Batı Dışı Dünyanın özellikle Müslüman dünyanın müzmin arazları ile batı diye nitelendirdiğimiz Avrupa ve Amerika’nın ortaçağda başlayan saldırgan politikaları birbirini tamamlıyor.
İki milyarlık ümmetin dağınıklığının hem insani hem itikadi yozlaşması ve merkez & çevre arasındaki uyumsuzluk ve uçurum batı elitlerine toplu imha için düğmeye basma fırsatını sundu.
Batının geçmiş yy.larda Afrika, Güney ve Kuzey Amerika ile Uzak doğu ve Hindistan’da yaptığı katliamların o dönem Hristiyanlık dininin arkasına saklanarak meşrulaştığını hatırlayalım.
Binli yıllardaki haçlı saldırıları ve haçlı ruhu yeniden hortlatıldı. Ortaçağın yeni yollar keşfetme niyetiyle başlayan denizaşırı korsan faaliyetleri katliam gasp ve tecavüzlerle milyonların hayatına mal oldu. Batının altın hırsı gözlerini bürümüştü. Yayılmacılık; kiliseler aracılığıyla meşrulaştırıldı ve dayatıldı.
Zorla din değiştirtme uygulamaları, 21. yy.da kendilerince daha kullanışlı olarak 19. Yy.nin sonlarından itibaren ilmek ilmek dokudukları Siyonizm ile formüle edildi. Yahudiler ve Filistin halkı batının Ortadoğu’ya hakim olma emelleri için kobay olarak seçildi.
Kendi halklarına masumane sloganları ‘ilkelleri Hristiyanlık adına kurtarma’yken 19. ve 20.yyın meşrulaştırma aracı kendilerinden olmayan her yere ‘medeniyet götürme’ sloganıyla gerçekleştirildi. Yakın geçmişi kendi emellerine uygun olarak yeniden kurguladılar. Saldırdıkları ve akıl almaz katliamlar yaptıkları bu topraklarda büyük medeniyetler kurulmuş ve onlar ayak basmadan önce de oralarda yaşayagelen halklar vardı. Topraklarına varıncaya kadar gemilere yükleyip Avrupa’ya getirdiler.
Batının en belirgin özelliği hırsları uğruna vahşi bir hayvan gibi saldırması ve hiçbir kutsal tanımamasıydı. Hala da öyleler.
Zaman içinde o topraklara giden din adamları vahşete karşı ülkelerinin politikalarına meydan okudular ve pek çok ayaklanmaların merkezi kiliseler ve din adamları oldu. Çünkü ilk gelen sömürgeciler hapishane kaçkınları ve serserilerdi.
Neye göre, kime göre medenilikti?!
Yabancısı oldukları bu topraklarda sadece silahlarına güvenerek yerli halkların varlığına kasteden bu katil sürüsünün tek marifeti yerel hiyerarşiyi yok sayarak liderleri dahi işkenceyle öldürmek ve kanla şanlı tarihler düzmek ve bu yaptıklarıyla övünmekti.
Batı hiçbir soykırımını için özür dilememiştir ve hala da fırsatını bulunca aynı yöntemlere başvurmaktan imtina etmez. Onların medeniyeti ‘çapulcu medeniyeti’dir. Buna medeniyet denebilirse tabi. Bunun en çarpıcı kanıtı batılı ülkelerde çalıntı eserlerin sergilendiği müzelerdir .Mesela Londra’daki müzesi, yine sömürge ülkelerdeki katliamlarını normalleştirmek ve dehşet salmak için yaptıkları Paris’teki kafatası odaları..
Batıyı sendeletecek en etkili yöntem gelir kaynaklarını baltalamaktır. İşte o zaman hemen birbirlerini yemeğe başlarlar. Maddi çıkarları için bir araya gelince ötekine saldırırlar. Musluklar kesilince kendi halklarına da zerrece acımazlar. Bilim, sanat, tarih vs. onlar için bu düzeni sürdürmek için kullandıkları araçlardır. Dün din neyse bugün demokrasi aynı amaca hizmet ettiği oranda iyidir. Demokrasiden tiranlığa jet hızıyla geçerler. Dün ak dediklerine bugün kara derler ve yüzleri de kızarmaz.
Gazzede son iki yılda ne yüz kızartıcı suçlar işlediler. Ama hala bize insanlık dersi veriyorlar.
Ateşkes adı altında en az 1.5 milyon insan Gazze’de gayri insani koşularda rehin tutuluyor. Şu anda Gazze ile batı Şeria ve bunlarla Side Teman ve Ofer hapishanelerinde bulunan tutuklu Filistinliler arasında hiçbir fark yok. Hepsi bir yönüyle farklı fakat esasen aynı mahrumiyetleri yaşıyorlar.
Bunun en büyük sağlayıcısı ise BM denilen büyük suç organıdır.
Bu kurumun ‘tarafsiz’ olmadığının başlıca kanıtı İsrail gibi bir sahte oluşuma devlet statüsü vermiş olmasıdır. İngiltere’nin müdahalesiyle ve 2. Dünya savaşının yarattığı zorbalık atmosferiyle Filistin topraklarının asli sahipleri, dışardan getirilen sömürgeci ajanlarına teslim edildi. Bu çarpık oluşumun anası babası belli değildir. BM’nin görevini hakkıyla ifa etmemesi ‘yasadışı yerleşimler’e göz yumması 2023’te Gazze ve Batı Şeria halkını nihai soykırıma uğratmanın önünü açtı. Ve bütün bu yıllar boyunca yaşanan insani trajedi aşama aşama derinleştirilerek hukukun yok sayılmasına ve zorbalık düzeninin kendini güçlendirmesine vesile oldu.
Son iki yıllık soykırımın devamı ve hatta bu soykırımı uygulayan ve silahlarıyla bütçeleriyle paralı askerleri ve soykırımcı medya organlarıyla destekleyen batı, yarısı çocuklardan oluşan sivil halkı köşeye sıkıştırdı. Batılı ülkeler, soykırıma karşı duran insanları önce sosyal medya kısıtlamaları ve medya sansürüyle susturma yolunu denediler. Kamuoyunu bu şekilde haydut devlete ve destekçilerine karşı manipüle edemeyince Filistin halkına uyguladıkları insanlık dışı kısıtlama ve yok etme yöntemlerinin benzerlerini soykırım karşıtı Filistin yanlısı hareketlere de uygulamaya başladılar.
Antisemitizm batının dolayısıyla İslamofobisini gizlemek için icat edilmiş bir balondur. Aynı zamanda soykırımın da tamamlayıcı enstrümanıdır. Bir nevi hukuk yoluyla suçu inkar ve suçluyu kollama yöntemidir.
1948’den beri Filistin topraklarında devam eden yasadışı yerleşim faaliyetlerine hız veren habis oluşumun hızlanan mülksüzleştirme hamlelerine alan açmak için sessiz kalma, görmezden gelme ve yeni yerleşimci transferine ve mülk satışına göz yumdular.
Gazze ve batı Şeria halkı ise her gün yerinden edilmeye bombalanmaya evleri ve işyerleri yıkılmaya, yolları buldozerlerle bozulmaya devam ediyor. Soykırım sırasında binlerce insanın yardım adı altında bir çuval un alabilmek için keskin nişancılar eliyle öldürülmesine sessiz kaldılar.
Binlerce yaralı ve sakat Filistinlinin tedavi olmasını engellemek için hastaneleri yıktılar ve doktorları tutuklayıp işkenceyle öldürdüler. Çocukları baş ve göğüslerinden vurarak öldürdüler. Canlı canlı toplu mezarlara gömdüler evlerini bombalayıp toptan yok ettiler ve şimdi de bu korkunç katliamların izini silmek için ayakta kalan herşeyi yıkıntıların altındaki binlerce filistinlinin cesedi olduğu halde dümdüz ediyorlar.
Bütün bu vahşet canlı yayında işlendi. Sanki savaş ve ölüm bir bilgisayar oyunuymuşçasına şimdi de yaşananları silme peşindeler.
Evet bu olanlar insanlık hafızasına kazındı ve silmeye çalışmak hiçbir şekilde insanlık hafızasını 2023 öncesine döndüremeyecek. Yaşanan bilgisayar destekli soykırım yok sayılamayacak. Lakin 1.5 milyon insanın bu kış koşullarında hem açlık hem kuşatma hem tıbbi yardım almaktan men edilmesi ve batılı saldırganlığın BM çalışanları(Francesca Albaness ve Netanyahu’ya yakalama emri çıkaran savcılar) ile URWA çalışanlarına ve diğer yardım kuruluşlarına karşı uygulanan kısıtlama ve gözdağları da unutulmayacak.
Bunların hepsi BM gözetiminde ilerletiliyor.
Dünyanın geri kalanının BMnin 5 daimi üyesiyle aynı haklara sahip olduğu nasıl pratiğe uyarlanacak?
Bu süreçte o kadar çok kırmızı çizgi aşıldı ki konuşmak yazmak hatta yaşamak anlamsız bir eyleme dönüştü.
Batının yeni yılının (yeni yılı pagan serbest cinsellik, içki ve alışveriş çılgınlığına dönüştürme) başıında; Gazze’de acı çeken insanları, hastaları, ayakları çıplak ve çadırları ıslak Filistinlilerin özellikle de çocukların olumsuz etkilendiği yardım girişini engelleme rezilliğini, hapishanelerde esir tututlan Filistinlileri, onlara destek olduğu için özgürlüğü elinden alınan batılı aktivistleri, okullarından atılan öğrencileri işinden edilen yetişkinleri unutmadığımızın altını çizmek ve bize dayatılan çaresizliğe meydan okumak için yazmaya, arşivlemeye, tarihe not düşmeye çalışıyoruz.
Bu insanlığa karşı suçların önlenmesi için ters yüz edilen anlatıları hakikat zemininde dillendirmek ve suçluların hırsızların hamisi olmuş devletlerin ve onlara meşruiyet şemsiyesi haline gelen BM yerine geçecek; insan onurunu emeğini varlığını çocukları koruyan alternatif mekanizmaların kurulması için çalışmanın önemini vurgulamak gerekir.
İnsanlığa savaş açan bütün güç odaklarına karşı ne kadar büyük bir baskı unsuru olduğumuz önünü arkasını düşünmeden aldıkları yargılayıcı kararlardan anlıyoruz.
Binlerce ton bomba, küçücük bir coğrafyadaki kıt imkanlara sahip bir halkı söyleminin ve duruşunun doğruluğundan şüpheye düşürememişse onlara kol kanat germek ve avukatlığını üstlenmek hepimizin üzerine borç olmuştur. Onların gözündeki yaş bizimdir. Onların evlatlarını kaybetmesi bizim de kaybımızdır. Onların açlığı bizim tokluğumuzun işkenceye dönüşmesidir. Onlar sular altında titrerken bizim de içimiz titrer ve vicdanımız sızlar.
Ebu Ubeyde’nin çok güzel ifadesiyle ’sizler bizim ebedi düşmanlarımızsınız’
Çocuklarımızın ve geleceğimizin topraklarımızın ve huzurumuzun namusumuzun ve inancımızın, masumiyetimizin ve omurumuzun gaspçılarısınız ve size tolerans göstermek knesetin ipini boynumuza geçirmek demektir. Size müsamahakâr davranamayız. Sizi ancak insanlık ailesinin dışına sürdüğümüz zaman çocuklarımız tacizden ve sahipsizlikten korunmuş olacak ve geleceğe umutla bakabilecektir.
İnsanlık; tarihi boyunca pek çok badireler atlamış ve her defasında ayağa kalkmayı başaracak yöntemleri bulmayı başarmıştır. Acizlik de insani bir haldir ve insanlığın gizil güçlerini ortaya çıkarmasına yardımcı olur.
Utanç çocukları hedef almaktır. Utanç çalmaktır. Utanç sömürmektir. Utanç hırslarının esiri olmaktır. Utanç insanlığa karşı savaş açmaktır. Utanç hayvanlıktan kurtulamamaktır.
Batı ve Siyonist uşakları, utanmazlığın barbarlığıyla tarihe geçmiştir.
