Şubat ayında ağır hafriyat makinelerinin tiz gürültüsü Elias Mlambo’nun nehir kıyısındaki muz tarlalarına yaklaşırken Mlambo, nehrin aniden kahverengiye dönmesinden endişelendi.
Kullanılmış makine yağı, bir zamanlar kristal berraklığında akan Haroni Nehri’nin sularına karışarak doğal görünümünü bozmuştu. Nehir, Zimbabwe’nin güneydoğusundaki Chimanimani bölgesinde yaşayan Ndau halkının yaşam kaynağı olmasının yanı sıra Zimbabwe ile Mozambik arasındaki doğu sınırını da oluşturuyor. Geçen yılın aralık ayına gelindiğinde, Çinli bir madencilik konsorsiyumunun işlettiği ekskavatörler, alüvyon altın yataklarını aramak amacıyla nehir yatağının bir bölümünde çalışmaya başlamış ve yüzyıllar içinde oluşmuş nehir kıyısı ekosistemini tahrip etmişti.
Bölgenin en büyük köylerinden biri olan Rusitu’da muz yetiştiriciliği yapan ve yerel topluluğun ileri gelenlerinden biri olan Mlambo, “Hiçbir uyarıda bulunmadan, iznimizi almadan geldiler. Topraklarımızda altın çıkarmak için devletten ruhsat aldıklarını iddia ettiler ama ruhsatın kendisini hiçbir zaman göstermediler.” dedi.
Mlambo, Çinli madencilerin yöneticisi olduğunu söyleyen bir adamla yüzleştiğini ancak adamın kendisini yalnızca “Xai Samson” olarak tanıttığını ve şirketin adını açıklamayı kesin bir dille reddettiğini anlattı. Mlambo’ya göre adam, İngilizce anlamıyormuş gibi davranmıştı. Mlambo, bunun Zimbabwe’deki bazı şüpheli Çinli madencilik konsorsiyumlarının, faaliyetlerinden zarar gören yerel halkın tepkisiyle karşılaştıklarında başvurdukları kasıtlı bir taktik olduğunu söyledi.
Mlambo, “Çince birkaç anlaşılmaz cümle geveledi, bir yandan da ekskavatörleri ve yeni kazılmış toprak yığınlarını işaret etti.” diye anlattı. “Nehrimizin, meyve bahçelerimizin ve atalarımızın mezarlarının işgalciler için birer teminat olduğunu anladık.”
İlk Başta Görmezden Gelindiler
Sonraki üç ay boyunca Mlambo, Chimanimani belediye yetkililerine, bir milletvekiline ve Zimbabwe Maden Bakanlığına şikâyetlerde bulundu ancak dikkate alınmadı. Bakanlıktan yalnızca bir bürokrat, Mlambo ve diğer yerel topluluk büyüklerine telefonla yanıt verdi. Üst düzey devlet ortaklıklarının ve ulusal ekonomik önceliklerin yerel toplulukların toprak haklarından üstün tutulduğunu belirterek elinden bir şey gelmediğini söyledi. İnsan hakları savunucularına göre Zimbabwe hükümetinin alışıldık bu kayıtsız tutumu, onlarca Çinli maden arayıcısına platin, lityum veya altın gibi değerli madenleri aramak için tepeleri ve akarsu yataklarını kazma, yerel toplulukların tarım ve otlak arazilerine izinsiz girme konusunda fiilen sınırsız hareket serbestisi sağladı.
Bölgesel bir çevre izleme kuruluşu olan Care for Nature Zambia’nın icra direktörü Nsama Musonda, “Devletin karar alıcıları ile Çinli maden arayıcıları arasında yakın ve karşılıklı çıkara dayalı bir ilişki var.” dedi. “Bu ilişki, Çinli iş insanlarına Zimbabwe’de ve Zambiya gibi komşu ülkelerde yerel toplulukların topraklarında, rızalarını almadan ve herhangi bir engelle karşılaşmadan değerli maden çıkarma serbestisi tanıyor.”
Zimbabwe’nin başka bölgelerinde de benzer olayların yaşandığını bilen Mlambo ve köylü arkadaşları geri adım atmayı reddetti. Bunun yerine, Haroni Nehri’nin hemen karşı kıyısındaki Mozambik’e, uluslararası sınırın ötesine yöneldiler. Nehrin diğer tarafında, Mozambik’in Sussundenga bölgesinde yaşayan Manuel Pinto, topluluğunun başlıca balık kaynaklarındaki balıkların karınları yukarı dönük hâlde su yüzeyine çıktığını görüyordu.
Pinto’ya göre Haroni Nehri yatağının Mozambik tarafı boyunca uzanan topluluk göletlerindeki balıklar, Zimbabwe tarafındaki kirlenmiş yukarı havza sularından gelen çamurlu tortu nedeniyle boğuluyordu. Ancak Pinto daha kötü bir ihtimalden korkuyordu: Mozambik’teki toplum sağlığı hemşireleri, kirli suyla temas etmeleri hâlinde çocuklarda kimyasallara bağlı deri döküntüleri oluşabileceği uyarısında bulunmuştu.
Nehrin Zimbabwe tarafında yaşayan yüz binlerce kişinin de konuştuğu Ndau dilinde konuşan Pinto, “Nehir, hem Zimbabwe’yi hem de Mozambik’i beslemek için akarken pasaporta ihtiyaç duymaz.” dedi. “Zimbabwe’deki yetkililer çevre yasalarını uygulamazsa sınırın her iki tarafındaki Ndau halkının güvenli geçim kaynaklarına sahip olma hakkını korumak için harekete geçeceğini anladık.”
Sınır Ötesi İttifak
Pinto, olağan şikâyetlerin devletin karar alıcıları tarafından kolayca görmezden gelineceğini bildiğini söylüyor. Bu nedenle Mlambo ve Pinto, ortak Ndau kökenlerine dayanan bir topluluk ittifakı kurdu. Sömürge döneminde çizilen devlet sınırlarından daha eskiye uzanan ortak kimlikleri, ağır çevre kirliliğine yol açan Çinli madencilerin topraklarına girmesine karşı çevrelerini koruma kararlılıklarını güçlendirdi.
Gündüzleri Zimbabwe tarafındaki Ndau toplulukları Çinli madencilerle karşı karşıya geldi. Çalışma alanına ve makinelere sprey boyayla yazılar yazdılar; şarkılar söylediler, sloganlar attılar ve tencerelere vurarak çıkardıkları gürültüyle madencilerin sesini bastırdılar. Bölge kent pazarlarından uzak, ücra bir yerde bulunduğu için yerel dükkânları da Çinli madencilere ve onların yerel madencilik işverenlerine sabun, içecek, ekmek, et, çay, temel gıda maddeleri ve cep telefonu kontör kartı satmamaya ikna etmeyi başardılar. Taksi ve otobüsler de onlara hizmet vermeyi reddetti. Bu eylemler, madencilere ve işçilerine yerel toplulukların topraklarına izinsiz girdiklerini sürekli hatırlattı.
Mlambo, “Hayatlarını zorlaştırdık.” dedi. “Yerel dükkânlara, işgalcilere yiyecek ya da çok sevdikleri birayı satmamalarını söylediğimiz için işçileri sık sık aç kalıyordu. Tuz ve sigara gibi temel ihtiyaçlarla erzak stoklarını yenilemek için 50 kilometre yol gitmek zorunda kalıyorlardı. İşçileri patronlarıyla tartışmaya başladı.”
Yerel halk, hoşnutsuzluğunu binlerce Zimbabwe vatandaşının takip ettiği sosyal medya ağlarında da dile getirdi.
Aynı zamanda nehrin Mozambik tarafındaki Ndau toplulukları, Mozambik’in Manica eyaletindeki yetkililere sınır ötesi çevre sorununa ilişkin acil dilekçeler sundu. Vali ve milletvekillerinin makamlarına giderek acil toplantılar talep ettiler. Yetkililerden, Zimbabwe hükümetine doğrudan baskı yaparak belirlenen süreler içinde harekete geçmesini sağlamalarını istediler. Zimbabwe’den gelen kirli nehir suyunun taşıdığı çamurlu tortu, mısır ve meyve yetiştirdikleri arazilere zarar vermeye başlamıştı. Ndau aktivistleri, karar alıcıların taleplerini yerine getirmemesi hâlinde vergi ödemeyecekleri tehdidinde bulundu.
Sussunhega bölgesinin şefi Pedrito Martinho Campira, Zimbabwe hükümetinin vatandaşların usulsüz madenciliğe karşı tabandan yükselen dilekçelerine “kulak tıkadığının” bilindiğini söyledi. Ancak Chimanimani ile sınır komşusu olan Manica’daki bölgesel yönetime yönelik bilinçli ve yoğun baskı içeren dilekçe kampanyasının, yerel halkın Çinli madencilik konsorsiyumunu koruduğundan şüphelendiği uzlaşmaz Zimbabwe yetkilileri için diplomatik bir sorun yarattığını da sözlerine ekledi.
Campira, Çinli maden arayıcılarını bunaltan yoğun sınır ötesi direnişi hatırlatarak, “Geceleri halkımız nehri geçiyor, Çinlilerin madencilik sahasını dilekçe kâğıtlarıyla kaplıyor ve sprey boyayla yazılar yazarak Çinli madencileri Mozambik’e akan suları kirletip bozdukları konusunda uyarıyordu.” dedi.
“Yasa dışı nehir yatağı madenciliği, iki ülkenin ortak topraklarına ve kültürlerine yönelik bir hakarettir.” dedi. “Biz, sömürge döneminden kalma bir çitle birbirinden ayrılmış tek bir Ndau halkıyız. Nehrin karşı kıyısında kan bağıyla bağlı olduğumuz akrabalarımız var.”
Her gece düzenlenen protestolar, faaliyet gösterdikleri Zimbabwe tarafındaki yerel halkla yaşanan günlük karşılaşmalar, sınır ötesi diplomatik baskı ve Zimbabwe tarafından gelen kirli sudan rahatsızlık duyan Mozambikli sınır muhafızlarının yüksek sesli uyarılarıyla karşı karşıya kalan kimliği belirsiz Çinli madenciler, sonunda haziran ayında geri çekildi. Ağır iş makinelerini geride bırakarak madencilik sahasından kaçtılar. Tahrip edilmiş nehir yataklarını, muz tarlalarını ve zarar görmüş orman örtüsünü iyileştirme görevi ise yerel halka kaldı.
Mlambo, “Kazandık.” dedi. Zimbabwe’nin kırsal bölgelerinde yerel halkın rızası olmadan faaliyet gösteren Çinli madencilik konsorsiyumlarının yalnızca yerel şikâyetlerle karşılaşmaya ve etkileri altına alınmış devlet bürokratlarının korumasından yararlanmaya alışkın olduklarını da sözlerine ekledi.
“Bu kez alışık olmadıkları bir şeyle karşılaştılar: Sınırları aşan, iki ülkeyi kapsayan, halk tabanından yükselen bir direniş. Buna nasıl karşılık vereceklerini bilemediler.”
Haroni Nehri’nde altın çıkarmaya çalışan Çinli madencilik konsorsiyumunun yöneticisi Xiao Samson, kapsamlı bir röportaj vermeyi reddetti. Kısa bir telefon görüşmesinde, bozuk İngilizcesiyle yalnızca şunları söyledi:
“Biz kanun tanımaz insanlar değiliz. Ruhsatımız var. Haroni Nehri’ne geri döneceğiz ve yasalara uygun şekilde altın çıkaracağız.”
Mutoko’daki Direniş
Chimanimani’de kazanılan zafer münferit bir olay değil; Zimbabwe’nin kırsal kesimlerinde, değerli madenlerin keşfedildiği bölgelerde halk tabanından yükselen direnişin giderek güçlendiğine işaret ediyor. Chimanimani’nin 250 mil kuzeyinde, granit bakımından zengin Mutoko tepelerinde de haziran ayında benzer bir kriz patlak verdi. Mutoko, Çinli madencilik ve ihracat şirketlerinin yerel halkın rızasını almadan patlatma ve kazı çalışmaları yaparak yüksek kazanç sağlayan siyah granit ve altın çıkardıklarına ilişkin şikâyetler nedeniyle uzun süredir gerilimlerin odağında bulunuyor. Bu faaliyetlerin ardından geride hasar görmüş evler, kirlenmiş akarsular, tahrip edilmiş otlaklar ve tarım arazileri ile biçimi bozulmuş tepeler kalıyor. Örneğin Shanghai Haoying Mining Investments, yerel topluluklara danışmadan veya çevresel izinleri almadan madencilik faaliyetlerini sürdürdüğü ve bölge sakinlerini yerlerinden çıkarmakla tehdit ettiği gerekçesiyle yerel halkın sık sık şikâyetlerine konu oluyor.
Haziran ayında yerel topluluk, Chimanimani’deki madenciler gibi kimliklerini açıklamayı reddeden başka bir Çinli madenci grubuna karşı artık taviz vermeyeceğini açıkça ortaya koydu.
Tartışmalı bir tepenin yamacında yaşayan üç çocuk annesi Urai Godo, “Evim temelinden sarsıldı. Yakınlarda altın arayan Çinli madencilerin durmaksızın gerçekleştirdiği patlatmalar yüzünden çatısı ve duvarları çatladı.” dedi.
Ağustos ayının başlarında bir gün, yerel halk Çinli bir altın arama sahasında çalışan bir ekibin kabloları ve fünyeleri yerleştirdiğini görünce birikmiş öfke sonunda patlak verdi. Bölge sakinleri, çocuklar yakındaki evlerde ödevlerini yaparken tepenin dinamitle havaya uçurulmasından korkuyordu. Godo’nun anlattığına göre haber birkaç dakika içinde köye yayıldı ve tencerelerle tahta sopalar taşıyan köylüler, hiçbir uyarıda bulunmadan patlatma sahasına akın etti. Kendisini “Hei Chu” olarak tanıtan Çinli madencilik yöneticisi, baskıyı hissederek işçilerine patlatma hazırlıklarını durdurmaları talimatını verdi.
Godo, “Madencilerin etrafını sardık. Sloganlar attık, şarkılar söyledik ve çalışmalarını engelledik. Sarsılan madenciler fünyelerini yere bıraktı, patlatma kablolarını çözdü, araçlarına atlayıp sahayı terk etti ve bir daha geri dönmedi.” diye anlattı.
Mutoko’daki ortak kullanım arazisinde neden madencilik yapmaya çalıştıklarına ilişkin görüşü alınmak istenen “Hei Chu”ya ulaşılamadı. Köy liderine verdiği telefon numarası defalarca arandığında çağrılar sesli mesaja yönlendirildi ve numaranın artık çalışmadığı izlenimi oluştu.
Zafiyete Uğramış Yönetişim ve Cezasızlık
Zimbabwe’nin başkenti Harare’de yaşayan ve açık sözlülüğüyle tanınan din adamı Ancelimo Magaya, kırsal bölgelerde yaşayan halkın madencilik sektöründeki cezasızlığa karşı giderek büyüyen bu direnişinin, henüz sınırlı ölçekte olsa da Zimbabwe devletinin yabancı maden çıkarma şirketlerinin güdümüne girdiğini gösteren çarpıcı bir örnek olduğunu söyledi.
Magaya, “Zimbabwe’nin kırsal kesiminde yaşayanlar, yerel toplulukların topraklarına rızaları alınmadan yapılan bu şüpheli müdahaleleri görüyor.” dedi. “Yalnızca pahalı avukatlar tutarak dava açmaya ya da aynı duyarsız devlet kurumlarına şikâyette bulunmaya bel bağlamak yerine, barışçıl halk protestolarıyla madencilerin doğrudan karşısına çıkıyorlar.”
Magaya’ya göre Zimbabwe Çevre Yönetimi Ajansı, bu yabancı madencilik konsorsiyumlarına karşı pek bir şey yapmıyor. Kurum çoğu zaman yalnızca küçük, sembolik para cezaları kesiyor. Bazı yetkililer de aynı madencilik konsorsiyumlarının etkisi altına girmiş olabilir. Zimbabwe’nin kırsal kesiminde yaşayanlar bu durumun farkında ve çoğu zaman sağlanmayan düzenleyici kurumların korumasını beklemek yerine aktif, barışçıl bir halk direnişi başlatmaya kararlılar.
Çevre Yönetimi Ajansının sözcüsü, Chimanimani’deki madencilik faaliyetlerinin yerel topluluğun rızası, çevresel etki değerlendirme belgesi ve gerekli diğer evraklar önceden alınmadan neden başlatıldığına ilişkin e-posta yoluyla yöneltilen soruları yanıtlamadı. Ancak isminin açıklanmaması koşuluyla konuşan üst düzey bir bürokrat, durumun bu şekilde nitelendirilmesini reddetti.
Bürokrat, “Zor bir durumdayız.” dedi. “Toplulukları ekolojik yıkıma karşı koruma görevimizi gerektiği gibi yerine getirmek istiyoruz. Ancak bu madencilik konsorsiyumlarının sahip olduğu para, araç ve ekipmanlarla, ayrıca ellerindeki siyasi nüfuzla baş edemiyoruz.”
Chimanimani’ye dönen Mlambo, Haroni Nehri’nin kıyılarını gözden geçirdi. Nehrin suyu giderek daha temiz akmaya başlasa da arazideki yıkımın izleri hâlâ duruyor. Bazı gençler, zarar görmüş nehir kıyılarını iyileştirmek amacıyla meyve ağaçları ve bölgeye özgü ağaç türleri dikiyor. Toprakta açılan yaraların iyileşmesi yıllar alacak.
Mlambo, “Zimbabwe hükümetinin bu Çinli madencilerle mücadele etmeyeceği sonucuna vardık.” dedi. “Sınırın her iki tarafındaki Ndau halkı olarak ekosistemlerimizi savunmak için birlik olmaya ve aktif biçimde harekete geçmeye karar verdik. Bu işe yaradı ve halk tabanındaki toplulukların, şirketlerin doğal kaynak çıkarımına dayalı faaliyetlerine karşı topraklarını nasıl savunabileceklerini gösteren bir model ortaya koydu.”
Mlambo, Zimbabwe’deki Çinlilerin hesap vermeden yürütülen madencilik faaliyetlerine karşı iki ülkeyi kapsayan, halk tabanından yükselen böylesi bir direnişle daha önce hiç karşılaşmadıklarını gururla anlatıyor.
“Onları şaşkına çevirdik. Donup kaldılar. Biz de bir dahaki sefere topraklarımızda madencilik yapmaya kalkışırlarsa direnişimizi daha da geliştirebilmek için bu deneyimden dersler çıkardık.”
*Tsitsi Bhobo, Mozambik, Zimbabwe, Zambiya ve Güney Afrika’yı kapsayan Güney Afrika bölgesinde gazetecilik yapan serbest bir gazetecidir. Yazıları Pulitzer Center, The Sick Times, GAVI, The Energy Pioneer ve The Xylom’da yayımlanmıştır.
Kaynak: https://wagingnonviolence.org/2026/10/inside-campaign-illegal-chinese-mining-africa/
