Henüz yayınlanan bir rapor, gıda sistemi çalışanları arasında yaygın emek sömürüsünü gözler önüne seriyor ve dünyanın beslenmesinin insan onuru pahasına gerçekleştiği konusunda uyarıda bulunuyor.
Sürdürülebilir Gıda Sistemleri Üzerine Uluslararası Uzmanlar Paneli/International Panel of Experts on Sustainable Food Systems (IPES-Food) tarafından bu hafta yayımlanan Food Work: The workers behind our food and the exploitation they face (Gıda İşçiliği: gıdamızın ardındaki emekçiler ve maruz kaldıkları sömürü) başlıklı rapora göre, dünyanın en büyük istihdam alanı olan gıda sektöründe 1,4 milyardan fazla insan çalışıyor ve bu kişiler en çok istismara uğrayan kesimi oluşturuyor.
Küresel gıda sistemi diğer tüm ekonomik sektörlerden daha fazla işçiyi sömürüyor ve rapor; bu sömürünün tesadüfî olmadığını, aksine emeği ucuz tutarken kârı en üst düzeye çıkaran bir iş modelinin gıda sektörünün yapısına yerleşmiş olduğunu belirtiyor.
Her Yerde İstismar
Raporun bulgularına göre, “Çoğu zaman gözlerden uzak kalan gıda sektörü çalışanları düşük ücret, ücret hırsızlığı, zorla çalıştırma, insan kaçakçılığı, ayrımcılık, cinsel şiddet, tehlikeli çalışma koşulları ve sosyal güvenlik ağlarından dışlanma ile karşı karşıya kalıyor.”
“Emek istismarı; çiftlik işçilerinden balıkçılara ve mezbaha çalışanlarına, teslimat sürücülerinden restoran ve süpermarket çalışanlarına ve ev işçilerine kadar gıda zincirinin her halkasında oldukça yaygındır.”
Raporda, göçmenlerin, kadınların, mültecilerin ve ırksal ayrımcılığa maruz kalan işçilerin en kötü koşullara itildiği, seslerini çıkarmanın iş kaybına, sınır dışı edilmeye ve kara listeye alınmaya yol açtığı vurgulandı.
IPES-Food eş başkanı Olivier De Schutter, raporun bulguları arasında kendisini en çok şaşırtan şeyin, hükümetlerin göçmen tarım işçileri konusundaki derin ikiyüzlülüğü olduğunu söyledi. Covid-19 pandemisi sırasında da açıkça görüldüğü üzere özellikle meyve ve sebze üretiminde büyük ölçüde göçmen işgücüne bel bağlayan pek çok ülkede hükümetler göçmen işçilere genellikle kısa süreli, mevsimlik ikamet izinleri vermektedir.
Eski BM Gıda Hakkı Özel Raportörü Olivier De Schutter, “Bu işçiler; kötü koşullarda barındırılma, sefalet düzeyinde ücretler alma ve sıklıkla tehlikeli koşullarda çalışma gibi, yerli halktan kişiler söz konusu olduğunda hayal bile edilemeyecek derecede sömürü ve istismar biçimlerine düzenli olarak maruz kalıyorlar” dedi.
De Schutter; vasıfsız olarak görülen göçmen işçilere ikinci sınıf işçi muamelesi yapıldığını, bu kişilerin kendilerine ev sahipliği yapan ülkelerdeki topluluklarla hiç ya da çok az bağları bulunduğunu ve istismar durumlarında neredeyse hiç şikâyetçi olmadıklarını öne sürdü.
De Schutter, IP’ye verdiği demeçte, yasal olması ve resmen teşvik edilmesi dışında, bu uygulamanın bir tür insan ticareti olduğunu söyledi.
Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’ne (FAO) göre, küresel tarımsal üretimin brüt değeri 5 trilyon doların biraz üzerinde tahmin edilirken, Dünya Bankası tarımsal katma değeri yaklaşık 3,2 trilyon dolar olarak tahmin ediyor.
Küresel gıda sisteminin değeri 8 trilyon doların üzerindedir; buna karşın gıdayı üreten ve pazarlayanlar yoksulluk sınırındaki ücretlerle yaşamlarını sürdürmektedir; bu durum bir değişimi zorunlu kılmaktadır.
De Schutter; asgari ücret veya çalışma saatlerine ilişkin düzenlemelerin uygulanmadığı mevcut mevzuattaki boşluklar, yasaların yetersiz uygulanması ve sendikalaşmanın caydırıldığı hatta baskı altına alındığı ortamlarda işçilerin örgütlenmesindeki zorluklar olmak üzere, birbirini pekiştiren üç temel soruna dikkat çekti.
Durumu absürt olarak nitelendirerek, “Hükümetler, kayıt dışı çalışanların olduğu durumlarda iş mevzuatının geçerli olmadığı ve iş teftiş kurullarının herhangi bir rolünün bulunmadığı yönünde bir tutumu alışkanlık haline getirmiş durumda” dedi.
“Bu, sürücü ehliyetiniz yoksa trafik kurallarını görmezden gelebileceğinizi söylemeye benziyor. Oysa uluslararası insan hakları hukuku; temel iş mevzuatının kayıt dışı işçilere de genişletilmesini ve işverenlere, kayıt dışılığın kazanç sağlamamasını, bunun yerine resmîleştirmenin ödüllendirilmesini güvence altına almak amacıyla işçilerini kaydettirmeleri için teşvikler verilmesini gerektiriyor.”
Sistematik Sömürü
“Adaletsiz istihdam düzenlemeleri, kayıt dışı çalışma ve temel iş güvencesinin bulunmaması, işçilerin kırılganlığını kalıcı hâle getirmek üzere birleşiyor” dedi. “Hükümetler, gıda ve tarım işçilerini ücretler, işyeri güvenliği ve sendika hakları konusundaki temel korumalardan açıkça muaf tutan yasal istisnalar aracılığıyla bu istismarı doğrudan mümkün kılıyor.”
Rapor, koruyucu yasaların mevcut olduğu durumlarda dahi, zayıf kamu denetimi ve yaygın kayıt dışı istihdamın milyonlarca işçiyi korumasız bıraktığını vurguluyor.
Rapor, günümüz gıda sistemleri için vazgeçilmez olan göçmen işçilerin; iş yerinde istismar, ücret gaspı, zorla çalıştırma, yaralanma ve ölüm gibi durumlarla çok yüksek oranlarda karşı karşıya kaldığına dikkat çekti.
Koşullar daha da kötüleşiyor
Bu yapısal suiistimallere ek olarak, ortaya çıkan yeni tehlikeli gelişmelerin bir araya gelmesi, gıda sektöründeki çalışmaları giderek daha tehlikeli ve daha sömürücü hale getirmektedir.
IPES-Food panel uzmanı Mamadou Goita, “İklim değişikliği bir işçi hakları krizine dönüşüyor” dedi. “Tarım işçileri hâlihazırda zaten aldıkları sefalet ücretleri, maruz kaldıkları zehirli pestisitler ve son derece ağır çalışma koşullarıyla karşı karşıyadır. Şimdi iklim değişikliği sıcaklığı daha da artırıyor ve işlerini daha da tehlikeli hâle getiriyor.”
Goita, hükümetlerin hâlâ işçilere gölge sağlama, dinlenme ve içme suyu gibi temel, hayat kurtarıcı korumaları dahi garanti etmekte başarısız olduğunu söyledi.
Goita, “Gıdamızı üreten insanlar geçimlerini sağlamak için sağlıklarını veya hayatlarını riske atmak zorunda kalmamalıdır” dedi.
Aşırı sıcak ve kuraklığın etkileri genellikle kaybedilen ürünler ve hasatlar üzerinden ölçülüyor. Ancak rapor, dünya genelindeki 928 milyon tarım işçisi üzerindeki insani bedelin de giderek ağırlaştığına ve sıcaklık stresinin bu işçilerin karşı karşıya olduğu en yaygın sağlık tehdidi olduğuna dikkat çekti.
Sağlık tehditlerinin sonuçları arasında baş dönmesi, kusma ve sıcak çarpması ile böbrek hastalığından kaynaklanan bitkinlik bulunuyor. ABD’de tarım işçilerinin ısı stresi nedeniyle ölme olasılığı diğer işçilere kıyasla 35 kat daha fazla.
Afrika, Amerika’nın kuzey güney kıtaları ve Güney Avrupa’daki tarım bölgeleri artık 1970’lere kıyasla her yıl 50 güne kadar daha fazla tehlikeli sıcaklık yaşıyor. Rapora göre Afrika’da işçilerin yüzde 93’ü tehlikeli sıcaklıklara maruz kalıyor ve bunların çoğu gıda sistemlerinde çalışıyor.
Raporda, iklim değişikliğinin işçileri aşırı sıcağa, şiddetli hava koşullarına ve zehirli orman yangını dumanına maruz bırakırken, şirketlerin gücünün ücretleri baskıladığı, toplu pazarlığı baltaladığı ve riskleri işçilere yüklediği, bunun da insana yakışır iş yerine hissedar getirilerine öncelik verilmesi anlamına geldiği uyarısında bulunuldu.
Raporda, “En ileri noktada dijital teknolojiler yeni sömürü alanları yaratıyor: platformlara dayalı geçici işler, otomasyon, algoritmik yönetim ve işyeri gözetimi işçileri birbirinden yalıtıyor, üretkenlik baskısını yoğunlaştırıyor, yaralanma oranlarını artırıyor ve işçilerin pazarlık gücünü aşındırıyor” denildi.
Ya örgütlen ya da acı çek
Ancak işçiler buna karşı mücadele ediyor. Değerlerini ve onurlarını gözeten kapsamlı çalışma standartları talep etmek amacıyla sendikalar ve kooperatifler kuruyor, grevler yapıyor, hakları için hukuki yollara başvuruyor ve ittifaklar oluşturuyorlar.
Rapor; kapsamlı çalışma standartlarının, insanca yaşamaya yetecek ücretlerin ve toplu pazarlık hakkının, dünyanın en büyük iş gücünü gıda sisteminin en görünmez kurbanları konumundan çıkarıp dayanıklılık sahibi bir konuma taşıyabileceğini ortaya koyuyor.
Rapor, gıda sistemleri sektöründe kalıcı bir dönüşüm sağlamak için beş temel öncelik alanında güçlü bir politika ve güç değişimi olması gerektiğini vurguluyor. Bunlar arasında, sendikaların güçlendirilmesi ve toplu pazarlığın yaygınlaştırılması yoluyla işçilerin gücünün artırılması da yer almaktadır. Buna ek olarak, gıda ve tarım işçilerine yönelik yasal istisnalar kaldırılmalı ve göçmen işçilerin eşit hakları güvence altına alınmalıdır.
Raporda; göçmenleri suçlu durumuna düşüren politikaların terk edilmesi ve statü gözetmeksizin eşit çalışma hakları ile sosyal güvencelerin garanti altına alınması için işverene bağımlı vize sistemlerinin kaldırılması gerektiği belirtildi ayrıca şirketlerin tedarik zincirleri boyunca yaşanan işçi hakları ihlallerinden sorumlu tutulabilmesi amacıyla kurumsal gücün sınırlandırılması çağrısında bulunuldu.
Raporda, “Dünyayı besleyen insanlar güvenli, adil ücret ödenen ve onurlu bir çalışmayı hak ediyor” denildi. “Gıda sistemleri asla düşük ücretlere, tehlikeli koşullara ya da görünmez emeğe bağımlı olmamalıdır. Bunu başarmak ise; iktidarı elinde tutanları, kâr edenleri ve maliyetlere katlananları değiştirmeyi gerektirmektedir.”
*Busani Bafana, Zimbabwe’nin Bulawayo kentinde yaşayan çok yönlü bir kalkınma gazetecisidir. Busani, çoğunlukla çevre, tarım, gıda güvenliği ve iklim değişikliği konularını ele alan serbest bir gazeteci olarak 15 yılı aşkın bir deneyime sahiptir.
Kaynak: https://www.globalissues.org/news/2026/10/06/44268
Tercüme: Ali Karakuş
