Avrupa’nın Altın Maskaralık Nişanı

Buradan açıkça görülen şey şudur: Charles-Maurice de Talleyrand-Périgord’ın Napolyon Savaşları sonrasında yeniden kurulan Bourbon Hanedanı hakkında bir zamanlar söylediği gibi, AB düzeni “hiçbir şey öğrenmedi ve hiçbir şeyi unutmadı.” Avrupa’nın elitleri, kıtanın istikrarlı çöküşüne nezaret etmiş, bizi daha önce çok az medeniyetin deneyimlediği biçimlerde — ve hızda — zayıflatmıştır.
Mayıs 25, 2026
image_print

Modern devletler tarafından tesis edilen liyakat nişanlarının arkasında zengin bir tarih yatmaktadır. Bunlar, kavrayış ve gelenek bakımından kuşkusuz son derece Avrupai yapılardır. Ortaçağ Hristiyan dünyasının hanedan şövalyelik nişanlarının mirasçıları olarak, liberalizmin ve Fransız Devrimi’nin yarattığı sarsıntıların ardından, yeni bir hizmet aristokrasisi olarak özel biçimde tasarlanmışlardır. Yeni liberal liyakat nişanları, dönemin ruhuna uygun şekilde dini ya da monarşik bağlılıktan bağımsızlaştırılmış ve bunun yerine, topluma fayda sağlayan bireysel başarıları — yani cumhuriyet adına gerçekleştirilen olağanüstü eylemleri — takdir etmeyi amaçlamıştır. Napolyon’un Onur Lejyonu, bu sekülerleşmiş nişanların belki de en bilinenidir; ancak bunlar aynı zamanda Kutsal Ruh (Fransa), Garter (İngiltere), Aziz Andrew (Rusya), Kule ve Kılıç (Portekiz) ya da Altın Post (Burgonya, Avusturya ve İspanya) gibi yüzyıllık şövalye topluluklarının ustaca taklitleridir.

Köklerinden kopmuş, anlamsız siyasi yapılar, performatif geleneğin sağladığı karizmaya her zaman özlem duymuştur. Bunun yakın tarihli bir örneği, bugün Strazburg’da tanıtılacak olan Avrupa Parlamentosu’nun absürt yeni “Avrupa Liyakat Nişanı”dır. Avrupa Birliği’nin neden kendisine ait bir “Liyakat Nişanı”na sahip olması gerektiğini anlamak güçtür. Ortaçağdaki selefleri gibi, bu tür örgütlerin varlık nedeni, egemen bir hükümdar tarafından — ya da cumhuriyet döneminde bir devlet başkanı tarafından — kurulmuş kardeşlik toplulukları olmalarıdır. Avrupa Birliği ne bir siyasal egemenlik alanıdır ne de bir ulustur. Büyük Fransız tarihçi Ernest Renan bir zamanlar Qu’est-ce qu’une Nation? adlı eserinde şöyle demişti: “un Zollverein n’est pas une patrie” (“bir gümrük birliği vatan değildir”).

Avrupa’nın gri ve sıkıcı bürokratik liderliğinin, bu rolü kendisi ve ulus-ötesi mekanizması adına arzulaması şaşırtıcı değildir; bunu onlarca yıldır fazlasıyla açık etmişlerdir. “Ancak bu yeni girişim, Avrupalı olsun ya da olmasın, izleyenlerin alayına ve eğlencesine fazlasıyla malzeme olacaktır. Avrupa İmparatoru’na benzer bir konumdan bütünüyle uzak sayılmayacak kadar güçlü olan büyük Charles V, Altın Post Nişanı’na sahipti. Avrupa’nın Üç Utancı — Ursula von der Leyen, Roberta Metsola ve Kaja Kallas — bu Altın Maskaralık Nişanı ile yetinmek zorunda kalacaklar.

Belki de hiçbir şey, Avrupa Parlamentosu’nun yeni nişanla “onurlandırmak” üzere ortaya çıkardığı bu acınası topluluk kadar açıklayıcı değildir. Bunlar, Portekiz’in eski cumhurbaşkanı ve başbakanı Aníbal Cavaco Silva ile Maia Sandu gibi AB üyesi bile olmayan ülkelerin liderlerini de kapsayan, Avrupa entegrasyonist projesinin gönüllü yandaşlarıdır. Uygun biçimde, “Nişan”ın üç “Seçkin Üyesi”nden ikisi — Ukrayna’dan Volodymyr Zelensky ve Almanya’dan Angela Merkel — Avrupa’nın hızla çöken refahı, huzuru ve dünyadaki itibarı üzerindeki en büyük sorumluluğu paylaşmaktadır.

Belki de 20. yüzyılda Avrupa’ya Angela Merkel kadar zarar veren başka bir figür olmamıştır. Onun “Wir schaffen das” deliliğinden bu yana geçen yıllarda kıta, yasal ve yasadışı göçmenlerden oluşan benzeri görülmemiş bir dev dalga tarafından harap edildi. Buna sıra dışı demek, durumu hafifletmek olur. Gerçekten emsalsiz bir durumdu. Merkel Avrupa’nın kapılarını kitlesel göçe açtığından beri, otuz ila kırk milyon arasında Avrupalı olmayan insan aramıza yerleşti. Bu süreç kıtayı demografik ve siyasi açıdan dönüştürdü. Bunun yarattığı kaos ve kolektif toplumsal acı, Merkel’in temsil ettiği siyasi düzen için ölümcül olacaktı. Bu bakımdan eski Alman şansölyesi yalnızca kendi ülkesi Almanya ve genel olarak Avrupa için felaket olmakla kalmadı. Kendi düzen çevresi için de bir başarısızlık örneğiydi ve hâlâ da öyledir.

Ancak Merkel elbette yalnızca ülkenin demografik açıdan tahrip edilmesine katkıda bulunmadı. Onun 2011’de nükleer enerjiyi terk etme kararı, Alman sanayisini ucuz, sürdürülebilir ve temiz bir enerji kaynağından mahrum bırakmakla kalmadı. Aynı zamanda hem ülkesi hem de Avrupa genelinde büyük bir stratejik kırılganlık yaratarak, Rusya’nın Avrupa üzerindeki nüfuzunu absürt ve gereksiz biçimde güçlendirdi. Daha da kötüsü, onun kusurlu 2015 Minsk Anlaşmaları, Moskova ile Kiev arasındaki Maidan sonrası çatışmayı sona erdirmede feci biçimde başarısız oldu. Merkel’in kendi kamuoyuna yaptığı itirafa göre bu anlaşma bir aldatmacaydı; kaçınılabilir bir çatışma için zaman kazanmayı amaçlıyordu ve onun yanlış yönlendirilmiş enerji politikaları Avrupa’yı bu çatışmaya karşı son derece hazırlıksız bırakmıştı.

Bunun sonuçları Almanya için yıkıcı oldu. Merkel’in mirası, kitlesel göçün baskısı altında kalan ve hâlâ toparlanamadığı derin bir ekonomik ve toplumsal kriz içindeki bir ülkedir. Bir zamanlar mali disiplinin ve ekonomik başarının modeli olan Berlin, bugün daha çok büyüyen bütçe açıkları, resesyon ile durgunluk arasında savrulan ekonomi, sanayisizleşme ve düşen ihracatıyla tanınmaktadır. Birlik’in anmak istediği “devlet adamlığı” gerçekten bu mudur?

Angela Merkel gibi, Volodymyr Zelensky de düzenin bir totemidir. Merkel’e yönelik hayranlık gibi, ona duyulan bu hayranlığı anlamak da giderek zorlaşmaktadır. Hiç kimse Ukraynalı liderin savaş zamanı lideri rolünde kişisel cesaret gösterdiğini inkâr etmez; ancak savaşa müzakere yoluyla bir çözüm bulunmasına karşı inatçı muhalefeti, kendi kendine zarar veren bir tutumdur. 2023’ten beri açıktır ki Ukrayna ancak çok sayıda acı verici tavizi kabul ederek barışa ulaşabilecektir. Bu durum hoş karşılanmayabilir; adaletsiz olarak görülebilir. Hiçbir ülke savaşta yenilgiden hoşlanmamıştır; hiçbir lider de aleyhine olan bir anlaşmayı imzalamaktan memnuniyet duymamıştır. Ancak uluslar da insanlar gibi her zaman gerçekliğin tutsağıdır.

Rusya ile Ukrayna arasındaki kaynak dengesizliği, Kiev’in galip gelemeyeceği ve gelemeyecek olduğu anlamına her zaman gelmiştir. Ukraynalıların Ruslara karşı mümkün olan en güçlü konumda bulunduğu 2022 sonrasında savaşı sürdürmek, hem Ukrayna hem de Avrupa için felaket oldu. Kısa süre önce Ukrayna Sosyal Politika Bakanı Denys Uliutin, ülkesinin nüfusunun 2022’de yaklaşık 40 milyondan 2025’te yaklaşık 20 milyona düştüğünü açıkladı. Bu arada Avrupa açısından çatışmanın sürmesi, daha yüksek enerji fiyatları ve hızlanan sanayisizleşme anlamına geldi. Ayrıca Zelensky’nin yüceltilmesine yönelik bu yeni girişim son derece kötü bir zamana denk geliyor: yalnızca birkaç gün önce, cumhurbaşkanının sözde éminence grise’i ve eski ikinci adamı Andriy Yermak resmî olarak yolsuzlukla suçlandı. Zelensky açısından bu mesele, siyasi bakımdan adeta radyoaktif bir nitelik taşımaktadır.

Buradan açıkça görülen şey şudur: Charles-Maurice de Talleyrand-Périgord’ın Napolyon Savaşları sonrasında yeniden kurulan Bourbon Hanedanı hakkında bir zamanlar söylediği gibi, AB düzeni “hiçbir şey öğrenmedi ve hiçbir şeyi unutmadı.” Avrupa’nın elitleri, kıtanın istikrarlı çöküşüne nezaret etmiş, bizi daha önce çok az medeniyetin deneyimlediği biçimlerde — ve hızda — zayıflatmıştır. Sadece kırk yıl önce Avrupa hâlâ gerçek bir siyasi, mali ve sanayi gücü merkeziydi. Bugün ise mevcut liderliği altında giderek daha anlamsız bir çevre bölgeye dönüşmüş; sessiz, etkisiz ve görmezden gelinen bir yapıya bürünmüştür. Onurlu insanlar kendilerine sertçe bakar, özür diler ve çekip giderdi. Bunun yerine, batışımızdan sorumlu olanlar birbirlerine madalya vermekle meşguller.

* Rafael Pinto Borges, Lizbon merkezli muhafazakâr ve vatansever çizgideki düşünce kuruluşu Nova Portugalidade’nin kurucusu ve başkanıdır. Bir siyaset bilimci ve tarihçi olan Pinto Borges, çok sayıda ulusal ve uluslararası yayında yazılar kaleme almıştır. Kendisine X platformunda @rpintoborges kullanıcı adıyla ulaşılabilir.

 

Kaynak: https://europeanconservative.com/articles/commentary/europes-order-of-the-golden-farce/

SOSYAL MEDYA