Cibran, Feyruz ve Beyrut
Masal şehri İstanbul’da büyüyen biri olarak dünyada hiçbir şehirde yaşayamam derdim hep. Sanırım 15 yıl önceydi; savaşın, göçlerin ve iç çatışmaların olmadığı bir zamanda, Beyrut’a bahar zamanı gelmiştim ve büyüsüne kapıldığımda şöyle demiştim: “Bu şehirde de yaşayabilirim…” Sanırım dünyada Kudüs ve Beyrut, İstanbul’dan sonra yaşayacağım iki şehir olsa gerek.
Akdeniz’in bu ışıldayan şehri; dağları, denizi, vadileri, insanlarıyla beni adeta büyüledi. Dünyada hiç bu kadar hayat dolu, asil, güler yüzlü insanı bir arada görmemiştim.
Sonra Lübnan’ın muhteşem bilgesi Halil Cibran’ın eserleri içinde, rüyalar âleminde yaşarken buldum kendimi. “Ermiş” ile zihnimin derinliklerinde depremler yaratan Halil Cibran’a Feyruz’un şarkıları eşlik etti.
“Beyrut’a…
Yüreğimden selam olsun Beyrut’a…
Denizine ve evlerine de öpücükler
Ve eski bir denizcinin yüzüne benzeyen taşlarına da…”
Göçün Vurduğu İlk Zamanlar
2015 yılıydı. Halil Cibran’ın tüm kitaplarını topladım, Feyruz’un tüm şarkılarını telefonuma yükledim ve Beyrut’a geldim… Tüm sokaklarda, kafelerde, Beka Vadisi’nin muhteşem köylerinde Cibran okuyup Feyruz dinleyecektim. Fakat ne göreyim, 2 milyona yakın Suriyeli mülteci Lübnan’a girmiş, büyük kısmı Beyrut’a gelmiş, ülkenin ekonomisi çökmüş, şehrin en ışıltılı caddeleri sönmüş, dükkânları kapanmış…
O yetmezmiş gibi iç siyasi karışıklıklar, İsrail’in tacizleri, çatışmalar çıkmış. İlk defa o zaman Beyrut’u hayat ışığı sönmüş bir şehir olarak gördüm… Ama şehre olan sevgim ve hayranlığım hiç bitmedi.
Türkiye’den Getirilen Yardımlar
Ne hazindir ki Beyrut’un da bahtsızlığı sürdü gitti. İsrail, Gazze katliamından sonra Lübnan’a saldırdı. Bu kez de Güney Lübnan’dan inanılmaz bir göç dalgası vurdu Beyrut’u. Siyasi istikrarsızlık, her an patlayabilecek İsrail bombaları, derin ekonomik kriz, olmayan elektrikler ve ışıltısını kaybetmiş bir şehir… İşte böyle bir ortamda geldim Beyrut’a…
Lübnan’da yaşayanlar öylesine zor durumdaydı ki Türkiye’de onlar için yardım kampanyası yapılmıştı ve Sadaka Taşı adlı yardım kuruluşu bir gemi gıda getirmişti onlara.
O yardımın dağıtımını üzülerek izledim ama bir yandan da 700 bin kişinin bu yardımlarla kısa süreliğine olsa da mutlu olacağını düşünerek teselli oldum.
Zenginliği, lüksü, kalitesi dillere destan Beyrut’ta, diğer şehirlerde yüz binlerce yardıma muhtaç insan yaşıyor şimdi maalesef.
Sur’dan Filistin Topraklarını İzlerken Duyulan Dron Sesi
Dernek yetkilileriyle güneye, İsrail sınırındaki Sur şehrine kadar gittik. İsrail’in vurduğu ve yıkıma neden olduğu en önemli yer Sur şehri ve onun sınıra doğru olan köyleriydi. Güvenlik nedeniyle köylere gidemedik ama Sur’da vurulan yerleri görme fırsatımız oldu. Neyse ki beklediğim kadar büyük yıkımlar olmamıştı Sur’da. Daha çok nokta atışlarıyla mahallelerde çeşitli apartmanları hedef almıştı İsrail. Onlarca apartman olduğu yere çökmüş, onlarca insan hayatını kaybetmişti.
Sur şehrinin sahilinden siluet hâlinde görülen işgal altındaki Filistin topraklarını içimizde derin bir sızı ile izledik. O esnada İsrail’in Sur üzerinde uçan dronlarının seslerini duyabiliyorduk; bu, her an bir yerin vurulabileceği anlamına geliyordu. Nitekim tam o esnada daha güneyimizde bir köyü İsrail’in vurduğu haberi geldi.
Türkiye-Lübnan Yakınlaşması
Ülkenin İsrail tarafından saldırıya uğraması bir yana, ekonomik kriz, fiziki yoksunluklar ve evlerini terk etmek zorunda kalmış yüz binlerce insanın neden olduğu istikrarsızlık hayatı çekilmez kılıyor. Tüm bunları aşmak için devletin istikrara kavuşamamış olması ise Lübnan’ı ayrıca perişan ediyor.
Beyrut’a geldiğim gün Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Aoun Türkiye’ye resmî ziyarette bulunuyordu. 10 Temmuz’da Başbakan Nevvaf Selam’dan sonra bu ziyaret, iki ülke arasındaki ilişkilerin daha da güçlenmesine katkı sağlayacak.
Türkiye, Lübnan’la hem ekonomik hem de siyasi ilişkilerini artırmayı, Suriye ile Lübnan’ın daha yakın olmasını istiyor. Ancak İran, Fransa, ABD, İsrail, BAE’nin çok önemli aktörler olduğu ülkede Türkiye’nin etkin olması için engel çıkartan çok oluyor.
Fakat Suriye ile Lübnan’ın tarihten bu yana neredeyse kaderleri birbirine bağlıdır. Şam, Beyrut, Kudüs ayrılmaz üç kardeş şehirdir; her zaman unutmayalım.
Beyrut Yeniden Işıldayacak
Ülkedeki mezhep, dinî, etnik ayrımın derinleşmesi için çabalayanlar çok. Beyrut, çok uzun yıllardır bunun acısını çok derinden yaşadı. İç savaş yıllarından beri yabancı ülkelerin en çok tetiklediği fay hattı burası oldu hep. Bir de İsrail’in bitmek bilmeyen saldırıları, işgalleri ve suikastları…
Fakat ilginç bir özelliği var Beyrut’un: Ne kadar sıkıntı, yıkım, kaos yaşarsa yaşasın, dünyada onun kadar hızlı toparlanan başka bir şehir yoktur. Çünkü altın kalitesinde olan bir madenin üzerine ne kadar toz, toprak düşerse düşsün yine de değerinden bir şey kaybetmez.
Eminim ki Beyrut, Lübnan yakın zamanda toparlanacak ve o eski ışıltılı günlerine kavuşacak yine…
“Büyüdü halkımın yaraları, büyüdü
Ve anaların gözyaşları da …
Sen Beyrut, sen benimsin
Ah, kucakla beni…”
