Muhafazakârlığın birçok farklı versiyonu vardır ve bunların neredeyse tamamı, şu ya da bu şekilde, geleneği savunduğunu iddia eder. Ancak modern Sağ tarafından büyük ölçüde ihmal edilen muhafazakârlık biçimlerinden biri, büyük G ile Gelenekçilik (Traditionalism)’tir. Geleneksel liberal gelenekçilik genellikle serbest piyasa, geleneksel toplumsal cinsiyet rolleri ve miras alınmış gelenekler ile atalardan devralınan alışkanlıkların sürdürülmesiyle ilgilenirken, Gelenekçilik, René Guénon, Frithjof Schuon ve diğer isimlerle ilişkilendirilen düşünce okulunu ifade eder. İlke olarak modernite karşıtı ve metafizik bir nitelik taşır; egemenliğe, organik düzene, nicelikten ziyade niteliğe, dayanıklılığa ve dikeyliğe—yani ebedî, daimî, aşkın, kutsal ve hakiki olana yönelime—değer verir. Aralarındaki tüm farklılıklara rağmen, her iki gelenekçilik biçimi de teknolojiye uzak görünmektedir; bu durum, düşünürlerinden bazılarının modern teknolojinin kendisine açıkça düşman olup onu insanı organik düzenden ve köklülükten uzaklaştıran bir güç olarak görmeleri nedeniyle, Gelenekçilik açısından daha da belirgindir. Dahası, teknoloji alanı genel olarak hızlı tempolu, eğilimlerin hızla gelip geçtiği ve ister yeni bir aygıt, ister en son iPhone ya da başka bir akıllı telefon biçiminde olsun, yeniliğin değer gördüğü bir alan olarak deneyimlenir. Onun ritmi, planlı eskitme ile sürdürülen tek kullanımlığı ödüllendirir. Bütün bunlar, Gelenekçilik ile temel düzeyde, neredeyse ruhani denebilecek bir çatışma içindedir. Egemen biçimleri itibarıyla bu ikisi, değerler düzeyinde neredeyse birbirine karşıt konumdadır.
Modern akıllı telefondan daha açık biçimde bu yataylığı somutlaştıran çok az teknoloji vardır. Bir kişi akıllı telefon satın aldığında, genellikle cihaz arızalanmaya başlamadan önce onu birkaç yıl kullanmayı bekler. Eğer önce donanım arızalanmazsa—örneğin bir düşme sonucu—çoğu zaman bozulmanın odağı yazılım hâline gelir. Planlı eskitme ve yazılım desteğinin terk edilmesi yoluyla eski telefonlar giderek daha az güncelleme alır ve kullanım sırasında gitgide yavaşlar; böylece sözde “sahibini”, fiilen yeni bir telefon almaya itilene kadar rahatsız eder ve bunun sonucunda hem telefonu üreten şirketin gelirini hem de şirketin hizmet ettiği hissedar değerini artırır. Bu organik bir talep değildir; aynı zamanda doğal kapitalizmin de bir örneği değildir—buradaki “doğal”, sözcüğün çağdaş ideolojik anlamında değil, doğal düzenden ve müşterinin gerçek ihtiyaç ve isteklerinden doğan bir şeyi ifade eder. Aksine bu, telefonu sözde sahiplenen, onu gerçekten sahiplendiğine inanan ancak gerçekte bağımlılık ve değiştirme döngüleri aracılığıyla yönetilen bir tüketiciye indirgenmiş kişi üzerinde kurulan manipülasyon sayesinde yaratılmış sentetik bir taleptir. Gerçek talep ve ihtiyaçtan doğan daha organik bir kapitalist modelde ise odak noktası, telefona iyi bakmak, onu onarmak ve muhafaza etmek olurdu; tıpkı kaliteli bir çift ayakkabının bir sorun çıktığında çöpe atılmayıp bir ayakkabıcıya götürülmesi gibi. Böyle bir model, dayanıklılığı, kaliteyi, gerçek sahipliği ve egemenliği tercih ederdi.
Bir kişi gerçekten bir telefonun sahibi olarak adlandırılabilir mi? Sahiplik hem içsel hem de dışsal egemenliği ima eder; buna rağmen şirket, sözde “sahibin” ne zaman yeni bir telefon satın almaya mecbur kalacağına hâlâ büyük ölçüde karar vermektedir. Ancak sorun zorunlu olarak teknolojinin bütünü değildir—her ne kadar daha katı Gelenekçiler buna katılmayabilirlerse de—esas sorun, teknolojinin bugün büründüğü metafizik düzendir: doğal düzenden kaynaklanan bir düzen yerine sentetik bir düzen.
Modern telefonla ilgili sorun yalnızca planlı eskitme, yazılım desteğinin terk edilmesi veya sentetik değiştirme döngüleri içine hapsedilmiş olması değildir; aynı zamanda şeylerin doğal hiyerarşisini çarpıtmasıdır. Telefon artık iş, iletişim, hafıza, çalışma veya koordinasyon gibi daha yüksek amaçlara hizmet eden bir araç olarak, kendi uygun işlevi doğrultusunda kullanılmamakta; bunun yerine yalnızca markalaşma yoluyla değil, bizzat tasarlanış biçimi aracılığıyla da sözde “sahibinin” dikkatini, arzularını, alışkanlıklarını, yaşam ritimlerini ve hatta kendini kavrayışını ve kimliğini kendisine tabi kılmaya başlamaktadır. Telefonun—ve genel olarak teknolojinin—ideal olarak doğal hiyerarşi içindeki yerine geri döndürülmesi gerekir: modern yaşamın etrafında düzenlendiği eksen hâline gelmek yerine, daha yüksek amaçlara ve özlemlere tabi olmalıdır.
Öyleyse, Gelenekçi bir telefonun inşa edilebileceği yönetici ilkeler neler olurdu? Bu, telefonun yalnızca geleneksel görünmesi, lüks malzemeler kullanması, Latince isimler taşıması veya markalaşma amacıyla güzel bir estetiğe sahip olması meselesi olmazdı. İlkeler; egemenliğe, uzun ömürlü olacak şekilde üretilmekten kaynaklanan dayanıklılığa, işlevler hiyerarşisine ve telefonun iletişim, gerekli koordinasyon, çalışma ile takvimler, kayıtlar, fotoğraflar ve belgeler aracılığıyla hafızaya yardımcı olma gibi daha meşru kullanım amaçlarına tabi kılınmasına odaklanırdı. Bu ilkeler ayrıca yenilikten ziyade niteliğe, uyarım ve sonu gelmeyen bildirimler yerine ölçülülüğe ve mimari ile biçim aracılığıyla güzelliğe değer verirdi. Bunun için telefonun, katmanlardan oluşan uzun ömürlü bir platform olarak tasarlanıp inşa edilmesi gerekirdi: dış kabuğun onlarca yıl dayanmasını sağlayacak malzemelerden yapılmış kalıcı bir dış gövde; buna karşılık işlem çekirdeği, radyo, kamera sistemi, pil, ekran ve hoparlörler gibi orta ve daha kısa ömürlü modüller ise değiştirilecek şekilde tasarlanırdı. Dolayısıyla Gelenekçi ideal, elli yıl boyunca hiç değişmeden kalan bir telefon değil; ana gövdesi dayanıklılığını koruyan ve daha özel üretim biçimi sayesinde sahibi için zamanla daha derin bir anlam kazanabilen, buna karşılık hassas parçaları müşterinin gerçek ihtiyaçlarına göre kademeli olarak yenilenen, onarılan veya değiştirilen bir telefon olurdu. Bir müşteri telefonun kamerasına başka bir müşteriden daha fazla önem veriyorsa, bir tamirciye giderek kamerayı daha yeni bir modülle yenileyebilir; kameraya aynı ölçüde önem vermeyen bir müşterinin ise bunu yapmasına gerek kalmazdı. Bu da telefonun, ya da en azından dayanıklı gövdesi ile biçiminin, tüketici atığı olarak değil, kuşaklar boyunca yenilenen bir süreklilik nesnesi olarak sahibinin çocuklarına miras bırakılabilmesinin önünü açardı.
Böyle bir telefon, modüler veya yarı modüler olması gerekeceğinden, büyük olasılıkla günümüzdeki telefonlardan biraz daha ağır ve daha kalın olurdu. İşletim sistemi (OS), birkaç amacı gerçekleştirmeyi hedeflerdi: egemenliği, uzun vadeli dayanıklılığı, güvenliği ve mahremiyeti sağlamak; yüklü uygulamaları kullanıcının daha yüksek amaçlarına tabi kılmak ve üreticinin gizli veri toplama kanallarını engellemek. İşletim sistemi ayrıca, satın alma sırasında beş ila yedi yıllık temel bir güvenlik desteği süresi sunarak telefonu satan şirket için sürekli bir gelir kaynağına dönüşebilirdi; bu sürenin ardından kullanıcı, desteği beş ila yedi yıl daha yenilemeyi tercih edebilirdi. Daha sonra, zorunlu olmayan iyileştirmelere erken erişim, denetim raporları, gerektiğinde daha hızlı destek, son derece uzmanlaşmış cihaz sağlığı kontrolleri, bu telefona özel olarak optimize edilmiş bakım araçları ve özel kullanım durumları için güçlendirilmiş sürümler isteyen kullanıcılara üst düzey bir hizmet katmanı sunulabilirdi. Bunlar; politikacılar, gazeteciler, muhalifler, güvenlik araştırmacıları, doktorlar, avukatlar ve gizli bilgilerle çalışan veya yüksek kişisel risk altında bulunan diğer kişiler için tasarlanabilirdi. Bu yaklaşım, planlı eskitmeye yönelik bir teşvik oluşturmak yerine, işletim sisteminin her telefonun yeteneklerine uygun biçimlerde sürekli güncel tutulmasını teşvik eder ve böylece hem yazılımın hem de cihazın ömrünü uzatırdı.
Bu ilkeleri somutlaştıran bir Gelenekçi telefon henüz piyasada mevcut değildir; dolayısıyla onu satın almak ve kullanmak şimdilik büyük ölçüde kuramsal düzeyde kalmaktadır. Ancak bu, bir bireyin mevcut ikinci en iyi Gelenekçi yola doğru adımlar atamayacağı anlamına gelmez; başka bir deyişle kişi, mevcut donanım ve yazılım seçeneklerini kullanarak bu ilkelere yapabildiği veya arzu ettiği ölçüde yaklaşabilir. Gönüllü bağış esasına göre geliştirilen işletim sistemleri de vardır; bunlardan biri olan GrapheneOS, gerekli gördüğü donanım güvenliği gereksinimleri nedeniyle resmî olarak Google Pixel telefonları merkez alan sınırlı bir cihaz yelpazesini desteklemektedir. GrapheneOS, çok az mobil işletim sisteminin erişebildiği bir ciddiyet ve titizlikle mahremiyet ve güvenliğe odaklanmaktadır. GrapheneOS desteği, cihazların güvenli destek ufkuna bağlıdır ve bu ufuk yakın tarihli örneklerde yaklaşık yedi yıla kadar uzanmaktadır. Bu güvenli ana akım destek ufku sona erdikten sonra, donanımın ömrünü daha da uzatmanın olası yollarından biri, cihazın uzun ömürlülüğüne ve uzun vadeli bakım sürdürülebilirliğine odaklanan bir işletim sistemi olan postmarketOS gibi bir projeye yönelmektir. 2009 yılında piyasaya sürülen Nokia N900, bu uzun ufuklu yaklaşımın bir örneğidir; bir telefonun sektörün olağan varsayımlarının çok ötesinde çalışır durumda tutulabileceğini ve böylece yatay bir pazar içinde Gelenekçi ilkeleri en azından kısmen somutlaştırabileceğini göstermektedir. GrapheneOS ile postmarketOS’un her biri, Gelenekçi idealin yalnızca bir bölümünü somutlaştırmaktadır: ilki disiplinli güvenlik ilkesini, ikincisi ise cihazın uzun süreli ve sorumlu biçimde muhafaza edilmesi yoluyla sürekliliği.
İlk bakışta ne kadar önemsiz görünürse görünsün, telefon tarafsız bir araç değildir; çünkü insanlar onu her gün birkaç kez dalgın bir şekilde kullanır ve bu nedenle onun biçimi, düşünme tarzlarını, gündelik yaşamda nasıl davrandıklarını ve beklentilerini nasıl yapılandırdıklarını şekillendirir. Sahibinin dikkatini dağıtmak üzere tasarlanmış, bağımlılık yaratan yatay bir cihaz, kişiye dünyayla bir tür ilişki kurmayı öğretirken; sınırlandırılmış, dayanıklı, disiplinli ve daha uzun bir ufka yönelmiş bir cihaz ona başka bir ilişki kurmayı öğretir. İlki, dürtü ve değiştirme döngüleri içinde bir yaşamı öğretir; ikincisi ise dünyaya aylar ya da yıllarla değil, on yıllarla ölçülen bir bakış açısını teşvik eder. Her gün kullanılan, daha uzun süre dayanan ve egemenlik ile gerçek sahipliği teşvik eden bir cihaz, dünyaya ilişkin farklı bir bakış açısını somutlaştırırdı: kalıcılığa, sorumluluğa ve medeniyet düzenine yönelmiş bir bakış açısını.
Kaynak: https://europeanconservative.com/articles/commentary/the-smartphone-and-the-disorder-of-modernity/
