İsrail, Yerleşimler ve Antisemitizm Siyaseti
Nihayet, üst düzey bir kamu görevlisi, herkesin bildiği o gerçeği dile getirme cesaretini gösterdi: Britanya’nın Ortodoks Hahambaşı Ephraim Mirvis’in tamamen saçmaladığı gerçeğini. Ne yazık ki medyada hiç kimse, Birleşik Krallık Dışişleri Bakanı Ed Miliband’i dinlemeye hazır görünmüyor.
Mirvis, İsrail’in Britanya’daki en görünür ve etkili destekçilerinden biri. Gazze’de görev yapan İsrail askerlerini “bizim kahraman askerlerimiz” olarak tanımlıyor; görünüşe göre görevinin İsrailli Yahudileri değil, Britanyalı Yahudileri temsil etmek olduğunu yanlış anlamış durumda.
Mirvis’in bu kafa karışıklığı kısmen, kendisinin de kabul ettiği üzere oğullarından biri olan Danny’nin İsrail’in Gazze’ye yönelik üç yıl süren saldırısı sırasında İsrail ordusunda görev yapmış olmasından kaynaklanmış olabilir.
Bir de Mirvis’in, İsrail’in Gazze’deki soykırımının başlamasından haftalar sonra, 2024’ün başlarında, o ana dek-çoğu sivil olmak üzere-en az 23.000 Filistinlinin katledilmesini “mümkün olan en olağanüstü şey” olarak nitelendirmesi meselesi var.
Ailesi üzerinden İsrail’le kurduğu diğer pek çok bağlantının yanı sıra, 1970’lerde bir din okulunda eğitim gördüğü sırada Batı Şeria’daki yasadışı bir Yahudi yerleşim bölgesinde yaşamıştı.
Makul herhangi bir ölçüte göre, İngiliz Yahudilerine dini rehberlik sağlamakla görevli olan Mirvis, İsrail ile ilgili konularda tarafsız bir gözlemci olmaktan çok uzaktır. Söz konusu çıkar çatışması muhtemelen uzaydan bile görülebilecek boyuttadır.
Ancak Miliband bu hafta, uygulanması zor olacak ve kendi bakanlık yetkililerinin de her halükarda “büyük ölçüde sembolik” olacağını ifade ettiği bir ticaret yasağı yoluyla İngiliz hükümetinin İsrail’in yasadışı yerleşim bölgelerine yönelik nispeten daha sert tutumunu ortaya koyduğunda, Mirvis’in görüşlerine yer vermeye fazlasıyla hevesli olan o yerleşik medya organlarının hiçbiri Mirvis ile ilgili bu bağlama hiç değinmedi. Ki bunların hepsi böyle davranıyor.
Hahambaşının, İngiltere’nin İsrail ile olan diplomatik ilişkileri ya da Batı Şeria’yı ve gelecekteki olası bir Filistin devletini yutan yerleşim bölgelerinin yasallığı konusunda ne tür bir uzmanlığa sahip olduğu belirsizdir.
Ama görünüşe göre sahip olduğu şey, Yahudi olmayanların düşünce tarzına dair sıra dışı bir iç görüdür. Haham Mirvis, en azından İsrail açısından işe yarar bir şekilde, Birleşik Krallık’ın İsrail’in yasa dışı yerleşim bölgeleriyle olan ticaretine çok sınırlı bir yasak getirmenin yeni bir antisemitizm dalgasını tetikleyerek Britanya’daki Yahudi nüfusunun güvenliğini tehlikeye atacağını biliyor gibi görünüyor.
Ya da Mirvis’in sosyal medyada yaptığı açıklamada ifade ettiği gibi, Birleşik Krallık’ın yaptırımları “Britanyalı Yahudiler için karanlık bir gün” ve görünüşe göre İngiliz hükümetinin bu kararı insanları “Yahudilere karşı nefreti bir silah olarak kullanmaya” cesaretlendirecek.
Hahambaşının açıklamalarında tekrar eden bir temayı gözden kaçırmak oldukça zordur. Mirvis’e göre, nedenleri asla açıklanmayan ve röportajı yapanların da her zaman, üstelik tuhaf bir biçimde üzerinde durmaya hiç ilgi göstermedikleri nedenlerle, İsrail’in Filistinlilere karşı vahşet eylemlerinde hareket alanını kısıtlama tehdidi oluşturan her şey, Britanya Yahudilerini daha güvensiz kılacaktır.
Mirvis, elbette, siyasetçilerden veya medyadan en ufak bir itirazla bile karşılaşmaya alışkın değil. Neden? Hahamın Yahudi olmayanların davranışlarına dair ilahi esinli tespitlerini sorgulamanın, kendilerini antisemit olarak damgalanma korkusuyla karşı karşıya bırakacağından derin endişe duyduklarını varsayabiliriz.
Dolayısıyla Hahambaşı Mirvis, BBC Radio Four’un Today programında, Miliband’e Hahambaşının yanılıp yanılmadığına dair şaşkınlık dolu bir soru yöneltildiğinde Dışişleri Bakanı’nın verdiği “Evet, Hahambaşına katılmadığımı söylüyorum” şeklindeki sert yanıtı duyduğunda şaşırmış olmalı.
Miliband ve onun arkasındaki Başbakan Andy Burnham, şüphesiz Dışişleri Bakanı’nın Hahambaşı ile girişeceği bu tür bir retorik düellodan başarıyla çıkabileceğini umuyor; zira Miliband’in elinde olası bir kurtarıcı koz var: o da en az Mirvis kadar bir Yahudi.
Miliband Yahudi olmasaydı, medyanın şimdiden onun görevden alınması ve eski İşçi Partisi lideri Jeremy Corbyn’in izinden giderek siyasi sürgüne gönderilmesi için yaygara koparıyor olacağı varsayılabilir.
Bununla birlikte, Miliband’ın Yahudi olması ona tam bir dokunulmazlık sağlamayabilir. Yine de “yanlış türden Yahudi” ilan edilme riski var. Bu da Mirvis’i eleştirdikten sonra, hahamın “büyük saygı duyduğum biri” olduğunu aceleyle eklemesinin nedenini açıklayabilir.
Anlaşılır biçimde, BBC’den Justin Webb bununla ikna olmadı. Webb, Miliband’i yeterince sert eleştirmediği için bizzat antisemitizm suçlamasıyla karşılaşmaktan kaçınmak amacıyla, sinagoga gitmediği göz önüne alındığında Miliband’in Mirvis’in uyarısını yeterince ciddiye almıyor olabileceği üzerinde durdu.
Görünüşe göre Miliband, gerçekten de “yanlış” türden bir Yahudi. Yahudi kimliğini İsrail ile özdeşleştirmeyi reddetmesi anlamında “yanlış”. “Yanlış”, çünkü insan haklarını bir etnik grubun diğerine üstünlüğünün ifadesi olarak değil, evrensel bir değer olarak görüyor. “Yanlış”, çünkü İsrail’e yönelik eleştirileri susturmak için Yahudiliğini bir silah olarak kullanmayı reddediyor.
Fakat bir kez daha, BBC’nin yardımıyla haham Mirvis istediğini elde etti-elbette İsrail de öyle.
İsrail’in Batı Şeria’daki savaş suçları nedeniyle neden yaptırımlara maruz kalması gerekebileceği konusundaki tartışmayı-İsrail’in Gazze’deki söz edilmesi yasak soykırımı bir yana-terk eden Miliband, savunma pozisyonuna itildi.
Kendisine kalan değerli yayın süresini, İsrail en ufak bir incelemeye tabi tutulduğunda İsrail lobisinin her defasında talep ettiği o bilindik, basmakalıp sözleri yinelemek için kullandı. Today programına şöyle dedi: “Antisemitizm bir beladır ve bir kötülüktür… Yahudilerin, bütün inançlardan insanların ve hiçbir inanca sahip olmayanların ülkemizde kendilerini güvende hissetmelerini istiyorum.”
İncelenmeyen-ve asla incelenmeyecek olan-şey, Birleşik Krallık’ın Filistinlilerin etnik temizliğine girişen yasa dışı İsrail yerleşim bölgelerine yaptırım uygulaması halinde İngiliz Yahudilerinin daha az güvende kalacağı yönündeki Mirvis iddiasının son derece kusurlu varsayımıydı.
Bunu söylemeye bile gerek olmamalı ama gerçek; muhtemelen iddia edilenin tam tersidir.
En azılı Yahudi düşmanları-tıpkı Mirvis gibi Yahudileri İsrail ile bir tutan ve bu nedenle İsrail’in işlediği suçlara tepki olarak Yahudilere yönelik saldırılar gerçekleştirme ihtimali en yüksek olan kesim; Miliband’in işgale karşı çıkarak yaptığı eylemle taban tabana zıt bir inanç yapısına sahiptir.
Onlar, bir Yahudi kliğinin ve onun aracılığıyla İsrail’in hükümetlerimizi kontrol ettiğine inanıyor. Bu Yahudi kliğinin medyayı da kontrol ettiğine inanıyorlar. Britanya hükümetinin kendi kararlarını alma ve İsrail’i cezalandırma kapasitesinden yoksun olduğuna kesinlikle inanıyorlar.
Haham Mirvis ve İsrail lobisi istediklerini her elde ettiğinde; bir gazeteci Haham Mirvis ve İsrail lobisi karşısında sorgusuz sualsiz her boyun eğdiğinde; bir hükümet bakanı Haham Mirvis ve İsrail lobisinden gelen baskı karşısında her pes ettiğinde; bu tür antisemitler haklı olduklarına dair inançlarında daha da katılaşıyorlar. Değişim yaratmanın tek yolunun, gündelik hayatlarını sürdüren sıradan Yahudileri hedef alarak mücadeleyi onlara taşımak olduğuna giderek daha fazla inanıyorlar. İşte bu yüzden sokak başlarında, kafelerde ve sinagoglarda Yahudilere saldırıyorlar.
Geri kalanımız, dünyayı yönetenin Yahudilerden oluşan gizli bir klik olmadığını gayet iyi biliyor. Aksine söz konusu olan klik; muazzam servetlerini, daha da büyük bir servet biriktirebilmek uğruna “demokrasilerimizi” satın almak için kullanan milyarderler ve şirketlerden oluşan karanlık bir kliktir. O milyarderler, dünyayı algılamamızı sağlayan bir pencere işlevi gören yerleşik medyayı ellerinde bulunduruyor; böylece rızamızı kazanmak adına zihinlerimizi şekillendirebiliyorlar. Ve bizzat kendilerinin sahip olduğu devasa savaş endüstrileri tarafından alt edilebilecek sayısız düşman uydurarak bizi bu gerçeklikten uzaklaştırıyor ve servetlerine servet katıyorlar.
Her ne kadar kimse bunu itiraf etmeye cesaret edemese de gerçek şu ki; eğer birileri İngiliz Yahudileri için hayatı daha az güvenli hale getiriyorsa, bu kişi Ed Miliband değildir; bu kişi, eylemleriyle Hahambaşı Mirvis’tir.
*Jonathan Cook, yerleşik kabullere meydan okuyan bağımsız bir gazetecidir.
Kaynak: https://www.savageminds.co/p/ed-miliband-challenges-britains-chief
Tercüme: Ali Karakuş
