Brezilya ve İspanya maliye bakanları, ekonomik büyüme, mali sorumluluk ve sosyal yatırımın birbiriyle rekabet etmek zorunda olduğu fikrini reddediyor. İnsanların yaşamını merkeze alan bir ekonomi modelini savunmak için hükümetlerinin sicilini örnek gösteriyorlar.
Brezilya ve İspanya’daki ilerici hükümetler, mali sorumluluk, büyüme ve sosyal kalkınmayı bir arada yürüterek milyonlarca insanın yaşamını iyileştirdi ve muhafazakârların ekonomiyi daha iyi yönettiğine ilişkin köhne inancı çürüttü. Böylesine başarılı bir alternatif model için bundan daha iyi bir zaman olamazdı.
Sağcı hükümetlerin ekonomi için iyi olduğu, ilerici yönetimlerin ise ekonomiyi kötü yönettiği iddiası kadar ısrarla geri dönen pek az zombi fikir vardır. Oysa bu inanç, büyümenin sürdürülebilirliğini ve muhafazakârların gerçek sicilini göz ardı eden bir ekonomi anlayışını yansıtıyor.
Nitekim son kırk yılın neoliberal deneyi, pek çok ülkede kamu açıklarını büyüttü, eşitsizliği derinleştirdi, tekrarlayan finansal krizler yarattı ve ekonomileri daha kırılgan hâle getirdi. Sol hükümetler de tekrar tekrar bu hasarı onarmak zorunda kaldı.
Buna rağmen solun bazı kesimleri büyüme, mali sürdürülebilirlik ve fiyat istikrarı bayraklarını muhafazakârlara teslim etti; üstelik kanıtlar ilericilerin bu hedefleri daha iyi savunduğunu gösteriyor. Solun kendi eliyle yaptığı bu tür hatalar, yalnızca çalışmak, iş kurmak ve yaşamlarını iyileştirmek isteyen yurttaşların gözünde solun inandırıcılığını aşındırdı.
Bizim iki hükümetimiz ise bunun tam tersi bir yaklaşım benimsedi. Brezilya’da sağcı bir hükümetin yenilgiye uğramasının ardından, Devlet Başkanı Luiz Inácio Lula da Silva yönetimi önceki hükümetin terk ettiği mali sorumluluk ve sosyal adalet yoluna geri döndü.
Şeffaflığın artırılması, sosyal politikaların genişletilmesi ve büyük şirket gruplarına orantısız ölçüde yarar sağlayan vergi indirimlerinin kaldırılmasının ardından sonuçlar ortada. İşsizlik rekor düzeyde düşük, hane gelirleri artıyor ve milyonlarca insan yoksulluktan kurtuluyor.
Benzer şekilde İspanya’da Başbakan Pedro Sánchez hükümeti, üç yıl üst üste büyük gelişmiş ekonomiler arasında en yüksek büyüme oranlarından birini yakalarken bütçe açığını da yaklaşık yirmi yılın en düşük seviyesine indirdi. İstihdam rekor düzeyde; avro bölgesinde yaratılan her 10 yeni işin beşi İspanya’da yaratılıyor ve yapısal reformlar iş kalitesini, verimliliği ve inovasyonu artırıyor.
Her iki örnekte de çıkarılacak ders aynı. Cesur ve iddialı politikaların doğru bileşimiyle mali sorumluluk, büyüme ve sosyal kalkınma programları birbiriyle çelişmez; aksine birbirini güçlendirir. Politika yapıcıların dar piyasa ve finans çıkarlarını giderek daha fazla kolektif yararın önüne koyduğu bir dönemde, dünyanın ihtiyaç duyduğu alternatif yol budur.
Bu ilerici ekonomi modelini ilerletmek için çalışan önde gelen ekonomistlerin oluşturduğu bir forum olan 21. Yüzyıl için Yeni Ekonomi Küresel Konseyi, dönüşüm içindeki bir dünya için sağlam politikalar tasarlamak ve teşvik etmek amacıyla kuruldu. Başlangıçta İspanya’nın ev sahipliği yaptığı konsey, ilk yüz yüze toplantısını ekim ayında yapacak. Bu buluşma, dünya halklarının çoğunluğunu yüzüstü bırakan ortodoks ekonomiyi geride bırakma yolunda kilit bir adım olmayı vaat ediyor.
Bu başarısızlık sürmemeli. Hâlihazırda devam eden üç büyük dönüşüm —demografik, ekolojik ve dijital— daha adil, daha üretken, daha dayanıklı ve daha egemen ekonomiler gerektiriyor. Örneğin demografik dönüşüm, Atlantik’in her iki yakasında sosyal koruma üzerinde baskı yaratıyor. İspanya dünyanın en yaşlı nüfuslarından birine sahip; Brezilya ise kalkınmasına güç veren demografik temettünün sonunun geldiğini görmeye başlıyor.
Sağın bu zorluğa yanıtı, sosyal yardımları keserek maliyeti onu karşılamaya en az gücü yetenlerin üzerine yıkmak. Bizim yanıtımız ise verimliliği artırmak ve daha adil, daha artan oranlı vergi sistemleri kurmak. Brezilya kısa süre önce, 15 milyon düşük ve orta gelirli çalışanı gelir vergisinden muaf tutarken çok yüksek gelir elde edenlere asgari düzeyde efektif bir vergi yükü getiren bir gelir vergisi reformunu kabul etti. Benzer şekilde İspanya, Rusya’nın 2022’de Ukrayna’yı işgalinin ardından yaşanan enflasyon dalgasına karşı aldığı önlemleri finanse etmek için enerji şirketleri ile bankaların beklenmedik kârlarını vergilendirdi. Ayrıca büyük servetlere yönelik bir vergiye de öncülük etti.
Ekolojik dönüşüm 21. yüzyıl kalkınmasının temeli hâline gelirken Brezilya, dünyanın en büyük tropikal ormanı, en büyük tatlı su rezervleri ve yenilenebilir kaynakların ağırlıkta olduğu güçlü bir elektrik üretim karması gibi eşsiz stratejik varlıklara sahip. Lula yönetimi Amazon’un korunmasını Brezilya dış politikasının temel direklerinden biri hâline getirdi; amaç kalkınmadan vazgeçmek değil, kalkınmanın sürdürülebilir olmasını güvence altına almak.
İspanya ise temiz enerjide küresel bir lider. Yenilenebilir kaynaklar ülkenin elektriğinin yarısından fazlasını üretiyor ve İspanya bu sektördeki yeni yatırımlarda dünyada ikinci sırada yer alıyor. Hidrokarbonlara bağımlılığın azalması, haneleri İran’daki savaşın etkilerinden şimdiden korurken sanayinin elektrik maliyetlerini de düşürdü.
Son olarak dijital dönüşüm, gelecek nesillerin yaşam koşullarını giderek daha fazla şekillendirecek. Ancak mevcut durumda, ekonomilerimizin ve demokrasilerimizin işleyişini sağlayan teknolojik altyapıyı bir avuç şirket kontrol ediyor. Papa XIV. Leo’nun da uyardığı gibi bu yoğunlaşma, ciddi insandışılaşma riskleri taşıyor; çünkü teknoloji şirketleri toplumsal uyum veya demokratik bütünlük yerine hissedar getirilerini en üst düzeye çıkarmaya odaklanıyor.
Brezilya’nın platformlara yönelik düzenlemeyi veri merkezlerine verilen destek ve yapay zekâ (YZ) için risk temelli bir çerçeveyle bir arada yürütmesinin ve İspanya’nın 16 yaşından küçüklerin sosyal medyaya erişimini yasaklamayı önermesinin nedeni de bu. Her iki ülke de büyük platformlardan daha fazla sorumluluk talep ediyor ve insan onuruna, özerkliğe ve hakkaniyete saygılı bir YZ’yi savunuyor.
Bugün içinde yaşadığımız dünya, inşa etmek için yola çıktığımız dünya değil. Savaş ve aşırıcılık geri döndü; büyük güçler tek taraflı tarifeler uygulayıp piyasa erişimini bir koz olarak kullanırken ve diplomasinin yerine tehditleri koyarken çok taraflılık tasfiye ediliyor. Bu herkese zarar veriyor.
Maliye bakanları olarak bizim sorumluluğumuz, ülkeler arasındaki anlaşmazlıkların diyalog ve hukuk yoluyla çözülmesinde ısrar etmek. Tarafların toplam GSYH’si bakımından tarihteki bu tür anlaşmaların en büyüğü olan ve her iki hükümetimizin de merkezi bir rol oynadığı AB-Mercosur anlaşmasının kısa süre önce imzalanması, bu taahhüdün somut bir ifadesidir.
Lula, otomatik olarak saf tutmayı reddederek ve Küresel Güney’in kendine ait bir sesi olduğunu vurgulayarak tüm aktörlerle iletişim kanallarını açık tutmaya çalıştı. Sánchez de aynı şekilde tek taraflı eylemlere karşı uluslararası hukuku savundu ve Avrupa Birliği’ni stratejik özerkliğini artırmaya çağırdı. Her iki hükümet de ilerici politikaların yalnızca ekonomi için iyi olmadığını, aynı zamanda daha istikrarlı ve daha adil toplumlara yol açtığını gösterdi.
Bazılarımız hâlâ güç mantığı yerine hukuk mantığını, parçalanma yerine çok taraflı yönetişimi ve yoğunlaşmış teknolojik güç yerine sıradan insanların yararına dijital egemenliği tercih ediyor. İlericiliğin gerçek ölçüsü konuşmalarda değil; daha iyi çalışma koşullarında, uygun fiyatlı konuta erişimde ve gerçek fırsatların kapısını açacak bir eğitime erişimde kendini gösterecek. İnsanların, şimdi her zamankinden daha fazla, kendi hükümetlerinin yanlarında olduğunu görmeye ihtiyacı var.
Kaynak: https://johnmenadue.com/post/2026/09/progressive-economics-is-delivering/
