Son Tarih Yaklaşırken Lübnan, Hizbullah’ı Silahsızlandırmak ya da Başka Bir Savaş Riskiyle Karşı Karşıya Kalmak Arasında Baskı Altında
Lübnan ciddi bir çıkmazla karşı karşıya. İsrail, ülkede konuşlu Hizbullah militan grubunun silahsızlandırılmasını istiyor. Hizbullah ise, İsrail Lübnan’ı tehdit etmeye devam ettiği sürece silahlarını bırakmayı reddediyor. Öte yandan Lübnan hükümeti, Hizbullah’ı kendi başına bastırabilecek kadar güçlü değil.
Bu durum, Lübnan’da yeniden iç çatışma çıkmasının yanı sıra İsrail ile Hizbullah arasında yeni bir savaşın patlak vermesi için de uygun bir zemin oluşturuyor. Bu tür bir gelişmenin bedeli, hem Lübnan hem de bölgesel istikrar açısından yıkıcı olabilir.
İsrail’in Hizbullah’a Karşı İki Aylık Savaşı
İsrail ile Hizbullah, bu Lübnanlı grubun 1980’lerin başında İran İslam Cumhuriyeti’nin yardımıyla kurulmasından bu yana sürekli bir çatışma halindedir.
Art arda gelen İsrail liderleri, Hizbullah’ın Lübnan siyasetinde güçlü bir paramiliter güç olarak büyümesini ve İsrail’in ulusal güvenliğine tehdit oluşturmasını engellemeye çalışmıştır. İsrail, bu grubu yok etmek amacıyla 1982 ve 2006 yıllarında Lübnan’ı işgal etmiş, ancak bunda pek başarılı olamamıştır.
Ancak İsrail’in Gazze’de Hamas’a karşı yürüttüğü savaş, Hizbullah’ın Hamas’la dayanışma içinde çatışmaya katılmasıyla birlikte, İsrail’e Hizbullah’la yeniden mücadele etme yönünde bir fırsat daha sunmuştur.
Hizbullah’ın kuzey İsrail’e yönelik neredeyse bir yıl süren roket saldırılarının ve İsrail’in buna verdiği misillemelerin ardından, Başbakan Benjamin Netanyahu Eylül 2024’te Gazze savaşının “yeni bir aşamasını” başlattı.
İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF), örgütün çağrı cihazlarını uzaktan patlatmak ve 2.000 pound (900 kg) ağırlığında ABD yapımı “sığınak delici” bombalar kullanmak gibi benzeri görülmemiş yöntemlerle Hizbullah’ın savunmasını hızla deldi. Örgütün ateşli ve stratejik düşünen lideri Hassan Nasrallah ile halefi Hashem Safieddine’i öldürerek örgütün başını hedef aldı.
Kırılgan Ateşkes
Yaklaşık iki aylık çatışmanın ardından ateşkes sağlandığında, Lübnan’da 3.800 kişi hayatını kaybetmişti; bunların çoğu sivildi. İsrail ise 80’den fazla asker ve 47 sivil kaybetti. Yaklaşık 1,2 milyon Lübnanlı ile 46.000 civarında İsrailli yerinden edildi.
İsrail, özellikle Beyrut ve güney Lübnan’da olmak üzere, grubun birçok sığınağını, mühimmat deposunu ve altyapısını ortadan kaldırdığını iddia etti. İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF) ayrıca Hizbullah güçlerinin çoğunu, İsrail sınırının 29 kilometre kuzeyindeki Litani Nehri’ne kadar geri püskürttü.
Bu yılın şubat ayında İsrail, güney Lübnan’ın büyük bölümünden askerlerini çekti; ancak askerlerini çekmesi için belirlenen sürenin sona ermesinin ardından, Lübnan içindeki beş stratejik noktayı kontrol altında tutmaya devam etti.
Sonrasında, Ağustos ayında İsrail, Lübnan ordusu hâlihazırda Hizbullah militanlarının bulunduğu mevzileri devralabilecek hale geldiğinde ve grup tamamen silahsızlandırıldığında, kalan güçlerini de geri çekeceğini açıkladı.
Kasım 2024’te ABD ve Fransa’nın arabuluculuğuyla varılan ateşkes anlaşmasına göre, Hizbullah’ın silahsızlandırılmasından Lübnan ordusu sorumludur. Trump yönetimi, bu silahsızlandırmanın 31 Aralık tarihine kadar tamamlanması için son tarih belirlemiştir.
Ancak reformist Lübnan Başbakanı Nawaf Salam’ın görevi, İsrail’in, grubun savaş öncesi gücünü yeniden kazanmasını engellemek amacıyla Hizbullah hedefi olduğunu öne sürdüğü noktaları düzenli biçimde bombalaması nedeniyle ciddi biçimde zorlaşmıştır.
Ateşkesin başlamasından bu yana İsrail’in saldırıları en az 127 Lübnanlı sivilin ölümüne ve düzinelercesinin yaralanmasına yol açtı.
Hizbullah, silah bırakmayacağına dair yemin etti. Yeni lideri Şeyh Naim Kasım, Lübnan hükümetini İsrail ve Amerika’nın taleplerine boyun eğmemesi konusunda uyardı.
Ayrıca, İsrail saldırılarını yeni bir savaşa dönüştürürse, Hizbullah füzelerinin İsrail’in üzerine “yağacağını” söyledi.
Savaş Yeniden Başlayacak mı?
Hizbullah, Tahran’ın Orta Doğu’daki en önemli nüfuz aracı olarak zayıflamış durumda. Ancak hâlâ iyi donanımlı ve insan kaynağı açısından güçlü. Aynı zamanda, Lübnan’ın dini ve siyasi olarak bölünmüş nüfusunun en büyük kesimini oluşturan Şiiler arasında hâlâ popülerliğini koruyor.
Sünni Müslüman olan Salam’ı ise son derece zorlu bir görev bekliyor.
Bir yandan, farklı dini ve mezhepsel grupların, topluluklarının büyüklüğüne orantılı olarak iktidarı paylaştığı ve Hristiyan olan General Joseph Aoun’un başkanlık ettiği bir “konsey tipi” yönetim sistemine liderlik ediyor. Bu durum, uzun vadeli ulusal birlik açısından iyiye işaret değil.
Öte yandan, Salam paramparça olmuş bir ekonomi ve mali sistemle baş etmek zorunda — ve daha da önemlisi, İsrail’in Hizbullah’ın silahsızlandırılması yönündeki talebiyle.
Salam, yaklaşık 60.000 aktif personelden oluşan Lübnan silahlı kuvvetlerini Hizbullah’ı silahsızlandırmak üzere sahaya sürerse, bu durum 1975’ten 1990’a kadar Lübnan’ı kasıp kavuran yıkıcı bir iç savaşı tetikleyebilir. Bunu yapmazsa, İsrail’in öfkesine ve yeni bir savaşın patlak vermesi riskine maruz kalır.
Bu patlamaya hazır durumdan kolay bir çıkış yolu yok. Ancak uygulanabilir bir çözümün anahtarı büyük ölçüde Trump yönetiminin elindedir. İsrail’i ateşkesi ihlal etmeye devam etmekten alıkoymalı, böylece Salam hükümetine çatışmasız bir çözüm yolu bulması için zaman tanımalıdır.
Lübnan, çalkantılı tarihinde pek çok trajik dönemi geride bırakmayı başarmıştır; bugünkü zorlukların da üstesinden gelebilir. Nitekim ünlü Lübnanlı-Amerikalı yazar, şair ve sanatçı Halil Cibran’ın (1881–1931) dediği gibi:
Biz, zayıflığında güçlü, gizliliğinde görkemli, sessizken konuşan ve dilenirken veren bir milletiz. Biz bir çalılık yüküyüz; düşmanımız yüksekten bize bakar, sonra aşağı iner, pençeleriyle bizi yakalar, gagasıyla vücudumuzu ısırır, tadımızı çıkarır — ama bizi yutamaz ve asla yutamayacaktır.
* Amin Saikal. Avustralya Ulusal Üniversitesi, Batı Avustralya Üniversitesi ve Victoria Üniversitesi Orta Doğu Çalışmaları Emekli Profesörü
