Ortadoğu halklarının müslüman yöneticiler elinde şimdikinden daha huzurlu yaşadığı dönemler olmuştur. Bunda hakim dünya düzeni olarak İslamın, Hristiyan dünyası üzerinde olumlu etkilerinin de payı büyüktür. Selahaddin, halkları birleştirerek bu coğrafyada istikrar ortamı yaratmıştır.
İbni Cübeyr, Mağripten Mekkeye oradan Anadoluya ve Akdeniz üzerinden İspanyaya kadar yolculuğu esnasında Ortadoğu hristiyanlarının düğün geleneklerinden Müslümanlarla ilişkilerine pek çok ayrıntıya temas etmiştir. Arap yarımadasındaki kabilelerin hacılara yönelik baskı ve şiddet hareketleri ve yağmacı karakteri ve Bağdat -Irak- müslümanlarının hakeza, o dönemde halifelik merkezi olması hasebiyle üstünlükçü bir tavır içinde dini içi boş ritüel ve kazanç kapısı haline getirdiğini diğer İslam dünyasının sorunlarına karşı duyarsızlığını görüyoruz. Her şehrin ahalisinin karakter analizleri de çok çarpıcı. Akkalıları haşin olarak nitelendirirken Sur halkının munis ve yabancılara karşı cömert olduğunu söylüyor.
Bunun gibi pek çok ilginç ayrıntı barındırıyor kitap. Aşağıda müslüman – Hristiyan ilişkileri konusundaki gözlemlerini değineceğim.
İBN CÜBEYR.. Valensiyalı yazar 1 Şubat 1183 tarihinde Gırnatadan yola çıkarak Septe ve İskenderiye üzerinden Kahireye, oradan Yukarı Nilde Kus’a kadar geldi. Daha sonra yolculuğuna çöl üzerinden devam ederek Ayzapta bir süre dinlendikten sonra Kızıldeniz üzerinde Ciddeye, oradan Mekkeye ulaştı. Mekkede sekiz ay kaldıktan sonra oradan Medineye geçerek bir müddet de orada ikamet ettikten sonra bir kervana katılarak çöl üzerinden Bağdat ve Musulu ziyaret edip Kuzey Suriyeyi dolaşarak Halep üzerinden Şam’a vardı. Şam da iki ay kaldı. Daha sonra Kudüs krallığına doğru yola çıkarak Sur, (Tyre)de birkaç gün geçirdikten sonra Ceneviz gemisiyle Akkaya ulaştı. 1184 yılında Messinaya ulaşan İbn Cübeyr, fırtınalar sebebiyle burada bir süre ikamet ettikten sonra 25 Nisan 1185te Granada’ya vardı. İbni Cübeyr’e bu yolculukta arkadaşı doktor Ebu Cafer Ahmet el Kuday eşlik etti.
İbni Cübeyr’in seyahat ettiği yıllar Abbasi halifeliğinin son yılları ile Muvahhitlerin Kuzey Afrika ve İspanyada fetih yoluyla iktidarı ele geçirdikleri dönemin son yıllarıdır.
Yazar bundan sonra bir hac yolculuğu daha gerçekleştirdiyse de bununla ilgili yeterli bilgi bulunmuyor. İlk seyahati İspanya’da halife Ebu yakup Yusuf’un en ihtişamlı dönemidir. Emevi devletinin edebi, kültürel, medeni ve felsefi sıçrama dönemidir. Ancak arkasından gelen Murabiyyun dönemi medeniyetin tökezleme dönemine girdiği dönemdir.
İbni Cübeyrin bu eseri ibni Arabi ve müslüman yazarların temelini atttığı seyahatname türünün en seçkin örneklerinden biridir. Diğer seyahatname yazarları arasında Sellem Et-Tercümen, İbni Vehbi 9. yy, İbni Fadlan, İbrahim İbni Yakub Bozorg İbni Şehriyar10. yy, İbni Batuta 14. yy sayılabilir.
Yazar Selahaddin Eyyübi döneminde bu geziyi gerçekleştirmiştir. Onun haçlı seferleriyle ilgili verdiği bilgiler, batılı yazarlarla bariz farklılıklar içerir. Onun Kahirede sünni vaizlere dikkat çekmesi ehli sünnet itikadının Mısırda güçlendiğini gösterir. Ülkesine dönerken haçlıların eline geçen beldelerde duyduğu yeis ise onun samimiyetinin göstergesidir.
SAVAŞ VE MÜSLÜMANLARIN HRİSTİYANLAŞMASI
Yazarın şaşırdığı şeylerden biri, Müslüman ve Hristiyanlar arasında fitne ateşi tutuşup, her iki grup karşılıklı savaş düzeni aldığında dahi, dost olan müslüman ve hristiyanların hiçbir itirazla karşılaşmadan birbirleriyle görüşmeye devam etmeleri.:-‘Cemaziyelevvel ayında Selahaddinin İslam ordusuyla Kerak kalesini almak için yola çıktığını gördük. O hristiyanların en büyük kalesi idi. Hicaz yolunu kesiyor ve müslümanların karadan hacca gitmesine engel oluyordu. Kale ile Kudüs arasında bir günlük veya biraz fazla mesafe vardı. Ve Filistin toprağının en güzel yerinde idi. Çok geniş bir görüş alanı olup binaları bitişikti. Dört yüz kadar köy buraya bağlıydı. Sultan, onlara meydan okudu; baskı uyguladı ve kuşatma uzadı.
Kervanlar Mısırdan Dimaşk’a, oradan da Frankların topraklarına, Müslümanlar da Dimaşktan Akkaya sürekli gider gelirler. Hristiyan tacirlere de engel olunmaz ve yolları kesilmez. Müslümanlar onların beldelerine gittiklerinde vergi öderler ve güven içinde olurlar. Hristiyan tacirler de müslümanların memleketinde mallarının değerine göre vergi verirler. Aralarında her şey normal ve anlaşmaya bağlıdır. Askerler savaşla meşgul; halk rahat, dünya galip gelenindir.-‘
‘Bu yöre halkının savaş yöntemleri böyle. Hatta müslüman emirler arasında fitne çıkığında da durum aynıdır. Tüccar ve halkın yolu kesilmez. Savaşta da barışta da güven içinde olmaya devam ederler.‘
Lübnan dağı ve civarında yaşayan hristiyanların, dağda yaşayan müslümanları gördüklerinde onlara iyi davrandıkları ve yiyecek getirdiklerine şahit olan İbni Cübeyr:
”Kendilerini Allaha adamış bu kişilere yardım etmek gerekir” derler. Burada çeşitli meyveler yetişir; suları devamlı akar ve hep gölgeliktir. Her zaman uzlete çekilmiş kişiler bulunur. Eğer hristiyanlar dindaşı olmayan kişilere böyle davranıyorlarsa, müslümanın müslümana davranışı kim bilir nasıldır?
Surda bulunduğumuz süre içinde buranın müslümanların elinde olan bir mescidde konaklamıştık ve müslümanların elinde başka mescidler de vardı. Kentteki yaşlı müslümanlardan biri, Sur’un 1124 yılında ellerinden çıktığını, Akka’nın ise bundan 12 yıl evvel uzun kuşatmadan sonra açlık yüzünden elden çıkarıldığını söyledi. Akkalılar onurlarını koruyabilmek için bir plan yapmışlar, hristiyanların ellerine geçmesine gönülleri razı olmadığından çoluk çocuğu camiye toplayıp kılıçtan geçirerek ölünceye kadar savaşıp kanlarının son damlasına kadar çarpışarak ölmeyi düşünmüşler fakat şehrin alim ve fakihleri buna izin vermemiş ve farklı şehirlere dağılmışlar. Bazıları vatan özlemine dayanamayıp geri dönerek hristiyanların arasında yaşamaya devam emiş.
Bu şehirlere giren yolcunun karşılaştığı en acı manzaralardan biri müslüman esirlerdir. Zincirlere bağlı yaşar ve ağır işlerde çalıştırılırlar. Frankların yaşadığı bu Şam topraklarında Mağripli esirler ülkelerinden uzak ve kurtaracak kimseleri olmadığı için yöre müslümanları mallarından bir kısmını onları kölelikten kurtarmak için ayırırlar. Doğunun sultanları, hatunları ve zenginleri bu uğurda mallarını harcarlar.
Mesela Nureddin hastayken Mağripli esirler için 12 bin dinar harcamayı adamış ve iyileşince hemen fidyelerini göndermiştir.
İbn Cubeyr’in kitabı, 12. yüzyılın İslam coğrafyası hakkında, Müslüman-Hristiyan ilişkileri ve sosyal hayat konusunda ilginç gözlem ve yorumlarıyla klasik bir eser. İnsan okurken hem zaman tünelinde gibi hissediyor hem de bazı konularda nelerin değiştiğini veya değişmediğini kıyaslayacak bir çok detay öğreniyor.
*İbn Cübeyr Seyahatnamesi Endülüs’ten Hicaz’a-Nizamiye Akademi yay.
Yayınevinin notu: Mehmet Öztekin’in tercümesini yaptığı, Rıhletu’l-Kinânî olarak da bilinen İbn Cübeyr seyahatnamesi adlı eser, İbn Cübeyr’in Endülüs’ten Hicaz’a uzanan yolculuğunda gördüğü yerleri anlattığı bir çalışmadır. Bu kıymetli seyahatname, Hicrî 5. ve 6. yüzyıllardaki Ortaçağ İslâm Dünyasında yer alan İslâm Ülkelerinin iktisâdî, siyâsî, içtimâi, dinî ve kültürel yapısı hakkında bizlere önemli bilgiler veriyor. Ayrıca İbn Cübeyr, gezip gördüğü yerlerin maddi manevi tüm yönlerini dile getirerek o yerlerin özelliklerini, tarihçesini, genel görünümünü, coğrafi konumunu, mimarî yapısını, sosyo-ekonomik durumunu, geçim kaynaklarını, gelir düzeylerini, psikolojilerini ve ruh yapılarını, ahlâkî değerlerini, örf ve adetlerini anlatıyor. Kaynak bir kitap olan İbn Cübeyr Seyahatnamesi, Sicilya, Roma, Endülüs, Ortadoğu, İran – Irak, Kuzey Afrika, Yemen, Kostantiniye, Mağrib, Cezayir, Fas, Tunus, Anadolu’nun bir bölümü ve Avrupa’nın bazı bölgeleri hakkında o zamanın tarihini aydınlatan kıymetli bir vesika olma özelliğini taşıyor.
