Altın Çağ
İkinci Dünya Savaşı sonrasındaki Keynesçi ‘Altın Çağ’, savaş sonrası yeniden inşa faaliyetinde, özellikle de Güney Asya’daki sömürgecilik sonrası kalkınma sürecinde önemli ilerlemelere sahne oldu.
1964 yılında gelişmekte olan ülkeler G77 grubunu kurdu ve Birleşmiş Milletler sistemi içinde Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı’nı (UNCTAD) oluşturdu.
1974 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, Başkan Nixon’ın 1971’de 1944 tarihli Bretton Woods uluslararası para sistemine son vermesinin ardından Yeni Uluslararası Ekonomik Düzen (NIEO) çağrısında bulundu.
1979’da ABD Merkez Bankası (Fed), Batı’daki durgunluk ve enflasyona karşı faiz oranlarını sert biçimde yükseltti. Bu karar Latin Amerika ve Afrika’da mali ve devlet borcu krizlerini tetikledi; birçok ülke krizi yönetebilmek için IMF’nin acil fonlarına başvurmak zorunda kaldı.
Bu arada, Keynesyen ve kalkınma iktisadına karşı Thatcher-Reagan çizgisindeki karşı-devrim, ekonomik daralmayı derinleştiren ‘neoliberal’ Washington Uzlaşısı politika reformlarına yol açtı.
New York’taki Plaza Oteli’nde ABD, dünyanın en büyük yedi müttefik ekonomisini bir araya getiren G7 grubunu, aşırı değerlenmiş dolar sorununu çözmek amacıyla Japon yeni ile Alman markının hızla değer kazanmasını kabul etmeye ikna etti.
G7’nin teşvik ettiği finansal liberalleşme ve özellikle IMF’nin 1990’larda ulusal sermaye hesaplarının açılmasını desteklemesi, finansal krizlerin hem sıklığını hem de etkisini artırdı.
1997-99 Doğu Asya, Rusya ve diğer finansal krizlerin ardından meşruiyeti sorgulanan G7 maliye bakanları, 1999 yılında dünyanın en büyük 20 ekonomisinin maliye bakanlarını kapsayan daha kapsayıcı G20 oluşumunu kurma konusunda uzlaştılar.
2008 küresel (aslında Batı merkezli) finans krizinin başlamasının hemen ardından, ilk G20 liderler zirvesi Kasım 2008’de Beyaz Saray’da toplandı.
BRICS’in Doğuşu
‘BRIC’ kavramı, 2001 yılının sonlarında Goldman Sachs Küresel Ekonomik Araştırmalar Başkanı Jim O’Neill tarafından Brezilya, Rusya, Hindistan ve Çin’i tanımlamak için ortaya atıldı.
Afrika’yı da kapsamak amacıyla Güney Afrika davet edildi ve böylece daha bağımsız büyük ‘yükselen ekonomilerden’ oluşan BRICS kuruldu.
Aynı zamanda G20 içinde bir koordinasyon grubu olarak faaliyet gösteren BRICS, uluslararası para ve finans sistemini iyileştirmeye çalıştı. Daha sonra iki kademeli üyelik yapısıyla genişleyerek BRICS+ halini aldı.
Ne BRICS ne de BRICS+, Küresel Güney’in son derece çeşitli çıkarlarını temsil etmek amacıyla kurulmuş değildi. Doğal olarak, mali açıdan daha büyük öneme sahip gelişmekte olan üye ekonomilerin çıkarlarına hizmet etmektedir.
BRICS ve Küresel Güney
BRICS, esas olarak Batı’daki zengin ve güçlü Kuzey ülkelerinin daha az belirleyici olduğu bir dünya vaat ediyor.
Dünya, İkinci Dünya Savaşı’nın sonundan ve özellikle ilk Soğuk Savaş’ın ardından büyük ölçüde ABD’nin hâkimiyeti altında kaldı. Zaman zaman itirazlar yükselse de, ABD’nin Avrupa’daki NATO müttefikleri ikinci planda kalmayı büyük ölçüde kabul etmiş görünüyor.
Pek çok gelişmekte olan ülke, mevcut uluslararası düzenlemelerin kendi çıkarlarına hizmet etmediğini uzun zamandır düşünüyor. BRICS, bu ülkelere uluslararası ekonomik işbirliğinde daha fazla ‘söz hakkı’ ve alternatif zeminler öneriyor gibi görünüyor.
BRICS, kuşkusuz Küresel Güney’in sesini güçlendirmiş ve özellikle kalkınmanın finansmanı konusunda gelişmekte olan ülkelerin çıkarlarını destekleyen yeni düzenlemeler geliştirmiştir.
BRICS ayrıca belirli uluslararası meselelerde Küresel Güney adına girişimlerde bulunmuştur. Beş BRICS ülkesinin tamamı, belirli konularda gelişmekte olan ülkelerden oluşan gruplara da değişen başarı düzeyleriyle öncülük etmiştir.
Şaşırtıcı olmayan bir şekilde, pek çok gelişmekte olan ülke BRICS’in bu tür konulardaki rolünü takdir etmekte hatta bazıları açıkça bu blokla aynı safta yer almayı ve onunla bağ kurmayı tercih etmektedir.
Ancak BRICS’in BRICS+ olarak genişlemesi, uluslararası güç asimetrileri ve dengesizliklerinden kaynaklanan birçok sorunu çözmeye yetmeyecektir.
Potansiyel ve Sorunlar
Küresel Güney’in çeşitliliği, herhangi bir grubun onu temsil ettiği iddiasını zorlaştırmaktadır.
BRICS+, siyasal ve ekonomik sistemleri, öncelikleri, hedefleri ve kalkınma anlayışları birbirinden oldukça farklı ülkeleri bir araya getirmektedir.
Bu çeşitlilik BRICS’in geniş bir çekiciliğe sahip olmasını sağlasa da, onu gelişmekte olan bütün ülkelerin çıkarlarını sürekli savunan etkili bir platform haline getirmeyi güçleştirmektedir.
Bu sorun, daha zayıf gelişmekte olan ülkelerin ihtiyaçları ile BRICS+ içindeki büyük güçlerin hedefleri karşılaştırıldığında daha belirgin hale gelmektedir.
Birçok kırılgan ülke; gıda güvenliği, yapısal dönüşüm, sanayisizleşme, çevresel sürdürülebilirlik, küresel ısınma ve finansallaşma gibi sorunlarla uğraşmaktadır.
Buna karşılık BRICS üyeleri kendi stratejik çıkarlarını gerçekleştirmeye, finansman ve yatırım çekmeye, ihracatlarını artırmaya ve uluslararası nüfuzlarını genişletmeye çalışmaktadır.
Bu hedefler doğaları gereği birbirine aykırı değildir ancak çoğu zaman tam anlamıyla örtüşmemektedir. Bu durum ortak çıkarların izlenmesini, kolektif müdafayı ve kalıcı işbirliğini zorlaştırmaktadır.
BRICS+ üyeliğinin davet esasına dayanması da grubun Küresel Güney’e karşı hesap verebilirliğini sınırlamaktadır. BRICS+’ın, özellikle en yoksul ve en az etkili ülkeler dâhil olmak üzere bütün gelişmekte olan ülkelerin kaygılarını sürekli savunmasını beklemek gerçekçi değildir.
Küresel Güney, BRICS+’ın ekonomik ağırlığından ve uluslararası etkisinden elbette yararlanmaya çalışmalıdır. Ancak ortak çıkarlarını en iyi şekilde, barış, kalkınma ve adalet amacıyla yeniden yapılandırılmış bir Bağlantısızlar Hareketi (NAM) aracılığıyla, kendi sesi ve örgütlü gücüyle savunabilir.
J*omo Kwame Sundaram, halen Malezya’daki Khazanah Araştırma Enstitüsü’nde araştırma danışmanı, Columbia Üniversitesi Politika Diyaloğu Girişimi’nde misafir araştırmacı ve Malezya Uluslararası İslam Üniversitesi’nde (IIUM) yardımcı profesördür.
*Nurina Malek, Malezya’daki Khazanah Araştırma Enstitüsü’ndeki çalışmalarıyla tanınan bir politika araştırmacısı ve ekonomisttir.
Source: https://www.globalissues.org/news/2026/06/26/43409
Tercüme: Ali Karakuş
