Modern Kolonizasyon ve Batı Paradigmasının Çöküşü

Batı paradigmasıyla birlikte, içi boşaltılmış "şanlı tarih" ve "kurumsal din" anlatıları da tarihe karışmaktadır. Etnik ve mezhepçi bölünme, Arap, Fars, Kürt, Türk ayrımları, emperyalist saldırganlığın ekmeğine yağ sürmektedir. Bütün bölgeyi, bütün halkları topyekün birlik ve bütünlük gözüyle ortak bir zeminde birleştirmeyen her söylem ve eylem, fitneye benzin taşımaktadır.
Mart 22, 2026
image_print

Suriye ve Gazze’den İran’a; Topyekün saldırı

20. yüzyılın şafağında, Ortadoğu’nun kalbi olan Filistin ve stratejik önemi haiz Kıbrıs, önce “kiralama” adı altında bir nezaketle, ardından “el koyma” cüretiyle İngiltere’nin boyunduruğuna girmişti. 21. yüzyıla geldiğimizde ise senaryo sadece aktörlerini ve yöntemlerini güncelledi. Bugün Gazze’de şahit olduğumuz sahte ateşkes ve barış kurulları, aslında Birleşmiş Milletler’in (BM) devre dışı bırakıldığı, bölgenin resmen kolonileştirilmesini amaçlayan modern bir istila aygıtıdır. Medeniyetin beşiği olan bu topraklar, tarihin aşina olduğu ancak bu kez daha rafine bir vahşetle donatılmış bir kaos ortamına teslim edilmiştir.

Suriye halkının 15 yıl boyunca Rusya ve İran destekli rafızi bir faşist rejim tarafından katledilmesi ve sürgünew gönderilmesi, Gazze’de 1948’den beri süren Filistin’i filistinsizleştirme operasyonunun 7 Ekim direnişi sonrası kanlı bir katliam ve yıkımla sonuçlanması ve şimdi İran ve Lübnan’a ABD-İsrail ortak saldırısı, batının bölgemize ve halklarımıza dönük haçlı saldırılarının son örnekleridir. Müslüman halklar arasında etnik ve mezhebi farklılıkları çatışmaya dökecek her fitneyi destekleyip, daha sonra teker teker ülkeleri hedef alarak vahşi saldırılarla çökertmeye çalışan ABD-Siyonizmi, en son Suriye halkının katili İran’ı da hedef alarak kendi ajandasına uygun bir savaş başlattı. Mezhepçi ve katil İran rejimi Suriye’de işlediği suçların özeleştirisini bile vermeden hala sahte direniş masalları anlatsa da, yangın evini vurduğu için can havliyle ABD, İsrail ve bazı körfez ülkelerine cevap vermekte, bu savunmasını bile bir yandan Suriye devrimine kara çalan münafıklığı ve kadim Arap düşmanlığından beslenen Arap ülkelerine saldırıları ile birlikte yapmaktadır. Saldırganların ise İran’a diz çöktürüp kendilerine ‘yeni İsrail’ rejimi yaratmayı amaçladıkları aşikardır. Ki, tarihsel olarak zaten İran-Aryan varlığı batının İslam içindeki kadim müttefiki olarak bu misyona teşne unsurlar barındırmaktadır. Bu yeni İsrail misyonu ise yükselen Çin’e karşı ön hazırlık ve yine 2030’larda start verecekleri büyük sıfırlanma sonrası yeni tekno-pagan dünya düzeni için saha temizliği anlamında mevcut küçük siyonist israilden daha tehlikeli bir projedir. Sonuçta Müslüman halklara dönük haçlı ruhlu siyonist saldırganlığın durmayacağı görülmektedir.

Yerli Elitlerin İhaneti ve “Yetim” Kalan Topraklar

Yüzyılı aşkın süredir batılı ve yerli kolonyalistlerin hedef tahtasında olan Ortadoğu, işbirlikçi iktidar elitlerinin elinde tam anlamıyla yozlaştı ve sahipsiz kaldı. Filistin ve Gazze, bu küresel çürümenin turnusol kağıdı konumundadır. Dünya genelinde yükselen Gazze yanlısı sivil hareketler, vicdani bir barikat kurmaya çalışırken; bu halkların tepkisi, kendi ülkelerindeki zorba yönetimler ve ekonomik zayıflık nedeniyle çoğu zaman cılız kalmaktadır. Kendi halkının çığlığını şiddetle bastıran yerli sömürgeci elitler, istilacıların en işlevsel aparatları haline gelmiştir. 1900’lerin başından beri müslüman elitlerin yaptığı uyarıların hafife alınması, bugün soykırım ve işgalin meşrulaştığı o karanlık zemini hazırlamıştır.

Demokrasi Vaveylasından Müze Zorbalığına

Batı’nın yıllardır sürdürdüğü “demokrasi”, “kadın hakları” ve “nüfus planlaması” gibi söylemlerin, BM’nin işlevsizleştirilmesiyle birlikte nasıl taktiksel birer çıkar aracına dönüştüğünü görüyoruz. Bir yanda modernlik ve özgürlük propagandası yapanlar, diğer yanda istila ettikleri ülkelerden yağmaladıkları tarihi objeleri müzelerinde utanmadan sergileyerek zorbalığın estetiğini yapmaktadırlar.

Bugün Filistin halkı, yasal görünümlü ancak yetkisiz elitler tarafından temsil edilmenin bedelini, BM tarafından güvence altına alınmış haklarından vazgeçirilerek ödemektedir.

Batı’nın Boşalan Zemini ve Epstein Düzeni

Ancak bu madalyonun bir de diğer yüzü var. Batılı halkların soykırım karşıtı sivil eylemleri, batıcı söylemin gizli ve açık tüm zaaflarını ifşa etmektedir. İşgalci elitler henüz “zafer sarhoşluğu” ve “ganimet tutkusuyla” fark edemeseler de, Batı medeniyetinin altındaki zemin hızla boşalmaktadır. Batı’nın “medeniyet” iddiası, artık işgalci doğasını ve Epstein gibi elitlerin akıllara durgunluk veren istismar ağlarını örtmeye yetmemektedir.

Amerika, Fransa, İngiltere ve Almanya gibi ülkelerin kendi vatandaşlarına karşı uyguladığı baskıcı tavır, aslında İsrail’in Gazze’deki soykırımının ve Batı Şeria’nın ilhakının arkasındaki asıl mimarların kimler olduğunun somut bir kanıtıdır. Antisemitizm ve İslamofobi gibi kavramlar üzerinden üretilen faşist anlatı, artık sadece Ortadoğu’yu değil, Batı’nın kendi sokaklarını da esir almaktadır.

Normalleşen Vahşet: Devletler ve Halklar Köleleştirilirken

Gelinen noktada korkutucu olan, vahşetin sistematik olarak normalleştirilmesidir:

  • Enerji kaynaklarına el koymak ve ülkeleri aç bırakmak,

  • Çocuk istismarı, organ ve uyuşturucu ticareti,

  • Ülke liderlerine yönelik suikastlar ve içişlerine müdahaleler…

Tüm bunlar, “terörizmle mücadele” kılıfı altında meşrulaştırılırken, buna direnen her unsur sistem dışına itilmektedir. Hem devletler hem de halklar topyekun bir köleliğe zorlanmaktadır.

Evrensel Direniş mi, Topyekun Kıyamet mi?

Geleceğin projeksiyonu bize şunu fısıldıyor: Batılı devletlerin kendi içlerinde yaşayacağı toplumsal hesaplaşma ve arınma, bugün Ortadoğu’nun yaşadığı trajediden daha muhtemel görünmektedir. Ancak bu insani kriz, sadece lokal bir direnişle değil, evrensel bir vicdan hareketiyle bertaraf edilebilir. Batının afili modern imajı, holokostun diyeti olarak şımarttıkları Yahudi şirretliği sayesinde artık hükümsüzdür. İnsanlık, yeni ve sahici bir medeniyet/modern uygarlık arayışına başlayacaktır.

Batı paradigmasıyla birlikte, içi boşaltılmış “şanlı tarih” ve “kurumsal din” anlatıları da tarihe karışmaktadır. Etnik ve mezhepçi bölünme, Arap, Fars, Kürt, Türk ayrımları, emperyalist saldırganlığın ekmeğine yağ sürmektedir. Bütün bölgeyi, bütün halkları topyekün birlik ve bütünlük gözüyle ortak bir zeminde birleştirmeyen her söylem ve eylem, fitneye benzin taşımaktadır.

Artık belirleyici olan, adaletsiz hukuk düzenlerine karşı sergilenen kolektif duruşlar ve bu duruşların tetikleyeceği toplumsal dönüşümdür.  Ya bu evrensel direnç kazanacak ya da insanlık kendi eliyle hazırladığı o “topyekun kıyamet” senaryosuna doğru sürüklenmeye devam edecektir.

Ayşe Doğu

Araştırmacı-yazar. Yarın yayınları editörü. Değişim ve Yarın dergileri ile haber10.com sitesinde yazarlık ve editörlük yaptı.
Kişisel web:http://www.aysedogu.com
Mail: [email protected]

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.