte burada alay, suçlamaya dönüşüyor.
Çünkü Britanya sadece zayıf değil. Aynı zamanda performatif biçimde Rusya karşıtı; Batı Avrupa’yı saran psikolojik bir bulaşıcılığın önde gelen yükselteçlerinden biri. Diplomasinin yerini hakaretin, saygının yerini karikatürün, stratejik gerçekçiliğin yerini ise ergenlik çağını andıran ahlaki pozların aldığı bir siyasi kültür bu.
On yıllar boyunca Rusların talep ettiği şeyler egzotik ya da uçuk değildi. Güvenlik garantileri. Makul kırmızı çizgilerin tanınması. Ortak bir Avrupa güvenlik mimarisinde yer alma. Soğuk Savaş sonrasında temel saygı ve haysiyet.
Bunun yerine NATO’nun genişlemesiyle, tutulmayan sözlerle, rejim değişikliği vaazlarıyla ve büyük bir medeniyetin Batı iç politikasında espri malzemesine indirgenmesiyle karşılaştılar.
Ve şimdi, yıllar boyunca bu histeriyi körükledikten, bu öfkeyi alevlendirdikten ve Rusya’nın kaygılarını paranoya diye geçiştirdikten sonra, Britanya dünyaya gecikmelerle, bütçe açıklarıyla ve bozuk makinelerle yazılmış bir itiraf sunuyor.
Caydırıcılık üzerine onca konuşmadan geriye kalan ise soğuk gerçeklikten ibaret: çıplak bir teşhir.
Savaştan söz edip tedarikte başarısız olan bir devlet güç göstermiyor. Büyük ölçekte savunmasızlığını ilan ediyor. Kendi savunmasını finanse edemeyen ama kıtasal bir çatışma talep eden bir liderlik sınıfı, liderlik yapmıyor; başkalarının hayatlarıyla kumar oynuyor.
Bu konumdaki bir ülkenin Rusya’ya denk bir rakip gibi poz kesmesi ciddi bir strateji değildir. Bu, erdem kılığına sokulmuş bir intihar anlaşmasıdır.
Bu noktada dürüstlük, Londra’dan radikal bir şey talep eder: Alçakgönüllülük ve soğukkanlı gerçekçilik.
Britanya’nın bulunduğu konumdaki bir devlet dünyaya ders vermemeli, kenardan ahlak dersi dağıtmamalı ya da kendi stratejik önemini şişirmemelidir. Acilen, yıkılmasına katkıda bulunduğu şeyleri — yani güveni, diplomasiyi ve Avrupa güvenliğinin temel mimarisini — onarmaya koyulmalıdır. Karşılayamayacağı bir sertlik sergilemek yerine barış için çaba göstermelidir.
Çünkü tarih, hafızayı güçle karıştıran eski imparatorluklara karşı acımasızdır.
Rusya bu noktaya hayallerle gelmedi. Zorunlulukla geldi; yaptırımlarla, baskıyla, dışlanmayla ve Batı’nın artık uzlaşmanın değil, yalnızca buyruğun dilini konuştuğunu giderek daha net biçimde fark etmesiyle geldi. Britanya ise bunun tam tersine, bir yanılsamayla buraya ulaştı: sanayisini dışarıya devrederken, kapasitesini içten içe boşaltırken ve stratejinin yerini tiyatroyla değiştirirken, hâlâ bir dev olduğuna inanarak.
Bugün asıl tehlike Rusya’nın gücü değil, Batı’nın kendi kendini aldatmasıdır.
Kendi savunmasını inşa edemeyen, finanse edemeyen ve sahaya süremeyen bir siyasi sınıfın, bunları yapabilen bir medeniyetle çatışmayı tırmandırmaya hakkı yoktur. Retorik gerçekliğin çok önüne geçtiğinde, tarih nazikçe müdahale etmez. Acımasızca müdahale eder.
Britanya, Rusya’yla bir çatışmaya hazırlanmıyor. Kendi zayıflığının gerçekliğiyle bir hesaplaşmaya hazırlanıyor.
Ve gerçeklik, Whitehall brifinglerinin, eski sloganların ya da ahlaki pozların aksine, müzakereye açık değildir.
* Gerry Nolan, jeopolitik, güvenlik meseleleri ve küresel gücün yapısal dinamikleri üzerine çalışan bir siyasi analist, yazar ve stratejisttir. Savaş, diplomasi, ekonomik devlet yönetimi ve çok kutuplu bir dünyaya doğru hızlanan geçişi inceleyen bağımsız bir medya platformu olan The Islander’ın kurucusu ve editörüdür.
Kaynak: https://ronpaulinstitute.org/britains-ruling-class-loves-to-cosplay-as-a-titan/
