Her büyük savaş, gelecekteki savaşların nasıl yürütüleceğini yeniden şekillendirir. Zafer ve yenilgi önemlidir, ancak bunlar nadiren bir çatışmanın tek mirasıdır. Savaşlar, barış dönemindeki tatbikatların açığa çıkaramadığı zayıflıkları gözler önüne serer, askerî doktrine yerleşmiş köklü kavramları sorgulatır ve örgütleri, eğitim ortamının taklit edemeyeceği koşullarda uyum sağlamaya zorlar. Çıkarılan dersler nadiren yalnızca çatışmaya taraf ülkelerle sınırlı kalır. Bu dersler doktrini, kuvvet yapısını, tedarik önceliklerini, operasyonel planlamayı ve profesyonel askerî eğitimi onlarca yıl boyunca etkiler.
Bu örüntü tanıdıktır. I. Dünya Savaşı, sanayileşmiş savaş çağında orduları manevrayı, ateş gücünü, lojistiği ve taarruz ile savunma arasındaki ilişkiyi yeniden düşünmeye zorladı. II. Dünya Savaşı, hava gücünün ve amfibi harekâtın belirleyici rolünü ortaya koyarken müşterek silah harekâtını köklü biçimde değiştirdi. Elli yıl sonra, 1991 Körfez Savaşı hassas güdümlü mühimmatın, görünmezlik teknolojisinin, uydu navigasyonunun ve ağ bağlantılı komuta ve kontrolün konvansiyonel savaşın temposunu nasıl kökten değiştirdiğini gösterdi. Her çatışma, muharebeler sona erdikten çok sonra bile askerî düşünceyi yeniden şekillendirdi.
Geriye dönüp bakıldığında bu dönüm noktaları açık görünür, ancak bir çatışma hâlâ devam ederken bunları fark etmek zordur. Tarih, orduların nadiren bilgi eksikliği nedeniyle başarısız olduğunu gösterir. Daha sık olarak, temel nitelikteki değişimi çok geç fark ettikleri için başarısız olurlar.
Ukrayna, nihayetinde bu dönüm noktalarından biri olabilir. Hiçbir çatışma, bir sonraki savaş için kusursuz bir plan sunmaz. Her savaş kendi coğrafyası, teknolojisi ve siyasi bağlamı tarafından şekillenir. Ukrayna’nın değeri, geleceği öngörmekten çok, uzun süredir kabul gören hangi fikirlerin yeniden incelenmeyi hak ettiğini ortaya koymasında yatar.
Kamuoyundaki tartışmaların büyük bölümü, anlaşılır biçimde savaşın alışıldık ölçütlerine odaklanmıştır: kazanılan ya da kaybedilen topraklar, zayiat rakamları, uzun menzilli taarruzlar ve taarruz harekâtlarının hızı. Bu göstergeler önemlidir, çünkü çatışmanın nasıl geliştiğini açıklamaya yardımcı olurlar. Ancak bunların savaşın askerî düşünceye en kalıcı katkısı olduğu sonucuna varılmayabilir.
Daha önemli gelişme, savaş alanının neyi yok ettiği değildir. Asıl önemli olan, savaş alanının savaşın geleceği hakkında neyi ortaya çıkardığıdır. Sürekli gözetim, orduları nesiller boyunca doktrini, operasyonel planlamayı ve savaşın yürütülme biçimini şekillendiren kavramları yeniden gözden geçirmeye zorlamaktadır.
Gizli Hareketin Sonu
Savaşın kalıcı ilkelerinden biri, görülmeden hareket etmenin sağladığı avantaj olmuştur. İster karanlığın örtüsü altında ilerlemek, ister yaklaşmayı araziyle gizlemek, ister kamuflaj kullanmak ya da aldatma harekâtları yürütmek olsun, gizlenme uzun zamandır kuvvetlere savaş alanında hareket özgürlüğü sağlamıştır. Bu hiçbir zaman başarıyı garanti etmedi, ancak sürprizi mümkün kıldı, rakibin karar verme sürecini karmaşıklaştırdı ve başka türlü ortaya çıkmayabilecek fırsatlar yarattı.
Bu beklenti değişmeye başlıyor.
General David Petraeus yakın zamanda, Ukrayna cephe hattının bazı kesimlerinin her iki yanında yaklaşık otuz beş kilometre uzanan ve “ölüm bölgesi” olarak adlandırdığı alanı tarif etti. Kesin mesafe araziye, hava koşullarına, elektronik harbe ve yerel şartlara göre değişir, ancak sayının kendisi temsil ettiği şeyden daha az önemlidir. Savaş alanının geniş kesimlerinde sürekli gözetim, tespit ile angajman arasındaki süreyi, hareketin kendisinin en büyük operasyonel risklerden biri hâline geldiği noktaya kadar kısaltmıştır.
Bu değişimi tek bir teknoloji yaratmadı. Bu değişim, dağıtık algılamanın, keşif platformlarının, uydu görüntülerinin, termal görüntülemenin, dijital iletişimin ve hedefleri hızla belirleyip önceliklendirebilen giderek daha gelişmiş yazılımların bir araya gelmesinden kaynaklanmaktadır. Bu kabiliyetlerin hiçbiri tek başına savaşı köklü biçimde değiştirmez. Ancak birlikte, orduların rakiplerini tespit etme, takip etme ve angaje etme biçimini dönüştürürken savaş alanının hareketi gizleme kapasitesini de giderek aşındırmaktadır.
Modern savaş tarihinin büyük bölümünde, tespit ile angajman arasındaki süre komutanlara durumu değerlendirmek, karar vermek ve muharebe gücünü eşgüdümlemek için çoğu zaman değerli zaman sağlıyordu. Bugün bu süre giderek kısalıyor. Tespit, teşhis, karar verme ve angajman, giderek dakikalarla, bazı durumlarda ise saniyelerle ölçülen tek bir sensörden atıcıya zincirinde sıkıştırılmaktadır.
Bu değişim, taktik keşfin çok ötesine uzanmaktadır. Nesiller boyunca askerî operasyonları şekillendiren gizlenme, manevra, komuta ve kontrol ile idame gibi köklü kavramları sorgulatmaktadır. Zorluk, gizlenmenin ortadan kalkmış olması değildir. Zorluk, gizlenmenin sağlanabildiği koşulların hızla değişiyor olmasıdır. Artık her ordu aynı temel soruyla karşı karşıyadır: Hareketin giderek daha fazla sürekli gözetime tabi olduğu bir savaş alanında ordular manevra özgürlüğünü nasıl koruyabilir?
Şeffaflık, Savaş Alanından Daha Fazlasını Değiştiriyor
Sürekli gözetim, orduların hedefleri bulma ve angaje etme biçiminden daha fazlasını değiştiriyor. Askerî planlamanın temelini yeniden şekillendiriyor. Onlarca yıl boyunca gizlenme hiçbir zaman kusursuz olmadı, ancak mümkündü. Komutanlar, uygun koşullar altında kuvvetleri hareket ettirebileceklerini, doğrudan çatışma alanının ötesinde lojistik merkezleri kurabileceklerini, gerektiğinde karargâhları yeniden konuşlandırabileceklerini ve rakibin farkındalığındaki boşluklardan yararlanabileceklerini düşünüyorlardı. Bu beklentiler, kuvvet tasarımından sefer planlamasına kadar her şeyi etkiledi. Sürekli gözetim, savaş alanının giderek kalıcı bir özelliği hâline geldikçe, uzun süredir kabul gören bu fikirlerin birçoğu yeniden değerlendirmeyi hak ediyor.
Komuta ve kontrol, bu zorluğu açıkça ortaya koymaktadır. Savaş alanındaki liderlik, geleneksel olarak temas noktasındaki koşulların anlaşılmasına dayanmıştır. Tarih boyunca komutanlar, ileri çıkmanın risklerini kabul ettiler; çünkü doğrudan gözlem, çoğu zaman uzaktan iletilen raporlardan daha iyi kararlar alınmasını sağlıyordu. Hareket giderek daha fazla gözlemlenebilir hâle geldikçe, etkili komuta fiziksel varlığa daha az, dayanıklı haberleşme sistemlerine, dağıtık algılamaya ve görev komutasına daha fazla bağımlı hâle gelmektedir. Savaş alanını üzerinde bulunmadan anlayabilme yeteneği artık yalnızca bir avantaj değildir. Giderek operasyonel bir zorunluluk hâline gelmektedir.
Aynı evrim, idameyi de yeniden şekillendiriyor. Mühimmat, yakıt, gıda, su, tıbbi malzeme ve ikame teçhizat hâlâ cephe birliklerine ulaşmak zorundadır. Bu gereklilikler değişmemiştir. Değişen, bunların tespit edilebilir bir iz bırakmadan taşınabilmesi ve dağıtılabilmesidir. Büyük ikmal düğümleri, öngörülebilir güzergâhlar ve yoğunlaştırılmış yeniden ikmal faaliyetleri giderek tespit edilmeye davetiye çıkarıyor. Buna yanıt olarak hem Rusya hem de Ukrayna lojistiği dağıtmış, otonom kara araçlarıyla denemeler yapmış ve idameye yönelik daha dağıtık yaklaşımlar benimsemiştir. Artık amaç yalnızca verimlilik değildir. Amaç, tespit edilmesi güç kalırken muharebe gücünü sürdürebilmektir.
Savunma operasyonları da büyük ölçüde aynı nedenle evrim geçiriyor. Bir zamanlar görece güvenlik sağlayan muharebe mevzileri artık dikkat çekici bir hızla tespit edilip angaje edilebilmektedir. Birlikler buna, daha geniş alanlara dağılarak, izlerini azaltarak ve daha fazla hayatta kalabilirlik karşılığında daha düşük fiziksel yoğunlaşmayı kabul ederek karşılık veriyor. Koruma giderek ilk atış yapılmadan önce başlamaktadır.
Tanklar etrafındaki tartışma da aynı temel ilkeyi yansıtmaktadır. Tanksavar güdümlü füzelerin, taarruz helikopterlerinin ve hassas güdümlü silahların kullanılmaya başlanmasının ardından zırhlı muharebenin modasının geçtiği defalarca ilan edildi. Ancak bu öngörülerin her biri nihayetinde eksik kaldı; çünkü operasyonel gereklilik sürerken zırhlı doktrin uyum sağladı. Ukrayna, aynı dersin bugün de geçerli olabileceğini gösteriyor. Soru artık zırhlı kuvvetlerin önemini koruyup korumadığı değildir. Asıl soru, müşterek silah birliklerinin hareketin neredeyse başlar başlamaz gözlemlendiği bir savaş alanında manevra özgürlüğünü nasıl koruyacağı, muharebe gücünü nasıl yoğunlaştıracağı ve ortaya çıkan fırsatlardan nasıl yararlanacağıdır.
Ukrayna’da fiber optik güdümlü birinci şahıs görüş insansız hava araçlarının giderek artan kullanımı, bu uyumu göstermektedir. Operatörler, radyo bağlantılarını fiber optik kablolarla değiştirerek elektronik harbe karşı savunmasızlıklarını azaltırken, giderek daha fazla çekişmeye konu olan kabiliyetleri yeniden kazanmıştır. Kabiliyetin kendisi, ortaya çıkardığı şeyden daha az önemlidir. Tespiti, engellemeyi veya hedeflemeyi geliştirmeye yönelik her çaba, kısa sürede aynı ölçüde kararlı bir uyum sağlama çabasıyla karşılanmaktadır.
Tespit kabiliyetindeki her gelişme, tarih boyunca tespit edilmekten kaçınmaya yönelik aynı ölçüde kararlı bir çabayı da beraberinde getirmiştir. Kamuflaj gelişir. Elektronik harp uyum sağlar. Tuzaklar daha inandırıcı hâle gelir. Sahte izler daha değerli olur. Keşif alanındaki ilerlemeler hiçbir zaman aldatmayı ortadan kaldırmamış, yalnızca onu evrim geçirmeye zorlamıştır.
Bu döngü yeni değildir. Radarın kullanılmaya başlanması hava savaşını yeniden şekillendirdi. Hassas güdümlü mühimmat, savaş alanındaki dağılımı değiştirdi. Gözetim alanındaki her büyük ilerleme, aldatma, gizlenme ve hayatta kalabilirlik alanlarında buna karşılık gelen yenilikleri beraberinde getirdi. Sürekli gözetim, devam eden bu rekabetin yalnızca bir sonraki bölümüdür.
Bu durum, Ukrayna’nın askerî düşünceye en kalıcı katkısı olabilir. Sürekli gözetim, gözetim ile gizlenme arasındaki rekabeti sona erdirmiyor; aksine onu hızlandırıyor. Savaş alanı farkındalığındaki her gelişme, gizlenme, aldatma ve manevra için yeni yöntemler ortaya çıkarıyor. Geleceğin savaş alanının tek bir teknoloji veya silah sisteminden ziyade gözetim, uyum ve aldatma arasındaki sürekli rekabetle tanımlanması daha olasıdır.
Bir Sonraki Savaşı Görmek
Askerî planlamacıların ve istihbarat uzmanlarının her nesli, bir önceki savaşın şekillendirdiği bir çerçeveyi devralır. Onların sorumluluğu, hangi fikirlerin hâlâ kanıtlarla örtüştüğünü, hangilerinin ise artık örtüşmediğini belirlemektir. Bu sorumluluk, yeni teknolojileri benimsemenin ötesine uzanır. Savaş alanı bu uyumu onlara dayatmadan önce, askerî düşünceye yön veren kavramları, doktrini ve planlama çerçevelerini sorgulamayı gerektirir.
Bu, askerlik mesleğinin her zaman en büyük zorluklarından biri olmuştur; çünkü savaştaki en sonuç doğurucu değişimler, yaşanırken nadiren açıkça görülür. Bu değişimler kademeli olarak ortaya çıkar ve doktrini, kuvvet yapısını ve operasyonel planlamayı köklü biçimde yeniden şekillendirmeden önce çoğu zaman münferit yenilikler veya geçici uyumlar olarak göz ardı edilir. Bu değişimler geniş ölçüde fark edildiğinde, savaş alanı genellikle çoktan değişip ilerlemiş olur.
Ukrayna, nihayetinde bu dönüm noktalarından biri olabilir. Çatışma, yeni teknolojilerin benimsenmesini hızlandırmıştır; ancak daha kalıcı önemi çok daha temel olabilir. Sürekli gözetim, daha geniş bir değişimin bir ifadesidir. Daha da önemlisi, orduları nesiller boyunca savaşın yürütülme biçimini şekillendiren köklü kavramları yeniden gözden geçirmeye zorlamaktadır.
Bunun sonuçları Doğu Avrupa’nın çok ötesine uzanmaktadır. Gelecekteki çatışmalara hazırlanan her ordu, doktrininin, eğitiminin, kuvvet tasarımının ve profesyonel askerî eğitiminin, savaşmak üzere tasarlandığı savaş alanını değil, ortaya çıkmakta olan savaş alanını yansıtıp yansıtmadığını sorgulamalıdır. Yeni kabiliyetler ortaya çıkmaya devam edecek ve bunlara karşı koymak için geliştirilen yöntemler de ortaya çıkacaktır. Kalıcı zorluk, bu gelişmelerin askerî operasyonların temellerini ne zaman köklü biçimde değiştirdiğini fark etmek ve rakipten önce uyum sağlamak olacaktır.
Savaşlar çoğu zaman sahne oldukları muharebeler veya kullanıma sundukları teknolojilerle hatırlanır. Ancak en büyük etkileri genellikle gelecek nesilleri sormaya zorladıkları sorularda görülür. Ukrayna’nın kalıcı mirası belirli bir teknoloji olmayabilir. Bu miras, doktrine veya geleneğe ne kadar derinden yerleşmiş olursa olsun hiçbir varsayımın yeniden incelenmekten muaf olmadığını hatırlatması olabilir.
Belirleyici avantaj, yalnızca en gelişmiş sensörlere sahip kuvvete değil, anlamlı değişimi ilk fark eden ve rakibinden daha hızlı uyum sağlayan örgüte ait olacaktır.
*Sarah Adams, istihbaratın modernizasyonu, operasyonel kabiliyet geliştirme ve gelişmekte olan teknolojilere odaklanan Savunma Bakanlığı araştırma ve geliştirme çalışmalarında görev yapmış eski bir CIA hedefleme subayıdır. Dış ülkelerin askerî meseleleri, istihbarat ve savaşın değişen karakteri üzerine yazılar yazmakta, ayrıca The Watch Floor programının sunuculuğunu yapmaktadır.
Kaynak: https://mwi.westpoint.edu/no-place-to-hide-warfare-in-the-age-of-persistent-observation/
