Avrupa’nın Snapback Hamlesi ve İran Nükleer Programının Geleceği

E3’ün başlattığı snapback mekanizması, İran nükleer programı ve bölgesel güvenlik dinamikleri üzerinde hem diplomatik hem de stratejik etkiler yaratacaktır. Bu süreç, uluslararası hukuk çerçevesinde BM Güvenlik Konseyi yetkilerinin kullanımını gündeme getirirken, İran açısından mevcut nükleer kapasitenin korunması ve stratejik avantajların sürdürülmesi temel öncelik olmaya devam etmektedir. Snapback’in uygulanması, İran üzerinde kısa vadede ekonomik baskı ve diplomatik izolasyon yaratma potansiyeline sahipken, uzun vadede diplomatik çözüm ve uluslararası iş birliği alanlarını daraltma riski taşımaktadır. Bu bağlamda, sürecin ilerleyen aşamalarında, Rusya ve Çin’in pozisyonları, İran’ın stratejik manevraları ve İsrail tehditi kritik belirleyici unsurlar olarak öne çıkmaktadır. 
Ağustos 30, 2025
image_print

28 Ağustos Perşembe günü İngiltere, Fransa ve Almanya (E3), İran’a yönelik BM yaptırımlarının yeniden tesis edilmesini öngören “snapback” (United Nations Snapback Mechanism under UNSC Resolution 2231 / BM Yaptırımlarının Yeniden Tesis Mekanizması) mekanizmasını resmen başlatmıştır. Bu girişim, 2015 tarihli Kapsamlı Ortak Eylem Planı (Joint Comprehensive Plan of Action, JCPOA) kapsamında askıya alınan BM yaptırımlarının yeniden yürürlüğe girmesiyle sonuçlanacak 30 günlük bir süreci tetiklemektedir. Snapback mekanizması devreye girdiğinde, İran’a yönelik olarak daha önce kaldırılmış bulunan geniş kapsamlı yaptırımlar otomatik biçimde yeniden uygulanacaktır. Bu yaptırımlar, esasen BM Güvenlik Konseyi’nin 1737 (2006), 1747 (2007), 1803 (2008) ve 1929 (2010) sayılı kararlarıyla tesis edilen ve JCPOA ile askıya alınan kısıtlamaların yeniden hayata geçirilmesini içermektedir. Buna göre, İran’ın uranyum zenginleştirme faaliyetleri ve ağır su üretimine yönelik kapsamlı sınırlamalar; nükleer silah taşıyabilecek kapasitede balistik füze programına getirilen kısıtlamalar; konvansiyonel silah tedariki ve transferine ilişkin ambargonun yeniden yürürlüğe girmesi; İran bankacılık sektörü ve özellikle Merkez Bankasına yönelik uluslararası finansal kısıtlamalar; petrol ve petrokimya ihracatına getirilen yasaklar; denizcilik ve sigorta sektörlerine yönelik sınırlamalar; ayrıca nükleer programla bağlantılı kişi ve kurumların seyahat yasakları ile mal varlığı dondurmaları yeniden yürürlüğe girecektir.

Avrupalı yetkililer bu adımı, “nükleer diplomasiyi kurtarmak” ve İran üzerindeki baskıyı artırmak amacıyla stratejik bir araç olarak sunmaktadır. Snapback kararının gündeme gelmesi, esasen İran’ın E3 tarafından öne sürülen ön koşulları reddetmesinden kaynaklanmıştır. Bu ön koşullar üç temel unsurdan oluşmaktaydı: Birincisi, yaklaşık 400 kilogram civarında olduğu tahmin edilen ve konumu belirsiz yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum stokunun Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (IAEA) denetimine açılması; ikincisi, IAEA’ya sınırsız erişim hakkının tanınması; üçüncüsü ise Tahran ile Washington arasında doğrudan müzakerelerin yeniden başlatılmasıdır. İran’ın bu talepleri kabul etmemesi üzerine snapback mekanizması E3 tarafından devreye sokulmuştur. Haziran 2025’te Cenevre’de gerçekleştirilen ve sonuçsuz kalan müzakerelerin ardından Temmuz 2025’te İstanbul’da yapılan görüşmelerde taraflar sınırlı ilerleme kaydetmiş olsa da, özellikle uranyum stokunun izlenmesi ve IAEA erişimi konularında kalıcı bir uzlaşıya varılamamıştır.

Snapback Mekanizmasının Hukuki Çerçevesi

Snapback, JCPOA’nın en kritik ve tartışmalı denetim araçlarından birini oluşturmaktadır. BM Güvenlik Konseyi’nin 2231 sayılı Kararı ile tesis edilen mekanizma, anlaşmaya taraf herhangi bir devletin, karşı tarafın yükümlülüklerini “önemli ölçüde yerine getirmediğini” iddia ederek yaptırımların yeniden uygulanmasını talep etmesine olanak tanır. Olağan BM prosedürlerinden farklı olarak snapback, dokuz lehte oy ve daimi üyelerin veto hakkı gerekliliğini bypass ederek, katılımcı devletlere süreci tek taraflı başlatma imkânı sunmaktadır. Mekanizmanın tarihsel bağlamı ise, JCPOA’dan 2018’de ABD’nin tek taraflı çekilmesi ve takip eden “maksimum baskı” politikasının yarattığı dönüşümle şekillenmiştir. Bu süreç, İran’ın anlaşmadaki nükleer yükümlülüklerini aşamalı olarak ihlal etmesine zemin hazırlamıştır. E3 ülkeleri, İran’ın nükleer anlaşma yükümlülüklerindeki ihlallerini gerekçe göstererek 2020 yılında JCPOA kapsamındaki Anlaşmazlık Çözüm Mekanizmasını (Dispute Resolution Mechanism) harekete geçirmiştir. Takip eden dönemde, 2021-2022 yıllarında Viyana’da yürütülen müzakereler, taraflar arasında temel uzlaşı sağlanamaması nedeniyle sonuçsuz kalmıştır. Haziran 2025’te İsrail’in gerçekleştirdiği askeri saldırılar ve ABD’nin katılımı, diplomatik zemini ciddi biçimde zayıflatmış; bu gelişmeler sonucunda, E3 ülkelerinin snapback hamlesi, adeta stratejik bir zorunluluk olarak ortaya çıkmıştır.

İran’ın Perspektifi: Snapback’e Karşı Stratejik Tutum

İran, E3 ülkelerinin snapback mekanizmasını başlatma yetkisini reddetmekte ve bu devletlerin “fiilen JCPOA katılımcısı olma statülerini yitirdiklerini” ileri sürmektedir. Tahran bu pozisyonunu, iki temel argüman üzerine inşa etmektedir. İlk olarak, Avrupa ülkelerinin 2018’de ABD’nin anlaşmadan tek taraflı çekilmesinin ardından İran’a vaat edilen ekonomik kazanımları sağlayamadığını iddia etmektedir. İkinci olarak ise, Haziran ayında gerçekleşen saldırılar bağlamında Avrupa’nın tutumunun açık biçimde düşmanca olduğunu vurgulamaktadır. Bu çerçevede, Almanya Başbakanı Friedrich Merz’in ifadelerinde de yansımasını bulan “İsrail’in Batı adına hareket ettiği” algısı, İran’ın Avrupa’ya duyduğu güvenin daha da zayıflamasına yol açmıştır. İran’a göre snapback mekanizması, Avrupa açısından iki temel stratejik amaca hizmet etmektedir. Birincisi, Ukrayna savaşı bağlamında Tahran’ın Moskova ile geliştirdiği ittifakı cezalandırmak ve Rusya’ya verilen desteğin maliyetli olduğunu göstermek; ikincisi ise, transatlantik ilişkilerin kırılgan bir döneminde Avrupa’nın ABD’nin sertlik yanlısı politikalarıyla uyumunu pekiştirmektir. Dolayısıyla İran, snapback’i diplomasinin tıkandığı yerde yalnızca teknik bir yaptırım süreci değil, aynı zamanda stratejik bir hamle olarak görmektedir.

Tahran, müzakereler sürecinde ABD’nin herhangi bir askeri eyleme girişmeyeceğine dair güvence verilmesini temel bir ön koşul olarak ortaya koymuştur. Ne var ki bu tür bir taahhüt, yalnızca Tahran ile Washington arasında doğrudan yürütülecek görüşmeler yoluyla sağlanabileceğinden, Avrupa devletlerinin böyle bir garanti sunması mümkün değildir; İran da ABD ile doğrudan temas kurmaksızın söz konusu güvenceyi elde edemez. Öte yandan, İran’ın IAEA ile iş birliğini geliştirme potansiyeli bulunsa da, uluslararası denetimin dışında kalan yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum stokunu stratejik bir pazarlık aracı olarak muhafaza etmeyi sürdürmektedir. Bu nedenle, snapback mekanizmasının altı aylık bir erteleme karşılığında devreye girmesi, İran için mevcut nükleer avantajlardan vazgeçmeyi gerektirecek bir motivasyon yaratmamaktadır.

Snapback sürecine, İran’ın karşılık vermesi beklenmektedir. Yetkililer, bu duruma yanıt olarak Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Anlaşması’ndan (NPT) çekilme ihtimalini gündeme getirmiştir; Anlaşma’nın X. Maddesi uyarınca bu süreç üç aylık bir bildirim gerektirir. Ancak bu tehdit, büyük olasılıkla maksimalist bir pozisyon olup, İran’ın uluslararası yayılmayı önleme yükümlülüklerinde daha sınırlı ancak hâlâ önemli adımlar atması için alan bırakmaktadır. Örneğin, İran, NPT’den çekilmeden, 1974 tarihli IAEA Kapsamlı Güvence Anlaşması’nı feshedebilir; bu anlaşma ajansa, İran’daki nükleer malzemeye erişim ve denetim yetkilerini tanımlayan hukuki çerçeveyi sağlamaktadır.

Rusya ve Çin’in Olası Tepkileri ve Uygulamadaki Zorluklar

E3, süreci Washington ile koordine etmiş olsa da, Rusya ve Çin’in hamleye eleştirel yaklaşması beklenmektedir. Tahran, son dönemde Moskova ve Pekin ile ikili ve üçlü müzakereler yürütmüş; snapback’e karşı hazırlıklar yapmıştır. Rusya, E3’ün adımını “siyasi ve hukuki temele dayanmayan” bir girişim olarak nitelendirirken, Çin, bunun “gerilimi artıracağını ve diplomatik çabaları baltalayacağını” vurgulamıştır. Her iki ülke de BM Güvenlik Konseyi’ne itirazlarını içeren resmi notlar sunmuştur. E3’ün, süreci Rusya’nın Ekim ayında Konsey başkanlığını devralmasından önce tamamlamaya çalışması, Moskova’nın olası usul engellemelerini önleme niyetini yansıtmaktadır. Ancak snapback başlatılsa dahi, Rusya ve Çin yeniden tesis edilen yaptırımların uygulanmasını sekteye uğratacak çeşitli yöntemler kullanabilir. İran’ın NPT’den çekilme gibi radikal bir adımı ise, E3’e karşı çıkan Rusya ve Çin tarafından muhtemelen destek görmeyecektir.

Snapback Mekanizmasının Potansiyel Etkileri

BM Güvenlik Konseyi’nin İran’dan uranyum zenginleştirme faaliyetlerini durdurması beklenmektedir. Ancak uranyum zenginleştirme programı, İran’ın nükleer programının ve ulusal egemenliğinin merkezi bir unsuru olarak değerlendirilmektedir. Tahran, söz konusu talebi diplomatik olarak müzakere edilemez bir ön koşul olarak görmektedir. Trump yönetimi ile yürütülen nükleer müzakelerin tıkanmasının en temel nedeni de budur. Bu bağlamda İran sonunda nükleer programı ile rejim güvenlği arasında bir tercih yapmak zorunda kalacaktır. Ayrıca, 2020 yılında sona eren BM silah ambargosunun snapback mekanizması aracılığıyla yeniden yürürlüğe girmesi, İran’ın konvansiyonel silah tedarik kapasitesini sınırlama potansiyeline sahiptir. Ancak Rusya ve Çin gibi bazı kilit aktörlerin yaptırımları tanımaması veya uygulanmasını kısıtlaması durumunda, ambargonun etkisi sınırlı kalabilir. Ekonomik açıdan, yaptırımlar tek taraflı ABD yaptırımları kadar doğrudan ekonomik baskı yaratmasa da, İran’ın son yıllarda yaşadığı ekonomik kriz ve Haziran ayında gerçekleşen hava saldırıları göz önüne alındığında, rejim üzerinde sembolik ve psikolojik bir baskı aracı işlevi görmektedir. Bölgesel güvenlik bağlamında, snapback mekanizmasının devreye girmesi, özellikle İsrail açısından İran’a yönelik olası askeri eylemler için uluslararası hukuki ve siyasi bir dayanak olarak algılanabilir. Haziran 2025’te gerçekleşen saldırılar, İsrail’in tek taraflı müdahalelere eğilimini göstermekte ve snapback, bu tür eylemler için belirli bir meşruiyet zemini sağlayabilmektedir.

Sonuç olarak; E3’ün başlattığı snapback mekanizması, İran nükleer programı ve bölgesel güvenlik dinamikleri üzerinde hem diplomatik hem de stratejik etkiler yaratacaktır. Bu süreç, uluslararası hukuk çerçevesinde BM Güvenlik Konseyi yetkilerinin kullanımını gündeme getirirken, İran açısından mevcut nükleer kapasitenin korunması ve stratejik avantajların sürdürülmesi temel öncelik olmaya devam etmektedir. Snapback’in uygulanması, İran üzerinde kısa vadede ekonomik baskı ve diplomatik izolasyon yaratma potansiyeline sahipken, uzun vadede diplomatik çözüm ve uluslararası iş birliği alanlarını daraltma riski taşımaktadır. Bu bağlamda, sürecin ilerleyen aşamalarında, Rusya ve Çin’in pozisyonları, İran’ın stratejik manevraları ve İsrail tehditi kritik belirleyici unsurlar olarak öne çıkmaktadır.

 

Doç. Dr. İsmail Sarı

Doç. Dr. İsmail Sarı
2001 yılında İstanbul Üniversitesi Tarih Bölümünden mezun oldu ve aynı üniversiteden tarih ve uluslararası ilişkiler alanlarında yüksek lisans derecesini aldı. 2016 yılında tamamladığı doktora teziyle uluslararası ilişkiler alanında en iyi doktora tez ödülünü alan Doç. Dr. Sarı, 2018-2019 yılları arasında TÜBİTAK bursuyla Columbia Üniversitesinde post-doktora araştırmacısı, Amerika Birleşik Devletleri’ndeki ça- lışmalarını sürdürdüğü dönemde Missouri State Üniversitesinde ise misafir öğretim üyesi olarak bu- lunmuştur Çalışmalarında İran dış politikası, Amerikan dış politikası, modern dönem Şii sekülerleşme süreci, İran’da rejimle muhalefetin entelektüel kökenleri ve güncel İran ve ABD siyasetine yoğunlaşan Doç. Dr. Sarı, iyi derecede İngilizce ve Farsça bilmektedir. Şu an Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesinde öğretim üyesi olarak çalışmalarına devam etmektedir.

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.

SOSYAL MEDYA