ABD Ordusunun Yeniden Örgütlenmesi Gerekiyor

İran’daki başarısızlığın ardından reform şarttır. Bu askeri başarısızlık ki gerçekten durum başarısızlıktır ve böyle olduğu kabul edilmelidir, durup dururken ortaya çıkmadı. Son 20 ayda izlenen bir dizi yıkıcı politika bu duruma zemin hazırlayıp katkıda bulundu ancak bu başarısızlık, yıllar hatta belki de on yıllar boyunca yapılan hataların sonucu olarak ortaya çıktı. Bu durum, İkinci Dünya Savaşı’nın sona ermesinden bu yana ABD ordusuyla ilgili en rahatsız edici gerçeklerden birini ortaya çıkarmaktadır. ABD, çoğu durumda ezici bir ekonomik ve teknolojik güce, dünyanın şimdiye kadar gördüğü en gelişmiş silahları üretip konuşlandırma kapasitesine ve trilyonlarca dolarlık harcamaların sağladığı desteğe sahip olmasına rağmen tekrar tekrar başarısız oldu.
Ekim 12, 2026
image_print

Eğer bir kriz aynı zamanda bir fırsat olarak görülebilirse Amerika Birleşik Devletleri Savunma Bakanlığı, varoluşundaki en büyük fırsatla karşı karşıyadır. İran ile yürütülen savaşın son sekiz ayında ABD ordusu, muhtemelen Amerikan tarihindeki en kötü performansı sergiledi. İran’a karşı bir hava harekâtına hazırlanmak için aylarca, hatta yıllarca zamanı vardı. Ordu; İsrail tarafından yoğun biçimde ve bir önceki yıl bir kez de ABD tarafından bombalanmış, hava kuvvetleri zaten büyük ölçüde tahrip edilmiş bir düşmanla karşı karşıyaydı. Amerika Birleşik Devletleri; kara ve deniz konuşlu hava gücünden oluşan gelişmiş ve karma bir kuvvetin, İranlıların önleyemediği füzelerin ve İran’ın faaliyetlerine dair mükemmel istihbaratın da sağladığı avantajlara sahipti. Dahası, ABD ordusu, hava harekâtının büyük bir kısmını oluştururken yararlandığı, dünya çapında lider ve en ileri düzeyde olduğu varsayılan yapay zekâ yeteneklerine de erişim imkânına sahipti. Son olarak Amerika Birleşik Devletleri, kendi alanlarında dünyanın tartışmasız en iyileri olan İsrail hava kuvvetleri ve İsrail istihbaratının desteğine sahipti.

Ve ABD ordusu tam bir başarısızlığa uğradı. Sadece birkaç haftalık çatışma süresince (28 Şubat’tan 7 Nisan’a kadar) Amerika Birleşik Devletleri 36.000 askeri sorti gerçekleştirdi ve iddiaya göre 13.500 hedefi vurdu. ABD ordusu İran ordusuna zarar vermiş olsa da onun şaşırtıcı derecede hızlı bir şekilde kendisini yeniden toparlanabilmesine olanak tanıdı. ABD’nin ilk bombardıman harekâtı aşamasının sona ermesinden birkaç hafta sonra İranlılar füze stoklarını yeniden oluşturmaya ve hatta teknik yeteneklerini daha da geliştirmeye başlamıştı. Daha da moral bozucu olan şey, ABD ordusunun Bahreyn’den Kuveyt’e ve Suudi Arabistan’a kadar en önemli askerî tesislerinden bazılarını savunmaya hiç de hazırlıklı olmadığının görülmesiydi. Sadece birkaç hafta içinde, Basra Körfezi’nde devriye gezmek için onlarca yıldır kullandığı üslerden verimli biçimde faaliyet gösterme yeteneğini kaybetti. Kısa süre içinde Amerika Birleşik Devletleri, kuvvetlerini İran’dan giderek daha uzağa çekmek zorunda kalacaktı. Şimdiyse ABD ordusu, bu kuvvetlerin bir daha asla geri dönmeyebileceğini kabul ediyor.

Bu askeri başarısızlık ki gerçekten durum başarısızlıktır ve böyle olduğu kabul edilmelidir, durup dururken ortaya çıkmadı. Son 20 ayda izlenen bir dizi yıkıcı politika bu duruma zemin hazırlayıp katkıda bulundu ancak bu başarısızlık, yıllar hatta belki de on yıllar boyunca yapılan hataların sonucu olarak ortaya çıktı. Bu durum, İkinci Dünya Savaşı’nın sona ermesinden bu yana ABD ordusuyla ilgili en rahatsız edici gerçeklerden birini ortaya çıkarmaktadır. ABD, çoğu durumda ezici bir ekonomik ve teknolojik güce, dünyanın şimdiye kadar gördüğü en gelişmiş silahları üretip konuşlandırma kapasitesine ve trilyonlarca dolarlık harcamaların sağladığı desteğe sahip olmasına rağmen tekrar tekrar başarısız oldu. Örneğin, yalnızca 2025 mali yılında ABD, orduya 850 milyar dolar harcadı.

Bununla birlikte, tüm bu muazzam avantajlara rağmen ABD ordusu defalarca başarısızlığa uğramış ve zaman geçtikçe bu başarısızlıklar, tartışmaya açık olsa da daha belirgin bir hal almıştır. İran’a karşı yürütülen savaştan önce, ABD’nin hiçbir muharebeyi kaybetmediği ancak sonunda kaotik bir şekilde Afganistan’dan çekilmek zorunda kaldığı (ve kısa bir süre önce, bir haftayı biraz aşkın bir süre önce de son birliklerini Irak’tan çektiği) 20 yıllık Terörle Mücadele Savaşı yaşanmıştı. Geride kalan on yıllar, aynı zamanda Amerika Birleşik Devletleri’nin Vietnam Savaşı’nı kaybetmesine ve bir dizi hayalperest ve pek de başarılı olmayan askeri girişime kalkışmasına da tanıklık etti.

Son iki yıl içinde durum giderek hızlanan bir tempoyla kötüleşti. ABD ordusu; Karayipler’deki teknelere karşı yürütülen, yasallığı şüpheli ve stratejik etkisi yok denecek kadar az olan bir harekâtta kullanıldı. Bu harekâtta büyük olasılıkla sivillere suikast düzenlemiş ve ABD güçlerine yönelik yakın bir tehdit oluşturmayan insanlar açıkça öldürülmüştür. Hatta yakalanan bazı balıkçıların ABD tarafından, vatandaşı oldukları ülkeye geri gönderilmesi kendi faaliyetlerinin şüpheli niteliğini örtük biçimde kabul etmesi olarak anlaşıldı. ABD’nin bu harekâtta elde ettiği başarılar da aslında çok az stratejik bir değere sahipti hatta bunların hiçbir stratejik değeri olmadığı bile öne sürülebilir. Evet, ABD ordusu Venezuela diktatörü Nicolas Maduro’yu ele geçirip ülkeden kaçırdı. Ancak onun yerine Venezuela, çok daha acımasız olduğu söylenenler de dâhil olmak üzere, Maduro’nun bir dizi yandaşının yönetimine bırakıldı.

Ardından, ABD’nin büyük miktarda gelişmiş teçhizat kaybettiği ve stratejik açıdan hiçbir değer elde edemediği İran savaşı geldi. Gerçekten de savaş sona erdiğinde, Amerika Birleşik Devletleri’nin Basra Körfezi bölgesindeki stratejik konumu, muhtemelen 27 Şubat 2026’daki durumuna kıyasla büyük ölçüde daha da zayıf olacaktır.

Amerika’nın tekrarlayan başarısızlıklarının başlıca nedenlerinden biri, zamanla daha da kötüleşen küstahlık ve kibrin tehlikeli bir birleşimidir. Örneğin, Amerika Birleşik Devletleri dünyanın en iyi silah sistemlerine sahip ancak bunların kullanımı aşırı derecede maliyetli olabiliyor. Böylece Amerika Birleşik Devletleri, daha ucuz İran insansız hava araçlarını düşürmek için çok pahalı Patriot ve THAAD önleme füzelerine bel bağladığından ve uygun maliyetli bir yönteme sahip olmadığından İran’la mücadelede sıkıntı yaşadı. Bundan dolayı savunma füzeleri yeri doldurulamaz bir hızla tükendi ve bu durum da Amerika Birleşik Devletleri’ni, güçlerini İran’dan giderek daha da uzağa çekmeye mecbur bıraktı.

Mevcut Pentagon’un kendini kurtarabileceğine dair şüphe duyulmasının en büyük nedenlerinden biri, Rusya-Ukrayna Savaşı’nda savaşın değişimine bizzat gözleri önünde tanık olmasına rağmen buna uyum sağlayamamış olmasıydı. Rusya ve Ukrayna tarafından her gün büyük sayılarda ateşlenen daha ucuz ve çok sayıda saldırı dronu ile füzenin yaygınlaşmasını öngörebilirdi ancak İran’dan gelecek benzer bir karşı saldırıya karşı hazırlık yapmadı. Bu bir kibirdi; savaş kurallarının diğer herkes kadar ABD kuvvetleri için de geçerli olduğunu kavrayamayan, askeri kesime özgü kronik bir yanılgıydı.

Buradaki varsayım, ABD ordusunun başkalarından yani Amerikan gücüyle boy ölçüşmesi mümkün olmayan, daha yoksul ve daha az gelişmiş ordulardan bir şeyler öğrenmesine gerek olmadığı şeklindedir. Ukrayna’nın tekrarlanan tekliflerine rağmen Amerika Birleşik Devletleri’nin neden en ileri düzey insansız hava aracı taktiklerine uyum sağlamadığını açıklamanın tek yolu budur. Yakın zamanda istifa eden ABD Kara Kuvvetleri Sekreteri Dan Driscoll, Ukraynalıların modern savaş koşullarına ne kadar daha iyi uyum sağlayabildiklerini görmenin “aşağılayıcı” olduğunu kabul etti.

ABD ordusunun uzun ve kısa vadeli başarısızlıklarının her biri kendi bağlamları içinde değerlendirilmelidir. Roma İmparatorluğu’ndan Qing Hanedanlığı’nın zirvede olduğu dönemdeki Çin’e ve Britanya İmparatorluğu’na kadar, güçlerinin zirvesinde olan hiçbir süper gücün, bu denli çok askeri başarısızlık yaşadığı söylenemez.

Dahası, Amerika Birleşik Devletleri özellikle elde edilen son derece düşük getiriler göz önüne alındığında, ordusuna bu güne kadar harcadığı türden muazzam meblağları harcamaya takat getiremez. ABD ordusuna harcanan trilyonlar ne askeri bir başarı ne de küresel güvenlik bir sağladı; bu nedenle bir soluklanma ve durum değerlendirmesi yapma dönemine ihtiyaç duyulmaktadır. Trump yönetimi bu yıl için Kongre’den 1,5 trilyon dolarlık bir bütçe talep etmiş olsa da, gerçek şu ki Amerika Birleşik Devletleri’nin askeri alanda daha fazla değil, muhtemelen daha az harcama yapması gerekmektedir. Ulusal borç sürdürülemez görünen bir hızla artıyor ve bu borca ​​uygulanan faiz oranları, (borcun GSYH’ye oranının çok daha düşük olduğu) on yıllarca görülmemiş seviyelere geri dönmüş durumda.

Günümüz Pentagon’una daha da fazla para aktarmak ve bu süreçte ulusal borcu daha da artırmak, olsa olsa ABD’nin gelecekteki savunma kaynaklarını sekteye uğratacak ve kısıtlayacaktır. Amerika Birleşik Devletleri’nin yapması gereken şey; yeniden bir değerlendirme ve düşünme sürecine girmek, orduyu ve ona dayanak oluşturan devasa tedarik yapılarını küçültmek ve ayrıca bu yeni dünyaya akılcı ve basiretli bir şekilde uyum sağlamayı öğrenmektir.

Mevcut başarısızlık döneminin sunduğu fırsat budur. Düzeltilmesi gereken o kadar çok şey var ki küçük değişikliklerin muhtemelen çok az etkisi olacaktır. ABD’nin kendisine ve müttefikleriyle olan ilişkilerine farklı bir gözle bakması gerekmektedir. Yolsuzluğun tedarik sürecine nasıl sızdığını, kibrin ve savunma sanayii tabanının körelmesine göz yumarken nasıl olup da ileri teknoloji ürünü gösterişli silahlara aşırı yatırım yapılmasına yol açtığını görmesi gerekiyor.

Pentagon binasını fiziksel olarak ortadan kaldırmak bile bu sürecin bir parçası olabilir. Pentagon binası; ABD’nin hâkimiyet sürdüğü bir dönemde yani Amerika’nın dünyanın rakipsiz bir ekonomik güç merkezi olarak öne çıktığı ve ülkenin devasa geleneksel askeri unsurları (kara, deniz ve nihayetinde hava kuvvetlerini) elinde bulundurduğu İkinci Dünya Savaşı’nın en yoğun günlerinde inşa edilmişti. Böylesine geniş ve hantal bir altyapıyı sürdürmenin yararlı olup olmadığı şu an için net değildir.

Orduda kemikleşmiş bugünkü yapı, savunmanın yeniden düşünülmesini çok daha zorlaştırmaktadır. Amerika Birleşik Devletleri’nin yapması gereken şey, hangi teknolojiye ihtiyaç duyduğunu ve en az bunun kadar önemli olmak üzere hangi eski teknolojilerden ve platformlardan kurtulabileceğini değerlendirmektir. Büyük savaş gemilerinin, tankların ve hatta insanlı hava araçlarının ülkeyi savunmanın en iyi yolu olup olmadığına dair ciddi bir tartışma söz konusudur. Tam da bu anlayış doğrultusunda bir ordu oluşturmak üzere kurulmuş devasa bir yapının içinde, bu sorular üzerine dürüstçe kafa yormak hiç de kolay değildir.

Peki, bundan sonra izlenebilecek en iyi yol nedir? Bu satırları öncelikle, Kongre’de bu reformları hayata geçirme gücünü yakında ellerine geçirebilecek Demokratlar ve ABD’nin savunma yapısının hâlihazırda karşı karşıya olduğu sorunları kabul edecek cesarete sahip Cumhuriyetçiler için kaleme alıyorum:

 

  • Mevcut yönetim görevde olduğu sürece ABD Savunma Bakanlığı’nın bütçesini mevcut seviyesinde dondurun, hatta azaltın.
  • Savunma Bakanlığı’nı; daha küçük, daha modern ve teknoloji ile ulusal stratejinin entegrasyonuna daha elverişli, farklı bir bina veya binalara taşıma yönünde planlama çalışmalarını derhal başlatın.
  • Eski ve miadını doldurmuş sistemlerin varlığını sürdürmesi yönünde lobi faaliyeti yürütmede çıkarı olmayan, yeni bir ABD ordusunun yapısı hakkında mümkün olduğunca tarafsız ve ciddi bir tartışma başlatın. Bu tartışma şunları içermelidir:
  • Bu alanlarda ABD başarısızlıklarının dürüstçe kabul ederek Rusya-Ukrayna ve ABD-İran savaşlarından çıkarılan teknolojik, üretime ilişkin ve uyarlanabilir nitelikteki derslere dair ciddi bir inceleme.
  • ABD ordusunun yapısına dair; eski ve harekât alanına dayalı örgütlenme biçiminin (Kara Kuvvetleri, Deniz Kuvvetleri, Hava Kuvvetleri, Deniz Piyadeleri, Sahil Güvenlik ve Uzay Kuvvetleri) tek geçerli örgütlenme yöntemi olduğu yönünde peşin bir kabule dayanmayan ciddi bir çalışma.
  • ABD ordusunun, müttefiklerine her zaman liderlik etmesini bekleyen anlayıştan, onlara destek sağlayan bir anlayışa en iyi nasıl geçebileceğinin planlama.
  • Başkanın yakın aile üyelerinin Pentagon sözleşmelerinin verilmesi ve alınması süreçlerinde rol oynamalarının engellenmesi de dâhil olmak üzere Savunma Bakanlığı tedarik süreçlerindeki yolsuzlukların kökünü kazıma ve yeniden ortaya çıkmasının önlenmesi için en iyi yöntemi planlama.
  • Ordunun siyasallaşmasını tersine çevirmenin ve gelecekte kuvvetler bünyesinde açık dini aidiyetin etkisini önlemenin en iyi yolunu planlama.

 

Böylesi bir süreci yürütmek, yüreği zayıf olanlara göre bir iş değildir ve olumlu sonuçlar vermesi yıllar alacaktır. ABD ordusu; şu anda ve muhtemelen önümüzdeki iki yıl boyunca körü körüne saldırganlığı, testosteron patlamalarını, intikamcı bir efendinin hizmetinde savaşmayı ve Anayasa’ya değil o anki yönetime duyulan aşırı sadakati öne çıkaran düşünce karşıtı, sorgulamayı reddeden, fanatikliği ve hatta yolsuzluğu dahi destekleyen bir zihniyeti benimsemeye kararlı görünüyor. Savunma Bakanı, Eylül ayı sonlarında yaptığı ve meydan okuyan bir üslubun hâkim olduğu “Silahlı Kuvvetlerin Mevcut Durumu” konuşmasında, Trump yönetiminin aldığı tedbirlere ilişkin şu sözlerle durumu açıkça ortaya koydu: “Mesajı almayan generaller yani ‘Woke Departmanı’ (aşırı duyarlılık odaklı ideoloji) anlayışına sıkı sıkıya bağlı kalanlar ya da ordu üzerindeki sivil denetimin sadece bir tavsiye niteliğinde olduğunu sananlar, işte onlar artık burada değiller.”

Bu tür bir yaklaşım, gerçek değişimin ancak ordu, kendisine ve geleceğine dürüstçe bakmasına izin verecek bir liderliğin yönetimine girdiğinde mümkün olacağı anlamına geliyor.

Büyüklüğü ve gücüyle kıyaslandığında ABD ordusu, başarısızlıklardan fazlasıyla nasibini aldı ve gidişat giderek daha da kötüye gidiyor. Buna verilecek en iyi yanıt; yönetim kadrolarını ve yapıyı bütünüyle temizlemek, ordunun boyutunu küçültmek ve ABD ordusunun tasarlanma ve finanse edilme tarzını dürüstçe yeniden düşünmektir. Başka bir deyişle, Pentagon’u “havaya uçurmak”, Savunma Bakanlığını kurtarmanın en iyi yolu olabilir.

 

*Phillips O’Brien, St Andrews Üniversitesinde Stratejik Çalışmalar Bölümü başkanıdır ve 2025 yılında yayımlanan War and Power: Who Wins Wars and Why  (2025) adlı kitabın yazarıdır. Ayrıca dünyanın en çok okunan Substack yayınlarından biri olan Phillips’s Newsletter bültenini kaleme almaktadır.

 

Kaynak: https://www.persuasion.community/p/is-it-time-to-end-the-pentagon

 

Tercüme: Ali Karakuş

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.