Brezilya’da Nadir Toprak Elementleri Hücumu

“Ucuzluk” kısmen bir muhasebe kurgusudur. Makineler ucuzdur; çünkü şirketler zarar görmüş bir yeraltı su sisteminin, kirlenmiş bir akarsuyun, erozyona uğramış bir yamacın, yerinden edilmiş bir tarım topluluğunun ya da on yıllar süren halk sağlığı izleme çalışmalarının tam maliyetini üstlenmemektedirler. Şirketlere göre bunlar dışsallıklardır: kurumsal bilançodan çıkarılarak ailelere, belediyelere ve gelecek kuşaklara aktarılan giderlerdir. Su, tüm bir toplumsal ekolojinin temelini oluşturduğunda dahi duyarsızca endüstriyel bir girdi olarak ele alınmaktadır.
Eylül 4, 2026
image_print

Madencilik, Egemenlik ve Yeni Kaynak Yarışı

 

Brezilya’nın Goias eyaletinin kuzeyindeki Minaçu’da, arazi geçmişte yaşanan maden hücumunun izlerini taşıyor. Kasaba on yıllar boyunca, refahı ölümcül hastalıklar ve köklü bir çevresel tahribat geçmişiyle ayrılmaz bir biçimde bağlantılı olan Cana Brava asbest madenine bağımlıydı. Şimdi ise Minaçu, vaat edilen bir başka geleceğin parçası haline getirildi. Serra Verde (Brezilya merkezli bir nadir toprak elementleri madencilik şirketi), Pela Ema madeninde; elektrik motorları, rüzgâr türbinleri, ileri teknoloji elektronik cihazlar ve silah sistemleri için gerekli olan nadir toprak elementlerini çıkarıyor. İstihraç edilen mineral değişmiş durumda ancak asıl tehlike eski bağımlılık yapısının olduğu gibi kalmasıdır.

Çin’in ardından gelen Brezilya, dünyadaki bilinen nadir toprak rezervlerinin yaklaşık %23’üne sahiplik etmektedir. Buna rağmen üretimin ancak yaklaşık %1’ini gerçekleştirmekte ve nadir toprak elementlerini ayırabilecek, bunları metallere ve alaşımlara dönüştürebilecek ve kalıcı mıknatıslar üretebilecek bütünleşik bir sanayi zincirinden yoksundur. Başkaları teknoloji, finansman, işleme ve pazarları kontrol etmeye çalışırken Brezilya sadece jeolojik zenginliğe ev sahipliği yapmaktadır.

Bu çelişki, Brezilya’nın kritik mineraller ile ilgili tartışmasının merkezinde yer alıyor. Önerilen her maden projesi, ciddi bir çevresel ve sosyal incelemeye tabi tutulmak durumunda olsa da mesele minerallerin hiç çıkarılmaması değildir. Konu ile ilgili en önemli soru, Brezilya’nın bu kaynakları egemen bir teknolojik ve sınai kapasite inşa etmek için mi kullanacağı, yoksa yeniden, asgari düzeyde işlenmiş hammaddeler ihraç eden bir ülkeye mi dönüşeceği konusudur.

Baskı hızla artıyor. Amerika Birleşik Devletleri destekli USA Rare Earth şirketi, Serra Verde’yi yaklaşık 2,8 milyar dolar karşılığında satın almak üzere kesin bir anlaşmaya vardı. ABD hükümeti bu işlem için 750 milyon dolar sağladı ve gelecekteki üretimin yüz milyonlarca dolarlık kısmını satın almayı taahhüt etti. Serra Verde’nin Pela Ema madeni, iyonik killerinin yüksek performanslı mıknatıslar ve askeri ekipmanlar için hayati önem taşıyan ağır nadir toprak elementleri disprozyum ve terbiyumu içermesi nedeniyle bilhassa caziptir. Washington bunu sıradan bir ticari yatırım olarak görmüyor; aksine Serra Verde’yi, Çin dışında bir tedarik zinciri oluşturmaya yönelik devlet güdümlü bir stratejinin parçası olarak değerlendiriyor.

Bu arada Avustralyalı madencilik şirketleri, Minas Gerais ve Bahia’da kapsamlı maden hakları elde etti. Viridis Mining and Minerals, Poços de Caldas çevresindeki Colossus projesini kontrol ederken, Meteoric Resources aynı jeolojik bölgede devasa Caldeira projesini elinde bulundurmaktadır. Adına rağmen Avustralya merkezli bir şirket olan Brazilian Rare Earths, Bahia’da Borborema projesini geliştiriyor. Ülke stratejik minerallere ilişkin daha sıkı kurallar getirmeden önce yabancı şirketlerin maden sahası haklarını elde etmek için acele ettikleri artık iyi bir şekilde belgelenmiş bir durumdur.

Ama bu hücumun yöneldiği coğrafya boş değil. Observatorio da Mineração tarafından yürütülen bir araştırma, beş eyalette 96 tarımsal reform yerleşimiyle çakışan 187 nadir toprak madenciliği süreci tespit etti. Serra Verde tek başına Goias’ta sekiz yerleşimi etkileyen 37 aktif süreci elinde tutuyordu. Nova Roma’da, Kanada’da merkezli Aclara Resources’ın Carina projesi başlangıçta Família Magalhães quilombola (kölelik rejimi sırasında Brezilya’daki plantasyonlardan kaçan ya da terk edilmiş topraklarda kendi bağımsız köylerini kuran Afro-Brezilyalıların torunlarına verilen isim) topluluğunun topraklarıyla çakışıyordu. Yakınlarda, yaklaşık 5.000 kişiye ev sahipliği yapan ve Brezilya’nın en büyük quilombola bölgesi olarak tanınan Kalunga bölgesi bulunuyor. Madencilik izinleri Kalunga topraklarıyla da çakışmış durumda.

Pela Ema çevresindeki kırsal bölgelerde bulunan aileler derelerin renginde ve hacminde değişiklikler, balık popülasyonlarında azalma ve sığırlarda üreme sorunları bildirdi. Eyalet ve federal çevre kurumları tarafından yapılan denetimler, Corrego Areia’daki (Pela Ema yakınlarından geçen bir dere) kirliliği ve içme suyu standartlarının üzerinde manganez de dahil olmak üzere bazı maddelerin yoğunluklarını doğruladı. Dere, Minaçu’ya su sağlayan ve balıkçılığı, tarımı ve turizmi sürdüren Cana Brava sistemine akıyor.

Ortaya çıkan bu maliyetler, Brezilya’nın faaliyetten kazandıklarıyla kıyaslanmalıdır. Serra Verde, değerli elementlerin bir arada bulunduğu karışık nadir toprak karbonatı üretmektedir. Tekil oksitlerin ayrıştırılması, metaller ve alaşımların üretilmesi ve mıknatısların imal edilmesi gibi teknolojik olarak zorlu aşamalar yurt dışında gerçekleştirilmektedir. Brezilya’nın elinde; bir maden, ekskavatörler, işleme ekipmanları, bir miktar istihdam, vergiler ile çevresel yükümlülükler kalıyor. Daha yüksek katma değerli endüstriler, patentler, nitelikli teknik iş gücü ve stratejik kontrol ise Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa’ya kaymaktadır.

Bu, sadece kurulamamış-eksik bir fabrika meselesi değildir. Ayrıştırma işlemi, nadir toprak elementleri endüstrisinin en stratejik aşamasıdır. On yedi nadir toprak elementi benzer kimyasal özelliklere sahip olduğundan, bunların birbirinden ayrıştırılması; karmaşık hidrometalurjik sistemler, tekrarlanan çözücü istihraç aşamaları, uzmanlık bilgisi ve su ile kimyasal kalıntıların titizlikle yönetilmesini gerektirmektedir. Mıknatıs üretimi ise sürece daha başka metalurjik ve mühendislik aşamaları eklemektedir. Karışık karbonat ihraç edip mıknatıs ithal eden bir ülke, nadir toprak tedarik zincirini güvence altına almamış demektir. Yalnızca zincirin çevresel açıdan en yıkıcı ve teknolojik açıdan en az güçlü bölümünü güvence altına almıştır.

Yabancı şirketler, Brezilya’nın iyonik killerinin nispeten ucuz makinelerle işlenebileceğini vurguluyor. Yüzeye yakın yataklar, diğer madenlerin gerektirdiği yüksek sermaye yatırımı gerektiren yeraltı altyapısına ihtiyaç duyulmaksızın kazılabiliyor. Cevher çıkarılıyor, taşınıyor, yıkanıyor, süzülüyor ve kısmen konsantre ediliyor. Bu tür projeler, şirketlerin bol miktarda arazi ve sudan faydalanırken, teknolojik olarak gelişmiş aşamaları başka yerlere taşıyabilmeleri nedeniyle caziptir.

“Ucuzluk” kısmen bir muhasebe kurgusudur. Makineler ucuzdur; çünkü şirketler zarar görmüş bir yeraltı su sisteminin, kirlenmiş bir akarsuyun, erozyona uğramış bir yamacın, yerinden edilmiş bir tarım topluluğunun ya da on yıllar süren halk sağlığı izleme çalışmalarının tam maliyetini üstlenmemektedirler. Şirketlere göre bunlar dışsallıklardır: kurumsal bilançodan çıkarılarak ailelere, belediyelere ve gelecek kuşaklara aktarılan giderlerdir. Su, tüm bir toplumsal ekolojinin temelini oluşturduğunda dahi duyarsızca endüstriyel bir girdi olarak ele alınmaktadır.

Çin bunu nasıl yaptı

Bu model, teknolojik açıdan bile kaçınılmaz değildir. Çin’in nadir toprak elementleri sektöründeki yükselişi, yoğun amonyum tuzuyla süzüp ayrıştırma da dahil olmak üzere son derece zararlı madencilik uygulamalarıyla başlamıştır. Ancak Çinli araştırmacılar ve kamu kurumları o zamandan beri bu zararları azaltmaya yatırım yaptı. Çinli bilim insanlarından oluşan bir ekip, ayrışmış kil boyunca nadir toprak iyonlarını hareket ettirmek için kontrollü elektrik alanları kullanan elektrokinetik madenciliği geliştirdi. İlk denemelerde, geleneksel tekniklere kıyasla 2,6 kat daha fazla geri kazanım, süzülüp ayrıştırılacak maddelerde %80 azalma ve metalik safsızlıklarda %70 daha az miktar bildirildi.

Bu teknik, artık laboratuvarın ötesine geçti. Çin’de 5.000 ton cevher üzerinde gerçekleştirilen endüstriyel ölçekli bir deneme, amonyak emisyonlarını %95 azaltırken %95 oranında nadir toprak geri kazanımı sağladı. Geliştiricileri ayrıca yöntemin geleneksel istihraç yöntemiyle karşılaştırıldığında ekonomik açıdan uygulanabilir olduğunu tespit etti.

Elektrokinetik istihracın da çevresel etkileri var ve ayrıca bu yöntem bir sonraki aşamada uygulanan ayırma ve mıknatıs endüstrilerinin de yerini alamaz. Ancak bu durum önemli bir noktayı ortaya koyuyor: yabancı maden sahipleri ileri düzey araştırma, rafinasyon ve üretim süreçlerini kendilerine saklarken, Brezilya’nın yüksek su tüketimine ve kimyasal israfına yol açan eski istihraç yöntemlerini kabul etmesi için hiçbir teknik gerekçe bulunmuyor. Bir maden için seçilen teknoloji yöntemi; maliyetleri kimin üstleneceğine ve bilgiyi kimin edineceğine dair siyasi bir karardır.

Lula’nın planı

Başkan Luiz Inácio Lula da Silva, Kongre’ye kritik ve stratejik minerallere yönelik ulusal bir politika oluşturulmasını öngören yasal düzenleme sürecini hızlandırması çağrısında bulundu. Önerilen çerçeve; ulusal bir konsey oluşturacak, devletin yabancı yatırımları inceleme yetkisini genişletecek ve madenlerin ülke içinde işlenmesini teşvik edecektir. Bunlar gerekli başlangıçlardır, ancak yalnızca teşvik yeterli olmayacaktır.

Başkan Lula; Brezilya’nın madenlere ilişkin veriler ve stratejik maden yatakları üzerinde kamu denetimine, yabancı şirketlerce devralmalara karşı kısıtlamalara, yurt içinde ayrıştırma ve rafine etme zorunluluğuna, teknoloji transferi şartlarına, BNDES (Banco Nacional de Desenvolvimento Econômico e Social), üniversiteler, Petrobras, Jeoloji Araştırma Kurumu ve uzmanlaşmış araştırma enstitüleri aracılığıyla yapılacak kamu yatırımlarına ve oksit, alaşım, mıknatıs, batarya ile diğer nihai ürünlerin Brezilya’da üretilmesine yönelik bağlayıcı hedeflere ihtiyaç duyduğunu ifade etti. Çevresel ruhsatlandırma, yalnızca her bir maden sahasının kapladığı alanı değil, aynı zamanda su havzaları üzerindeki kümülatif etkileri de kapsamalıdır. Quilombolalar, Yerliler ve tarım reformu toplulukları; işlemlerin öncesinden, özgürce ve bilgilendirilmiş bir şekilde kendilerine danışılma konusunda, icra edilebilir bir hakka sahip olmalıdır. Brezilya; Çin gibi ülkelerden enstitüler ve şirketlerle iş birliği yaparak kendi kamu araştırma, teknolojik öğrenme ve sanayi kapasitesini geliştirebilir.

Kritik minerallere kritik denmesinin nedeni, çağdaş endüstriyel gücün merkezinde yer almalarıdır. Brezilya; yabancı şirketlerin maden yataklarına sahip olmasına, verimsiz/çağ dışı istihraç teknolojilerini kullanmalarına, karışık konsantrelerin ihraç edilmeye devam etmesine ve patentlerle üretim faaliyetlerini yurt dışında tutulmasına izin verirse, sömürge döneminden bu yana temelde hiçbir şey değişmemiş olacaktır. Egemenlik, Brezilya toprağının altında bulunan zenginliğin bilgiye, sanayiye ve üzerinde yaşayan insanlar için onurlu bir yaşama dönüştürülmesiyle başlar.

 

*Vijay Prashad, Hintli bir tarihçi, editör ve gazetecidir. Globetrotter’da yazı işleri üyesi ve baş muhabirdir; LeftWord Books’un baş editörüdür ve Tricontinental: Institute for Social Research’ün direktörüdür.

 

Kaynak: https://www.savageminds.co/p/brazils-rare-earth-rush

 

Tercüme: Ali Karakuş

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.

SOSYAL MEDYA