Başkan Xi Washington’a Gitti

Xi’nin Beyaz Saray’ı ziyaret ettiği gün, Trump’ın CNN, Politico ve MS-Now’a getirdiği yasak nedeniyle hiçbir büyük ABD televizyon kanalının ziyareti haberleştirmemiş olması belki de manidar. Söz konusu yasak bir federal yargıç tarafından kaldırılmış, ancak bu karara kısa bir süre uyulmamıştı.
Eylül 30, 2026
image_print

Yeni Gerçeklik

Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in ABD’ye yaptığı altıncı ziyaret de geride kaldı. Tayvan’ın statüsü, insan hakları, SCS ve özellikle gümrük tarifeleri gibi uzun süredir gündemde olan meselelerde kayda değer herhangi bir ilerleme sağlanacağına dair beklentiler düşüktü.

Ziyarette ağırlık görkemli törenlere verildi; Trump da bunları fazlasıyla sundu. Xi muhtemelen bundan pek etkilenmedi. Washington’daki açıklamalarına bakılırsa Xi, Trump’ın da kabul ettiği, Çin’in yeni tanınan statüsünü övme fırsatını önemsiyordu: Artık “doğru biçimde geçinen” Çin ile ABD, “yapıcı stratejik istikrara” (设性战略稳定关系) ulaşmış durumda.

Bu ifade, ABD’nin Çin’in kendisiyle eşit statüsünü tanıdığı ve istikrarlı bir ilişki konusunda uzlaşmaya varıldığını kabul ettiği, ilişkilerdeki yapısal bir değişimi tarif ediyor. Görüş ayrılıkları daha iyi yönetilecek ve doğrudan çatışmadan kaçınılacak.

Xi’ye göre iki ülke, “çatışmama ve karşı karşıya gelmeme çizgisini koruma” konusunda hemfikir. Xi’nin anlatmak istediği anlaşılan şu: İlişkilerde gerçek ilerleme, bu farklılıkları yönetme biçiminin ne kadar iyi işleyeceğine bağlı. Bunun ne kadar iyi işleyeceği ise hiç de kesin değil.

Trump yönetimi açısından Çin’le istikrarlı ilişkileri kabul etmenin olağanüstü bir değişim olduğunu akılda tutmak gerekiyor. Trump’ın ilk başkanlık döneminde ve ikinci döneminin epey ilerleyen kısmına kadar tarife savaşları, Joe Biden’ın ticaret politikasını daha ileri taşıyan çatışmacı yaklaşımın temel unsurlarından biri olarak Çin gündemine damgasını vurdu.

Trump bir süre stratejik üçgen oyununu oynamaya çalıştı; Rusya’ya yönelik yumuşak politikasını, Çin’in agresif ticaret politikasını ve Ukrayna savaşında Rusya’ya verdiği desteği dizginlemek için kullanmayı denedi. Bunların hiçbiri işe yaramadı: Ruslar Çin’le bağlarını güçlendirdi, Çin de tarife savaşında geri adım atmadı.

Trump yönetimindeki Peter Navarro gibi Çin karşıtı şahinler güç kaybetti. ABD politikası artık “nüfuz alanları” anlayışına dayanıyor gibi görünüyor: ABD Batı Yarımküre’ye ve ülke içinde giderek derinleşen sorunlara odaklanırken Avrupa’yı Rusya’ya, Asya’yı ise Çin’e bırakmak.

Çin 15. beş yıllık planına başlarken Xi’nin de ekonomiye odaklanması gerekiyor. Ancak Trump’ın ülke içinde ve dışında sevilmemesinde ve yaşadığı ekonomik sıkıntılarda fırsatlar da görüyor.

Ve bu fırsatları değerlendiriyor; Çinlilerin deyişiyle, “başkasının sıkıntılarından yararlanıyor.” Çinliler, “Önce Amerika” politikasını küresel rekabetten geri çekilmek ve böylece meydanı kendilerine bırakmak olarak görüyor.

Bu fırsatçılık çeşitli biçimler aldı: ABD ile ticareti azaltırken ticareti Latin Amerika, Güneydoğu Asya ve Orta Doğu’ya kaydırarak ticaret ortaklarını çeşitlendirmek; düşük fiyatlı elektrikli araçlar satarak ve Kuşak ve Yol Girişimi kapsamında rüzgâr çiftliği teknolojisi ile güneş panelleri sağlayarak Küresel Güney’in desteğini kazanmak; ABD’nin ihracat kontrollerine karşılık yarı iletkenler ve yapay zekâ gibi ileri teknolojilerde kendine yeterliliği artırmaya çalışırken nadir toprak mineralleri gibi alanlarda Çin’in kendi kontrollerini uygulamak; ayrıca ABD ile bağları zayıflayan Avrupa ve Kanada ile yeni bir ticaret anlaşmasına odaklanmak.

Az Sayıda Anlaşma

Dolayısıyla Xi, Trump’a kıyasla çok daha güçlü bir konumda geldi. Xi, özellikle ileri teknoloji alanındaki ABD tarifelerinin düşürülmesini isterken Trump’ın da tarife savaşının imalat sektöründeki istihdamı koruyabileceğini ve yapay zekâ konusunda bir anlaşmaya duyulan ihtiyacı ortadan kaldırabileceğini göstermesi gerekiyor. Ancak elde edebildiği tek şey, “ticaret ateşkesini” iki ay daha sürdürme konusunda varılan anlaşma oldu. Xi, ABD’nin Çin’in nadir toprak minerallerini ithal etmesine kapı açma konusunda taviz vermedi; ABD de ileri teknolojilerinin Çin’e ihracatı konusunda geri adım atmadı.

Yapay zekâ konusunda Trump, yapay zekânın düzenlenmesini bir “aldatmaca” olarak gördüğünü açıkça ortaya koydu. Yapay zekâyı düzenlemeye yanaşmıyor; hele bunu uluslararası bir anlaşmayla yapmaya hiç yanaşmıyor. Böylece Trump yalnız kaldı. Xi ise Washington’daki açıklamalarında yapay zekâ konusunda ABD-Çin diyaloğu önerdi, nükleer silahlarla ilgili meselelerin insanların denetiminde kalacağı konusunda Joe Biden’a verdiği sözü yineledi ve yapay zekânın insanların ihtiyaçlarına hizmet etmesi çağrısında bulundu.

ABD-Çin ilişkilerindeki diğer bazı kritik meselelere ise anlaşılan hiç değinilmedi. Görünüşe göre Trump, Çin’de tutulan Amerikalıların ya da Hong Konglu yayıncı ve insan hakları aktivisti Jimmy Lai’nin serbest bırakılmasını talep etmedi.

Kuzey Kore nükleer ve füze programını genişletirken Çin’in bu ülkeyle yakınlığı, Ukrayna savaşında Rusya’ya sağladığı yardım ve İran’a elektronik bileşen ihracatı —ki bu bileşenler İran’ın insansız hava aracı ve füze programında kullanılabilir— iki tarafın kamuoyuna yaptığı açıklamalarda da gündeme gelmedi. Ancak ABD’nin Çin Büyükelçisi daha sonra, Trump’ın İran’a askerî nitelikli yardımın durdurulması için Xi’ye baskı yaptığını ısrarla belirtti.

Xi, önümüzdeki beş yıl içinde 100 bin ABD’li öğrenciyi Çin’i ziyaret etmeye davet etti; ancak bu davet kuşkusuz ABD’nin çok sayıda Çinli öğrenci ve araştırmacıya vize vermeyi reddetmemesine bağlı. Xi ayrıca ABD’deki Çinli şirketlere “adil davranılmasını” talep etti; belki de bununla, belirli şirketlerin ticari faaliyette bulunmasını engelleyen “kuruluş listelerini” iki ülkenin de yeniden gözden geçirmesini öneriyordu.

Tayvan Hâlâ Kritik Mesele

Xi, Çin açısından en önemli mesele olan Tayvan’ın bağımsızlık arayışına girmesini önleme konusundaki tutumunu yineledi. Kamuoyuna bundan fazlası açıklanmadı. Trump’ın kendi ifadesiyle elindeki tek büyük “pazarlık kozu” ise Mayıs ayından bu yana masasında onay bekleyen, Tayvan’a yönelik 14 milyar dolarlık silah satışı.

Xi bunu ilişkiler açısından kırmızı çizgi olarak nitelendirdi. Peki Trump bu kozu kullandı mı? Göreceğiz; ancak şu ana kadarki Tayvan’a destek sicili en iyi ihtimalle tutarsız. Trump kimi zaman Tayvan’ı yarı iletken çip üretimini ABD’den çalmakla, ABD’ye yeterince yatırım yapmamakla ve askerî bütçesini yeterince artırmamakla eleştirdi; başka zamanlarda ise Tayvan’a büyük çaplı silah satışlarını ve askerî eğitmenler ile resmî ziyaretler aracılığıyla savunma ve siyasi bağların sürdürülmesini destekledi.

Trump, yüksek tarifelere rağmen Tayvan’ın temmuz ayı itibarıyla Çin’i geride bırakarak ithalatçılar arasında üçüncü sıraya yükseldiğinin de kuşkusuz farkında. Ancak ilişkilere alıp verme mantığıyla yaklaşan bir başkan olarak Trump, Çin’den gelecek bir teklif kendisine cazip gelirse Tayvan’ı kendi çıkarı uğruna pekâlâ feda edebilir.

Xi’nin Beyaz Saray’ı ziyaret ettiği gün, Trump’ın CNN, Politico ve MS-Now’a getirdiği yasak nedeniyle hiçbir büyük ABD televizyon kanalının ziyareti haberleştirmemiş olması belki de manidar. Söz konusu yasak bir federal yargıç tarafından kaldırılmış, ancak bu karara kısa bir süre uyulmamıştı.

Medya pek bir şey kaçırmamış olabilir; ancak Amerikalıların, Çin’de sürekli eleştirdikleri türden bir basın sansürüne kendilerinin de başvurması Çinlilerin biraz böbürlenmesine yol açıyor olsa gerek.

*Yazıları PeaceVoice aracılığıyla dağıtılan Mel Gurtov, Portland State University’de Siyaset Bilimi Emeritus Profesörüdür.

Kaynak: https://znetwork.org/znetarticle/chairman-xi-goes-to-washington/