Aranjör, yönetmen ve besteci Özer Şenay, Avrupalı enstrümanistler tarafından icra edilen Batılı sazları ile bağlamayı buluşturan öncü bir isimdi.
Türkiye’de elitist anlayışının müesses pozisyonunu temsil eden Fazıl Say’ın geçtiğimiz yıllarda arabesk müzik üzerine sarf ettiği küçümseyici, suçlayıcı ve hatta Türk halkının bu müziği dinlemesini oldukça kaba, argo bir kelime üzerinden tanımlaması 1970’lerden günümüze bazı çevrelerdeki ötekileştirici anlayışın sürdüğünün delili. Müzik inkılabından 1960’ların sonuna kadar “alaturka-alafranga” karşıtlığına oturtulmuş bir tartışmanın öznesi konumundaki klasik Osmanlı/Türk müziğine yönelik “ilkel”, “gelişmemiş”, “Arap ve Doğu müziği” olduğu ve “çağdaş Türk kimliğini temsil etmediği”, hatta “hasta” bir form özelliği taşıdığı (Ziya Gökalp) suçlamaların 70’li yıllardan itibaren aynı şekilde arabeske yöneltildiğini görürüz. Bu müziği dinleyenlerin toplumun geri kalmış, kültürsüz, arzu edilen “makbul Türk vatandaşı” kimlik kodlarına “ulaşamamış” sosyolojik katmanı olduğu iddiası 70’lerden itibaren hem Batıcı müzik çevreleri hem de daha evvel bu suçlamanın mağduru klasik Türk müziği mahfillerince bir ittifak halinde diri tutulmuştur. Şunu da belirtmekte yarar var: Arap ve Doğulu etki taşıdığına yönelik ithamlar yapılırken, Fransız şarkıcı Bob Azzam’ın “C’est écrit dans le Ciel” şarkısını aynen alıp üzerine Türkçe söz yazılarak 1961 yılında plak yapılması ile başlayan ve adına “aranjman” denilen akımla ilgili mesela hiç buna benzer bir yargılama cümlesi çıkmaz karşımıza. Dolayısı ile bu, anlaşılıyor ki teknik bir mesele olmaktan ziyade ideolojik bir manipülasyon.
Sadece arabeski dinleyen değil bizatihi onu üreten ve icra eden kişilerin de bu suçlamalara maruz kaldığı malum. Oysa Orhan Gencebay ve Arif Sağ’ın radyodan Nida Tüfekçi’nin geleneksel bakış açısı ile anlaşamayıp ayrılarak önce Doğubank’ta, sonra Unkapanı’nda inşa ettikleri süreç, yukarıda bahsi geçen iddiaları işlevsiz bırakıyor. Hem stüdyo müzisyenliğinin gelişimi hem enstrüman icracılarının notayla çalmaya geçmeleri hem de müziğin dünyada geldiği formu yakından takip ederek bu yeni anlayışları Türk müziğine eklemleme performansları ve bütün bunlarla beraber eserlerin armoni, bas gitar, bateri üzerine bir altyapı mantığı ile şekillendirilmesi dikkate alındığında, çağın mevcut müzikal düzleminde çalışıldığı çıkıyor ortaya.
Dünyada üretilen müziğin hiç de gerisinde olmayan bu anlayışın kurucu öznelerinden birisi de Özer Şenay’dır. Arabesk müzik söz konusu olduğunda hepimizin bildiği Orhan Gencebay, Ferdi Tayfur, Hakkı Bulut, Müslüm Gürses temsillerinin arka planında, bütün bu tarihin belirginleşmesine inanılmaz katkıları olan müzik yönetmenleri ve aranjörler söz konusu ve onların başında gelen isimlerden birisi de kuşkusuz Şenay.

Kendisi ile yapılmış bir söyleşide 1960 ve 70’lerin müzik ortamına dair çözümleme yaparken bahsettiği, tanıdığı, müziğimizin modernleşmesine katkı sunan isimleri sayarken çizdiği geniş daire zaten yukarda bahsettiğim ve arabeski aşağılayan manipülatif söylemi işlevsiz bırakan cümleler. “60’larda ortaya çıkan akımlar bugün bir yere oturdu mu?” sorusunu cevaplarken mesela Moğollar grubundan başlayıp, Murat Ses, Cahit Berkay ve Taner Öngür’ün Anadolu pop arayışına katkılarına vurgu yapıp oradan, Bülent Ortaçgil, Fikret Kızılok, Durul Gence, Vasfi Uçaroğlu gibi pop müziğimizin kurucu isimlerine değinip, Erol Pekcan Orkestrası ve Süheyl Denizci-Ümit Aksu Orkestraları gibi Türk cazını inşa eden isimlerin önemine atıf yapması, Türkiye’de modern müziği etkileyen estetik aksları yakından takip ettiğini göstermekte (Akın Ok, 1994: 267-268).
Peki nereden biliyor “arabeskçi” Özer Şenay bu isimleri? Öykü şöyle: Gencebay ve Arif Sağ radyodan ayrıldıktan sonra piyasanın önemli müzik adamı Abdullah Nail Bayşu’nun Beyoğlu’ndaki evinde uzun süre beraber kalıyorlar. O ev aslında sivil bir konservatuvar. İzmir’den İstanbul’a müzik aşkı için bir posta kamyonu ile kaçıp müzik çevrelerine dâhil olan Özer Şenay da o evin bir müdavimi. Rockçı Erkin Koray’dan cazcı İsmet Sıral ve baterist Burhan Tonguç’a kadar herkes o eve gelip dışarda akıp gitmekte olan hayatın senkronunu yakalayan müziği ortaya çıkarmaya çalışıyorlar.
Kuşkusuz o evin, elektro bağlamayı icat eden süreci başlattığı söylenebilir ama asıl, bu Anadolu sazının kentte yeniden şekil ve imaj bulmasını sağlayan tarihin başlangıcının biçimlenmesidir. Vaktiyle Roll dergisinde yayınlanan söyleşisinde şöyle anlatır değişimi: “Bizim TRT’nin dışında bir şeyler yapmaya başlamamız, 1967-68 yıllarıdır. Resmen bayrak açtığımız dönemdi. Radyo bünyesinde yapılan çalışmalar bize yetmiyordu. Orhan Gencebay, Arif Sağ, ben, Ömer Şan, Şener Önaldı, bizim tarzımız farklıydı. Bağlama çalıyorduk. Ama bağlamayı Türk sanat müziğinde de kullanıyorduk. O zamana kadar bağlamayla kanun ya da ud taksimi gibi şeyler yapmazdınız, gitar doğaçlaması gibi çalmazdınız. Biz bağlamayla duyulmamış şeyleri yapabilme gayretine girdik… Bağlamayı ara sokaklardan ana caddeye çıkardık. Elimizde herkes görsün istedik. Bu böyle çalınır dedik. Bizim grup nota bilen adamlardı, beste yapmaya gayret eden, söz yazan adamlardı. Örnektik” (Roll, Mayıs 2002).

Ensemble Oriental’ın 1983’ye yayınlanan plağı
Özer Şenay’ın müzikal arayışı bu ev ve çevre ile sınırlı kalmaz. O yıllarda mesela Elif Plak stüdyosunda reklam müzikleri yapmak için çalışan caz üstatları Süheyl Denizci, Ümit Aksu ve Şerif Yüzbaşıoğlu’nun yanına sıklıkla gidip Batı müziği bilgisini artırıp, caz akorları öğrenmeye gider mesela. Öğrendiği akorları da eve gelip bağlama icrasına aktarır. Türk pop müziğinin zemin isimlerinden Erol Büyükburç’un 1970’in başındaki grubu “Elçiler”de yer alıp Batı enstrümanları ile donanmış bir orkestrada bağlama çaldığı yıllardan bahsediyoruz (Cumhur Canbazoğlu, 2009). Ama en akılda kalıcı katkısı Türk rock müziğinin “babası” Erkin Koray ile birlikteliği.
Eğer Anadolu pop’a katkıları olanlar sayılacaksa arabeskçi Özer Şenay’ı anmadan geçmek mümkün değil. Seyhan Karabay, Cahit Berkay, Taner Öngür, Asım Ekren ve Okay Temiz gibi dönemin belirleyici isimlerinin yanında bağlaması ile bulunan Özer’in Erkin Koray tarafından okunan “Arap Saçı”, “Cümbür Cemaat”, “Sarhoş Gibiyim” gibi şarkılarının, -geriye dönüp baktığımızda- Anadolu rock arayışının yerlileşme çabasının en önemli eserleri arasında olduğu tartışma götürmez.
Her şeyden evvel elektro bağlamanın icadı sürecinde Erkin Koray’ın gitarının manyetiğini alıp bağlamaya taşıma tecrübesi sonraki yıllarda modern Türk müziğini belirleyen en önemli müdahale. Ve bu süreçte Şenay da bir aktör. Koray’ın “Hey idi Koca Dünya / Kızları Da Alın Askere” plağında ilk kez Gencebay’ın kullanımı ile başlayan bir tarih. Tabi bu arada “dünyada müzik nereye gidiyor?”, onu özel olarak getirttikleri plaklarla talip etmeye çalışan bir ekipten bahsediyoruz. Ravi Shankar, Menuhin, senfonik müzikçi Herbert von Karajan gibi sanatçıların plakları özellikle. Ancak bir müddet sonra Türkiye’de yapılan müzik Özer Şenay’ı tatmin etmemeye başlayınca 1976 yılında Almanya’ya gidip, bizim müziğimize de katkıları olan Werner Müller Orkestrasını buluyor. Müller’in arkadaşı olan Hans Graff’ın asistanlığını yapıyor orada. Berlin Flarmoni Orkestrası’nın başındaki Karajan’ın provalarını takip ederek, kayıtlarını inceler 13 ay boyunca. İşte o yıllarda Batılı müzisyenlerden oluşan kendi grubunu kurar: “Ensemble Oriental”. Fransız, Alman, Çekoslovak kökenli ve çello, bas gitar, saksafon çalan müzisyenlerle, kendisinin bağlama, Çetin Serçe’nin darbuka icra edip deneysel sulara açılan grubuyla, türkülerimizi yeniden yorumlar.
Bremen Senfoni Orkestrası ile beraber konserin yanı sıra çeşitli üniversitelerin etkinliklerinde sahne alan bu grubun albümleri de yayınlanır Avrupa’da. Martin Greve’in “Almanya’da Hayali Türkiye’nin Müziği” kitabında perküsyoncu Çetin Serçe’den gruba dair detaylar da öğreniyoruz. Buna göre ilk önce Şenay, kendisi ve keman çalan Ferdi Manik’le başlanan yolculuğa bir müddet sonra saksafoncu Frank Schilling ve bas gitarcı Wılli Rüsberg’in eklemlendiğini anlatır. Grubun plağı ise 1983 yılında yayımlanıyor (Martin Greve, 2006: 68). Aslında Greve’in kitabı çok önemli bir başvuru kaynağı ancak Özer Şenay üzerine fazla bir malumat çıkmıyor ne yazık ki karşımıza.
1984’te tekrar Türkiye’ye dönünce Almanya’da yaşadığı deneyimden hareketle hem kendi yönetmenlik çalışmaları hem de etki sahasındaki diğer müzisyenlere katkılarda bulunur. Örnek olarak da Onno Tunç ile olan ilişkisini anlatır Şenay bu konu ile ilgili olarak: “Döndüğümde ‘Benim geldiğim nereden belli olacak?’ diye düşündüm. Tuttum, orkestrasının yazı şekillerini değiştirdim, kemanlara göre bir tarz geliştirdim. Onno’nun da dikkatini çekti. Ona derdim ki, ‘Batı sazlarının içine Türk sazlarını solist olarak koyalım’. O da bunu uyguladı. ‘Hadi Bakalım Kolay Gelsin’le bu işi patlattık. Onu Sezen’e okutmuştuk. Onno’nundur o çalışma” (Roll, Mayıs 2002).

hem de albümlerine bağlama çalarak katkı sundu.
Özer Şenay’ın kişisel tarihi adeta Türkiye’de arabeskin tarihi desek abartmış olmayız. Gerek 60’ların sonundan itibaren yönettiği albümler ve gerekse o yıllardan günümüze bestelerini okuyan Esengül’den, Müslüm Gürses’e, Adnan Şenses’ten, Zeki Müren’e, Erkin Koray’dan, Biricik’e, İbrahim Tatlıses’ten Ferdi Tayfur’a, Ümit Besen’den Neşe Karaböcek’e, Edip Akbayram’dan Burhan Çaçan’a birbirinden farklı türleri temsil eden sayısız sanatçıyı düşündüğümüzde, elinin değmediği kimse yok gibidir. Özellikle bir dönem Ferdi Tayfur ile beraberliği neticesinde, onun albümlerini yöneterek uzun yıllara sarkan müzikal tecrübesini aktardığı yönetmenlik süreci bugün arabeskin kült albümlerinin ortaya çıkmasına kapı araladı aynı zamanda. Bir dönem dillere düşen ve neredeyse okumayan sanatçının kalmadığı “İki Gözüm İki Çeşme”den “Sarhoş Gibiyim”e, Müslüm Gürses’in yorumlayarak tarihe kaydettiği “Benim Meselem”den, Bergen’in seslendirdiği “Onu Da Yak Tanrım”a, Zeki Müren’i yeniden parlatan “Annem”den, Ferdi Tayfur’la anılan “Ah Bir Çocuk Olsaydım”, “Senin İçin”e ve benim aranjesini çok beğenip, Salim Dündar’ın sesinden dinlediğim “Vesaire”ye kadar, piyasanın en önemli isimlerinin discografisine eşsiz katkılar sunan Özer Şenay’ın müziğimize yaptığı kritik dokunuşlar üzerine henüz yeterince çalışılmadı maalesef.
