Uluslararası Enerji Ajansı İcra Direktörü Fatih Birol’un Nisan ayında süregelen küresel enerji hengâmesini “tarihteki en büyük enerji güvenliği tehdidi” olarak nitelendirmesinin ardından, yaz aylarında yaşanan gelişmeler onun bu uyarısını haklı çıkardı.
Amerika Birleşik Devletleri, Temmuz ayı sonlarında artan talep ve aşırı sıcaklar nedeniyle, hizmet verdiği 17 eyalette yedek üretim kaynaklarını kullanması için şebeke işletmecisi Southwest Power Pool, Inc.’e yetki verirken Avrupa’daki nükleer santraller, Ağustos ayında yaşanan kuraklıklar yüzünden faaliyetlerini azaltmak veya durdurmak zorunda kaldı.
AB gaz stokları Ağustos ayının son haftasında rekor düşük seviyelere ulaştı ve Bangladeş’te gaz kıtlığı kötüleştikçe ülke, işletmelerin çalışma saatlerine yönelik kısıtlamaları daha da sıkılaştırdı.
Orta Doğu ve Ukrayna’daki savaşların yanı sıra aşırı hava koşulları enerji üretimini ve tedarik güzergâhlarını kesintiye uğratmaya devam ediyor. Buna ek olarak; ekonomik kalkınma, elektrikli araçların yaygınlaşması ve yapay zekâ alanındaki hızlı büyümeden kaynaklanan küresel elektrik talebindeki artış, daha istikrarlı bir enerji çağı için tasarlanmış sistemler üzerinde baskı oluşturuyor.
On yıllar boyunca arz ve güvenlik genişletildikten sonra 2020’li yıllar, parçalanmış bir küresel siyasi düzenin ortasında daha fazla zorlanan bir enerji sistemini beraberinde getirdi; ekonomi ve kaynak bakımından farklı özelliklere sahip ülkeleri etkiledi.
Bu baskı, merkezi ve yaşlanan 20. yüzyıl enerji sistemlerinin nasıl elden geçirileceğini yeniden düşünmeye yönelik ilgiyi de canlandırıyor. Journal of Electrical Systems and Information Technology’de yayımlanan 2025 tarihli bir araştırmaya göre; “iletim hattı boyunca iletilen enerjinin yüzde 35,655’e kadarını heder eden” ulusal elektrik şebekelerinin çoğu, kentleşme ve sanayileşmenin büyük enerji santrallerinde elektrik üretmeyi ve bunu uzun mesafelere taşımayı ekonomik hâle getirdiği dönemde inşa edildi.
Güneş panellerinin, bataryaların, daha küçük jeneratörlerin ve dijital kontrol sistemlerinin geliştirilmesi, enerji üretimi ve depolamasının kısmen dağınık/merkeziyetsiz hâle gelmesini sağladı. Daha küçük olan bu teknolojilerden bazıları, bağımsız olarak çalışabilen veya ana şebekeye elektrik verebilen ve geniş çaplı şebeke devre dışı kaldığında yerel bölgelere enerji sağlamak üzere mikro şebekeler halinde birleştirilebilen dağınık enerji kaynakları (DERs/Distributed Energy Resources) olarak sınıflandırılıyor.
En ileri düzeydeki dağınık/merkeziyetsiz enerji gelişimi, istikrarlı hükümetlere sahip daha zengin ülkelerde gerçekleşti. Bu arada General Motors ve Tesla gibi büyük özel şirketler, hanelerinin bataryalarını ve güneş panellerini şebekeye bağlamak için kendi yazılımlarını kullanabiliyor.
Ancak çatışmalar, felaketler ve genel ekonomik sıkıntılarla karşı karşıya olan daha yoksul ülkeler ve bölgeler de artık eski sistemler çökerken DER’lerin ve dağınık/merkeziyetsiz enerjinin elektrifikasyonun sürdürülmesine yardımcı olup olamayacağını test ediyor.
Ukrayna saldırı altında
Dört yılı aşkın süren savaşın ardından Rusya, Ukrayna’nın büyük enerji santrallerinin ve iletim sistemlerinin büyük bölümünü yok etti. Ukraynalı uluslararası yatırım şirketi System Capital Management (SCM), “Rusya’nın füze ve insansız hava aracı saldırılarıyla enerji altyapısını sistematik bir şekilde hedef alarak, Ukrayna’nın savaş öncesi elektrik üretim kapasitesinin yaklaşık üçte ikisini tahrip ettiğini veya ele geçirdiğini” belirtiyor.
Süregelen yeniden inşa çabalarının ortasında, Rusya giderek artan bir şekilde daha küçük tesisleri de hedef alıyor. Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi’nin 2025 tarihli bir raporuna göre, Rus enerjisiyle olan bağlantılarını da kesen Ukrayna’nın savaş öncesi üretim kapasitesi neredeyse yarı yarıya azalarak 56,1 gigawatttan (GW) 27 GW’a geriledi.
Ukrayna’nın Kıta Avrupası Elektrik Şebekesi ile entegrasyonu, ithalat yoluyla bir miktar rahatlama sağladı. Ancak Ukrayna, kırılgan iletim şebekelerine olan bağımlılığını azaltmak ve aynı zamanda tek tek tesislerin daha az cazip hedefler hâline gelmesini sağlamak amacıyla yerel olarak desteklenen mikro şebekeler de kuruyor. Güneş enerjili mikro şebekeler, ana şebeke devre dışı kaldığında hastaneler ve su sistemleri gibi kritik altyapıların çalışmaya devam etmesini sağlıyor.
Daha küçük gaz türbinlerinin yararlı olduğu kanıtlandı ve yenilenebilir enerji, enerji arzının sürdürülmesi açısından vazgeçilmez hâle geldi. SCM’ye göre Ukraynalı şirket DTEK Renewables, 2025 yılında İngiliz temiz enerji şirketi Octopus Energy Group ile ortaklık kurarak üç yıl içinde 100 ticari ve kamu sektörü tesisine çatı tipi güneş enerjisi ve batarya depolama sistemleri kurdu.
Bu arada Ukrayna şehirleri, Business Insider’ın ifadesiyle “ısı, iletişim ve temel ihtiyaçlarla donatılmış, acil durum sığınakları olarak ayrılmış ‘yenilmezlik noktaları’” oluşturdu.
Ukrayna’nın orta kesimindeki Vinnytsia kentinde hâlihazırda güneş, doğal gaz ve hidroelektrik gibi yerel üretim kaynaklarını depolama sistemleriyle birleştiren beş mikro şebeke bulunuyor; önümüzdeki iki yıl içinde ise bunlara beş rüzgâr enerjisi santrali daha eklenmesi planlanmaktadır.
Ukrayna ayrıca, daha büyük ölçekli enerji projelerinin coğrafi açıdan dağıtılmasını da sağlıyor. Avrupa’nın en yoksul ülkesinde, savaşın sürdüğü bir ortamda projelerin hayata geçirilme hızı dikkat çekici düzeyde. 2025 yılında DTEK ve Amerikan şirketi Fluence, toplam 200 megavat kapasiteye sahip ve altı farklı noktaya yayılmış olan Ukrayna’nın en büyük batarya depolama tesisini devreye aldı.
Yaklaşık 145 milyon ABD doları tutarındaki proje yalnızca altı ayda inşa edildi; bu süre Avrupa’daki benzer projelerin tamamlanması için gereken sürenin dörtte biri. Alman-Ukrayna Enerji Ortaklığı’na göre, Ukrayna’nın içinde bulunduğu durumun aciliyeti, ülkeyi “Doğu Avrupa’nın en hızlı gelişen yenilenebilir enerji pazarlarından biri” haline getirdi.
Eşitsiz olsa da sonuçlar, umut verici. Güneşli günlerde Ukrayna’nın güneş enerjisi kapasitesi büyük elektrik fazlaları üretebiliyor; koşullar değiştiğinde veya Rusya saldırdığında ise bunu ciddi enerji açıkları izliyor. Önümüzdeki kış, Ukrayna’da ortaya çıkmakta olan daha küçük jeneratörler, depolama sistemleri ve mikro şebekeler ağının kırılgan merkezi şebekeyi güvenilir biçimde ne ölçüde destekleyebileceğini test edecektir.
Porto Riko ve kendi kendine yeterlilik
2017’den bu yana bir dizi doğal afet, Porto Riko’nun savunmasız enerji sistemini defalarca gözler önüne serdi. Irma ve Maria kasırgaları 2017’de elektrik şebekesini yerle bir ederek, ABD tarihindeki en uzun süreli (11 ay) elektrik kesintisine yol açtı. Bunu 2019 ve 2020 yıllarında depremler ve 2022’de Fiona Kasırgası izledi.
Tekrarlanan şoklar, 2025’te ada genelinde iki gün süren elektrik kesintisi de dâhil olmak üzere kesintilere yol açtı. Politico’ya göre “Porto Rikolular, ana karadaki Amerikalı yurttaşlarına kıyasla yaklaşık yüzde 15 daha fazla hizmet kesintisi ve yaklaşık yüzde 21 daha uzun süreli kesinti yaşıyor.”
ABD’nin en yoksul bölgesi olan Porto Riko, Washington’dan gelen tutarsız bir müdahaleyle de karşı karşıya kaldı. Maria’dan sonra federal çabalar başlangıçta merkezi şebekenin yeniden inşasına ve fosil yakıt üretiminin desteklenmesine odaklandı.
Biden yönetimi daha sonra yenilenebilir enerjiye ve dağınık sistemlere daha fazla önem verdi ancak bürokratik gecikmeler ilerlemeyi yavaşlattı. Trump’ın ikinci iktidarı ise yeniden yön değiştirerek Ocak 2026’da şebeke dayanıklılığı ve dağınık/merkeziyetsiz enerji programları için ayrılan 450 milyon dolarlık fonu iptal etti.
Ancak Porto Rikolular, kendi enerjilerini üretmeye yönelik girişimlerde erken davrandılar. Çatı tipi güneş enerjisi, Maria Kasırgası’ndan sonraki bir yıl içinde neredeyse iki katına çıktı. 2020 yılına gelindiğinde mühendislik profesörü Agustín Irizarry Rivera, The Intercept’e çoğu enerji kullanıcısı için “güneş panellerine güvenmenin PREPA’nın (Porto Riko Elektrik Enerjisi Kurumu) tarifelerini ödemekten daha ucuz hâle geldiğini” söyledi.
Kendisi aynı zamanda dağınık/merkeziyetsiz güneş enerjisinin benimsenmesini savunan çeşitli topluluk koalisyonlarından biri olan Queremos Sol’un, yani “Güneşi İstiyoruz”un da üyesidir.
2023 yılında çatı tipi güneş enerjisi ile ev tipi batarya ve jeneratör sistemleri o kadar yaygın hâle geldi ki Porto Riko’nun özel şebeke işletmecisi LUMA Energy, Customer Battery Energy Sharing (CBES) programı aracılığıyla bunları daha geniş bir sisteme entegre etmeye başladı.
Özel mülkiyete ait bataryalar ve diğer dağıtılmış enerji kaynakları (DERs) artık sanal bir enerji santraline entegre edilerek, evlerde ve işletmelerde depolanan elektriğin en yüksek talep dönemlerinde veya acil durumlarda kullanılmasına olanak sağlıyor.
Örneğin Haziran ayındaki bir elektrik kesintisi sırasında, konut tipi güneş enerjisi ve ev tipi batarya depolama şirketi Sunrun, iki akşam boyunca dörder saatlik sürelerle 33.000’den fazla evden sağlanan enerjiyi kullanarak 30 MW güç üretmek üzere LUMA ile iş birliği yaptı.
Temmuz ayında 70.000’den fazla hane bataryası şebekeye 48 MW sağladı ve geniş çaplı bir elektrik kesintisinin önlenmesine yardımcı oldu. Pew Research’e göre bu durum, DER’lerin “stres altındaki bir şebekeye merkezi üretimden daha hızlı ve daha esnek biçimde yanıt verebildiğini ve şebekenin istikrara kavuşmasına yardımcı olabildiğini” gösterdi.
Çatı tipi güneş enerjisi artık bölgenin elektriğinin yüzde 10’undan fazlasını sağlıyor ve petrol sıvılarından sonra Porto Riko’nun ikinci en büyük elektrik üretim kaynağı hâline geldi. Porto Riko’daki haneler ve işletmeler, merkezi sistemin ve onu onarmaya yönelik başarısız girişimlerin ötesine bakarak, kendi sınırlı alternatiflerini istikrarlı biçimde oluşturdular.
Küba çöküş ile ABD baskısı arasında sıkışmış durumda
Yakınındaki Porto Riko gibi Küba’nın şebekesi de doğal afetlerle yıprandı ve yaşlanan merkezi sistemin sorunları, yakıt kıtlıkları ve Trump yönetimi döneminde artan ABD baskısı nedeniyle daha da ağırlaştı. Küba’nın ulusal elektrik şebekesi, bir gün önce ülke genelinde yaşanan bir başka elektrik kesintisinin ardından, 2026 yılında en az altıncı kez çöktü.
Küba’nın elektriğinin yüzde 90’dan fazlası geleneksel olarak, çoğunlukla 1960’lar ile 1980’ler arasında inşa edilmiş 16 büyük petrol yakıtlı termik santralden sağlanıyor. Sovyetler Birliği’nin çöküşü 1990’larda yaşanan ciddi petrol kıtlıklarını tetikledi; daha sonra Venezuela ve Rusya’dan gelen destek sistemin toparlanmasına biraz yardımcı oldu.
Ancak yakıt arzının azalması ve ABD kısıtlamalarının ithalata erişimi daha da sınırlandırmasıyla birlikte, Venezuela’nın Küba’ya petrol ihracatı 2015 sonrasında keskin bir düşüş gösterdi ve elektrik şebekesi 2024’ün sonlarından itibaren tekrarlayan büyük arızalar yaşamaya başladı.
Dokuz termik santral arızalar ve bakım nedeniyle devre dışı kaldığından yaklaşık 3.000 MW kurulu kapasiteye sahip olan sistem, Electric Choice’un bildirdiğine göre Nisan ayında talebin en yüksek olduğu dönemde yalnızca 1.278 MW üretiyordu.
Kritik sistemleri çalışır durumda tutmak için uzun süredir kullanılan dağınık/merkeziyetsiz dizel jeneratörlerin çoğu, ithal dizel ve fuel-oile bağımlı olmaları nedeniyle büyük ölçüde devre dışı kalmış durumdadır. Mart ayında bir Rus tankerinin yaklaşık 700.000 varil ham petrolü Küba’ya teslim etmesine izin veren ABD muafiyeti ise yalnızca birkaç haftalık yakıt sağladı.
Çin, bu açığı kapatmak için önemli bir ortak olarak ortaya çıkmış durumdadır. Pekin, 2028 yılına kadar toplam 2.000 MW kapasiteye sahip 92 adet orta ölçekli güneş enerjisi santrali kurulmasını öngören bir planı 2024 yılında Küba hükümetiyle birlikte duyurdu; bu santrallerden hâlihazırda onlarcası devreye alınmış durumdadır. Adanın dört bir yanına yayılmış olan ve en az 18 küçük modelle birlikte kurulan bu parklar, nispeten hızlı bir şekilde inşa edilebiliyor ve Küba’nın, yıkılmaya yüz tutmuş birkaç büyük enerji santraline olan bağımlılığını bir nebze olsun azaltıyorlar.
Çinli şirketler de ticari olarak ekipman tedarik ediyorlar: enerji düşünce kuruluşu Ember’e göre Çin’den Küba’ya güneş paneli ihracatı 2023’te 3 milyon dolardan 2025’te 117 milyon dolara yükseldi. Hane halkları da bu harekete katılıyor; Havana’nın daha varlıklı bölgelerinde yaşayanlar, güvenilmez şebekeden kurtulmak amacıyla kendi güneş enerjisi ve batarya sistemlerini kuruyor ancak yüksek ilk yatırım maliyeti, daha yoksul bölgelerde bu sistemlerin benimsenmesini sınırlamaktadır.
Küba’nın çürüyen şebekesi ve Washington’dan gelen baskı, ülkeye çok az seçenek bırakıyor. Hane sistemleri eski şebekeye olan bağımlılığı azaltmayı başardı ve dağınık/merkeziyetsiz güneş enerjisi parkları elektrik üretimini ada geneline yaymaya başladı ancak Küba’nın enerji güvenliğine ilişkin artan belirsizliğin öngörülebilir gelecekte de devam etmesi bekleniyor.
Dağınık/merkeziyetsiz bir gelecek mi?
Ukrayna, Porto Riko ve Küba’nın her biri farklı zorluklarla karşı karşıya olsa da, hepsi elektrik sistemlerini işler halde tutmakta güçlük çekiyor. Yaşadıkları sorunlar, başka yerlerde ortaya çıkan gelişmeleri de yansıtmaktadır.
Ukrayna’yı gözlemleyen Tayvan, olası Çin tehditlerine karşı enerji şebekesini dağınık/merkeziyetsiz hâle getiriyor. Çinli şirketler dünyanın güneş panellerinin yaklaşık yüzde 80’ini üretirken, Latin Amerika ülkeleri de ABD’nin siyasi ve ekonomik hâkimiyetine alternatifler ararken benzer şekilde Çin’e yöneliyor
Jeopolitik rekabetin bir parçası olarak enerji teknolojilerini yurt dışında tanıtan Batılı ülkeler ve Çin için Ukrayna ve Küba birer test sahası haline geldi. Ancak dönüşüm yerel düzeyde de görülüyor; Porto Riko, güvenilmez merkezi sistemlerin ve toplumların ihtiyaçlarının göz ardı edilmesinin dağınık/merkeziyetsiz enerji çözümlerinin hızla benimsenmesini nasıl teşvik edebileceğini gösteriyor.
Küresel Güney genelindeki ülkeler, bu bölgelerdeki uzak kırsal topluluklara hiçbir zaman hizmet veremeyecek olan merkezi şebekeleri “atlayarak” yerelleştirilmiş enerji sistemlerini deniyor.
Zenginliğine ve bol enerji kaynaklarına rağmen Amerika Birleşik Devletleri bile aynı yaklaşımdan yararlanabilir. Ağustos ayında Indiana eyaletinin Gary kentindeki bazı sakinler iki hafta kadar elektriksiz kaldığında, dağınık enerji sistemleri eğer var olsalardı değerli bir yerel yedekleme sağlayabilirlerdi.
Özellikle yerel DER’ler açısından ölçeklendirme sorunları devam ediyor. Ancak bu örnekler, üretim ve depolama kapasitesinin daha küçük ağlara yayılması yoluyla elektrik sistemlerinin nasıl daha dayanıklı hale getirilebileceğini göstermektedir; bunlar yalnızca savaş ve jeopolitik baskı altındaki ülkeler için uygun olmakla kalmayıp, merkezi sistemlerin toplulukları kesintilere karşı savunmasız bıraktığı her ülkede de benimsenebilir.
*John P. Ruehl, Washington D.C.’de yaşayan Avustralya-Amerikalı bir gazeteci ve Independent Media Institute için dünya meseleleri muhabiridir. Birçok dış politika yayınına katkıda bulunmuştur ve Aralık 2022’de yayımlanan Budget Superpower: How Russia Challenges the West With an Economy Smaller Than Texas’ adlı kitabın yazarıdır.
Kaynak: https://asiatimes.com/2026/09/can-decentralized-energy-prevent-the-next-crisis/
Tercüme: Ali Karakuş
