Ukrayna ve İran, Savaşın Doğasını Değiştiriyor

İşte dikkat edilmesi gerekenler. Savaş usulünde teknolojik değişimlerin yol açtığı dramatik devriminin içinden geçtiğimiz açıktır. Pilotlar tarafından kullanılan klasik hava gücü, giderek pilotsuz hava araçları ve balistik füzeler tarafından ikame edilmektedir. Bu durum, Ukrayna ve İran gibi görece daha zayıf güçlerin, Rusya ve Amerika Birleşik Devletleri gibi daha büyük güçleri engelleyebilmesi gibi şaşırtıcı gelişmelere yol açmıştır.
Haziran 9, 2026
image_print

Son birkaç haftadır ana akım medya, Ukrayna’nın savaş alanında çok daha iyi performans gösterdiğini ve Rusya ile olan savaşın nihayet kendi lehine dönmeye başladığını gündeme getirmeye başladı. Ancak bu sürecin altında yatan teknolojik devrimle ilgili bazı iddialar abartılmış durumda ve savaşın tam olarak hangi şekillerde değiştiğini anlamamız gerekiyor.

Hava gücünün tek başına siyasi hedeflere ulaşmada her zaman büyük zorluklar yaşadığı, devam eden İran savaşı ve Destansı Öfke Operasyonu (Operation Epic Fury) ile açıkça ortaya çıkmıştır. Burada incelemek istediğim şey, hava gücünün, hâlâ savaşın siyasi sonuçları etkilemesinin temel yolu olan kara savaşını nasıl etkilediğidir. Bu alanda hava gücü tarihsel olarak üç ana sahada kullanılmıştır.

Bu üç ana sahadan birincisi stratejiktir: fabrikalar, demiryolu kavşakları, elektrik şebekeleri ve benzeri şekilde düşmanın savaş çabasını sürdürmesinde önemli rol oynayan, düşman hattının derinliklerinde bulunan büyük hedeflerin imha edilmesi.

Hava gücünün ikinci kullanımı operasyoneldir: cephe hattının yaklaşık 10 ila 100 kilometre gerisinde bulunan ikmal hatları, hava savunmaları, saldırı için toplanan birlikler, iletişim tesisleri, komuta merkezleri, kışlalar veya hareketli zırhlı kuvvetler için gerekli yakıt depoları gibi askerî hedeflerin vurulmasıdır. Bu tür saldırılar, iletişimi ve ikmali kesintiye uğratarak kara savaşının “şekillendirilmesinde” kritik öneme sahiptir.

Üçüncü görev ise yakın hava desteğidir: yani cephe hattında aktif olarak muharebe hâlinde bulunan düşman kuvvetlerine saldırılmasıdır.

Bu üç görevden birincisi ve üçüncüsü, yeni teknolojilerden zaten büyük ölçüde etkilenmiştir; ikinci kategoride ise büyük değişimlere tanıklık etmek üzereyiz. Son savaşların bize neler gösterdiğine bakalım.

Son dönemdeki medya haberlerinin büyük bir kısmı, Ukrayna’nın bazı durumlarda Ukrayna sınırından binlerce kilometre uzaktaki Rus petrol ve gaz tesislerini hedef alan uzun menzilli insansız hava aracı (İHA) saldırılarıyla ilgilidir. Gözlemciler, bu yıl 9 Mayıs Zafer Günü kutlamalarında Kızıl Meydan’da Ukrayna saldırılarından duyulan korku nedeniyle askerî teçhizatın azlığına ve Vladimir Putin’in insansız hava araçlarıyla suikasta uğrama korkusuna dikkat çekmiştir.

Teknoloji bu alanda büyük bir fark yaratmıştır. İkinci Dünya Savaşı sırasında İngiliz Bombardıman Komutanlığı ile ABD Sekizinci Hava Kuvvetleri, Almanya’daki rulman fabrikaları gibi stratejik hedefleri vurmayı amaçlamıştı. Ancak Nazi hava savunması, İngiliz ve ABD bombardıman uçaklarını isabet oranlarının son derece düşük olduğu gece uçmaya zorladı. Bu durum, Müttefiklerin; Dresden, Hamburg ve Tokyo gibi şehirlerin yerle bir edilmesine ve yüz binlerce sivil kaybına yol açan, ayrım gözetmeyen şehir bombardımanlarına yönelmesine neden oldu. Lindsey Graham gibi kişilerin masa başı stratejik değerlendirmelerine rağmen, bu tür sivil saldırılar hem ahlaki açıdan tiksindiricidir hem de hedef alınan ülkelerin siyasi hesaplarını değiştirme konusunda zayıf bir geçmişe sahiptir. Ruslar savaş boyunca Ukrayna’daki sivil hedefleri vurmuştur; vatandaşların yaşamını son derece zorlaştırmış olsalar da ülkenin teslim olmasını sağlayamamışlardır.

İnsansız hava aracı teknolojisinin en devrimci etkilerini gösterdiği alan, yakın hava desteği sahasıdır. Bu görev tarihsel olarak uygulanması çok zor bir görev olmuştur: Maverick füzesi veya güdümlü GBU-10 ve GBU-12 bombaları gibi hassas güdümlü mühimmatların 20. yüzyılın sonlarında ortaya çıkmasına kadar, havadan nokta hedefleri vurmak zordu. Ve AC-130 silahlı uçakları veya çok sevilen A-10 Warthog gibi “alçaktan ve yavaş” uçan hava araçları hava savunmalarına karşı savunmasızdı ve dost ateşi riski taşıyorlardı; yani yanlışlıkla dost unsurları vurabiliyorlardı.

Günümüzde Ukrayna tarafından yılda milyonlarca üretilen düşük maliyetli FPV (First-Person View) insansız hava araçları bu hesaplamayı tamamen değiştirmiştir. Klasik birleşik silahlı manevra savaşı, yani zırhlı araçların düşmanın cephe arkasına derinlemesine nüfuz edebilmesi, ikmal hatlarını kesebilmesi ve toprak ele geçirebilmesi neredeyse imkânsız hale getirildi. FPV insansız hava araçları savaş alanını tamamen görünür kılmıştır; her şeyi görebilmekte ve gördükleri her şeye, sadece tanklara ve karadan havaya füze sistemlerine değil, tek tek piyadelere de saldırabilmektedirler. FPV insansız hava araçları, en azından şimdilik, modern hava savunmalarına karşı savunmasız değildir ve önceki mühimmatlara kıyasla çok daha hassastırlar.

Hava gücünün alanı olarak kalan tek misyon, bir harekâtın ilk aşamalarında hava üstünlüğünün kurulmasıyla başlayan operasyonel misyondur. Karadan havaya füze bataryalarını etkisiz hâle getirerek düşman uçaklarını yerde veya havada imha etme hususunda uçaklar hâlâ son derece faydalıdır. Uçaklar ayrıca geçen yaz Amerika Birleşik Devletleri’nin İran’ın Fordow zenginleştirme tesisine karşı kullandığı ağır “sığınak delici” bombaların taşınması gibi belirli stratejik görevler için de gereklidir.

Ancak operasyonel görevler de artık dönüşüme uğruyor. Savaşın başlarında Ukraynalılar, menzili on kilometre veya birkaç yüz kilometre olan Amerikan yapımı HIMARS roketlerini büyük bir başarıyla kullandılar. Bunlar büyük ölçüde Rus karşı tedbirleriyle etkisiz hâle getirilmiş olsa da Ukraynalılar operasyonel mesafelerde vurabilen yeni nesil insansız hava araçları ve roketler geliştirmektedir.

Bunun şu anda Rus işgali altındaki Kırım’da gerçekleştiğini görüyoruz. Ukraynalılar, orta menzilli insansız hava araçları ve füzelerle Rus hava savunma sistemlerini sistematik bir şekilde ortadan kaldırmaktadır. Yarımadanın tedarik hatları oldukça kısıtlıdır; kuzeyde dar bir berzah üzerinden karayolu ve demiryolu bağlantısı bulunurken, Rusya anakarasına Kerç Boğazı köprüsüyle bağlanmaktadır. Ukraynalıların artık berzah rotasını havadan kontrol ettiği ve son üç yıl boyunca köprüye defalarca saldırdığı bildirilmektedir.

Bu koşullar altında, Rus komutasının önümüzdeki yılın bir noktasında Kırım’daki konumunun sürdürülemez olduğuna karar vererek, daha önce donanmasının büyük bölümünü çektiği gibi, buradaki kuvvetlerini geri çekmeye başlaması hiç de şaşırtıcı olmayacaktır. Böyle bir geri çekilme elbette Vladimir Putin için muazzam bir siyasi yenilgi anlamına gelecektir.

Hava gücü henüz geçerliliğini yitirmiş değildir. Savaşta başarı, katmanlı savunmalara ve bu katmanların her biri içinde faaliyet gösterebilen sistemlere bağlı olmaya devam etmektedir. Bununla birlikte, insansız hava araçlarının geleceğini geleneksel hava gücüyle karşılaştırırken mesele salt yetenekler meselesi değildir; çünkü hava gücü belirli operasyonel ve stratejik görevlerde üstün kalmaya devam edecektir. Asıl mesele mukayeseli maliyettir.

Bir Patriot füzesi bir Shahed insansız hava aracını düşürebilir ancak Patriot’un maliyeti 4 milyon doların üzerindeyken, Shahed 40.000 doların altında bir maliyetle ve çok daha büyük miktarlarda üretilebilmektedir. Gelecekte Ukrayna gibi ülkeler, yapay zekâ sistemleri tarafından otonom olarak kontrol edilen düşük maliyetli insansız hava aracı sürülerini kullanabileceklerdir. Bu arada Orta Doğu’daki Destansı Öfke Operasyonu (Operation Epic Fury), Amerika’nın Körfez’deki müttefiklerine sağlanan gelişmiş hava savunma sistemlerinin, İran’ın insansız hava araçları ve füzelerinin tesislerde ciddi hasar oluşturmasını engelleyemediğini göstermiştir. Birileri ucuz ve etkili bir anti-drone sistemi geliştirene kadar bu yetenek dengesi varlığını sürdürecektir. Günümüzde birçok ülke ve şirket bunun üzerinde çalışmaktadır, ancak henüz o noktaya ulaşmış değiliz.

 

*Francis Fukuyama, Stanford Üniversitesi’nde Olivier Nomellini Kıdemli Araştırmacısıdır. Son kitabı Liberalism and Its Discontents’tir. Ayrıca American Purpose’tan Persuasion’a taşınan “Frankly Fukuyama” köşesinin yazarıdır.

 

Kaynak: https://www.persuasion.community/p/were-in-the-midst-of-a-warfare-revolution

Tercüme: Ali Karakuş

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.