Sömürgeciliğin sona ermesinin üzerinden 50 yıldan fazla zaman geçmiş olmasına rağmen Batı, Afrika’yı hâlâ küresel ekonomide sadece destekleyici bir oyuncu olarak görüyor: hammadde kaynağı olmak dışında çok az şey. Artık günü geçmiş bu bakış açısı, Afrika’nın yüksek katma değerli üretim endüstrileri ve entegre tedarik zincirlerinin gelişimini sekteye uğratarak ekonomik büyümesini engellemiştir. Sonuç olarak, Afrika ile diğer bölgeler arasındaki kişi başına düşen gelirdeki eşitsizlikler arttı ve Afrika, dünya nüfusunun neredeyse beşte birini oluşturmasına rağmen, küresel ticaretteki payı %3’ün altına düştü.
Ancak, nüfuslarının yüzde 20’sinden fazlasının 65 yaş ve üzeri olduğu “aşırı yaşlı toplum” eşiğini giderek daha fazla ülke aşarken uluslararası toplumun, Afrika’yı çevresel bir role mahkûm etmeyi bırakması için daha güçlü nedenleri var. Dünya ekonomisinin yeni talep yaratıcı güçlere ihtiyacı var ve Afrika bu ihtiyacı karşılamak için eşsiz bir konuma sahiptir. Aslında, Afrika’nın demografik dinamizmi ve muazzam altyapı yatırım ihtiyaçları, önümüzdeki yıllarda küresel ticaret ve yatırımda giderek daha merkezi bir rol oynaması gerektiği anlamına geliyor.
Afrika’nın demografik ivmesi eşsizdir. Kıta nüfusunun 2050 yılına kadar 2,5 milyara yaklaşması bekleniyor. O zaman Nijerya’nın, Amerika Birleşik Devletleri’ni geride bırakıp Hindistan ile Çin’in ardından dünyanın en kalabalık üçüncü ülkesi olması öngörülüyor. Yüzyılın sonunda dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 40’ının Afrikalı olması bekleniyor.
Daha da önemlisi, diğer bölgelerin çoğundaki ülkeler azalan işgücü ve artan bağımlılık oranlarıyla karşı karşıya kalırken, Afrika küresel çalışma çağındaki nüfusta net büyümenin büyük kısmını oluşturacaktır. Son veriler, nüfus artışı küresel ortalama olan yüzde 1’in üzerinde olan ekonomilerin ortalama yüzde 3,1 reel GSYH büyümesi gerçekleştirdiklerini; nüfus artışı negatif olan ekonomilerin ise yalnızca yüzde 1,4 büyüme sağlayabildiğini gösteriyor. Afrika ekonomisi şimdiden dünya ortalamasının üzerinde büyüyor ve uzun vadeli tahminlerin çoğu, kıtanın güçlü demografik rüzgârının küresel ekonomiyi desteklemeye devam edeceğine işaret ediyor.
Ekonomik büyüme; sermaye, emek ve teknolojinin en uygun bileşimini gerektirirken, iş yaratma ve artan tüketici harcamaları arasındaki karşılıklı güçlendirici etkileşim genellikle bunun temelinde yer almaktadır. Tarihsel olarak, demografik güç, insan sermayesi gelişimini desteklemiş ve ABD GSYİH’sının üçte ikisinden fazlasını ve Kanada GSYİH’sının yarısından fazlasını oluşturarak iç talebin genişlemesini sürdürmüştür.
Bu bağlamda Afrika’nın genç nüfus patlaması hem işgücü arzı hem de yeni talep açısından büyük bir avantajdır. Gelişmiş ekonomilerde demografik durgunluk nedeniyle tüketim büyümesi yavaşlarken, Afrika’da hızlı kentleşme yeni tüketici pazarları yarattığı ve gelirler kademeli olarak arttığı için tüketim artmaktadır. 2050 yılına kadar yüz milyonlarca Afrikalının orta sınıfa katılması ve kıtadaki tüketici ve işletme harcamalarının mal ve hizmetlere yönelik önemli bir talep yaratarak 16,1 trilyon dolara ulaşması bekleniyor.
Afrika aynı zamanda yapısal dönüşüm açısından da muazzam bir potansiyele sahiptir. Dünyanın en az sanayileşmiş kıtası olan ve küresel imalat sektörünün %2’sinden daha azına katkıda bulunan Afrika, verimlilik artışı ve kişi başına gelir büyümesi için en büyük fırsatları sunmaktadır. Boksit bunun en iyi örneklerinden biridir: Maden çıkış fiyatı 874 milyar dolar olan boksit, rafine edilerek alüminaya dönüştürüldüğünde 5,2 trilyon dolara, eritilerek alüminyuma dönüştürüldüğünde ise 15,4 trilyon dolara kadar değer kazanıyor. Hammaddelerin ihraç edilmesi yerine kıta içinde işlenmesi, devasa bir ekonomik fırsat sunuyor.
Bu fırsatın değerlendirilmesi, Afrika’nın altyapı açığının kapatılmasını gerektirecektir. Özellikle inşaat, madencilik, imalat ve hizmet sektörlerinde altyapı harcamalarının artırılması, uzun vadeli verimlilik kazanımlarının temelini oluşturacaktır. Açığın büyüklüğü, sürdürülebilir yatırımların onlarca yıl boyunca büyüme ivmesi yaratabileceği ve bunun küresel ekonomi için çok büyük olumlu yan etkiler doğurabileceği anlamına geliyor.
Yeterli altyapı finansmanı, insan sermayesini geliştirme ve politika reformlarıyla Afrika; büyük ölçekli sanayileşmeyi başarabilir, nüfus artışını sürdürerek ekonomik dinamizme dönüştürebilir ve küresel ekonomi için güçlü bir demografik kazanç yaratabilir. Afrika Kıtasal Serbest Ticaret Bölgesi’nin/ the African Continental Free Trade Area (AfCFTA) aktifleştirilmesi, bu yapısal dönüşümü hızlandırma yönünde kritik bir adımdır; çünkü daha entegre bir pazar maliyet avantajlarını güçlendirir ve sanayi büyümesini teşvik eder. Üretilen mallar öncelikle Afrika Kıta Serbest Ticaret Bölgesi (AfCFTA) sayesinde oluşan bölgesel taleple ölçeklenecek ve Afrika daha rekabetçi hale geldikçe küresel pazarlara yayılacaktır.
Hızla büyüyen nüfusu, büyük ve henüz keşfedilmemiş tüketici pazarları, sanayileşme potansiyeli, muazzam kaynak zenginliği ve bölgesel ekonomik entegrasyonu geniş ölçekte hedeflemesiyle Afrika, küresel büyümenin geleceğini elinde tutuyor. Daha gelişmiş ekonomiler yapısal sorunlarla boğuşurken, Afrika dönüştürücü büyüme potansiyelinin elde kalan en büyük rezervi durumundadır.
Ancak Afrika ülkelerinin 21. yüzyıl küresel ekonomik genişlemesinin temel sütunlarından biri olabilmeleri için etkili politikalarla desteklenmeleri gerekiyor. Riskler yüksek: Eğer kıtanın potansiyeli gerçekleştirilmezse, yaşlanan dünya refahı sürdürmekte zorlanacaktır. Bu nedenle Afrika’nın başarısı artık bölgesel bir mesele değil, küresel bir zorunluluktur.
Hippolyte Fofack, Afrika İhracat-İthalat Bankası’nın eski baş ekonomisti, Columbia Üniversitesi Sürdürülebilir Kalkınma Çözümleri Ağı’nda Parker bursiyeri, Harvard Üniversitesi Afrika Çalışmaları Merkezi’nde araştırma görevlisi, Küresel Rekabetçilik Konseyleri Federasyonu’nda seçkin araştırmacı ve Afrika Bilimler Akademisi üyesidir.
Tercüme: Ali Karakuş
