Rusya Devlet Başkanı Putin, Rusya’daki doğum oranının 1,4’e düştüğü konusundaki endişesini bir kez daha dile getirdi. Bu durumu demografik bir kriz olarak görüyor. Mevcut doğum oranı, Rusya nüfusunun bugünkü büyüklüğünü korumaya bile yetmezken, artırmak için daha da yetersizdir.
Beyaz etnik grupların varlığının her beyaz ülkede sorgulandığını görüyoruz. Beyaz etnik gruplar, koyu tenli göçmen-istilacıların ya da ırklar arası evliliği savunan beyaz karşıtı ideologların yardımına ihtiyaç duymadan, kendi kendilerini imha ediyorlar.
Hayatım boyunca, Amerika Birleşik Devletleri’ndeki doğum oranı üzerinde sosyal ve ailevi istikrarsızlığın etkilerini gözlemledim. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra şirketler, çalışanlarını farklı yerlere taşımaya başladı. Oysa eskiden insanlar, genellikle büyüdükleri yerde yaşamaya devam ederdi. Genç bir çift, ebeveynler, büyükanne ve büyükbabalar, teyzeler, amcalar, kız kardeşler, erkek kardeşler ve kuzenlerle çevrili olur, ömür boyu aynı arkadaş çevresiyle yaşardı. Bu istikrarlı çevre, evliliğin sürmesini destekleyecek bakıcılar ve danışmanlar sağlıyordu. Yardım eden ve yardıma ihtiyaç duyan bireylerden oluşan bu ağ, başkalarına karşı görev ve sorumluluk duygusunu ayakta tutuyordu. Bitmek bilmeyen doğum günü kutlamaları, yıldönümleri, yeni doğumlar, bayramlar ve diğer kutlamalar, Sosyal Güvenlik’ten bile daha güçlü bir güvenlik ağı sağlıyordu.
Özgürleşmiş feministlerin son versiyonu ile aşırı liberteryenlerin savunduğu kaba bencillik biçimi, bireysel çıkarların hâkimiyet kurarak insanı yalnız bırakabileceği hiçbir alan tanımıyordu. Bugün Amerika’da çok sayıda yalnız insan var.
Savaş sonrası dönemde artan enflasyon ve büyüyen liberal refah devletini finanse etmek üzere yükselen vergiler, feminist propagandayla birleşerek nihayetinde kadınları evlerinden çıkmak zorunda bıraktı. Artık evdeki stres yükünü yalnızca bir kişi değil, iki kişi birlikte taşıyordu. Başlangıçta kadınlar, geçimi sağlamak için çalışıyordu. Ancak kadınlar kariyer konusunda daha hırslı hale geldikçe, kocalar, eşlerinin terfisini yatak odasında mı kazandığı sorusuyla karşı karşıya kaldılar. Kadınların patronlarıyla birlikte çıktıkları iş seyahatleri de aileyi yıpratan başka bir unsur haline geldi. Kadınların şirketlere karşı sorumlulukları arttıkça, anneliğin yerini çocuk bakım kurumları aldı. Toplumun temel dayanağı olan aileyi zayıflatan bu ve benzeri sosyolojik değişimler, erkeklerin kadın düşmanlığına karşı yöneltilen feminist söylemler uğruna görmezden gelindi.
İşleyen bir toplum için hayati öneme sahip inanç sistemi, onlarca yıldır saldırı altındadır.
Geçen on yıllar boyunca, her beyaz etnik ülkede eğitimin temel işlevi, beyaz etnik grupları ırkçılık, sömürgecilik ve antisemitizm nedeniyle şeytanlaştırmak haline gelmiştir. Renkli insanlara yönelik beyaz ayrıcalıkların ve Yahudilere karşı gerçekleştirilen — gerçekleşip gerçekleşmediği dahi sorgulanan — Holokost’un telafisi olarak, beyaz etnik grupların renkli insanlar ve Yahudiler lehine ırksal ayrıcalıkları kabul etmesi beklenmektedir. İsveç veya İngiltere gibi ülkelerde bir siyahiyi tecavüzle suçlamak nefret suçu sayılabilir. Amerika’da ise Netanyahu’nun Filistinlilere yönelik soykırımına itiraz etmek, antisemitik (metinde bilerek “anti-semantik” olarak yazılmış) bir tutum olarak değerlendirilip üniversiteden atılmanıza ve işinizden kovulmanıza neden olabilir.
Amerika Birleşik Devletleri’nde, medya, tıp, hukuk ve eğitim gibi alanlarda beyaz heteroseksüel erkekler artık çoğunluk olmaktan çıkmış; yerlerini kadınlar ve renkli insanlar almıştır. Artık Amerikan toplumunda erkeklere bir rol kalmamıştır — kadınlara, Yahudilere ve renkli insanlara kötü davranan kötü adamlar dışında. Batı dünyasının giderek silinmekte olan diğer bölgelerinde de durum aynıdır. Erkeklerine ihtiyaç duymayan bir ülkenin bir geleceği olamaz.
Bugün Amerika’da genç erkekler, toplum içindeki rollerine dair güven duymadan büyüyor. Küçükler Ligi beyzbol ve İzcilik gibi etkinlikleri kızlarla paylaşmak zorundalar, ancak bunun karşılığında bir denge yok. Kadınlar artık üniversite mezuniyeti oranlarında erkekleri geçmiş durumda ve böylece erkekleri geçimini sağlayan ve koruyucu rollerinden dışlamış oluyorlar. Benim de öğrenim gördüğüm Georgia Tech, Virginia Üniversitesi ve Oxford Üniversitesi gibi erkek okulları artık yok. Çimlerin arasında bile ayrımcılık aramaya başlamadan önce, karma eğitimin öğrenmeyi engellediği düşünülürdü. Dorothy Sayers, 1947’de kaleme aldığı The Lost Tools of Learning (Kayıp Öğrenme Araçları) adlı çalışmasında bu araçları açıklamıştı — ve bu araçlarla birlikte Batı uygarlığı da kayboldu.
Son dönem bilim kurgu fantezilerinde, hükümetin kontrolünü elinde tutan kadınlar, yabancı düşmanlarla çatışan robot ordularını yönetiyor. Bu hikâyelerde erkeklere yer yok.
2014 yılında Ukrayna’nın nüfusu 45 milyondu. Bugün ise bu sayı 19 milyona düştü. On yıl içinde, beyaz bir ülke fiilen ortadan kayboldu. Avrupa Birliği’nin ve Avrupa hükümetlerinin kadın liderleri, Rusya ile bir savaşa hazırlanıyor — bunun sonucu, beyaz etnik grupların daha da silinmesi olacak. Batı dünyasının üzerine çöken Azizler Kampı, bizzat kendi elleriyle davet edilmiş bir felakettir.
Kaynak: https://www.paulcraigroberts.org/2025/12/21/the-western-world-has-destroyed-its-men/
