Adalet Sistemi Amerika’nın Gençlerini Yüzüstü Bıraktığında
Çocuk işçiliğinden hapis cezasına kadar, ABD yasaları genellikle gençlerin potansiyellerini beslemek yerine, onların gözden çıkarılabilir varlıklar olarak görüyor.
Giriş: “Koruma” Cezaya Dönüştüğünde
Toplumunuz çocukları önemsiyor mu? Görünüşte basit olan bu soru, yurttaşlıkla ilgili derin bir ahlaki ve toplumsal ağırlık taşıyor. Amerika Birleşik Devletleri genelinde çocuklar çoğu zaman bakım ve fırsatı hak eden, gelişmekte olan yurttaşlar olarak değil yönetilmesi gereken sorunlar olarak görülüyor. Böylesi bir yaklaşımda çocuk yargı sistemi, iş kanunları, göçmenlik uygulamaları ve koruyucu aile sistemi gibi gençleri korumayı amaçlayan sistemler amaçlarının aksine cezalandırma, ihmal veya zarar verme şeklinde işleyebiliyorlar. Çocuklar, kendilerinin oluşturmadığı politika ve uygulamaların sonuçlarına katlanıyor ve bu durum öngörülebilir dezavantaj döngüleri yaratıyor.
Yoksulluk, bu sonuçları şekillendiren temel nedendir. Bu, sadece bir istatistik veya münferit bir zorluktan daha fazlasıdır; çocukların çok çeşitli yapısal yoksunluk biçimlerini deneyimlediği bir çerçevedir. Ekonomik olarak dışlanmış mahallelerde büyüyen çocuklar sağlık hizmetlerine sınırlı erişim, eğitim fırsatlarındaki eksiklikler, tehlikeli çalışma koşulları ve cezalandırıcı sistemlerle daha yoğun karşılaşma gibi sorunlarla yüz yüzedir. Özellikle aşırı yoksulluk, daha ilk yıllardan itibaren mümkün olanın sınırlarını belirler. Siyah, Latin kökenli ve Yerli çocuklar orantısız biçimde etkileniyor olsa da, yoksulluk her ırktan çocuğa dokunuyor; bu da riskin temel nedeninin yalnızca ırk değil, yapısal eşitsizlik olduğunu gösteriyor.
Toplumlar, çocukları yaşam deneyimlerinin beş alanında sıklıkla yüzüstü bırakmaktadır: cezai ehliyet yaşı, çocuk tutukevleri, çocuk işçiliği, göçmenlik uygulamaları ve koruyucu aile bakımı. Bu alanların her birinde uygulanan politikalar, ekonomik ve sosyal koşullarla birleşerek fırsatları kısıtlıyor ve zararı kalıcı hale getiriyor. Bu sistemleri bir arada inceleyince bir örüntü ortaya çıkıyor: en fazla risk altında olan çocuklar; ailelerinin, okullarının ve topluluklarının yapısal yoksunluğa karşı koruma sağlayamadığı çocuklardır. Uluslararası mukayeseler yapıldığında, ABD’nin bu yaklaşımının kaçınılmaz değil, bir politika tercihi olduğu açıkça ortaya çıkmaktadır. Norveç ve İsveç gibi ülkeler çocukları suçlu olarak görmek yerine eğitime, aileye ve sosyal hizmetlere öncelik vererek alternatif yolların mümkün, uygulanabilir ve etkili olduğunu ortaya koymaktadır.
Çocuklarla ilgilenmek koordineli eylem gerektirmektedir. Aileler, kurumlar ve topluluklar; ilgi, rehberlik ve yapılandırılmış fırsatların en etkili koruma biçimleri arasında olduğunu kabul etmelidir. Eğitimciler, rehberler, komşular veya sivil toplum liderleri gibi yetişkinler, çocukluğun suç haline getirilmesini, istismar edilmesini veya ihmal edilmesini önleyebilirler.
Gençliğin Suç Olarak Görülmesi ve İzole Edilmesi
ABD’nin büyük bölümünde çocuklar şaşırtıcı derecede küçük yaşlarda suçlu muamelesi görmektedir. Kuzey Carolina’da altı yaşındaki çocuklar teknik anlamda suç olarak görülen davranışlarından dolayı sorumlu tutulabiliyor. Tennessee eyaletinin Rutherford bölgesinde, bazıları yedi yaşında olan ilkokul çağındaki çocuklar, küçük bir kavgaya tanık oldukları veya yakınında bulundukları gerekçesiyle gözaltına alındı ve yetkililer, gerçek bir suç teşkil etmeyen ‘cezai mesuliyet’ teorisi kapsamında çocukları suçladı; bu durum, çocuklara davranıştan ziyade fiziki yakınlık temelinde nasıl erken yaşta suçluluk algısı getirilebileceğini gösteriyor. Küçük çocukların tutuklanması, gençleri gelişmekte olan yurttaşlar olarak değil, kontrol edilmesi gereken sorunlar olarak gören bir toplumu işaret etmektedir.
Irksal ve engellilik temelli eşitsizlikler bu etkileri daha da ağırlaştırmaktadır. 2017–18 döneminde Yerli Hawaiili/Pasifik Adalı, Siyah ve Amerikan Yerlisi/Alaska Yerlisi öğrenciler, beyaz öğrencilere kıyasla iki ila üç kat daha yüksek oranda tutuklandı. 2020 yılında kolluk kuvvetleri 18 yaş altındaki kişiler hakkında tahminen 424.300 tutuklama gerçekleştirdi. Yoksul mahallelerden gelen çocuklar, ailelerin ve okulların etkili müdahale için çoğu zaman yeterli kaynağa sahip olmadığı bu sistemlere orantısız biçimde sürüklenmektedir.
Buna karşılık Finlandiya’da cezai sorumluluk yaşı 15’tir ve daha küçük çocuklar sosyal refah sistemi kapsamında ele alınıyor. Bu uluslararası mukayeseler, erken yaşlarda kriminalize etmenin kaçınılmaz değil, bir politika tercihi olduğunu açıkça göstermektedir. Çocuklara cezalandırıcı önlemlerle karşılık veren toplumlar, travma ve ihmal döngüleri yaratma riski taşıyor.
Çocuklar hata yaptığında toplumlar onlara rehberlik etmeyi ya da onları izole etmeyi seçebilir. ABD’de çocuk ıslah evleri cezalandırmaya yöneliktir: çocuklar; derslere devamsızlık, hırsızlık veya okuldan kaçma gibi küçük suçlar nedeniyle güvenli tesislere yerleştirilebiliyorlar. Bazı eyaletlerde hâlâ yasal olan tecrit uygulaması kalıcı psikolojik zararlar vermektedir. Gözaltındaki gençlerin yaklaşık yüzde 70’inde travma, kaygı ve depresyon dahil olmak üzere ruh sağlığı tanıları bulunmaktadır.
Okuldan hapishaneye uzanan süreç, disiplin uygulamalarının çocukları sıklıkla ceza adalet sistemine nasıl yönlendirdiğini göstermektedir. Çocuk ıslah sistemine girdikten sonra bu çocuklar gözaltına alınma ve yetişkin hapis cezasıyla karşı karşıya kalabiliyorlar; bu da özellikle yoksul topluluklardan gelen gençler için dezavantajı daha da artırıyor. Engelli çocuklar ile Siyah, Yerli ve Latin kökenli gençler bu sistemlerde orantısız biçimde sayıca çok fazla bulunmaktadırlar.
Devamsızlık gibi küçük ihlaller nedeniyle tutuklanan birçok genç, uzun süreli izolasyon, sınırlı eğitim programları ve yetersiz danışmanlık hizmetleriyle karşı karşıya kalmaktadır; araştırmalar bu maruziyetlerin kaygı, travma tepkileri ve okula geri dönme isteksizliğiyle bağlantılı olduğunu göstermektedir. Araştırmalar, uzun süreli çocuk göz altısının eğitimi aksattığını, anlamlı eğitim erişimini sınırladığını ve daha yüksek kaygı, depresyon ve diğer ruh sağlığı sorunlarıyla ilişkili olduğunu göstermektedir. Serbest bırakıldıktan sonra birçok genç okuldan uzaklaşmaya daha yatkın olmakta ve geri dönmeyi korkutucu ve travmatik hâle getiren psikolojik sorunlarla mücadele etmektedir.
Kanıta dayalı müdahaleler sonuçları önemli ölçüde iyileştirebiliyor. Çok Sistemli Terapi ve İşlevsel Aile Terapisi (Multisystemic Therapy and Functional Family Therapy) gibi programlar, tekrar suç işleme oranını azaltmak için aile merkezli yaklaşımlar sunmaktadır. Gençlik Destek Programları (Youth Advocate Programs) ve güvenilir rehberler aracılığıyla sağlanan yol göstericilik, risk altındaki gençleri yetişkin yol göstericilerle eşleştirerek rehberlik, güven ve sorumluluk duygusunu geliştiriyor. Onarıcı adalet müdahaleleri cezalandırmak yerine verilen zararı telafi etmeye odaklanır ve tekrar suç işlemeyi azalttığı gösterilmiştir. Kapsayıcı destek hizmetleri ise eğitim, ruh sağlığı ve istihdam için bireyselleştirilmiş planlar sağlıyor.
Uluslararası örnekler çözüm için alternatifler sunmaktadır. Norveç, Hollanda ve Finlandiya rehabilitasyona öncelik veriyor: güvenlikli tesisler nadirdir, kalış süreleri kısadır ve gençler güçlü sosyal, eğitsel ve psikolojik hizmetlere erişebiliyor. Çocuklar suçlu olarak değil, gelişmekte olan bireyler olarak görülüyor. Toplumlar ayrıca gayri resmi yollarla da müdahale ediyor. Yol göstericilik ya da yapılandırılmış iş fırsatları sunan yetişkinler, mahalle kültüründeki o meşhur “apartman önü oturma alanını” yeniden canlandırarak koruyucu bir gözetim sağlıyor ve çocukların izole edilmesine giden yollara sürüklenmesini önlüyor. Erken etkileşim, ilgi ve yatırım, cezalandırıcı sistemlere duyulan ihtiyacı azaltıyor.
Çalışma Hayatı, Göç ve Koruyucu Aile Sistemlerinde Sömürü ve İhmal
Federal yasalara rağmen çocuk işçiliği ABD’de hâlâ sürmektedir. 2024 mali yılında ABD Çalışma Bakanlığı, tarım ve et işleme sektöründen ev içi hizmetlere ve sanayi ortamlarına kadar tehlikeli işlerde çalışan binlerce çocuğun arasından 736 çocuk işçiliği ihlali vakasını belgeledi. Örneğin 2024 yılında, Çalışma Bakanlığı, federal soruşturmalara dayanarak, 13 yaşındaki gençler de dâhil olmak üzere reşit olmayanların, brisket testereleri ve kafa ayırıcılar gibi et paketleme makinelerini temizlemek için gece vardiyalarında çalıştırıldıklarını; bu durumun onları tehlikeli koşullar ve kimyasallarla karşı karşıya bıraktığını, aynı zamanda eğitimlerini ve güvenliklerini tehlikeye attığını rapor etti. Bu örnekler, Çalışma Bakanlığı tarafından ortaya çıkarılan çocuk işçiliği ihlallerinin ardındaki somut riskleri göstermektedir.
Göçmen çocuklar, özellikle ekonomik olarak dışlanmış hanelerden gelenler, bu konuda özellikle savunmasızdır. Aşırı yoksullukla mücadele eden aileler çocukların kazancına bağımlı hâle gelebilir ve bu durum, eğitimin yerini emeğin aldığı döngüleri sürdürür. Güvensiz koşullar, yıldırma ve sınırlı yasal korumalar riski daha da artırmaktadır.
Uluslararası mukayeseler çözüm alternatiflerini ortaya koymaktadır. Almanya ve Hollanda gençlerin çalışmasını sıkı biçimde düzenlemektedir: asgari yaş belirlenmekte, yapılabilecek işler sınırlandırılmakta, çalışma saatleri düzenlenmekte ve denetim zorunlu tutulmaktadır. Bu çerçeveler sağlık, eğitim ve gelişimi koruyarak emek sömürüsünün kaçınılmaz değil, bir politika tercihi olduğunu göstermektedir.
Toplumlar sürece; güvenli istihdam, yol göstericilik ve beceri geliştirme sunan, eğitimle uyumlu yapılandırılmış çalışma programları aracılığıyla müdahale edebilirler. Bu programlar çocukları tehlikelere maruz bırakmadan kazanç, amaç duygusu ve rehberlik sağlayarak yurttaşlık katılımını ve dayanıklılığı güçlendirir.
Federal göçmenlik uygulamaları gençleri çoğu zaman korunmaya ihtiyaç duyan çocuklar olarak değil, güvenlik riski olarak görmektedir. Sınır devriyesi göz altıları, sert sığınma prosedürleri ve aileden koparmalar çocukları travmaya maruz bırakmaktadır.
2018 yılında Amerikan Sivil Özgürlükler Birliği (ACLU) ile Chicago Üniversitesi’nin ortak raporu, Gümrük ve Sınır Koruma gözetimindeki refakatsiz çocukların yaklaşık yüzde 25’inin cinsel saldırı, stres durumları ve dayak dahil fiziksel istismara uğradığını ortaya koydu. Bunun yanında binlerce çocuk ebeveynlerinden koparıldı ve çoğu, yeterli denetim ya da hukuki ve duygusal destek erişimi olmadan ortada bırakıldı.
Göçmen çocukların birçoğu ekonomik olarak dışlanmış topluluklardan gelmektedir; bu topluluklardaki aileler göçün yarattığı stresi hafifletecek kaynaklardan yoksundur. Yoksulluk, hukuki güvencesizlik ve kurumsal ihmal; insan kaçakçılığı dâhil olmak üzere sömürüye maruz kalma riskini artırmaktadır.
Uluslararası düzeyde Yeni Zelanda ve Kanada aile birleşimine ve toplum temelli desteğe öncelik vermekte; denetimli barınma, eğitim ve sosyal uyum hizmetleri sağlamaktadır. Yerel topluluklar da hukuki yardım, yol göstericilik ve travma konusunda bilinçli eğitim sunarak, federal sistemler başarısız olduğunda bile istikrar ve fırsat sağlayabiliyor.
Koruyucu aile sistemi ise çoğu zaman istikrar sağlamada başarısız olmaktadır. Gençler ortalama üç ila dört farklı yere yerleştirilmekte, bu da bağlanma ve duygusal gelişimi zayıflatmaktadır. Koruyucu aile sistemindeki insan kaçakçılığı vakaları sistemsel başarısızlığı göstermektedir: insan kaçakçılığı deneyimi yaşamış gençlerin yaklaşık yüzde 40’ı bunun 18 yaşından önce gerçekleştiğini bildirmiş ve olayların neredeyse yüzde 80’i koruyucu aile sistemindeyken yaşanmıştır.
Özellikle Siyah, Yerli Amerikalı ve Latin kökenli gençler, engelli çocuklar ve düşük gelirli gençler gibi savunmasız çocuklar orantısız bir şekilde etkilenmektedir. 18 veya 21 yaşında okuldan ayrılanların çoğu evsizlik, işsizlik ve sınırlı kaynaklarla karşı karşıya kalmaktadır.
Uluslararası alanda İsveç ve Danimarka, istikrarlı yerleştirmeler, eğitimli bakıcılar ve kapsamlı hizmetlerle güçlü koruyucu aile sistemleri sürdürerek riski azaltmakta ve istikrarı teşvik etmektedir. Topluluklar da yol göstericilik, sivil toplum kuruluşları ve yapılandırılmış rehberlik yoluyla resmî sistemleri destekleyebiliyor; korumaları güçlendirip gençlerin yaşam sonuçlarını iyileştirebiliyor.
Cezadan Adalete: Örüntüler ve Çözümler
Çocuk yargı sistemi, çocuk işçiliği, göçmenlik uygulamaları ve koruyucu aile sisteminde, çocukların savunmasızlıkları destek yerine daha çok cezayla karşılanmaktadır. Kemer sıkma politikaları, yetersiz finanse edilen okullar, ırksal eşitsizlikler, özelleştirme ve siyasi ihmal birleşerek bu cezalandırıcı yaklaşımları normalleştirmektedir. Uluslararası modeller, erken müdahale, aile desteği ve rehabilitasyonun zararı önlediğini ortaya koyarak kriminalize etmenin bir tercih olduğunu ortaya koymaktadır.
Toplum ilgisi-mahalle kültüründeki “apartman önü oturma alanı” anlayışı-kritik önemdedir. Gönüllü programlar, yol göstericilik, yurttaş katılımı ve güvenli çalışma fırsatları; resmî sistemlerin başarısız olduğu yerlerde gözetim, rehberlik ve dayanıklılık sağlıyor. Örneğin yapılandırılmış istihdam, çıraklık programları ve topluma yeniden uyum desteğinin de dâhil olduğu güvenilir rehberlik ve yol göstericilik programları, adalet sistemiyle temas etmiş gençleri yetişkin yol göstericilerle ve kariyer yollarıyla buluşturuyor. Bu programların katılımı artırdığı, tekrar suç işleme oranlarını azalttığı ve gençlerin topluluklarına yeniden entegre olurken beceri ve özgüven kazanmalarına yardımcı olduğunu ortaya konmuştur.
New York’un Yaz Gençlik İstihdam Programı (New York’s Summer Youth Employment Program) gibi devlet destekli gençlik istihdam programları, düşük gelirli ailelerden gelen binlerce genci ücretli ve denetimli işlere yerleştirmektedir. Katılımcılar tehlikeli koşullara maruz kalmadan iş becerileri ve gelir elde etmekte, böylece özgüven, işe hazırlık ve gelecekteki fırsatlarla bağlantılar geliştirmektedir.
Çocuklar için adalet; destek, fırsat ve rehabilitasyon anlamına gelmelidir. Onarıcı görüşmeler, aile terapisi ve yol göstericilik programları gibi kanıta dayalı müdahaleler tekrar suç işleme oranlarını azaltmakta ve sonuçları iyileştirmektedir. Kaliforniya’nın Alameda County bölgesinde, onarıcı görüşme programlarına katılan gençlerin 18 ay içinde suçlu bulunma olasılığı %19,6 daha düşük çıktı; bu da %47’lik bir oransal azalmaya denk geliyor. Oakland, Kaliforniya’daki okullarda onarıcı uygulamaların kullanılmasıyla Afrika kökenli Amerikalı öğrencilerin uzaklaştırma oranlarında yaklaşık yüzde 40’lık bir düşüş gözlemlenirken, New York City okullarında da öğrenci-öğretmen ilişkilerinin güçlenmesiyle birlikte uzaklaştırma oranlarında yüzde 43’lük bir düşüş kaydedildi.
Toplum temelli koruyucu aile programları, yol göstericilik ve yapılandırılmış çalışma fırsatları; süreklilik, rehberlik ve istikrar sağlamaktadır. Yerel komisyonlar gibi sivil yapılar, politikaları izleyebilir, destek sunabilir ve sistemik denetim sağlayarak korumaları güçlendirebilir ve sistemik ihmali azaltabilir. Uluslararası örnekler, sosyal destekle birleşen erken ve koordineli müdahalenin çocukları cezalandırmak yerine onları geliştirdiğini göstermektedir.
Her Toplum İçin Ahlaki Bir Sınav
“Toplumunuz çocukları önemsiyor mu?” sorusu ne retoriktir ne de soyut. Amerika Birleşik Devletleri genelinde çocuklar iç içe geçmiş krizlerle karşı karşıyadır: endişe verici derecede küçük yaşlarda suçlu muamelesi görmekte, emek yoluyla sömürülmekte, koruyucu aile sisteminde savunmasız bırakılmakta ve göçmenlik uygulamalarında travmaya maruz kalmaktadırlar. Yoksulluk, sistemsel ihmal ve yetersiz kaynaklara sahip kurumlar bu sonuçlara neden olmaktadır; ancak toplumlar güçsüz değildir.
Yol göstericilik, güvenli istihdam, travma konusunda bilinçli hizmetler ve sivil denetim yoluyla aktif katılım, çocukların değer gördüğünü, korunduğunu ve desteklendiğini gösterir. Gençleri yol göstericilerle buluşturan, yapılandırılmış iş fırsatları sunan ve okullarda onarıcı uygulamaları hayata geçiren programlar; rehberlik ve desteğin ceza ve ihmalin yerini alabileceğini göstermektedir. Bu stratejilere yatırım yapan toplumlar, travma döngülerini önlemeye yardımcı oluyor ve eğitim, istihdam ve yurttaşlık katılımına giden yollar oluşturuyor
Çocuklarına önem veren topluluklar, yalnızca çocuklarının anlık güvenlikleri için değil, uzun vadeli refahları için de sorumluluk alıyorlar. Topluluklar, gönüllü girişimler, politik müdafaa ve kapsayıcı denetim yoluyla kolektif olarak hareket ederek her çocuğun gelişme şansına sahip olmasını sağlayabilirler. Çocukların önemli olup olmadığı sorusu, her mahalle, şehir ve eyalet için ahlaki bir sınavdır; cevap, toplulukların harekete geçmeye, çocuklarını korumaya ve yetiştirmeye istekli olup olmamasına bağlıdır.
*Colin Greer, New World Foundation’ın başkanıdır. Son dönemde yayınlanan Defeat/No Surrender dâhil olmak üzere üç şiir kitabının yazarıdır.
Tercüme: Ali Karakuş
