Batı Şeria’da Siyonist Zorbalık: “Umut, ‘bir direniş eylemidir’”

Bir ‘Batı Şeria Alarmı.’ Batı Şeria’daki etnik temizlik artan bir hızla devam ediyor ve dünya tıpkı Gazze’de süregelen soykırım karşısında sessiz kaldığı gibi sessiz kalmayı sürdürüyor. İsrail’in Batı Şeria’daki tüm Filistin topraklarını çalma projesi devam ediyor.
Şubat 9, 2026
image_print

Batı Şeria’daki etnik temizlik artan bir hızla devam ediyor ve dünya tıpkı Gazze’de süregelen soykırım karşısında sessiz kaldığı gibi sessiz kalmayı sürdürüyor. İsrail’in Batı Şeria’daki tüm Filistin topraklarını çalma projesi devam ediyor. Yerleşimcilerin Filistinlilere yönelik saldırıları günlük birer olay olmaya devam ediyor. Filistinliler tutuklanıyor ve İsrail’in yaygın işkence tesisleri ağı içinde kayboluyorlar.

Batı Şeria’nın her yerinde hikâye aynı. İsrail, Filistinlileri kaçmaya ya da yerleşimlerle çevrili ve kontrol noktalarıyla denetlenen etrafı sarılmış kentsel kuşatma bölgelerine taşınmaya zorlamak için köylerin etrafındaki ilmeği giderek sıkıyor. Apartheid devleti, her Filistinlinin hareketinin her santimini kontrol ediyor.

Kisan köyünden arkadaşım ve irtibatım Adnan el-Abayat, oradaki durumu belgelemeye devam ediyor. Gerçekten de, Beytüllahim’in 15 kilometre güneydoğusunda bulunan Kisan’a yönelik süregelen saldırı yıllardır devam ediyor ve yerleşim yerleri ile yasadışı karakollar yavaş yavaş bu topluluğu kuşatıyor. Geçen haftanın Salı günü Adnan, köyü çevreleyen tarım arazilerinin son kısmının da el konularak alaycı biçimde “kapalı askeri bölge” ilan edildiğini bildirdi. Filistin topraklarının çoğu tam da bu şekilde gasp edilmiştir.

Adnan mesajla aşağıdaki bilgileri gönderdi:

İsrail ordusu, bunun kapalı bir askeri bölge olduğunu iddia ederek Kisan köyü sakinlerinin köyün Vadi el-Avac olarak bilinen kuzey kısmına erişimini engelliyor. Son iki gün içinde ordu birkaç sakini tutuklamaya çalıştı ve bugün bölgeye girilmemesi yönündeki uyarılarını yineledi; buna karşılık yerleşimci çobanların sürülerini orada otlatmasına izin verdi. Bu durum köyü, çevresindeki topraklardan fiilen izole etti.

Kisan sakinlerinin hayvanlarını otlatmaya yönelik her girişimi şiddetle karşılanıyor. Hafta sonu Adnan, yerleşimcilerin, köyün batı ucunda hayvanlarını otlatmaya çalışan köylü çobanlara saldırdığını bildirdi. Irkçı küstahlığın kaba gösterileri olarak, Yahudi yerleşimciler Kisan’ın topraklarında hayvanlarını otlatırken sürülerini köy evlerinin hemen yanına getiriyor; bunu da ek bir taciz ve yıldırma biçimi olarak yapıyorlar.

Otlatacak toprak kalmadığında Kisan halkı ne yapacak? Bu, Adnan’a sorduğum bir soruydu. İnsanlar zorla çıkarılacak mıydı? Bunu bilmek istiyordum.

“Sanmıyorum ki Kisan halkı şimdi ayrılacak,” diye yanıtladı Adnan. “Sonuçları ne olursa olsun köyde sebat edecekler. Onlar için Kisan’dan başka bir alternatif yok.”

Toplulukları sıkıştırılırken bile insanlar gitmeyi reddediyor.

Filistinliler topraklarından vazgeçmeyecek. Toprakları onlardan çalınabilir. Şiddet yoluyla topraklarından sürülebilirler. Gazze’de olduğu gibi bombalanıp katledilebilirler; ama yine de kalırlar.

Filistinliler umuda nasıl tutunuyor? diye başka bir arkadaşıma sordum. Aşağıda paylaştığım yanıtı, umuda bambaşka bir anlam yüklüyor: kararlılıktan doğan bir güç, boyun eğmeyi reddetme ve atalarının topraklarında kalma konusunda ısrar.

Filistinliler, kendilerine dayatılan sömürgeci gerçekliğin kabul edilemeyeceğine ve tahammül edilmeyeceğine; onunla yüzleşilmesi gerektiğine inanıyor. Umudun varlığı bu gerçekliğe uyum sağlamak anlamına gelmez; onu reddetmek anlamına gelir. Burada umut duygusal bir his değildir; bilinçli bir duruş ve bir direniş eylemidir.

Umut etmek, bu gerçekliğin normalleştirilmesini reddetmektir. Ve onunla yüzleşebilmek için umudun sürmesi gerekir; çünkü umut olmadan ne yaşam vardır ne de sebat. Umut içsel varlığımızı doğruluyor, kırılmamızı engelliyor ve devam edebilmemiz için güç veriyor.

Umut, bu gerçekliği reddetme eyleminden filizleniyor. Öte yandan umudun yokluğu, kabullenmeyi ima eder ki bu bir trajedidir. Tüm sebatımız umut üzerine kuruludur ve tüm sürekliliğimiz ona bağlıdır. Bu yüzden gerçeklik ne kadar sert olursa olsun umudun canlı kalması gerekir.

Aynı zamanda, insanların işgal, yoksulluk, kayıp, baskı ve kapalı ufuklar altında yaşadığı günlük zorluklar, anlaşılır biçimde duygusal hâllerini şekillendiriyor. Yüzeyde yorgun, yılgın hatta umutsuz görünen insanlar görmeniz mümkündür. Bu, umudun olmadığı anlamına gelmez; umudun baskı altında var olduğu anlamına gelir.

Mahmud Derviş’in yazdığı gibi, “Ona bir yol bulursak hayatı severiz.” Bu yaşam sevgisi acının inkârı değildir; ona karşı direniştir. İnsanlar yorgun görünebilir, ama yaşamaya, sevmeye, çocuklarını büyütmeye, topraklarını ekmeye ve kalmaya devam ederler. Ve bu, başlı başına umuttur.

Sonra saygıdeğer Filistinli şairin şu şiirini paylaştı:

“Ve Hayatı Severiz”

Ona bir yol bulursak hayatı severiz.

Şehitlerin arasında dans eder, menekşe ya da palmiye için bir minare yükseltiriz.

 Ona bir yol bulursak hayatı severiz.

İpekböceğinden bir iplik çalar, bir gökyüzü kurar ve bu gidişi çitle çeviririz.

 Yasemin için bahçe kapısını açarız, sokaklarda güzel bir gün olarak dışarı çıksın diye.

Ona bir yol bulursak hayatı severiz.

 Yerleştiğimiz yerde hızlı büyüyen bitkiler diker, ölüleri hasat ederiz.

Uzağın rengi gibi flüt çalar, toprak koridorun üzerine bir kişneme çizeriz.

İsimlerimizi taş üstüne tek tek yazıyoruz, Ey şimşek, geceyi biraz daha aydınlat.

 Ona bir yol bulursak hayatı severiz…

Mahmud Derviş

 

Kaynak: https://thefloutist.substack.com/p/hope-an-act-of-resistance

Tercüme: Ali Karakuş

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.