Avrupa’da Bir Rus “Hibrit Savaşı”nın Kanıtları Yok Denecek Kadar Zayıf

İtalya’da “gerilim stratejisi” ifadesi, 60’ların sonundan 80’lerin başına kadar süren karanlık bir dönemi çağrıştırır; bu dönemde istihbarat servisleri ve NATO himayesinde faaliyet gösteren gizli paramiliter ağlar seçmenleri korkutmak için terör tehdidini abarttı; buna, bazı durumlarda daha sonra solun üzerine yıkılan terör eylemlerine girişmek de dâhildi. Avrupalı liderler böyle bir stratejiyi yeniden canlandırmaktan sakınmalı.
Ekim 22, 2026
image_print

Bugünlerde Avrupa’da bir dron görülmesinin, bir yangının ya da bir elektrik kesintisinin Rusya’ya mal edilmediği bir hafta neredeyse geçmiyor. Bize bu olayların hepsinin, Moskova’nın kıtaya karşı yürüttüğü amansız ve giderek tırmanan bir “hibrit savaşın” parçası olduğu söyleniyor.

Almanya’nın Leipzig/Halle havalimanına yönelik “başarısız” bir dron saldırısını resmen Moskova’ya atfetmesinin ardından gerilim geçen ay çarpıcı biçimde tırmandı. Peki kanıtlar, Rusya’nın Avrupa’ya karşı sistematik bir hibrit savaş yürüttüğü yönündeki Batılı iddiaları destekliyor mu?

Kanıt olarak düzenli biçimde çeşitli veri setlerine ve raporlara başvuruluyor; bunlar arasında Leiden Üniversitesi, Soufan Center, Associated Press ile IISS, CSIS ve GLOBSEC gibi savunmayla ilgili düşünce kuruluşlarının çalışmaları da var. Tek tek ele alındığında her biri kasvetli bir tablo çiziyor. Ancak yan yana okunduğunda bambaşka bir hikâye anlatıyorlar. Her şeyden önce rakamlar birbirini tutmuyor: Hangi rapora baktığınıza göre Rusya Şubat 2022’den bu yana Avrupa’da 52 ile 255 arasında hibrit saldırı başlatmış; aynı kampanya olması gereken bir şey için beş katlık bir tutarsızlık.

Bunun nedeni, hibrit saldırının ne olduğuna dair bile üzerinde uzlaşılmış bir tanımın bulunmaması. IISS’in kendisi de terimin “muğlak” olduğunu kabul ediyor. Bazı raporlar yalnızca fiziksel sabotaj eylemlerini sayıyor; diğerleri ise Kremlin yanlısı çıkartmaları, grafitileri, barış gösterilerini, hatta Rus Donanmasının Manş Denizi’nden geçişini bile kapsıyor. Başka bir deyişle bu, neredeyse her şeyi içine alacak biçimde kullanılabilecek bir kavram. Üstelik çoğu durumda Rusya’yı olaylara bağlayan kanıtlar çok zayıf, hatta aslında hiç yok. Rusya’nın sorumluluğuna dair kanıt genellikle Batılı yetkililerin bundan şüphelendiğini bildiren haberlerden ibaret. Bir hükümet “Bunu Rusya yaptı” derse, vaka listeye giriyor.

Oysa iddia edilen Rus sabotajının en çok duyurulan vakalarının pek çoğu — von der Leyen’in uçağının GPS sinyalinin “karıştırılması”, 2024 sonlarındaki Baltık kablo olayları, düşen bir DHL kargo uçağı, 2025’te Heathrow Havalimanındaki yangın — basit bir incelemede çöküp gitti. Her vakada Rusya’nın olaya karıştığı ihtimali sonunda dışlandı. Meğer von der Leyen’in uçağının sinyali hiç kaybolmamış. Baltık kabloları Çin ve Hong Kong bayraklı gemilerin sürüklediği çapalar yüzünden hasar görmüştü ve soruşturmacılar kasıt olduğuna dair hiçbir kanıt bulmadı. Vilnius’taki DHL kazasına pilot hatası, Heathrow yangınına ise yıllar önce tespit edilmiş ama hiç giderilmemiş bir trafo merkezi arızası yol açmıştı. Peki bu tür düzeltmelerin genellikle ilk iddiaların aldığı haber ilgisinin yalnızca küçük bir kısmını gördüğü düşünülürse, bunu gerçekte kaç kişi biliyor?

Aynı şey, 2025 sonbaharında Avrupa’yı saran ve neredeyse her gün yaşanan dron görülmelerinin kıtanın dört bir yanında birçok havalimanının kapanmasına yol açtığı dron paniği için de geçerli. Liderler açıkça Moskova’yı suçladı; ancak “Rus dronu” görülmelerinin neredeyse tamamı asılsız çıktı: Yaklaşık 60 olayı inceleyen bir Hollanda soruşturması “bolca panik” buldu ama “Rusya’nın müdahalesine dair neredeyse hiç kanıt” bulamadı; görülmelerin pek çoğu hobi dronları, uçaklar, helikopterler, uydular, hatta yıldızlar çıktı.

Rus dronlarının gerçekten NATO hava sahasına girdiği durumlarda — Polonya, Romanya, Moldova ve Litvanya’da — bu neredeyse her zaman Ukrayna sınırına yakın yerlerde, Ukrayna’daki hedeflere yönelik saldırılar sırasında yaşandı. Litvanya Cumhurbaşkanı bile bu türden son olaya muhtemelen Ukrayna’nın sinyal karıştırması yüzünden rotasından sapan bir dronun yol açtığını söyledi. Bu, kasıtlı bir ihlaller kampanyasından çok, hemen yandaki savaşın serpintisine benziyor. Bir Rus dronunun Polonya topraklarının derinliklerinde düşürüldüğü bir olay yaşandı; ancak bu vakada bile Batılı istihbarat yetkilileri Rus ihlalinin muhtemelen kasıtlı olmadığını “özel görüşmelerde” kabul etti.

Bir de Leipzig/Halle vakası var. Almanya’nın Rusya’yı müdahaleyle resmen suçlamasının ardından NATO Genel Sekreteri Mark Rutte hemen “kanıtların açık olduğunu” ilan etti. Bu pekâlâ doğru olabilir; ancak aslında hiçbir kanıt kamuoyuna açıklanmadığından Alman makamlarının sözüne güvenmekten başka çaremiz yok. Bir Alman profesörün EUobserver’a söylediği gibi, bu atıf “akla yatkın olabilir, ama ortada açıkça hiçbir kanıt yok”.

Nihayetinde, tüm spekülatif ve kanıtlanmamış “olaylar” bir kenara bırakıldığında geriye mahkûmiyetle sonuçlanmış, kanıtlanabilir bir avuç sabotaj vakası kalıyor: Londra’daki bir depo kundaklamasından Prag’da ateşe verilen otobüslere, Vilnius’taki bir IKEA yangınından, iddiaya göre sabotaj için hedefleri ve ulaşım güzergâhlarını keşfetmek amacıyla Ukrayna’ya doğru gönderilen GPS takip cihazlı bazı kolilere kadar. Ancak bu vakalarda bile mahkemeler, çoğu zaman Telegram’daki anonim hesapların irtibat kurduğu alt düzey devşirmeleri mahkûm etti; Rus devletiyle ya da onun vekilleriyle bağlantı ise yalnızca bir avuç vakada — özellikle Londra’daki depo yangını ve Almanya’daki GPS takip cihazlı koliler — çekişmeli bir yargılamada ortaya konabildi, diğerlerinde bu bağlantı suç kabulüne ya da kapalı duruşmalara dayanıyordu. Ama Rusya’nın gerçekten de tüm bu vakaların arkasında olduğunu varsaysak bile, ortaya çıkan tablo sınırlı hasara yol açan, az sayıda ve dağınık olaylardan ibaret — Avrupalı liderlerin sürekli dile getirdiği “savaş” olmaktan çok uzak.

Peki bu, tıklama bağımlısı medyanın körüklediği bir toplu panik vakasından mı ibaret? Yoksa Rusya’nın Avrupa’ya karşı bir “hibrit savaş” yürüttüğü iddiaları propagandadan pek fazlasına dayanmıyor gibi göründüğüne göre, Avrupa Birliği-NATO düzeninin yurttaşları Avrupa’nın Rusya’nın saldırısı altında olduğuna inanmaya şartlandırmak için ortak bir çabası mı var?

Bu anlatı açıkça çeşitli çıkarlara hizmet ediyor. Her şeyden önce hükümetlerin, giderek daha az halk desteği gören Ukrayna’daki savaşa ve diğer sektörlere yapılan harcamalarda acı kesintiler gerektirecek kıta çapındaki yeniden silahlanma kampanyasına desteği korumasına yardım ediyor. Letonya Uluslararası İlişkiler Enstitüsünün bir raporunda belirtildiği gibi, hibrit savaşın “bulanık sloganı” “azalan savunma bütçelerini ve zayıflayan NATO uyumunu canlandırma ihtiyacıyla” yönlendiriliyor gibi görünüyor. Bu işe yaradı: Dron paniği hem AB hem de NATO düzeyinde dronlarla mücadele harcamalarının artmasına yol açtı. Bu arada istihbarat servisleri de daha geniş yetkiler elde etmek için sabotaj tehdidini öne sürdü.

“Rus müdahalesi” hayaleti ayrıca daha geniş bir otoriter kazanç da sunuyor; çevrimiçi sansürden muhalefetin bastırılmasına ve seçimlerin yönetilmesine kadar her şeyi meşrulaştırıyor — en vahim biçimde de Romanya’da; orada, Rusya’nın müdahalesine dair hiçbir zaman kanıt sunulmayan, iddia edilen bir Rus dezenformasyon kampanyası gerekçesiyle koca bir seçim iptal edildi. Daha yakın zamanda Britanya Başbakanı Andy Burnham, AB ile daha güçlü bağlar kurmak için bastırdığı bir dönemde, Rusya’nın Brexit referandumuna müdahale ettiğinin “açık” olduğunu herhangi bir kanıt sunmadan söyledi; oysa birçok soruşturma bu iddiayı destekleyecek pek az kanıt bulmuş ya da hiç bulamamıştı.

Buradan şu sonuca varılabilir: Avrupa’ya karşı bir “hibrit savaş” yürütüldüğü ölçüde, bu savaşı AB-NATO düzeninin kendisi, Rus tehdidini abartmayı amaçlayan uzun soluklu bir psikolojik savaş kampanyası biçiminde kendi halkına karşı yürütüyor.

En kaygı verici olan, bunun kendini gerçekleştiren bir kehanete dönüşme riski. NATO ülkeleri — istihbarat, uydu ve hedefleme desteği yoluyla — Ukrayna’nın sivil altyapı da dâhil olmak üzere Rusya’nın derinliklerine düzenlediği saldırıları mümkün kılmayı sürdürüyor ve her saldırı Rusya’nın NATO topraklarına misilleme yapma ihtimalini artırıyor. Böyle bir saldırı geldiğinde — eğer gelirse — Rusya’nın süregiden “hibrit savaşının” kışkırtılmamış bir tırmanışı olarak sunulacak ve Avrupa’nın itidalli davranmasına pek alan bırakmayacaktır.

Bu, klasik bir güvenlik ikilemi. Böyle bir iklimde, şimdiye kadar büyük ölçüde yalnızca kâğıt üzerinde var olan bir “hibrit savaşın” nükleer silahlı güçler arasında hızla sıcak bir savaşa dönüşmesi için çok az şey yeterli olur.

İtalya’da “gerilim stratejisi” ifadesi, 60’ların sonundan 80’lerin başına kadar süren karanlık bir dönemi çağrıştırır; bu dönemde istihbarat servisleri ve NATO himayesinde faaliyet gösteren gizli paramiliter ağlar seçmenleri korkutmak için terör tehdidini abarttı; buna, bazı durumlarda daha sonra solun üzerine yıkılan terör eylemlerine girişmek de dâhildi. Avrupalı liderler böyle bir stratejiyi yeniden canlandırmaktan sakınmalı.

*Bu makale, yazarın Substack’inde yayımlanan derinlemesine bir araştırmaya dayanıyor.

**Thomas Fazi İtalyalı bir yazar ve gazetecidir. Kitapları arasında “The Battle for Europe: How an Elite Hijacked a Continent and How We Can Take It Back”, “Reclaiming the State: A Progressive Vision of Sovereignty for a Post-Neoliberal World” ve “Die Brüsseler Tyrannei: oder Der diskrete Staatsstreich” (“The Brussels Empire: The EU’s Silent Coup Against Democracy”) bulunuyor. UnHerd ve Compact dergilerine düzenli olarak yazıyor.

Kaynak: https://responsiblestatecraft.org/hybrid-warfare-russia/