Venezuela’daki grev, Batı Yarımküre’deki yabancı etkileri kökten temizlemeye yönelik daha büyük bir kampanyanın sadece başlangıcı.
15 Ocak’ta ABD Dışişleri Bakanlığı, Kasım ayında açıklanan Ulusal Güvenlik Stratejisi’nin büyük ölçüde izinden giden, fakat Donald Trump yönetiminin ABD dış politikasını yeniden yapılandırma niyetini çok daha net biçimde ortaya koyan “Ajans Strateji Planı”nı yayımladı. Dışişleri Bakanlığı’nın bu yeni planı, “Panama Kanalı gibi hayati boğaz noktalarının” önceliğini açık biçimde ortaya koyarken, ABD’nin “bölgenin kritik altyapısı ve stratejik toprakları üzerindeki kontrolü ele geçirmek amacıyla, ticaret ve yatırımı paravan olarak kullanan yabancı düşmanlara artık izin vermeyeceği” uyarısında bulunuyor.
Hong Kong merkezli CK Hutchison Holding adlı şirket, 1997 yılından bu yana Panama Kanalı’ndaki iki limanı işletiyor. Pekin yönetimi, 2020’de, yabancı güçlerle işbirliği olarak değerlendirilen her türlü Hong Kong kaynaklı faaliyeti suç sayan bir ulusal güvenlik yasasını yürürlüğe koyduğunda, Washington’un serbest geçişe dair kaygıları artmaya başladı. Zira ABD’nin Asya ile yaptığı yıllık ticaretin yüzde 40’ı bu hayati boğaz noktasından geçiyor. Bir kriz anında, Çin Komünist Partisi, söz konusu Hong Kong şirketine, Pasifik Komutanlığı filosunun operasyonlarını desteklemek ve takviye etmek amacıyla gönderilen Amerikan donanmasına ait muhrip, savaş gemisi ve amfibi çıkarma gemilerinin geçişini engelleme emri verebilir.
Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun ilk yurtdışı ziyareti Panama’nın başkenti Panama City’ye oldu. Burada Başkan José Raúl Mulino ile bir araya gelen Rubio, Çin Komünist Partisi’nin limanlar üzerindeki kontrolüne son verilmesi gerektiği yönündeki ABD ısrarını net bir biçimde dile getirdi.
Kısa süre sonra Panama, Güney Amerika genelinde yirmi ülkede kendine yer bulan Çin’in yağmacı Kuşak ve Yol Girişimi’nden çekileceğini duyurdu.
Hutchison, kısa süre sonra Panama Kanalı’ndaki iki limandaki hisselerini, diğer birçok limanla birlikte, BlackRock liderliğindeki bir yatırım grubuna 23 milyar dolara satacağını açıkladı. Ancak Hutchison bu kararı almadan önce Xi Jinping’i bilgilendirmeyi ihmal etti. Pekin, bu hamleyi Güney Amerika’daki operasyonları açısından stratejik bir geri adım olarak değerlendirerek anlaşmayı derhal kınadı. Ardından anlaşmaya dair bir düzenleyici inceleme başlatıldı ve sonrasında Çin’in devlet sahipliğindeki deniz taşımacılığı devi COSCO’nun, BlackRock ve diğer yatırımcılarla eşit ortak ve hissedar olması talep edildi.
Panama hükümeti, 1997’de verilen lisanstan bu yana yapılan bir denetim sonucunda 1,3 milyar dolarlık devlet geliri ve vergi kaybı yaşandığının ortaya çıkması üzerine, Hutchison’ı ulusal çıkarları ihlal etmekle suçladı. Panama Yüksek Mahkemesi, Hutchison’ın imtiyazını iptal etme kararı alabilir. Böyle bir durumda, limanlar yeniden ihaleye açılmak üzere Panama’nın kontrolüne geçecek ve muhtemelen Washington’un tercih ettiği yeni sahiplere devredilecektir.
Eğer bu gerçekleşmezse, Beyaz Saray, Batı Yarımküre üzerindeki egemenliğini pekiştirme, kanal üzerinden kalıcı deniz ve askeri erişimi güvence altına alma ve Grönland’dan Horn Burnu’na kadar uzanan Çin ve diğer hasım unsurları bölgeden uzaklaştırma planlarını tehdit eden kritik bir unsur olarak Çin’in bu stratejik boğazdaki mevcudiyetine doğrudan müdahale etme yoluna gidebilir.
Panama Kanalı’nın ötesinde, Latin Amerika’da Çin’in kötü niyetli faaliyetlerine ilişkin başka meseleler de bekliyor. COSCO, Peru’nun Pasifik kıyısında yer alan ve 3,5 milyar dolara mal olan devasa bir derin su mega limanını kontrol etmekte ve işletmektedir. Bu liman, kıtaya kanal dışı bir alternatif sunarken, Brezilya’nın 2 trilyon dolarlık ekonomisini Çin’e daha da bağımlı hâle getirme potansiyeli taşımaktadır.
Başka bir Çinli şirket, Jamaika’nın Kingston kentindeki büyük bir limanı kontrol ediyor. Bu liman, Karayipler’in hayati öneme sahip deniz ticaret rotalarının yakınında ve Küba’daki Guantanamo Körfezi’nde bulunan ABD deniz üssüne yalnızca 170 mil mesafede yer alıyor. Aralık ayında, Karayipler’i vuran Melissa Kasırgası’nın ardından tıbbi hizmet sunmak üzere bir Çin donanma hastane gemisi bu limana demir attı. Çin’in “sivil-asker füzyonu” stratejisi, bu hastane gemisinin, yakınlardaki bir ABD hızlı müdahale tesisinden askeri istihbarat da toplayabilecek kapasitede olduğu anlamına geliyor.
Çin’in Atlantik ve Pasifik okyanuslarında yürüttüğü devasa yasa dışı balıkçılık faaliyetleri, ABD’nin deniz ürünleri üzerindeki tedarik zinciri kontrolünü büyük ölçüde Çin’in eline bırakmış durumda; ABD’nin deniz ürünlerinin yüzde 80’i Çin kontrolündeki ağlar aracılığıyla ithal ediliyor.
Bu faaliyetler, Arjantin, Şili, Ekvador ve Peru için hem değerli hem de yaşamsal önemde olan balıkçılık sahalarını tahrip etti ve çok sayıda Güney Amerika ülkesi açısından ciddi ekonomik ve çevresel sorunlar yarattı.
Beyaz Saray’ın dikkati şu anda Venezuela ve Grönland üzerinde yoğunlaşmış durumda; aynı zamanda Çin rejiminin Küba, Nikaragua, Kolombiya ve muhtemelen Meksika’daki etki operasyonları da yakından izleniyor. Meksika’da karteller, Çin’den gelen öncü kimyasalları fentanile dönüştürerek her yıl on binlerce Amerikalının ölümüne yol açıyor.
Dışişleri Bakanlığı’nın Ajans Strateji Planı, Trump yönetiminin “[Çin’in] kontrolünü engelleme ve hâlihazırda sağlanmış olan kontrolü geri alma hakkını saklı tuttuğunu ve bu kontrol ister doğrudan rakip devletlerce ister bu devletlerin güdümündeki sözde özel kuruluşlar aracılığıyla tesis edilmiş olsun, bu hakkı kullanacağını” açık biçimde beyan ediyor.
Strateji belgesi ayrıca şu ifadeye yer veriyor: “Herhangi bir yabancı düşmanın bu bölgede güç kullanmasına ya da askeri üs kurmasına izin vermeyeceğiz; yabancı güvenlik yardımlarının, istihbarat tesislerinin ve çift kullanımlı olabilecek altyapıların yayılması da dâhil olmak üzere, yabancı askeri etkinin diğer tüm biçimlerinin genişlemesini tersine çevirmeye çalışacağız.”
2026’ya ve sonrasına daha derinlemesine baktığımızda, geriye şu soru kalıyor: Trump yönetimi, Batı Yarımküre’de bir sonraki adımını nereye atacak?
* John Sitilides, Washington DC merkezli Trilogy Advisors LLC’de yönetici ortak ve Dış Politika Araştırma Enstitüsü’nde Ulusal Güvenlik kıdemli araştırmacısıdır. 2006 yılından bu yana Dışişleri Enstitüsü’nün Güney Avrupa bölge koordinatörlüğünü yürütmektedir. 2005–2011 yılları arasında Woodrow Wilson Merkezi Güneydoğu Avrupa Projesi’nin yönetim kurulu başkanlığını yapmıştır. ABD Kongresi’nde ifade vermiştir; ayrıca Bloomberg News, CNN, FOX News, CNN International, Newsmax ve NewsNation gibi Amerikan ve uluslararası medya kuruluşlarında ulusal güvenlik yorumcusu olarak sıkça yer almaktadır. Röportajları veya görüşleri The Wall Street Journal, The New York Times, The Washington Post, The Washington Times, The National Interest, Politico, National Public Radio, Euromoney, Asia Times ve The South China Morning Post gibi yayınlarda yayımlanmış ya da alıntılanmıştır.
Kaynak: https://nationalinterest.org/feature/donald-trump-sets-his-sights-on-china-in-south-america
