Hürmüz Boğazı’na Yeni Bir “Tuna” Yaklaşımı Gerekiyor

İran ve Körfez devletleri için tercih nihayetinde pragmatik. Yıllarca süren güvensizliğin ve mevcut çatışmanın açtığı daha yeni yaraların ardından iş birliği zor olacak. Ama ortaklaşa kurulacak bir komisyon, tarafların temel güvenlik ve ekonomik kaygılarını gidermeye yardımcı olurken boğazı kalıcı ticarete yeniden açabilir.
image_print

İran ile ABD arasında süren çatışma boyunca Arap Körfez devletleri, İran’ın dron ve füze saldırılarının en ağır yükünü taşırken giderek artan ekonomik maliyetlere de katlandı.

ABD ile İran arasında bir uzlaşmaya varılması ihtimali sınırlıyken Körfez devletleri, Umman’ı aracı olarak kullanarak İran’la çatışmayı sona erdirmeyi ve Hürmüz Boğazı’nı ticari gemiciliğe yeniden açmayı amaçlayan görüşmeler yürüttü. Bu, bölgesel dinamiklerde önemli bir değişimi yansıtıyor: Körfez devletleri, seyrüseferi doğrudan ABD katılımı olmadan yeniden sağlamak için İran’la yapılabilecek düzenlemeleri giderek daha fazla araştırıyor.

ABD’nin rızası olmasa bile müzakereye dayalı bir anlaşmaya varmak zor olacak. Arap Körfez devletleri ile İran arasındaki güvensizlik derin; kökleri tarihsel kırgınlıklarda ve Orta Doğu’da hegemonya için uzun süredir devam eden çekişmede yatıyor. Süregiden çatışma her iki tarafta da düşmanlığı ve öfkeyi yoğunlaştırdı.

Ama çatışma aynı zamanda Körfez devletlerinin kırılganlığını ortaya koyarken ABD güvenlik şemsiyesinin sınırlarının da altını çizdi. Husilerin ve İran destekli Iraklı milislerin Babülmendep’e ve Suudi Arabistan’ın Doğu-Batı Boru Hattı’na yönelik son saldırıları, alternatif nakliye güzergâhlarını öne çıkarmanın ve Arap Körfez devletlerinin krizden mühendislik çözümleriyle çıkış yolu bulma çabalarının sınırlarını gösteriyor. Bir çözüme duyulan ihtiyaç giderek daha acil hâle geliyor.

Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi (UNCLOS) kapsamında serbest geçişe dönüş de dâhil olmak üzere önceki statükoya dönüş giderek daha ihtimal dışı görünüyor. Uluslararası deniz hukukunun normlarını İran’ın tarife uygulamasına izin veren bir rejimle değiştirmek — ki Umman ile İran arasındaki görüşmelerin temeli bu gibi görünüyor — savunulabilir değil. Geçiş ücretleri uzun vadeli çözümün bir parçası olabilse de Arap Körfez devletleri İran’ın boğaz üzerinde egemenliğini ima eden her türlü düzenlemeyi reddedecektir. Hatta böyle bir yaklaşım, ABD’nin İran’ın kontrol iddialarına saldırılarla ya da en azından boğazdan düzenli seyrüsefer serbestisi operasyonlarıyla (FONOP) karşılık vermek zorunda hissetmesiyle güvenlik gerginliklerini uzatabilir.

Tarih, büyük güç rekabeti bağlamında ticareti sürdürmeye yönelik alternatif yaklaşımlara örnekler sunuyor. Bu konuda en sık başvurulan emsal, Türkiye’nin İstanbul ve Çanakkale boğazlarından geçişi hâlâ düzenleyen 1936 Montrö Sözleşmesi. Sözleşme, özellikle yabancı donanmaların erişimine yaklaşımı bakımından Hürmüz için yararlı dersler sunuyor. Ancak daha uygun bir model, daha az akla gelen bir yerden çıkabilir: Kırım Savaşı’ndan sonraki Tuna Nehri.

1856 Paris Antlaşması, Avrupa’daki yoğun bölgesel rekabetin ortasında Avrupa Tuna Komisyonunu kurdu. Nehrin kullanımı konusunda bir anlaşmaya varamayan imzacılar, aşağı Tuna’da seyre elverişliliğin ve gemicilik güvenliğinin sorumluluğunu bağımsız bir uluslararası kuruluşa devreden bir yaklaşım geliştirdi.

İmzacılar bir kurul aracılığıyla denetimi ellerinde tutsa da komisyon bağımsız olarak faaliyet gösterdi; hatta ticari altyapının genişletilmesini finanse etmek için geçiş ücreti aldı ve borçlandı. Nehrin yönetimini bağımsız bir kuruma devreden rakip güçler, olası gerilim noktalarını azaltırken bütün Avrupa’nın, bugünkü Almanya’nın güneybatısından modern Romanya ile Ukrayna arasındaki Karadeniz kıyısına kadar uzanan Tuna boyunca yapılan ticaretten yararlanmasını sağladı. Başta geçici bir çare olarak görülen komisyon 85 yılı aşkın süre varlığını sürdürdü.

Benzer bir Hürmüz Boğazı Komisyonu, bölgeye istikrarın ve ticaret akışlarının geri dönmesine yardımcı olabilir. Kurum, Körfez’e kıyısı olan sekiz ülkeyi temsil eden bir kurul tarafından denetlenebilir. Asya ve Avrupa’daki başlıca ticaret ortakları, ABD ile birlikte, bir danışma organı aracılığıyla katılabilir; bu da onlara veto yetkisi vermeden etki ve bu planla iş birliği yapmaları için teşvik sağlar.

Komisyonun başlangıçta dar bir görev alanı olur: güvenli ticari geçişi sağlamak; refakat, kurtarma ve çevresel müdahale hizmetlerini koordine etmek; bu işlevler için gereken tesislerin bakımını yapmak. Askerî yanlış hesaplama riskini azaltmak için komisyon, Montrö’de öngörüldüğü gibi, savaş gemilerinin planlanan geçişlerini bildirmesini şart koşabilir ve bu bilgiyi üye devletlerle paylaşabilir. Maliyetleri makul hizmet bedelleri, geçiş ücretleri ya da üyelerin finansmanıyla karşılanabilir.

Tuna yaklaşımı, komisyonun kurumsal yapısının ve sorumluluklarının adım adım gelişmesine imkân verir. İlk anlaşma ticari geçiş, deniz güvenliği ve taraflar arasındaki iletişim için ilke ve usulleri belirleyebilir. Boğazda askerî çatışma önleme koordinasyonundan daha geniş bölgesel altyapı gelişimine destek vermeye kadar daha hassas işlevler, komisyona duyulan güven geliştikçe eklenebilir.

Yönlendirici ilke, ortak egemenlik olmaksızın ortak yönetim olur. Ne İran ne de Umman toprak iddialarından vazgeçer, komisyon da boğaz üzerinde hiçbir egemenlik edinmez. Yetkisi yalnızca boğazdan geçen seyrüseferin yönetimi ve güvenliğiyle sınırlı kalır. Amaç bölgenin rekabetlerini çözmek değil, hayati öneme sahip ortak bir çıkarı bu rekabetlerden yalıtmak olur.

En önemlisi, böyle bir komisyonun kurulması Körfez’deki daha geniş çatışmaların kapsamlı bir çözümünü beklemek zorunda değil. Hatta bu, amacının büyük kısmını boşa çıkarır. Öngörülebilir ticari geçişin yeniden sağlanması şeklindeki daha dar ortak çıkara odaklanmak, bölge ülkelerine pratik iş birliği ve güven inşası için bir platform sağlar. Başarılı olursa komisyon, İran’ın nükleer programı, siyasi müdahalenin ve vekil gruplara verilen desteğin sona erdirilmesi ve uzun süredir devam eden toprak anlaşmazlıklarının çözülmesi gibi daha tartışmalı konularda yapıcı bir diyaloğun temelini oluşturur. Komisyonun bu anlaşmazlıkları çözme yetkisi olmaz, ama bunları başka diplomatik kanallar aracılığıyla ele almak için gereken güvenin ve iş birliği alışkanlıklarının oluşmasına yardımcı olabilir.

Eleştirmenler, böyle bir düzenlemeyi müzakere etmenin İran’ı uluslararası deniz hukukuna meydan okuduğu ve coğrafi konumunu taviz koparmak için kullandığı için ödüllendireceğini savunacaktır. Diğerleri ise Malakka Boğazı ve Babülmendep gibi stratejik su yolları için oluşacak emsal konusunda endişelerini dile getirecektir.

Her iki kaygı da meşru. Ama artık geçişi güvenilir biçimde sağlayamayan bir hukuki rejimde ısrar etmek, tek başına Hürmüz’ü yeniden açmaz. Boğazın ortak yönetimi de seyrüsefer serbestisi ilkelerinden vazgeçmeyi gerektirmez. Nihayetinde, kurallara dayalı uluslararası düzen giderek artan bir baskı altına girerken, seyrüsefer serbestisi gibi evrensel ilkeleri korumak, yerel bağlamları dikkate alan ve rakipler de dâhil komşu devletleri bu ilkeleri korumaya teşvik eden yeni düzenlemeler gerektirebilir.

İran ve Körfez devletleri için tercih nihayetinde pragmatik. Yıllarca süren güvensizliğin ve mevcut çatışmanın açtığı daha yeni yaraların ardından iş birliği zor olacak. Ama ortaklaşa kurulacak bir komisyon, tarafların temel güvenlik ve ekonomik kaygılarını gidermeye yardımcı olurken boğazı kalıcı ticarete yeniden açabilir.

Daha önemlisi, Körfez’in ortaya çıkmakta olan güvenlik düzeni için bir model oluşturur: bölgenin sahiplendiği, uluslararası destek gören ve tek bir dış güce bağımlılık yerine ortak çıkarların kurumsal yönetimi etrafında inşa edilen bir düzen.

*Tarik M. Yousef, Orta Doğu Küresel İlişkiler Konseyinde kıdemli araştırmacı ve Ekonomik Araştırma Forumunda araştırmacıdır. Daha önce Brookings’in Dış Politika programında kıdemli araştırmacı ve Brookings Doha Merkezinin direktörü olarak görev yaptı. Bundan önce Georgetown Üniversitesi Dış Hizmetler Okulunda öğretim üyesiydi. Harvard Üniversitesinden doktora derecesine sahiptir.

**Paul D. Dyer, Dünya Bankası Grubu, Uluslararası Çalışma Örgütü, İslam Kalkınma Bankası ve Silatech gibi kuruluşlara Orta Doğu ve Kuzey Afrika’daki çalışmalarında destek veren bir kalkınma ekonomisti ve danışmandır. Daha önce Orta Doğu Küresel İlişkiler Konseyinde kurum dışı araştırmacı ve Dubai Yönetim Okulunda araştırmacı olarak görev yaptı.

Kaynak: https://responsiblestatecraft.org/hormuz-strait-iran-tolls/