I.Dünya Savaşı’nda İngiliz Propaganda Beyannamelerinde İttihat Ve Terakki Partisi Aleyhtarlığı

Birinci Dünya Savaşı Boyunca, İngilizler tarafından hazırlanarak Türk cephelerine atılan bütün propaganda beyannamelerinde savaşın başlatılmasından ve devam ettirilmesinden birinci derecede sorumlu olarak Almanlar gösterilmiştir. Belgelerin genelinde; Türk İngiliz dostluğu ve İngiltere'nin İslâmiyet'e olan saygısı çok çarpıcı örneklerle ifade edilmiştir. Buna karşılık Almanlar'ın Türkler'in lehine hiçbir zaman hareket etmediği her zaman kendisini düşünerek hareket ettiği dolayısıyla Almanya'nın yanında savaşa gidilmesinin Osmanlı Devleti'ne hiçbir yarar sağlamıyacağı vurgulanarak, Osmanlı Devleti'ni kendi çıkarları için bu anlamsız savaşın içine iten İttihat ve Terakki Partisi yöneticilerinin biran önce cezalandırılarak savaşa son verilmesi önerilmiştir. Böylelikle asker arasında siyasîlere ve Almanlara karşı bir düşmanlık yaratılarak, savaş azimlerinin kırılması istenmiştir.
Ağustos 31, 2025
image_print

Yazan: Öğ.Yzb. Servet AVŞAR

Kaynak: Atatürk Dergisi-sayı 3-2003

GİRİŞ

Propaganda ya da psikolojik savaş, insanların savaşa karşı tutumlarına karar vermelerini sağlayan şartlar üzerine bir sahte çevre yaratmaya bağlıdır. Bu nedenledir ki, savaş propagandası yapanlar için düşmana karşı savaşı başlatma noktasında bir suç yüklemek ve kendileri için yüksek ahlâkî değerlerle bezenmiş bir zemin hazırlamak esastır. Birinci Dünya Savaşı boyunca yapılan propaganda faaliyetlerinde bu durumun çok belirgin örneklerine rastlanmaktadır. Savaştaki taraf devletlerin hepsi özellikle İngiltere ve Almanya, diğer devletlere karşı; savaşa girişlerindeki haklılıklarını ve savaşın başlamasına asıl neden olan taraf olmadıklarını anlatmak gereğini duymuşlardır. Savaşın başlamasında ve devam ettirilmesindeki sorumluluğu kabullenmemişler ve birbirlerini ağır bir şekilde suçlamışlardır. Bu amaçla propaganda ağlarını kurmuşlar ve bunu bir kamu hizmeti olarak yorumlamışlardır.

Çok etkin bir şekilde yapılmaya başlanan propaganda faaliyetleri, tarafların dinî, siyasî, askerî ve kültürel hedeflerine yöneltilerek, savaşan taraf devletlerin sivil ve asker kitlelerini etkilemeyi ve yönlendirmeyi hedef almış; yanıltma, taraftar kazanma ve plânlanmış istekleri kabul ettirme amacıyla acımasız bir şekilde devam ettirilmiştir. Uçakların kullanılması ile birlikte taraflar sadece cephelerde değil yerleşim merkezlerinde de etkin bir propaganda faaliyeti sürdürmüşlerdir. Bu konuda ilk önce hareket eden devlet İngiltere olmuştur. İngiltere, Parlamento Savaş Amaçları Komitesi 1914 Ağustosunu Wellington House olarak tanınan bir basın bürosu açmakla propaganda faaliyetlerine kolları sıvayacaktır.

1916 Aralığında ise Dışişleri Bakanlığına bağlı olarak enformasyon dairesi oluşturulacaktır. İngiltere’deki basın mensuplarının katkılarının oldukça fazla olduğu ve tek bir merkezden yürütülen gayretlerin İttifak Devletlerine göre daha başarılı olduğu dönemin yazarlarınca söylenmektedir. İngilizler, propaganda ünitelerinde uzman gazetecilerin yanı sıra tanınmış yazar, bilim adamı, istihbarat elemanları ve siyasetçilerinden de yararlanmışlardır. Büyük bir alt yapıya sahip olan ve resim, fotoğraf ve sinema bölümleri de bulunan Wellington House çeşitli kitaplar, broşürler ve gazeteler yayımlayarak faaliyetlerini yürütmüştür.

İngiliz propaganda faaliyetleri öncelikli olarak, Almanya’yı hedef almakla birlikte, stratejik çıkarları açısından Almanya’nın yanında savaşa girerek cihat ilân eden Osmanlı Devleti de ihmal edilmemiştir. İngiltere, Osmanlı Devleti’nin yapmış olduğu bu cihat ilânını etkisiz kılmak ve İngiliz menfaatlerine engel olduğu düşünülen inanç ve kanaatlerin yok edilmesi için yoğun bir propaganda savaşını başlatmıştır. Bu noktada İngilizler; Osmanlı Devleti’nin Almanların tarafında savaşa girmesinde ve Osmanlı sultanının cihat ilân etmesinde İttihat ve Terakki Partisi yöneticilerini sorumlu olarak görmektedirler. Bu sebeple, Osmanlı Devleti’ni hedef alan İngiliz propagandası, genelde İttihat ve Terakki Partisi üzerinde yoğunlaşmaktadır. Bu durum İngiliz propaganda beyannamelerinde; “Alman taraftarlığı ve İttihat Terakki Partisi yönetimine bir an önce son verilmesi ve yerine bir an önce İngiliz politikası doğrultusunda hareket eden bir çizginin izlenilmesi” şeklinde belirmektedir.

Savaş boyunca, İngilizler tarafından hazırlanarak Türk cephelerine atılan hemen hemen her belgede bu temaya rastlamak mümkündür. Hazırlanan birçok propaganda beyannamesinde ülkenin içinde bulunduğu sosyo-ekonomik durum ağır bir dille eleştirilmekte ve İttihat ve Terakki Partisi’nin yöneticileri tarafından; Osmanlı Devleti’nin anlamsız ve mantıksız bir şekilde savaşa sokulduğu, Osmanlı ülkesinin Almanların sömürgesi haline getirildiği, ülkenin bütün zenginliklerinin Almanlara aktarıldığı bunun neticesinde ülkenin kalkındırılmadığı, halkın açlık ve sefalet içinde rezil bir hayat sürdürdüğü abartılı bir şekilde anlatılmaktadır. Espriler ve gelişmekte olan olaylarla İngiliz menfaatlerine uygun fikirler telkin edilmekte, bu fikirlere iştirak etmeyen İttihat ve Terakki Partisi yönetimi “vatanın mezarını kazmakla suçlanmakta, “suça iştirak etmemeleri için Osmanlı askerleri ikaz edilmekte ve kendilerine “iltica” etmeleri önerilmektedir. Böylece bu anlamsız savaşın daha kolay bir şekilde sonuçlanacağı ve savaştan çekilen askerlerin kendi memleketlerine ve ailelerine, çoluk ve çocuklarının yararına bir an önce dönebilecekleri hatırlatılmaktadır. Özetle söylememiz gerekirse; Birinci Dünya Savaşı’nda İngilizler tarafından hazırlanarak Türk cephelerine atılan proganda beyannamelerinde sıklıkla işlenen temaları üç ana başlıkta değerlendirebiliriz. Bunlar;

  1. Alman düşmanlığı,
  2. İttihat ve Terakki Partisi aleyhtarlığı,
  3. Türk-İngiliz dostluğudur.

I-ALMAN DÜŞMANLIĞI

İngilizler tarafından hazırlanarak Türk cephelerine atılan propaganda broşür ve beyannamelerinde; İngiliz propagandasının öncelikli olarak, Almanlar üzerinde yoğunlaştığı görülmektedir. Bütün propaganda içerikli yayınlarında, Almanya’nın dünyanın tek hakim devleti olmak için Birinci Dünya Savaşı’nı başlattığı” yönünde çok ağır suçlamalar yapılmaktadır. Almanlar’ın emperyalist emellerini gerçekleştirmek amacıyla sınırı olan küçük ülkeleri işgal etmesi savaşın başlama sebebi olarak gösterilmektedir. Buna karşılık “İngiltere’nin mağdur olan bu devletlerin haklarını korumak üzere savaşa katılmak zorunda kaldığı” vurgulanmaktadır. En önemli düşman Almanya olduğu için birçoğu tamamen gerçek dışı ve abartılı bilgi ve yorumlara yer verilmektedir. Örneğin; “Harb-i Azime Dair Bir Hakikat”, “Büyük Savaşa İlişkin Bir Gerçek” ve “Harb-i Azime Dair Bir Hakikat (Kısm-1 Sani)”, “Büyük Savaş Üzerine Bir Gerçek (İkinci Bölüm)”³ adlı propaganda broşürlerinde; “Almanya ve müttefiklerinin 40 yıldan beri gizli savaş hazırlıkları yaptıkları, ağır top ve benzeri her çeşit savaş araç ve gereçlerinin temini konusunda önemli bir mesafe aldıklarını, bu savaş hazırlıklarını izleyen dönemde, yani savaş ilanı ile birlikte, başlangıçta bazı başarılar elde ettiklerini, “Belçika”, “Sırbistan” ve Karadağ gibi küçük ülkeleri mağdur ettikleri ve onlara karşı ezici bir üstünlük kurduklarını, Almanya ve müttefiklerinin savaşı başlattıktan sonra, içine düştükleri sıkıntılardan kurtulabilmek için kendilerine yeni taraftarlar arama içerisine girdikleri, yeni alternatifler aradıkları, Osmanlı Devleti ve Bulgaristan’ı savaşa sokmak yolunda planlar hazırlamaya başladıkları, Almanya ve müttefiklerinin hazırlamış oldukları bu plân doğrultusunda, Osmanlı Devleti’nin halifelik makamının gücünden de yararlanmak suretiyle Afganistan ve Hindistan’daki Müslümanları ayaklandırarak İngiltere’nin Asya ile olan bağlantısını koparmak amacında olduğu ve tarihi süreç içerisinde, Almanyanın Osmanlı Devleti aleyhinde yapmış olduğu çalışmalar anlatılmakta ve Türklüğün hayrına hiçbir yararlı faaliyetinin olmadığı vurgulanmaktadır.

Halifenin ve müslümanların sadık dostları olduklarını iddia eden Almanların aslında, İslâm dinine karşı sürekli bir saygısızlık içinde bulunduklarını ifade eden İngiliz beyannameleri, Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasıyla birlikte, İslâm’ın koruyuculuğunu ve hamiliğini yapmak gibi sahte bir kimliğe bürünen Almanya’nın asıl amacının, halife ve Osmanlı Padişahı V. Mehmet Reşad’a Almanya ve lehinde cihat ilân ettirmek olduğunu örneklerle açıklamaktadır.⁵ Almanyanın Osmanlı devlet adamlarına (İttihat ve Terakki Partisi yöneticilerine) özellikle de Enver Paşa ve arkadaşlarına rüşvet vermek suretiyle, savaşa girmeye zorladığı ifade edilir. Burada, Rus ve Türk halkı arasında düşmanlık gerektirecek herhangi bir sebep bulunmamasına rağmen, Almanya ile yapılan bir anlaşma sebebiyle, Goben ve Breslau zırhlılarının Rusya’nın Sivastopol ve Odessa Limanlarına bombalatılması ile Osmanlı Devletinin de savaşa girmek zorunda bırakıldığı anlatılır. Bu savaşın Osmanlı Devletine hiçbir faydasının olmadığı aksine Osmanlı halkının savaş nedeniyle açlık ve sefalet içerisinde yaşamaya itildiği, Almanyanın ise bu durum karşısında seyirci kaldığı, hatta çok sayıda Osmanlı çocuğunun bakımsızlık ve açlık sebebiyle öldüğü bir anda bütün yiyecek maddelerinin; hububat, un, zeytinyağı vb. gibi Almanlar tarafından vagonlar içerisinde kendi ülkelerine nakledildiği propaganda broşürlerinde sıklıkla tekrarlanmakta ve Almanların Osmanlı toprakları üzerinde sömürgecilik fikri ile hareket ettikleri bu yönde büyük emelleri bulunduğu örneklerle vurgulanmakta, Osmanlı Devleti’nin asıl düşmanlarının Almanya ve onun destekçisi bulunan İttihat ve Terakki Partisi yöneticileri olduğu ifade edilmektedir.⁸

İngiliz propaganda belgelerinde Almanlar’ın savaşı başlatmakla kalmayıp, savaş sırasında da büyük insanlık suçu işlediği yönünde ağır suçlamalar yapılmakta, Almanlar; «Cani Hunlar» olarak tanımlanmaktadır.⁹ Alman İmparatoru II. Wilhelm’den de “muhteris ve mecnun bir canavar” olarak bahsedilmektedir. Özellikle Alman askerlerinin savaş sırasında Belçika’da insanlık suçu işledikleri, Belçika halkını açlığa mahkûm ettikleri gibi ifadeler propaganda beyannamelerinde yer almıştır.¹⁰ Hatta, Alman karşıtı bu ifadeler biraz daha ileri götürülerek “Dünyada iki kategori vardır: İnsanlar ve Almanlar, ” denilerek, Almanlar ağır bir dille suçlanacaktır. Bu suçlamalarda, “Almanların, ölen askerlerin vücutlarından yağ ve gübre üretmek için bir fabrika kurdukları” gibi ağır ithamlar yer almıştır¹¹.

II-İTTİHAT VE TERAKKİ PARTİSİ ALEYHTARLIĞI

İngilizler tarafından hazırlanarak Türk cephelerine atılan propaganda broşür ve beyannamelerinde ağırlıklı olarak işlenen temalardan bir diğeri de İttihat ve Terakki Partisi aleyhtarlığıdır.¹² Propaganda beyannamelerinde; Osmanlı Devletinin savaşa boş yere sokulmasındaki sorumluluğun da İttihat ve Terakki Partisi’nde olduğu vurgulanır. Osmanlı Devletinin tarafsızlığını devam ettirmesi koşuluyla, toprak bütünlüğüne kefil olunduğunun açıklanmasına rağmen İttihat ve Terakki Partisi yönetiminin Almanlarla yapmış oldukları anlaşma neticesinde keyfi olarak, devletin savaşın içerisine itildiği ve ülkeyi bir harabeye çevirdiği anlatılır.¹³ Enver ve Talât Paşalara sık sık kötü atıflarda bulunularak, İttihat ve Terakki aleyhtarlığını içeren örnekler verilerek, İttihat ve Terakki yönetimine itaat edilmemesi gerektiği, bu yönetime itaat edenlerin Allah karşısında asi olacağı ifade edilerek İttihat ve Terakki yöneticilerinin de tıpkı Osmanlı ülkesini sömüren, halkı açlık ve sefalete mahkum eden Almanlar gibi ülkeden kovulmaları gerektiği nedenleri ile anlatılmaktadır.¹⁴ Osmanlı Devleti’nin bu düzensiz yönetim elinde, yani Enver, Talât ve Cemal Paşaların zorba ellerinde nasıl acınacak bir duruma geldiğini ve bu bozgunculuğun ortadan kaldırılması için; İran’ın Bağdat ile Ermenistan’ın Erzurum ile ve Hicaz’ın Mekke ile kaybından söz edilerek, bütün bu kayıpların asıl nedeninin, Osmanlı halkının mevcut yönetime karşı çıkmaması ve yardım etmesi olduğu belirtilmektedir.¹⁵ Bu sebeple, bu bozguncuların bir an önce ülkeden kovulmasının gerektiği ve bunlara verilen desteğin geri çekilmesinin gerektiği özellikle vurgulanmaktadır.¹⁶ İngilizler, İslâm dinine ve Müslümanlara karşı duymuş olduğu engin saygı ve sevgiden dolayı, Osmanlı Devleti’ne daima yardımcı olma eğiliminde olduklarını ifade etmektedirler.¹⁷ Bunun ispatı içinde padişah ile kurmuş oldukları dostane ilişkilerden örnekler verilmektedir.¹⁸ Osmanlı padişahı ve halifesi durumunda bulunan, Sultan Abdulaziz, Sultan V.Murat ve Sultan Abdulhamit’in makamlarına getirilmelerinden ve makamlarından indirilerek katledilmelerinden “lânetlenmiş hükümet” olarak nitelenen İttihat ve Terakki yönetimi sorumlu tutulmaktadır.¹⁹ Osmanlı Devleti bu zorba yönetimden ki, Enver, Talât ve Cemal Paşaların ellerinde bir oyuncak olmaktan ileride hak ettiği cezasını göreceği, Osmanlı Devletinin şimdiye kadar çekmekte olduğu ve bundan sonra da çekeceği sıkıntıların asıl nedeninin, Enver, Talât ve Cemal Paşalar olduğu, bunların ülkeden kovulmadıkları sürece bu sıkıntılardan kurtulamayacağı ve bu anlamsız savaşa sonuna kadar devam edeceği özellikle vurgulanmaktadır.”²⁰

 

III. İNGİLİZ DOSTLUĞU

İngilizler tarafından hazırlanarak Türk cephelerine atılan propaganda broşür ve beyannamelerinde ağırlıklı olarak işlenen ve üzerinde önemle durulan temalardan bir diğeri de, Tarihî Türk-İngiliz dostluğu ve İngiltere’nin İslâm dinine ve müslümanların inançlarına olan saygısıdır.²¹ Beyannamelerde; “Muharebelerde Türkler’in yanında yer alan İngilizler’in daima Türkler’in iyiliğini arzu ettikleri bunun için de kanlarını bile akıtmaktan çekinmedikleri” “hatta şu an savaş halinde bulundukları Osmanlı Devleti için samimi duygular besledikleri ve her zaman iyiliği için duacı oldukları”²² vurgulanmaktadır. Beyannamelerde özellikle üzerinde durulan bir diğer konu da; İngilizler’in müslümanların koruyucusu bir devlet olduklarıdır.²³ Çok içten ve duygulu bir şekilde İngiltere’yi öven ve bu beyannamelerle aynı zamanda Çanakkale’de siperlerdeki Müslüman Türk askerlerini etkilemek istemişlerdir.

Bu maksatla 11 Haziran 1915’te Asya Grubu Komutanlığı bölgesine atılan Arapça ve Türkçe beyannamelerde şöyle denilmektedir:

“Ey bizim aziz ve sevgili Türk Kardeşlerimiz! Mısır ve Hindistandaki İslâm kardeşlerimizin sözünü ve sesini işitiniz. Mısır’da bulunan sayısız müslümanlar, İngiltere Hükümetinin orada devamı için çok dua ediyorlar. Çünkü, İngiltere’nin yönetimi altında bulunan Müslümanlar rahat ve mutludurlar. İngiltere idare ve koruması altında bulunan İslâm memleketlerinde, Kur’an-ı Kerim ve namaza davet çağrısı büyük bir serbestlikle okunuyor. Bu ise o memlekette bulunan İslâm kardeşlerimizin mutlu ve serbest olduklarına büyük bir kanıttır. Kesin olarak Mısır’daki servet ve bereketten haberiniz vardır. Hindistan şehzadeleri, ileri gelenleri ve bütün halkı İslâm dünyasının gerçek dostu olan ve onu koruması altına almış olan İngiltere uğruna canlarını ve mallarını veriyor ve hâlâ da vermektedirler. Hindistan ve Mısır halkı pek iyi biliyorlar ki, İngiltere yenilirse onu yenen müslümanları da esir gibi kullanacaktır. Çünkü, biz müslümanlar pek iyi biliriz ki, Almanlar düzenbaz bir millettir. Tarih bile bunların böyle olduklarına tanıklık eder. Bu durumda Almanlar sizi aldatıyor. Ve memleketinizi yok ediyorlar. Bundan başka bunların fikri yurdunuzu ele geçirmek ve Almanlar ile doldurmaktır. Ne yazık ki bir zamanlar İngilizler ile silah arkadaşlığı yapmış olan o cesur Türk askerleri şimdi yararsız, kuru çöllere düşüp ölüyorlar. Ayıp değil mi ki askerleriniz bu kadar zamandan beri kendi dostları olan İngiltere’ye karşı muharebe etmeye yollansınlar? Emin olunuz ki bütün dindaşlarımız Almanlar tarafından aldatıldığınıza hayıflanıyor ve gece gündüz Almanların elinden ve hilelerinden kurtulmanıza yürekten dua ediyorlar. Eğer Almanlar bu muharebeyi kazanırlar ise, bütün memleketinizin üzerine oturacak ve siz bundan dolayı bütün hürriyetinizi ve bunca zamandan beri kazanmış olduğunuz ünü kaybedeceksiniz. Şimdiye kadar Almanlar’ın size ne yararı dokundu? Bosna-Hersek vilayeti Almanya’nın dostu olan Avusturya ve Macaristan tarafından elinizden alınmadı mı? Ve buna karşı Almanya’nın size hiçbir yardımı oldu mu? Aksine bunların gitmesine elinden geldiği kadar yardım etti. Gerçek işte budur. Ey sevgili kardeş ve dindaşlarım! Alman, vermiş olduğu sözünü, imza etmiş olduğu kâğıtları ayak altına aldı. Belçika’yı bütünüyle kan içine soktuktan sonra Türkiye’yi de yok etmek istiyor. Emin olunuz ki Belçika’yı kan içine sokan Almanlar Osmanlı ülkesini de yok etmekten hiç utanmayacaklardır. Çoluk-çocuğunuz ve aileniz ile rahat yaşıyor, tarlalarınızda çalışıyor ve henüz Balkan muharebesinden çıkıp, biraz rahatlıyor idiniz. Memleketinize hiç kimse sataşmadı ve saldırmadı ve saldırmayacaktı. Müslümanların kutsal yerlerine hiç kimse dokunmadı. Kuran-ı Kerim’i hiç kimse ayak altına almadı. Ve “cihad” ise yalnız Müslümanların kutsal yerlerine saldırı veya dinimize karışmak için ilân olunmadığı halde nasıl oluyor da siz bir yabancı imparatorun hatırı ve yararı için din savaşı yapmak istiyorsunuz? Bunun için size tekrar ederiz ki, yaptığınız, kutsal savaş yani cihad değildir. Esef olunur ki, bu muharebe de İslâm kardeşler birbirini Alman imparatorunun uğruna olarak öldürüyorlar. Hacca giden Mısır, Hindistan ve Çin hacılarını koruyan Alman Hükümeti mi? Yoksa her zaman Müslümanlara hizmet eden İngiltere mi? Bakınız nasıl İngiltere hükümeti dünyanın her tarafından gelen müslümanlara yardım etmek istiyor. Ve nasıl İslâm dünyasının kutsal yerlerini yani Mekke ve Medine’ye saygı gösteriyor. Muharebenin başlangıcından bu ana kadar Mekke ve Medine halkına buğday veriyor. Eğer İngiltere bu gereçleri mecbur olarak vermekte devam etmediği Alman subaylarının İngiltere’nin gönderdiği buğday ve tahılı askerleri için el koyduklarındandır. Bu ise İslâm fakirleri için büyük bir sıkıntıdır.’

 

Ey sevgili kardeşler ve dindaşlar! İşte bu sebeplerden dolayı siz hiçbir zamanda harb ederek Müslüman kardeşlerinizin kanlarını dökmemeliydiniz. Almanlar için döktüğünüz kan ayıp ve günahtır. Bizim size verdiğimiz öğüdü ve arzumuzu dinleyiniz. Almanları kendi yerlerine gönderiniz. Ve bırakınız kendi muharebelerinde çabalasınlar. Sizin yükünüz çok ağır olduğundan başkasının yükünü de üzerinize almayınız. Geliniz barışalım ve Allah bize, İslâm alemine esenlik ve rahat versin. Amin!¹⁹ İngilizler Osmanlıların cihad-ı mukaddes ilân ederek kendileri ile savaşmalarının gereksiz ve haksız bir davranış olduğunu propaganda etmektedirler.²⁰ İngilizler’in Müslümanlar tarafından uğruna ölünebilecek kadar sevilen ve Müslümanların koruyucusu olan bir devlet olduğu 2 Haziran 1915’te 57 nci Alay bölgesine atılan bir bildiride şöyle anlatılmaktadır: “İngiltere Devleti’nin himayeperverane ve idare-i ihraranesi sayesinde bugün milyonlarca chl-i İslâm asudane bir ömür geçirmekte ve bunlardan binlerce dilaveran, bize karşı besledikleri şükran ve ubudiyeti ispat için gönüllü olarak sancağımız altına girerek bizimle beraber muhaliflerimize karşı can siparane harb etmektedirler.”²¹ İngiltere, Müslümanların koruyucusu bir devlet olduklarını sadece kendilerinin değil, Hintli ve Mısırlı Müslümanlarında kabul ettiklerini anlatan bildirilerde bahsettiğimiz fikirleri destekleme yoluna gitmiştir.

 

SONUÇ

Birinci Dünya Savaşı Boyunca, İngilizler tarafından hazırlanarak Türk cephelerine atılan bütün propaganda beyannamelerinde savaşın başlatılmasından ve devam ettirilmesinden birinci derecede sorumlu olarak Almanlar gösterilmiştir. Buna karşılık kendilerinin ise savaşın başlamasından sonar mağdur duruma düşen küçük devletlerin haklarını savunmak durumunda kaldıkları için savaştıklarını vurgulamışlardır. Belgelerin genelinde; Türk İngiliz dostluğu ve İngiltere’nin İslâmiyet’e olan saygısı çok çarpıcı örneklerle ifade edilmiştir. Buna karşılık Almanlar’ın Türkler’in lehine hiçbir zaman hareket etmediği her zaman kendisini düşünerek hareket ettiği dolayısıyla Almanya’nın yanında savaşa gidilmesinin Osmanlı Devleti’ne hiçbir yarar sağlamıyacağı vurgulanarak, Osmanlı Devleti’ni kendi çıkarları için bu anlamsız savaşın içine iten İttihat ve Terakki Partisi yöneticilerinin biran önce cezalandırılarak savaşa son verilmesi önerilmiştir. Böylelikle asker arasında siyasîlere ve Almanlara karşı bir düşmanlık yaratılarak, savaş azimlerinin kırılması istenmiştir.

EKLER

EK: 1

Askerler! İşte, üç seneden beri, aç bî-ilâç felâketten felâkete koşuyorsunuz. Köyünüzde ot-ocak, kap-kacak namına hükümet bir şey bırakmadı. Evlâd-ı iyâliniz sefil, evleriniz harap oldu. Dolaşmadığınız neresi kaldı? Hangi hududu görmediniz? Hanginizin vücudunda bir süngü veya kurşun yarası yok? Allah’ın rahmet görmeyen bu çöllerinde katlandığınız bu mahrûmiyetler yurtlarınızda açlıktan ölmeye mahkûm olan yavrularınız bilhassa sayılmakla bitmeyen bu mesaibi kimin için ihtiyar ediyorsunuz? Bari bilseniz! Bari bilseniz diyorum, çünkü; bilmiyorsunuz zavallı kardeşlerim! Ben de yıllarca müddet yalnız kalınca Türk’ün kaygusu olarak, sizinle yanyana dövüştüm. Ta Kafkasya’dan tutunuz da, Romanya’ya kadar yalın ayak o kanlı izlerin arkasından koştum. Fakat, aruk, mânâsı olmayan, insanlığa yakışmayan bu haksız münâzaadan bıktım. Kanınızı emmekten başka bir şey yapmayan Almanlığın kurbanı olmaktan usandım ve şimdi köyümden uzak, bu garip yerlerde sizi ve sizinle beraber harap olup giden vatanı düşünüp ağlıyorum. Artık ne zamana kadar bu namussuz, satılmış hükümetin esiri olup kalacaksınız? Mutlaka bize insanlığımızı başkalarını tanıtmalı? Mutlaka bize hürriyetimizi harcadığımızı gelip virmeli? Biraz insaf ile muhakeme ediniz? Meşrutiyet ilan edildiğinden berü hükümet ne yaptı? Sırf sersemliği yüzünden şimdiki ile beraber kaçıncı defa olarak ilan ettiği muharebelerden bahsetmek istemiyorum. Yine sırf idaresizliği zulüm ve itisafı seyi’esi yüzünden vukua gelen dahili ihtilâl vesaireyi de isterseniz unutalım. Fakat Allah için olsun söyleyiniz: Köyünüzde bir yolunuz mu var? Mektepler mi açıldı? Tarlalar mı daha iyi? Tarlalarınızı daha iyi sürmek, koyunlarınızı daha ziyade çoğaltmak, bilhassa asırlardan beri çektiğimiz sefâleti azaltmak için size doğru yollar mı gösterildi? Memlekette ümrân ve terakki namına darağaçlarından, maktüllerden menfalardan, jandarmalardan başka ne var? Devr-i Hamid’den lânetle bahs eden İttihatçılar, herhalde, itiraf edelim, onbinlerce geniş geniş rahmet okuttular. Şu dakika memleket baştan başa taş taş üstünde kalmamış bir harabe-zare döndü. Yazık değil mi? Bilmiyormusunuz ki dün tebanız bugün müttefikiniz olan Bulgar’ların beş tane şeker fabrikaları var. Memleketimizde pancar mı yetişmez? Kafkasya’nın karları içinde donan kalbinizi biraz ısıtacak bir bardak çay için, Almanlar’a avuç açıyoruz. Sırtınıza, ayağınıza, başınıza giydiğiniz o paçavralar içün, Almanya’ya harp borcunuz ikiyüz elli milyon lirayı buldu. Daha şimdiden hükümet borcuna karşılık, maden imtiyazları veriyor. Bu gidişle, bütün Anadolu Almanlar’ın eline geçecek. Altın karşılığı olmayan kâğıt paraların vadesi hitama erince iflas edeceğiz. Günde 300 dirhem ekmekle ordunun açlıktan nefesi kokarken hükümet Almanya’yı doyurmak için vagon vagon buğdayı, zeytinyağı gönderiyor. Bugün, her nazırımızın hiç olmazsa birkaç yüz bin lira serveti var. Kimi yağ, kimi un, şeker ticareti yaparak, kimi altınla 12 kuruşa yüzlük banknot toplayarak kasasını dolduruyor.

Bir taraftan Almanlar, diğer taraftan İttihatçılar memleketi soyup bitiriyorlar. İstanbul’da açlıktan ölenlerin günde iki yüz elli kişi olduğunu biliyormusunuz? Biliyormusunuz ki, sefalet yüzünden namusuyla şöhret bulan Türk kadınları Alman gemicilerin, zabitleri ile görüşmeye kadar tenezzül ediyorlar! Benimle beraber birçoğunuz İstanbul’da iken, pekala gördünüz ve işittiniz. Bugün pay-tahta İslâm hanımları almanlarla alenen evleniyorlar. Güya İslâmiyeti müdafaa için harp ederken herşeyden mukaddes olan ırzımızı dostlarımız pay-mâl ediyorlar. Bugün memlekette belki yüzbin asker kaçağı var. Hanginizin mechûlüdür ki, bunların kimisine bir lira mukabilinde Alman Şimendifer memurunu sahte müteahhid vesikaları veriyorlar, kimisine de birkaç kuruşa merkez kumandanları jandarma zabit ve efradı ahz-ı asker heyetleri, hatta köy imam ve muhtarları göz yumuyorlar. Buna harb-i mukaddes değil, harb-i ticaret derler. Irak’a gelirken yolda tesadüf ettiniz mi? Nakliyat otomobillerindeki Almanlar tutturabildikleri fiyatla müşteri taşıyorlar, hatta biraz saflarına rastgelirlerse, zâbitânı bile ücretle naklediyorlar. Hangi birini sayayım? Benim kadar belki, benden de iyi bu rezâletleri biliyorsunuz. Bütün bu Almanlar altın akçe aldıkları maaşlarıyla on kuruşa yüzlük banknot toplayıp sonra aynı parayı istikraz nâmı altında bize yüze ciro ediyorlar. Artık soyulmanın bu kadarı günah olmakla beraber ayıptır. Siz canınızı dişinizde, köyünüzde aileleriniz perişan, aç-susuz harp eylerken, o bir taraftan ilmi ile, hayırsızlığı ile meşgul! Harbin bidayetinden beri, Romanya’ya, Makedonya’ya, Galiçya’ya, İtalya’ya, hülasa çarakdar aleme ordular gönderdik; elimizdeki buğdaya varıncaya kadar dostlarımıza verdik. Başımız sıkılınca iki çürük gemi, sekiz top, küfe küfe kağıttan başka ne aldık? Hani ya yüz bin kişilik ordularıyla imdadımıza koşacak Almanlar! Biz düşmanı yanlış yerde arıyoruz. Asıl düşman, hem düşmanın en korkulusu, başımıza türlü türlü vaatlerle, Allah’ın belası gibi musallât olan Almanlar, sonra onlara adeta uşaklık eden İttihatçılardır. Görmüyormusunuz ki, bütün dünya Almanlar’a karşı harp ediyor. Cihâd-1 ckber ilân etmişken âlem-i İslâmiye’nin kılı bundan uyanmadıktan başka, hariçdeki dindaşlarımızın mâzhâr-ı takbihi bile olduk. Misâl mi istiyorsunuz? İşte Mekke-i Şerif? Hükümetin hukuk-u İslâmiyeti muhafaza şöyle dursun, bilakis onu berbat ettiğine en büyük şâhit olan Resûlullahtan olan mûmaileyh hazretlerinin İngilizlerle ittifakı ve İttihatçılara alenen ilân-ı husumetidir. Her taraf öyle: Hind ve Afgan’dan tutunuz, tâ Cezayir, Fas’a kadar tek bir İslâm hükümet-i hazırâyı tasvip etmiyor. Almanlar’a memleketi verdikse, dinimizi de mi bahşedeceğiz? Zararın neresinden dönülse kârdır. Milletlerin istiklâliyeti içün harp iden devletler elbette, Türkler’in esârctini istemezler. İnsaniyetin düşmanı olan, yirminci asırda hak ve adalet yerine zorbalıkla, hükmetmek isteyen Almanlığa ve onun istibdâdına karşı harp iden beşeriyetin nazarında biz Türkler, Alman hırs-ı şen’inin kurbanları diye tanınıyoruz. Henüz clinizde silâhlarınız var iken, insanlığımızı, esir olmadığımızı, kendi kendinize ilân ve ispat ediniz. Memleketimizi istilâ eden bu haris açgöz ecnebîyi aranızdan def ediniz. Kendinize rahmınız yoksa bari köylerinizde açlıktan ölen evlatlarınıza sefâletden namusunu satan kadınlarınıza acıyınız. Silah arkadaşlarınızdan bir Türk. Teşrin-i Sani Sene, 1917.

 

EK: 2

Beyânnâme Suretidir

Ey vatan dindaşlarımız ve asker kardeşlerimiz! Tarih-i beynel ümem, batahsis kendi tarihimiz tetkik edilecek olur ise, İngiltere Devleti muazzamasının zîr-i hâkimiyet ve himâyesinde yaşayan aksam ve milel-i beşeriyenin an’anat-1 milliye ve mezhebiyeleri ihlal edilmemiş ve bilâkis terbiye-yi içtimaiyelerinin tekemmül edebilmesi hususuna çalışılmış ve insanların fıtratı hür olduklarını ispat içün köle alım ve satımını men itmek suretiyle âşık-ı hürriyet olduğunu kainata ilan cylemiştir. Bizde Sultan Mecid-i evvelin zaman- saltanatında Osmanlı hükümetinin harita-i alemden silinmesi mukarrer iken Koca Reşit Paşa gibi bir dahi-i siyasetin himmet-i müdebbiranesi ve mahzan İngiltere Devletinin bilfiil harbe iştiraki sayesinde değil midir ki, Osmanlı padişahlığı inhitat etmedi ve kurtarıldı? Tarihimizde şeref bahş olmuş bu gibi menakabı burada ta’dat edecek olur isek, la-yehsaldir. Ey Osmancığın nezih ve necîb evlatları! Almanlar’ın tarz-ı siyasetinden memleketinizin tarz-ı siyasetinden, memleketimizin ve ba-husus âlemi İslâmiyetin menfaatine ve tealii şevketine hadîm ne gibi bir hikmette bulunduğunu altıyüz senclik tarihimizin her bir sahifesini araştırıyoruz da, bizim istiklâliyetimize ve tarihimize kaydedilmiş bir hizmetini bulamıyoruz. Bilakis, Alman nüfuz-u siyasetinin Osmanlı muhitine heylûletinden idbardan, idbara, sürüklenip gitmiş, zayıf bir mevkide kalmışır. Bugün mevcûdiyeti nâmına harp ettiğimiz Germanlar, Plevne melhâme-i kübrâsında Almanya’nın mümessil-i müşahhası Bismark’ın Türk Padişahlığının izmihlali maksadı ile, değil midir ki, Romanya’nın altmışbin kişilik kuvvetiyle, muavenette bulunmasını, te’min etmck suretiyle Gazi Osman Paşanın mağlûbiyetine ve böylece Ruslar’ın ta Ayestefanos’a kadar gelmesini istihzâr eyledi? Bu Almanlar iktisâden dahi memleketimizi öldürmüşlerdir, Almanlar’ın memleketimizi kendilerine bir müstemleke suretinde isti’mâli sayesinde değil midir ki, her zaman harici müdahalede kapı açmışlar ve bizde hiçbir zaman rahat ve huzur bırakmamışlardır. Kardaşlarımız! Her zaman mevcûdiyeti nâmına kumandalarında harb ederek kanlarınızı işale ettiğiniz Almanlar’ın babası bulunan Bismark vaktiyle Türkler’in menafii nâmına bir Bohemya’lı neferinin fedâ edilemeyeceğini alenen söylemek suretiyle, Türklüğe olan husûmetini izhar etmiş olduğunu ne çabuk unuttuk? Hele “Tanin” ve “Tasvir” Gazeteleri’nin sahifelerini araştıralım. Şu Balkan Harbi’nde Yunan ile hâl-i muhasamatta bulunduğumuz bir devrede değil midir ki, Korfu’da,

Almanlar’ın imparatoru Kayzer’in Yunan Amiral elbisesini lâbis olarak Averof Zırhlısını ziyaret ve Amiral Kondiryotis’i muvaffakiycti vakasından nâşi tebrik ile beraber Yunan Amiral üniformasına hâmil bulunmakla müftehir olduğunu söylediği bir zamanda mezkûr gazeteler ateş püskürüyorlardı? masûm Askerler! Mahzan alem-i İslâmiyet-i iğfal maksadıyla Kayzer’in Şam’da Selahaddin-i Eyyübi Hazretlerinin merkâd-ı mübâreği muvacchesinde Osmanlılık ve âlem-i İslâmiyete olan hitabesi cümleye ma’lumdur. Müttefik-i hâfi olan Avusturya Devleti Bosna Hersek’imizi memleketine ilhâk etmemiş olsa idi, İtalya Trablusgarp’ı zâmime-i memâlik etmiyecek ve dolayısıyla Balkan harb-i müellimesi doğmayacaktı? Acaba Kayzer hakikaten Selahaddin Eyyubi’nin merkâd-ı mübareğindeki hitabesi vechile mücehhez olmuş olsaydı șu hesap ettiğimiz felaketlere vatanımızın düşüp düşmeyeceğini bilhassa Almanlar’dan soruyoruz? Lütfen bize cevâb-ı sabit verebilirler mi? Balkan muharebesinin ikinci felâketli devresinde değil midir ki, hükümet-i ittihadiye zât-ı padişâhiyenin imza-ı hümâyünları ile muvaşşah Kayzer’e hitaben keşide buyurdukları telgrafla huzur-u Hazret-i Eyyübiyedeki vaatlerini tahattür ettirdikleri halde verdiği cevabı biliyor musunuz? Hiç birşey yapamıyacağını sıkılmadan söylediler! Ey muhterem askerler! İşte Alman dostluğunun bize olan riyakâr siyasetini bilmekliğimiz için biraz olsun düşünüyoruz, bugün giriştiğimiz işbu harb, vatanımızın selâmet ve istiklâline ma’ruf bir hal midir? Yoksa bizim için bir Bohemya neferini çok gören German hesabına dökülen kanlar mıdır? Ey Talât, Enver ve hempaları! Sizden soruyoruz, varlığımıza kim tecavüz etti? Bilakis İngiltere devleti fahîmesi ve müttefikleri bi-taraflığımıza mukâbil tamamiyet-i mülkiyemizi tekeffül etmemişler mi idi? Siz iki, ey müfteris vücutlar menfaat- hasîseniz uğruna bedbaht vatanımızı izmihlâle doğru yuvarladınız. Ve memleketimizin topraklarını masûm biçâre asker kardeşlerimizin hûn-u şehadeti ile boyamakta istihza’ etmediniz. Vak’a-yi Kerbela’da Yezîd’in revâ görmediklerini siz vatanın evlatlarına yapmak suretiyle, gayretullaha dokundunuz. Hiç şüphe yoktur ki, gâzâb-ı ilâhî yakında omuzunuzdadır. Bir de utanmadan şu harbe, “Cihad-1 Mukaddes” süsü verdiniz, burada biraz tevakkuf ederek Şeyhü’l İslâma Hitab edeceğiz: Ey Hayri Efendi Hazretleri! Böyle bir fervanın hakikat olabilmesi içün âlem-i İslâmiyet ne gibi bir tehlikenin taht-ı taarruzunda idi ki, din-i mübin-i Ahmedi’nin imhâ ve indirâsına kim tecavüz eyledi? Zî-şevket ve muhteşem İngiltere İmparatorluğunun zîr-i hâkimiyet ve himâyesinde üçyüz elli milyon Müslüman mesûd olarak yaşıyor. Siz ki, bunları izmihlal içün şeriat-ı garra-i İslâmiyemizin mecâz göremediği efsaneler ile huzur ve sclâmetlerini ihlal etmek için çalıştınız, bu ise, nezd-i ilâhide bir cinâyct değil midir? Burasını siz pekâlâ takdir edersiniz. Birde sizden sûvcrâne, müftü’ül enâm nâmı tahtında verilen fervâ âlem-i İslâmiyet’de ne te’sir hâsıl etti? Bu babta içtihat etmek müttefik-i ülyâ olması farz iken fariza-i ilâhinin böylece maksad-1 hainanenin uğruna te’vil edilmiş olmasından dolayı evvel emirde ey Ürgübîzâdesinin katli vacibdir.

Ey İttihatçılar! Hani ya Afgan, İran, ve Belücistan hükümet-i İslâmiyeleriyle Hindistan’da ve Mısır Tunus ve Cezayir’de meskûn chl-i tevhidin derhal cihad-1 mukaddesin ilânı ile beraber ayaklanacaklarını kemål-i gurur ile ilân ediyordunuz. Hâlâ utanmadan bu efsane ve teraneleriniz ile muhit-i Osmaniye’de mevkinizi tarsin etmek için ahaliyı iğfalde devam ediyorsunuz. Sizin bu hususdaki cüdanız Cermen emeline olarak döktüğünüz ma’sum İslâm kanları Alem-i İslâmiyette anlaşıldı, buna emin olunuz. Ey hükümeti idare eden katil eller! Artık Alman hesabına evlâtlarımızı, kardaşlarımızı, kocalarımızı meydan-ı harbde öldürdükten sonra aç kalan ailelerinin namusunu acaba kanlı elleriniz mi vikâye edecek? Sizinle yakında hesaplaşacağız. Çok vakit kalmadı. Sizin en dehşetli cellâdınız olan Eşref bile geçenlerde İzmir’de bir mahfelde cihâdın ilânı ile bütün dünyaya kendimizi rezil ettiğimizi söylediği gibi Mısır ve Hindistan’daki Ehl-i İslâma ayaklandırmanın asırlara mütevakıf olduğunu söylüyordu. Hele Mısır darü’l hareket-i harbiyesine gelince hayali-i şehir Cemal Bey’in Şam’da Vali Hulusi Bey’in Arap inhizamı vücuh-u memleket muvacchesinde olan nutukları ile ne kadar hayalat peşinde koştuğunu yine Eşrefin Süveyş Kanalının hatt-ı müdafaasını yarmak adem’ü’l imkan olduğunu söylemeleriyle sabittir. Basra hudud-u harbiyesine gelince Irak’ın istinatgâh noktaları tamamen İngiltere Hükümet-i muazzamasının zir-î işgalinde bulunduğu gibi, Şuayyibe Harbinde Irak ve havalisi Umum Kumandanı Süleyman Askerî Bey’in Kolordusu ile beraber mahv-u tebah olması ile ma’lumdur. İşte aziz asker kardeşlerimiz! vaziyeti harbiye ve ahvâl-i umumiyeyi size noktası noktasına bildirdik. Her taraftan ateş vatanımızı sarmıştır. Bizim için vakit kaybedilmemek şartıyla ancak bir çare-i necât ve hâlâs vardır. Bu da İttihat ve Terakkiye mensûb katil ellerin derhal ortadan kaldırılması ve Alman Ümerâ-yı askerîyesinin memleketimizden tathîri suretiyle İngiltere ve hükümetinin himâye ve teveccühünü celb idecek yeni bir kabinenin vücut bulması ile kaimdir. Ve bizim için başka suretle felâh yok. İşte vatan yavruları, bunlarda sizden kuvvet alarak icra-ı zulüm ve şenaatte burnu geçen bu dönmelerin ceza-yı sczalarını vermeyecek olur iseniz, hiç şüphe yoktur ki siz kendi ellerinizle vatanın mezarını kazmış olacaksınız! Ey askerler silâh arkadaşlarınızdan olup, esâretten İngiliz karargâh-ı umumîsinde bulunan kardeşleriniz için kat’iyyen merak etmeyiniz. Pay-ı taht gazetelerinin ilân ve işaa eyledikleri gibi hiçbir gûnâ sûî muameleye ma’ruz değillerdir. Hür ve mesut olarak muntazam bir hayat ile vakitlerini geçirmektedirler. Ve-s-sclâm.²³

 

EK: 3

Türk Askerlerinc

Bağdat havalisine dair arkadaşlarınızdan ne haber alıyorsunuz? Şüphesiz işitmişsinizdir ki, bir İngiliz kuvveti bundan on beş ay evvel Bağdad’ı görebilecek kadar bir mesafeye ilerlemişti. Lakin sonra (Tak-kesri) mevkiinde mukavemetinize dayanamayarak gerüye çekilmişlerdi. Bu kuvvet bildiğiniz gibi Fırat Nehrini takiben Kut-ül Ammare’ye çekilmişti. Ve orada beş ay mukavemetten sonra mühimmatı kalmadığından teslime mecbur kalmıştı. Bundan dolayıdır ki bu kuvvetin kumandanı olan General Tavsınd sizin elinizde esir bulunuyor. Zanettiniz ki, İngiliz askerleri bu adem-i muvaffakiyeti tashih itmeyecek ve Anadolu’daki kuvveti tükenmiştir? Belki Almanlar size öyle söylemişlerdir. Lâkin, şüphesiz onların sözüne inanmadınız. Şimdi bizim ordumuzun Bağdat cihetindeki muvaffakiyetini dinleyiniz: Hava düzelir düzelmez yine Fırat’ı takiben ilerledük. Bir iki hafta zarfında arkadaşlarınız istihkamdan istihkama çekilerek önümüzden firar ettiler. Kut-ül Ammare’deki kuvvetiniz bizim büyük hücumumuza karşı mukavemet idemeyerek gerüye çekilmeğe mecbur kaldı. Bir seneden berü yaptığınız müdafaa hatları hiçbir faide virmedi. Ordunuz süratle Aziziye’ye çekilmiş ise de, orada dahi dayanamayarak ric’ata mecbur kalmıştır. Alınmasına imkân varmı idi? Tabii Almanlar bu felâketlerinize yardım edeceklerini size söylemişlerdir. Fakat bilemiyor muydunuz ki, Alman vaadlerine dair ettikleri vaadi ifa ettiler mi? Hayırl. Bilâkis oradaki ordumuzun Süveyş Kanalından, Ariş’den, Makdiye’den, Tur- Sina’dan koğulmuştur. Size ekmek veriyorlar mı? Memleketinizdeki, ailelerinize yardım ediyorlar mı? Hayır! Onlar yalnız kendilerini düşünürler. Sizi hiç düşünmezler. Memleketinizdeki ailelerinizin açlığına, çıplaklığına kimse kulak asmaz.

EK: 4

Beyânnâme

Ey bizim aziz ve sevgili Türk Kardaşlarımız! Mısır ve Hindistan’daki İslâm kardaşlarımızın sözünü ve sesini işidiniz. Mısır’da bulunan sayısız müslümanlar, İngiltere Hükümeti’nin orada devamı içün çok dualar ediyorlar. Çünkü, İngiltere’nin taht-ı idaresinde bulunan müslümanlar rahat ve mesuddurlar. İngiltere idare ve himâyesi altında bulunan İslâm memleketlerinde Kur’an-ı Şerif ve Ezan-ı Muhammedî, kemâl-i hürriyetle okunuyor. Bu ise o memleketde bulunan İslâm karındaşlarımızın bahtiyar ve serbest olduklarına büyük bir delildir. Elbette Mısır’daki servet ve bereketden haberiniz vardır. Hindistan şehzadeleri, eşrafı ve umûm ahalîsi âlem-i İslâm’ın sahîh dostu olan ve onu taht-ı himâyesine almış bulunan İngiltere, uğruna canlarını ve mallarını veriyor ve hâlâ da vermektedirler. Hindistan ve Mısır ahalisi pek iyi biliyorlar ki, İngiltere mağlûb olur ise, onu mağlûb iden, Müslümanları dahi esir gibi kullanacakdır. Çünkü biz Müslümanlar pek iyi biliriz ki, Almanlar hilekâr bir milletdir. Tarih bile bunların böyle olduklarına şahiddir. Bu halde Almanlar sizi aldatıyor. Ve memleketinizi mahv idiyorlar. Bundan başka bunların fikri, yurdunuzu zabt itmek ve Almanlar ile doldurmaktır. Teessüf olunur ki, bir vakit İngilizler ile, silah arkadaşlığı itmiş olan o cesur Türk askerleri, şimdi faidesiz, kuru çöllere düşüb ölüyorlar. Ayıb değil mi ki, askerleriniz bu kadar zemandan berü kendü dostları olan İngiltere’ye karşu muharebe itmeğe sevk olsunlar? Emin olunuz ki, bütün dindaşlarınız, Alman tarafından aldandığınıza canları acıyor. Ve gice-gündüz Almanlar’ın elinden ve hilelerinden kurtulmanıza yürekden dua ediyorlar. Şayed Almanlar bu muharebeyi kazanırlar ise, tekmil memleketinizin üzerine oturacak ve siz bundan dolayı tekmil hürriyetinizi ve bunca zamandan berü kazanmış olduğunuz şânı gaib ideceksiniz. Şimdiye kadar Almanlar’ın size ne faidesi dokundu? Bosna-Hersek Vilayeti Almanya’nın dostu olan, Avusturya ve Macaristan tarafından elinizden alınmadı mı? Ve buna karşı Almanya’nın size hiçbir muaveneti oldu mu? Bilâkis bunların gitmesine elinden geldiği kadar yardım itdi. Hakikat ise, işte budur.

Ey sevgili karındaş ve dindaşlarım! Alman vermiş olduğu sözünü imza etmiş olduğu kağıtları ayak altına aldı. Belçika’yı tekmil kan içine sokduktan sonra, Türkiye’de mahv itmek istiyor. Emin olunuz ki, Belçika’yı kan içine sokan Almanlar Memâlik-i Osmaniye’yi de mahv itmekden hiç utanmayacaklardır. Çoluk-çocuğunuz ve aileniz ile rahat yaşıyor, tarlalarınızda çalışıyor ve henüz Balkan Muharebesi’nden çıkub, biraz rahatlıyor idiniz. Memlekenize hiç kimse hücum ve tecavüz itmedi ve itmeyecek idi. Müslümanların mukaddes yirlerine hiçkimse dokanmadı. Kelâmullah’ı hiçkimse ayak altına almadı, ve “cihâd” ise yalnız müslümanların mukaddes yirlerine tecavüz veya dininize müdahele etmek içün ilân olunmadığı halde, nasıl oluyor da siz bir yabancı imparatorun hatırı ve menfaati içün, harb-i din itmek istiyorsunuz? Bunun için size tekrar ideriz ki, ettiğiniz muharebe-i mukaddes, ya’ni cihâd değildir, ve teessüf olunur ki, bu muharcbede İslâm karındaşlar birbirini Alman İmparatorunun uğruna olarak öldürüyorlar. Hacca giden, Mısır, Hindistan ve Çin hacılarını muhafaza iden, Alman hükümeti mi? Yoksa her zaman Müslümanlara hizmet eden İngiltere mi? Bakınız. nasıl İngiltere hükümeti, milletleri, temyiz etmeyerek dünyanın her tarafından gelen İslâmlara muavenet itmek istiyor. Ve nasıl Alem-i İslâmın mukaddes yerlerini ya’ni Mekke’yi ihtirâm ediyor. Muharebenin ibtidâsından bu ana kadar Mekke ve Medine ahalisine buğday veriyor. Eğer İngiltere bu levâzımı bi’l mecburiye vermekde devam etmediği Alman zabıtlerinin İngiltere’nin gönderdüğü buğday ve zahîreyi askerleri içün el koyduklarındandır. Bu ise, fukara-yı İslâm içün pek büyük bir zordur. Ey sevgili karındaşlar ve dindaşlar işte sebeplerden dolayı siz hiçbir zamanda harb iderek müslüman karındaşlarımızın kanını dökmemeli idiniz. Almanlar içün dökdüğünüz kan ayıp ve günahdır. Bizim size verdiğimiz nasihati ve arzumuzu dinleyiniz. Almanlar’ı kendi yerlerine gönderiniz. Ve bırakınız kendi muharebelerinde çabalasınlar. Sizin yükünüz çok ağır olduğundan, başkasının yükünü de üzerinize almayınız. Geliniz barışalım. Ve Cenâb-ı Hak bize, alem-i İslâma selâmet ve rahat virsün. Amin!²⁴

 

EK :5

Ma’sum Osmanlı askeri niçün harb idiyorsun?

Ey asker! Seni bir lâhza silâhına dayanarak ve başını iki elinin arasına alarak düşünmeğe davet ediyoruz. Fivet düşün biraz! Niçün harb idiyorsun? Bil ki İslâmiyetin bizim ve müttefiklerimiz tarafından tehdid idildiğini zan iderek onun müdafaası içün bize karşu harb idiyorsun? Bu sahîh midir? Hayır! Bin kere hayır! Bu hataya düşüyorsanız Allah sizleri afv itsün. Bu babda size birkaç delil arz ideceğiz bunları evvela dinleyiniz ve sonra bizzat muhakeme idiniz. Samimiyetinizi Allah bilir. Biz ehl-i İslâma karşu harb itmiyoruz. İslâmiyet ne bizden ne de müttefiklerimiz tarafından tehdid idilmektedir. Hâl-i hazırda bizimle, birlikde bil-ihtiyar dostlarımıza karşu harb iden yüzbinlerce müslümanın bize karşu sadakati bu babda en muknî bir delildir. Milyonlara baliğ olan müslüman arkadaşlarımızın ifasında hürriyet-i kâmileye mâlik oldukları gibi bizim tarafa iltihâk ile İslâmiyeti müdafaa itmekde olduklarına mutmaindirler. Bunlar, İslâmiyet ila Almanlar ve onların müttefikleri olduğunu iyice bilirler. Almanlar ve hatta bizzat ittihadcılar tarafından yazılan birçok vesâik ve beyannameler bu vak’ayı te’yîd itmişdir. Sülâle-i Hazret-i Peygamberden Mekke Emiri ve Hicaz Melik-i Şerif Hüseyin’in bizimle beraber düşmanlarımız aleyhine kıyam ile onları kâfır diye tel’in etmesi İslâma karşu hiçbir su’i niyetimiz olmadığına en beliğ bir burhandır. Hafid-i peygamberi İslâmiyet ve İslâmiyetin bani-i müessisi olan peygamber nâmına kıyam iderek onun müdafaası içün bütün müslümanları müsellehan kendisine iltihaka davet itmiştir. Eğer kendileri İttihatçıların Allahsızlığına onların peygambera muzerafına küfriyatına kesb-i itminan itmemiş olsalardı onların aleyhine kıyama teşebbüs etmezlerdi. Bunun aksini iddia edenler ya iğfâl veya tazlil edilmişlerdir. Cinsiyetleri ma’lum olmayub cahil gençlerden mürekkeb bir çeteden ibaret olan ve din ve memleketlerini Alman alınına mukabil satan ve Almanlar’ın iradeleri üzerine bila sebeb bize ve müttefiklerimize hücum iden İttihad ve Terakki Cemiyeti’nin a’mål ve hareketini protesto ederek istifaya mecbûr kalan Şeyhül İslâmın o hakiki müslümanın hareketi meşrud itmemizi te’yîde kafidir. Yoksa padişah ve haneden-1 Osman içün mü harb idiyorsun? O halde şüphesiz İttihatçıların, Sultan Reşad’ı kendi Saray-ı Hümâyûnları dahilinde bile bütün kuvvet ve nüfüzdan mahrûm bırakdıklarını bilmiyor olmalısın. Zavallı tacidar-ı İttihatçıların muvafakat olmaksızın kerimelerinden birini istediğine tezvic itmek salâhiyetinden bile mahrûm bırakmışdır.

Hakikaten Sultan Mehmet Reşâd gayet bedbaht bir hükümdar imiş. Abdülhamid devrinde hayatını habs içinde ölüm tehditleri altında geçirdiği gibi şimdi de hiçbir nüfūza mâlik değildir, İttihatçıların en ednâsı kendisinden ziyâde kudret sahibidir. Eğer kendisinden Mekke Emirinin efali derecesinde icraatda bulunacak kadar kudret bulunsaydı 1241 senesinde Sultan Mahmud-u Sanînin yeniçerilere yapdığını şimdi İttihatçılara tatbik itmekde katiyyen tereddüt itmezdi. Almanlar İttihatçılara nüfuzlarını yürütmekle bütün saltanat-1 Osmaniye’ye tahakküm itmişlerdir. Tabii bunu isbâta lüzûm yoktur. Zira bizzat gördünüz ve hergün görmekdesiniz. Her nezâretin, her şûbenin ve hususiyle Harbiye Nezâretinin âmirleri Almanlardır. Yoksa vatanın ve ailenin menfaati içün mü harb ittiğinizi zannediyorsun? Ve Ey Safderûnlarl siz onları kâmilen imhâsı içün harb idiyorsunuz.da haberiniz yok. Almanlar açlıktan kırıldıklarından memleketinizi her nev’i erzâkdan mahrûm bırakarak kendi ahalisinin iaşesi içün çocuklarınızı zevcelerinizi ve ihtiyarlarınızı harb devam ittikçe onların hali fenalaşacak ve nihayet sizde açlıkdan mahv olacaksınız. O halde hangi maksada binaen bu sefalete katlanıyorsun? hangi gayeye mebnî bize karşı harb idiyorsunuz? Harbin bizim müttefiklerimizin lehinde neticeleneceği vazihan derpîş idilmekdedir. İşte bu sebebden Almanya sulh akdini teklif etdi. Fakat biz red etdik, çünkü biz pek iyi biliyoruz ki, Almanya’nın kendi düşmanlarını vakitsiz bir sulha muvafakate elzeım ve iknaa çalışılması bilhassa kendi cinayetlerinin netayicinden kaçmak maksadına mübtenidir. Şu son aylar zarfında cereyan eden veka’yi, yani Mısır’a karşı taarruzun akâmetini, bilahere hududdan öteye ric’at etmeğe mecbûr olub kıtaatımız tarafından takib idilmenizi arkadaşlarınızdan binlercesinin esir düşmesini ve bir çoğununda mahv idilmesini hep kendi gözlerinizle gördünüz. Bu kanların boş yere heder edilmesine ziyâdesiyle teessüf ideriz. Bir tarafdan Hicaz Melik-i (Hak- Allah) kendisiyle beraber olduğundan, muzafferane ilerlemekde ve Medine’ye doğrudan tehdid itmekde, diğer taraftan bizim kıtaatımız Gazze ve Bir-üssebi’yi işgal etmiş olarak elyevm kemâl-i muzafferiyetle diyâr-ı Filistin’de ilerlemekdedirler. Baharda Irak’da Kut-ül-Amarc’yi istirdâd ile, binlerce esir elde etdik, ve badehû firar eden Türk Ordusunu takib iderek Bağdat önünde bir hezimet-i kahhariyeye uğrattık ve nihayet Mart’ın 11’inde kavm-i Arab’ın kadimden beri tâc-1 iftiharı olan bu tarihi şehre Arab ûmerasıyla birlikte dahil olduk. Bu muzafferiyetden sonra Türk Ordusunu takibe devam iderek Bağdad’ın 100 kilometre şimâlinde Samarra Şehrini de zabt itdik. Sonbaharda harekât-ı askerîyemize tekrar başlayarak Remazide’ki Türk kuvve-i askeriyesni ihata ve mahv ve dörtbin kadar da esir elde etdik. Bilâhare Samarra’nın şimâlinde vaki Tikrit’de mevcud bulunan iki fırkalık bir kuvve-i askerîyeye hücumla onu kâmilen münhezim ederek Musul’a doğru gerl atdık. İlâveten yüzlerce esir ve külliyetli malzeme elde ettiğimizi de unutmayalım. Şimdiki halde hemen bütün dünya Almanya’nın mezâlimine karşı akd-ı ittifak itmişdir. Yeniden birçok hükümet-i Almanya’ya karşu ilân-ı harb vesair müteaddid devletler dahi bu medeniyet süprüntüsüyle münasebât-ı siyasîye ve ticariyelerini kat’ etmişlerdir. Bu kâbilden kürre-i arzın sath- garbîsinde Cemâhîr-i Müttefike-i Amerika, Brezilya, Küba, Panama, San Salvador hükümetleri Almanya’ya ilân- harb etmişlerdir. Aksâ-yı Şark’da bulunan Çin ve Siyam hükümet-i muazzaması fıtraten sulhperver oldukları halde,adüvv-ü sulh olan Almanya’ya karşı ilân-ı harb etmeğe mecbûr olmuşdur. Honduras, Urugay, Nikaragua, Kostarika ve Bolivya ve Liberya hükümetleri Almanya ile münasebat-ı siyasîyelerini kat’ etmişlerse de sahne-i harbden uzak bulundukları içün bilfiil harbe dahil olamamışlardır.

Biz İngilizler, Osmanlı Ordusunun Almanlar tarafından aldatılan İttihadçılar tarafından zorla harbe sevk idildiğine ve bize karşu bila ihtiyar harb itdiğine kâniyiz. İş bu hitâbemizi okuyunca sizin de bizim kanaatimize iştirak etmeğe başlayacağınız şübheden varestedir. Şahsen size karşı harb etmiyoruz. Ancak, vatanımızı harabe-zâre çeviren ve onu sefâlete boğan Almanlarla İttihadçıları memleketinizden ihrac içün harb idiyoruz. Yumruğumuz daima onlara müteveccih olacakdır. Onların akîbeti yaklaşmışdır. Şimdi, bizim nâsihatimizi dinleyiniz. Bu nâsihat bir düşman nâsihati değil, bir dost nâsihatidir. Şu hâl-i sefilâneye bir nihâyet veriniz. Kâfı derecede kuvve-i idrâkiyeye malîk iseniz bunu kolayca icrâ edebilirsiniz. Geliniz bize teslim olunuz. Siz de beraberimizde bulunan ve muhtelif cephelerde mütemadiyen bize iltihâk eden binlerce arkadaşlarınızda vaki olduğu gibi, kemâl-i nevazişle muamele ideceğiz. Bizim hüsn-ü muamelemizi kimse inkâr edemez. Bu hareketinizle hem zaten neticesi muayyen olan harbin hitâma gelmesine ve hem de evlâd-ı iyâlinize biran evvel kavuşmağa sebeb olacaksınız. Sizin hayatınız, Almanlar’dan ziyâde göz yaşlarıyla avdetinizi beklemek de olan sevgili aileleriniz içün daha kıymetdardır. İşte size, demek arzu etdiğimiz şeyler bundan ibaretdir. Eminiz ki, hususât-ı mesrudeyi kemâl-i dikkatle nazar-ı ehemmiyete alacaksınız. Mütebakisini kendi muhakemenize tevdi’ ederiz.. Allah sizi hak yoluna sevk eyleye Amîn.²⁵

Dipnot:

¹ Genelkurmay ATASE Başkanlığı Arşivi; Birinci Dünya Harbi Koleksiyonu, Klasör:4384, Dosya: 128/71, Fihrist:9-15.

² ATASE A.; BDH. K:404, D:189/1592, F:9-15;K:394, D:643-A/1559, F:1-86; K:4391, D:157/48, F:4-11.

³ Bu broşürlerin tam metni için bknz. Servet Avşar, “Birinci Dünya Savaşı’nda İngiliz Propaganda Faaliyetleri ve Osmanlı Devleti”, Atatürk Üniversitesi, Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Enstitüsü Müdürlüğü, Atatürk Dergisi, (Günay Çağlar Özel Sayısı), c.III. Sayı: 2, Erzurum, Temmuz 2002, s.130-140.

⁴ ATASE A.; BDH. K:3443, D:195/45, F:4-4; K:298, D:1215, F:66, K:298, D:1215, F:66-1, K:298, D:1215, F:66-2, K:298, D:1215, F:66-3, K:298, D:1215, F:66-4, K:298, D:1215, F:66-5; K:298, D:1215, F:65, K:298, D:1215, F:65-1.

⁵ ATASE A.; BDH., K:368, D:1467, F:7-1.

⁶ ATASE A.; BDH., K:404, D:189/1592, F:4-1; ATASE A.; BDH., K:3438, D:26, F:9-2; ATASE A.; BDH., K:394, D:643-A/1559, F:1-12.

⁷ ATASE A.; BDH., K:404, D:189/1592, F:22-6, K:404, D:189/1592, F:23.

⁸ ATASE A.; BDH., K:3471, D:150, F:8-13; ATASE A.; BDH., K:298, D:1215, F:27-3,K:298, D:1215, 1:27-4.

⁹ Onur Öymen; Silahsız Savaş Bir Mücadele Sanatı Olarak Diplomasi, İstanbul, 2002, s.333-334.

¹⁰ Onur Öymen; a.g.e., s.333-334.

¹¹ ATASE A.; BDI-H., K:3471, D:150, F:17-12; ATASE A.; BDH., K:404, D:189/1592, F:22-6.

¹² ATASE A.; BDH., K:3443, D:195/45, F:7-2; ATASE A.; BDH., K:3471, D:150, F:17-2; ATASE A.; BDH., K:394, D:643-A/1559, F:1-9; K:394, D:643-A/1559, F:1-72; ATASE A.; BDH., K:3443, D:195/45, F:4-4; K:3443, D:195/45, F:3-5; ATASE A.; BDH., K:404, D:189/1592, F:21-1.

¹³ ATASE A.; BDH., K:3443, D:195/45, F:7-2; ATASE A.; BDH., K:298, D:1215, F:51-1, K:298, D:1215, F:51-4; ATASE A.; BDH., K:3438, D:26, F:9-2; ATASE A.; BDH., K:368, D:1467, F:7-1.

¹⁴ ATASE A.; BDH., K:3471, D:195-A/150, F:6-33.

¹⁵ ATASE A.; BDH., K:3471, D:195-A/150, F:8-13; ATASF. A.; BDH., K:298, D:1215, F:27-3, K:298, D:1215, F:27-4.

¹⁶ ATASE A.; BDH., K:3443, D:195/45, F:1-3; ATASE A.; BDH., K:3443, D:195/45, F:4-4; ATASE A.; BDH., K:3471, D:195-A/150, F:80-11; ATASE A.; BDH., K:394, D:643-A/1559, F:11.

¹⁷ ATASE A.; BDH., K:3443, D:195/45, F:1-3.

¹⁸ ATASE A.; BDH., K:3471, D:195-A/150, F:18-3.

¹⁹ ATASE A.; BDH., K:3471, D:195-A/150, F:18-3.

²⁰ ATASE A.; BDH., K:3471, D:195-A/150, F:18-3.

²¹ ATASE A., BDH., K:3443, D:195/45, F:1-3; ATASE A.; BDH., K:3443, D:195/45, F:4-4; A’TASE A.; BDH., K:3471, D:195-A/150, F:80-11; ATASE A.; BDH., K:394, D:643-A/1559, F:11.

²² ATASE A.; BDH., K:3443, D:195/45, F:1-3.

²³ ATASE A.; BDH., K:3471, D:195-A/150, F:18-3.²² ATASE A.; BDH., K:3471,D:150,F:8-13²³ ATASE A.; BDH., K:298, D:1215, F:27-3, K:298, D:1215, F:27-4.²⁴ ATASE A.; BDH., K:298,D:1215,F:7-1.

²⁵ ATASE A.; BDH., K:368,D:1467,F:

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.