Edebiyatın Arınması Mümkün mü?

Edebiyatın merkezden çekilmesi, bir gerileme değil, bir arınma olarak da okunabilir. Arınma süreçleri her zaman zahmetli ve sancılı olmuştur.  Modernitenin ona yüklediği kitlesel temsil, ideolojik işlev ve pedagojik sorumluluk gibi rollerden sıyrılıp, tekrar kendi kadim sorusuna dönmesi…
image_print

Edebiyat, moderniteye kadar, tarihin büyük bir bölümünde bir “azınlık uğraşı” olarak varlık göstermiştir. Edebi metnin insanı içine çektiği estetik tefekkür alanı gündelik hayatın sıradan bir pratiği değildir. Lafı hiç dolaştırmadan çok net biçimde söylemek gerekir. Edebiyat kalabalıkların değil “hakikat ile dertlenen bilinçli çevrelerin ancak vakit ayırabileceği bir uğraş alanıdır. Bu yüzden de “seçkin” bir sınıf içinde dolaşımda kalabilir. Seçkin ve sınıf kavramlarının rahatsız edici uzantılarının farkındalığı içinde burada kullanıyorum.  Modernite ile birlikte edebiyatın demokratikleştiği iddiası nicelik atfedilebilen bir değer olarak anlamlı olabilir. Ancak bu iddia bir yönüyle de başka bir gerçeğin üzerini örtbas ettiği için de anlamlıdır. Edebiyatın, modernitenin başat aygıtlarından biri olan ulus devletin aparatına dönüştürülerek kitlesel dolaşıma sokulması onu doğal bağlamından koparmış, anlam ve hakikat arayışı olmayan bir eğlence kültürüne dönüştürmüştür.

Edebi türlerin tarihi koşullar içinde değişmesi veya yeni türlerin ortaya çıkması edebiyat üzerine az çok okuyan ve biraz kalem oynatan herkesin bildiği bir gerçektir. Edebi tür dediğimiz şey bir çağın kendini anlatma imkân ve olanağı olarak da tanımlanabilir. Fakat modern çağda yaşanan şey toplumsal koşulların neticesinde ortaya çıkan estetik bir dönüşüm değil edebiyatın doğasının mutasyona uğraması idi.

Sanayi toplumu, yalnızca üretim biçimlerini değil, tüketim biçimlerini de standardize etmek zorundaydı, bunu başarabilmesi için de insanı tek tipleştirmesi kaçınılmazdı. Diğer yandan ulus-devlet ortak bir dil, ortak bir tarih ve haliyle ortak bir bilinç inşa etmeden ayakta duramazdı. Edebiyat diğer sanat dalları ile beraber bu inşa sürecinin vazgeçilmez kullanışlı aparatları haline geldi. Ne yazık ki birçok aydın edebiyatın demokratikleşmesi yalanına fazlasıyla kendini inandırmıştı. T.S.Eliot kendini bu yalana kaptırmayan sayılı edebiyatçılardan biri olarak yirminci yüzyılın ilk çeyreğinde bu kadar çok yayınevi açılmasına ve kitap basılmasına sitem eder. Bu süreçte edebiyat estetik tefekkür alanı içinde anlam arayışının estetik bir ifadesi olmaktan hızla uzaklaşmış, makul yurttaş üreterek ulus-devlet organizmasının sürekliliğini sağlayacak sürecinin estetik aparatı olmuştur.

Bu suretle edebiyatın kitleselleşerek modern çağın başlangıcından günümüze kadar merkezi konuma yükselmesi şaşırtıcı değildir. Ne var ki bu yükseliş özgürleşmesinden çok araçsallaştırılması ile mümkün olmuştur. Kitleselleşme beraberinde sadeleşmeyi getirdi. Anlam katmanları inceldi, anlatılar pedagojik mesajlara, ahlaki kodlara ve ulusal mitlere odaklandı. Edebiyat, hakikati kurcalayan bir alan olmaktan uzaklaştı, toplumsal düzenin inşa edilmesine yardımcı bir unsur olarak bugüne kadar düzeninin aktörleri için anlamlı ve değerli idi. Okur sayısı arttı ama metnin talep ettiği zihinsel çaba giderek azaltıldı. “Herkes için edebiyat” vaadi, edebiyatı herkes için erişilebilir kılarken, onu aynı anda herkes için zararsız hâle de getirdi.

Bugün edebiyat da insan ilgilendiren diğer her şey gibi bir kriz içindedir. Ancak bu durum yukarıda yazılanlar bağlamında tarihsel bir düzeltme olarak da okunabilir. Dijitalleşme ve yapay zekâ, modernitenin kitlesel bilinç üretme mekanizmalarını işlevsizleştirdiğinde, edebiyatın toplumsal rolünü de boşa çıkaracaktır. Okuyan, yazan, uzun anlatılarla sistemin istediği gibi düşünen insan tipi artık sistem için vazgeçilmez değil. Bürokrasinin algoritmaya, üretimin otomasyona, karar süreçlerinin ise veri modellerinin eline geçmeye başladığı bir sürecin ortasındayız. Dolayısıyla derin eğitimin ve kültürel sermayenin kamusal değeri düşüyor. Bu yönüyle, edebiyatın hatta daha iddialı ve biraz da konudan sapma riskini de göz önüne alarak eğitimin kendisi artık kazançlı bir yatırım alanı olmaktan çıkıyor. Dolayısıyla edebiyatın demokratikleşmesi anlatıları artık alıcısı olmayan masallar olarak tarihteki gerçek yerini almaya başlayacaktır.

O yüzden masal saati de geçtiğine göre edebiyatın merkezden tekrar çevreye doğru eğilim gösteren bir sapma içinde olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Bu sapma asli işlevine dönüş olarak da okunabilir.

Başka bir açıdan konuyu değerlendirecek olursak, belki de sorun, edebiyatın toplumdan uzaklaşması değil; toplumun bir dönem için edebiyatla yapay biçimde fazlaca iç içe geçirilmiş olmasıydı. Modern çağ, herkesi okur yapmaya çalıştı ama herkesi varoluşsal sorgulamanın öznesi yapamadı. Sonuçta ortaya, metni tüketen ama metinle dönüşmeyen geniş bir okur kitlesi çıktı. Edebiyat, bu kitle için ya eğlenceye ya da ideolojik ve pedagojik mesaja indirgenmiş bir biçime dönüştü.

Oysa edebiyatın asli işlevi ne eğlendirmek ne de eğitmektir. Edebiyat, varoluşu sorunsallaştırma sanatıdır. İnsanla dünya arasındaki uçurumu görünür kılar. Dünyanın insan için gerçek anlamda nasıl bir yer olduğunu ve duvarların arkasındaki hakikati hatırlatan bir tanıktır. Anlamın kolayca tüketilmesine direnir. Bu yüzden doğası gereği yavaştır, zahmetlidir ve herkes için değildir. Edebiyatın tarih boyunca dar çevrelerde yoğunlaşmasının nedeni seçkincilik değil, bu yüksek yoğunluk gereksinimidir. Yukarıda kullandığım seçkin ifadesi ile bana yönelen çatık ifadeleri böylece biraz da olsa yumuşatmış olayım.

Dolayısıyla edebiyatın bütün türleri ile beraber yaşadığı sarsıntı da bu bağlamda okunmalıdır. Bu sarsıntı, edebi türlerin modernite boyunca üstlendiği kitle iletişim rolünden çekilmesinin doğal sancısıdır. Edebi türler, üzerlerine yüklenen ideolojik ve pedagojik işlevlerden kurtuldukça, belki de yeniden iç gerilimlerine, yani biçimle düşünce arasındaki kadim çatışmaya dönecektir.

“Edebi türlerde bir değişim olacak mı” veya “yeni edebi türler mi doğacak?” gibi sorular edebiyat muhitlerinde son zamanlarda sıkça sorulur oldu. Oysa daha temel soru şudur: Edebiyat, tekrar az ama derin okurla kurduğu ilişkiyi tesis edebilecek zemini bulacak mı?

Eğer bunu başarabilirse, türlerin bugün yaşadığı sarsıntı bir yoksullaşma değil, bir yoğunlaşmanın başlangıcı olarak görülebilir. Metin, yeniden yavaşlayacak; okur, yeniden çaba gösterecek, derinlik kazanacak; anlam, yeniden riskli ve tekin olmayan bir alana taşınacaktır. Nitekim edebiyat tekrar felsefeyle, metafizikle ve etikle bağ kurarak komşuluk edecektir. Bu, kamusal görünürlüğün azalması pahasına, düşünsel derinliğin artması demektir.

Elbette bu dönüşüm, edebiyatın siyasal ve toplumsal etkisini de sınırlayacaktır. Toplum adına konuşan, kitleleri temsil eden edebiyat figürü büyük ölçüde modernliğin icadıydı. Modernlik çözülürken, onun edebiyatı da çözülmektedir. Bu durumda edebiyat, toplumsal mühendislikten çekilip, bireysel ve ontolojik sorgulamanın alanına geri dönebilir.

Bu noktada yapay zekânın rolü de ayrıca dikkat çekicidir. Makine, anlatıyı taklit edebilir, biçimi yeniden üretebilir, hatta duygusal tonu simüle edebilir. Fakat tam da bu nedenle, edebiyatın insanî tarafı daha da keskinleşecektir. Edebiyat, artık anlatı üretmekten çok, anlamla kurulan çatışmanın alanı olarak var olacaktır. İnsan ile makine arasındaki fark, teknik yetenekte değil, varoluşsal gerilimde ortaya çıkacaktır.?

Bu yüzden edebiyatın merkezden çekilmesi, bir gerileme değil, bir arınma olarak da okunabilir. Arınma süreçleri her zaman zahmetli ve sancılı olmuştur.  Modernitenin ona yüklediği kitlesel temsil, ideolojik işlev ve pedagojik sorumluluk gibi rollerden sıyrılıp, tekrar kendi kadim sorusuna dönmesi…

 

Dr. Mehmet Mustafa Örücü

Dr. Mehmet Mustafa Örücü, Sakarya Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Yeni Türk Edebiyatı Anabilim Dalı’nda görev yapmaktadır. Lisans eğitimini Boğaziçi Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde tamamlamış, yüksek lisans ve doktora çalışmalarını Sakarya Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde modern Türk şiiri ve divan şiiri eleştirisi üzerine gerçekleştirmiştir. Çalışma alanları modern Türk edebiyatı, divan şiiri mirası, şiir estetiği ve edebî eleştiridir. İletişim: [email protected]

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.