Orta Ölçekli Güç İkilemi: Avrupa, ABD ve İran Savaşı

Büyük güçler arasındaki çatışmanın giderek daha fazla uluslararası normları zorladığı bir dünyada, orta ölçekli güçler güvenlik bağımlılıkları ile dayandıkları hukuk düzenini savunma gerekliliğini uzlaştırmak zorundadır. Hukuku terk edemezler — ancak Ukrayna’ya desteği sürdürebilmek için başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere gücü de görmezden gelemezler.
Mart 11, 2026
image_print

İran’ın bombardımana tutulması, Avrupa’nın orta ölçekli güçleri için merkezi bir ikilemi ortaya çıkardı: Tahran’ı kınamak, ancak uluslararası hukuku ihlal eden bir ABD–İsrail saldırı operasyonuna katılmaya direnmek. Tahran’ın insan hakları ihlallerine ve terörizme verdiği desteğe karşı çıkmalarına rağmen Birleşik Krallık, Fransa, Almanya ve İspanya bombardımana yardım etmekte veya onu onaylamakta tereddüt etti. Bir deyiş vardır: “Güçlüler güç kullanır; zayıflar hukuka dayanır.” Peki o halde ne yapmaları gerekiyordu? İran’ın tırmanan misillemesi — komşu devletleri ve askerî üsleri hedef alması — denklemi değiştirdi ve bazı hükümetleri Washington ve İsrail’e sınırlı destek vermeye doğru itti.

İran’ın bombalanması hukuka aykırıdır. Fransa Cumhurbaşkanı Macron, Fransız ulusuna yaptığı bir konuşmada saldırıların “uluslararası hukukun çerçevesi dışında” olduğunu açıkça söyledi. Amerika Birleşik Devletleri’nin de taraf olduğu Birleşmiş Milletler Şartı uyarınca başka bir ülkeye saldırı yalnızca bir ülke yakın ve acil bir tehdit altındaysa meşru müdafaa kapsamında ya da Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin yetkilendirmesiyle gerçekleştirilebilir. Bu iki koşuldan hiçbiri karşılanmamıştır: Ortada yakın ve acil bir tehdit yoktu ve Güvenlik Konseyi’nin herhangi bir yetkilendirmesi de bulunmuyordu.

Avrupa’nın orta ölçekli güçleri, son gümrük tarifesi anlaşmazlıkları ortamında stratejik olarak Washington’dan uzaklaşmaktadır. ABD’nin NATO’nun kolektif savunmasına — özellikle de 5. maddeye — olan bağlılığı konusundaki belirsizlik, Avrupa’yı Amerikan güvenlik garantilerine olan bağımlılığını yeniden değerlendirmeye daha da fazla itmiştir. Washington’un Ukrayna’ya tutarlı destek sağlama konusundaki tereddütü, Trump’ın Grönland’ı ilhak etme tehditleriyle birlikte, transatlantik güvenlik bütünlüğünü daha da zayıflatmıştır.

Orta Ölçekli Güçlerin Tepkileri

Orta ölçekli güçlerden üçünün liderleri — Birleşik Krallık, Fransa ve Almanya — 28 Şubat’ta ortak bir Avrupa bildirisi yayımladı:

“İran’ı bu pervasız saldırıları derhal durdurmaya çağırıyoruz. Bölgede kendi çıkarlarımızı ve müttefiklerimizin çıkarlarını savunmak için, İran’ın füze ve insansız hava araçlarını kaynaklarında ateşleme kapasitesini ortadan kaldırmaya yönelik gerekli ve orantılı savunma eylemlerinin mümkün kılınması da dâhil olmak üzere adımlar atacağız. Bu konuda Amerika Birleşik Devletleri ve bölgedeki müttefiklerimizle birlikte çalışmak üzere anlaşmış bulunuyoruz.”

Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer, saldırı operasyonlarına katılmayı reddederken savunma iş birliğini vurgulayarak durumu en iyi şekilde ortaya koydu. Starmer’a göre ABD–İsrail saldırıları taarruz niteliğindeydi. Bu nedenle Starmer, ABD’nin İran’a saldırmak için Britanya üslerini kullanmasına izin vermedi. İran misillemesini genişlettiğinde — Kıbrıs’taki Akrotiri’de bulunan Britanya Kraliyet Hava Kuvvetleri üssüne yönelik bir insansız hava aracı saldırısı da dâhil olmak üzere — Birleşik Krallık’ın tutumu değişti; saldırıya destek vermeyi reddetme pozisyonundan savunma iş birliğini mümkün kılma pozisyonuna kaydı.

Starmer bu değişimi şöyle açıkladı:

“Bu karar, ulusal güvenliğimizi korumak ve müttefiklerimize karşı yükümlülüklerimizi yerine getirmekle ilgilidir.”

Trump, Starmer’ın başlangıçta Diego Garcia ve RAF Fairford gibi Britanya askerî üslerinin Amerikan kuvvetleri tarafından İran hedeflerine yönelik saldırılar başlatmak için kullanılmasına izin vermeyi reddetmesi nedeniyle “çok hayal kırıklığına uğradığını” söyledi. The Telegraph gazetesine verdiği demeçte, izin verilmesindeki gecikmenin “çok fazla zaman aldığını” ve bunun ABD–Birleşik Krallık ilişkilerinde daha önce görülmüş bir durum olmadığını belirtti.

3 Mart 2026’da Washington’da Donald Trump ile Almanya Şansölyesi Merz’in katıldığı ortak basın toplantısı/röportaj sırasında Trump, Birleşik Krallık’ın İran’a yönelik ilk hava saldırısı dalgası için ABD’nin Britanya askerî üslerini kullanmasına başlangıçta izin vermemesini eleştirerek Starmer’ı hedef aldı. Trump, mevcut Britanya başbakanı hakkında alaycı bir ifadeyle şöyle dedi: “Karşımızda Winston Churchill yok.”

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Starmer’a benzer bir tutum benimsedi: kolektif öz savunmayı ve müttefiklerin korunmasını desteklemek, ancak saldırı eylemlerinden kaçınmak. Britanya’nın aksine Fransa, İran’a karşı operasyonlar için üslerini açmadı.

Macron, tek taraflı eylemler yerine diplomatik kanalları vurguladı. Saldırılar hakkında “Fransa ne bilgilendirildi ne de sürece dâhil edildi” dedi. “Sorunu diplomatik kanallar aracılığıyla çözmek için çabalarımızı artırmalıyız.” Macron, bombardımanlar başladığında Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin acil olarak toplanması çağrısında bulundu.

Almanya ise yanıtını hukuki terimlerden ziyade daha çok stratejik terimlerle çerçeveledi. Berlin, İran’ın füze ve nükleer kapasitesini sınırlandırma çabalarını desteklerken transatlantik birlik ve istikrarı vurguladı.

Şansölye Merz şöyle açıkladı: “Uluslararası hukukla ilgili sorular Almanya’nın yanıtının temel belirleyicisi olmayacaktır. Önceliğimiz stratejik istikrar ve ortaklarımızın güvenliğidir.”

Trump, son görüşmelerinde Merz’i ve Almanya’yı övdü. Trump şöyle dedi: “Bazı bölgelere iniş yapmamıza izin veriyorlar ve biz bunu takdir ediyoruz; bize kolaylık sağlıyorlar. Onlardan kara birlikleri göndermelerini istemiyoruz.”

Alman yetkililer bunun Almanya’nın kendi topraklarından veya üslerinden İran’a karşı saldırı operasyonlarına izin verdiği anlamına gelmediğini açıkladı. Almanya’nın saldırılara fiilen katılması için parlamentonun onayı gerekecektir.

İspanya’nın merkez sol hükümeti ise en kısıtlayıcı hukukçu yaklaşımı benimsedi. Madrid, saldırıları “tek taraflı askerî eylem” olarak kınadı ve ABD’nin İran’a karşı operasyonlar için Rota ve Morón üslerini kullanmasına izin vermedi. Yetkililer, üs erişiminin mevcut anlaşmalarla ve uluslararası hukukla uyumlu olması gerektiğini vurguladı. Bu kararın ardından, çoğu havada yakıt ikmal uçağı olan en az 15 ABD uçağı İspanya topraklarından ayrıldı. İspanyol liderler Birleşmiş Milletler Şartı’na defalarca atıfta bulunarak uluslararası destekten yoksun saldırı operasyonlarına katılmayı reddetti.

Trump, İspanya’nın ABD ordusunun üslerini kullanmasına izin vermemesine atıfta bulunarak şöyle dedi:
“İspanya çok kötü davrandı… İspanya ile tüm ticareti keseceğiz. İspanya ile hiçbir ilişkimiz olsun istemiyoruz.”

Avrupa’da Bir Uzlaşı Yok

İran’ın bombardımana tutulması, Avrupa’nın orta ölçekli güçlerinin yapısal ikilemini ortaya koydu: ittifak dayanışması ile hukuki meşruiyet ve siyasi ihtiyat arasında denge kurmak. Birleşik Krallık, Fransa, Almanya ve İspanya bu gerilimi farklı biçimlerde yönetti. Birleşik Krallık Kıbrıs’a bir savunma muhribi ve helikopterler gönderecek. Fransa bölgeye Rafale uçakları ve bir fırkateyn gönderdi ve ayrıca Charles de Gaulle uçak gemisini Akdeniz’e konuşlandırdı. Bölgedeki Alman kuvvetleri ise yalnızca doğrudan saldırıya uğramaları hâlinde Alman askerlerini korumak amacıyla savunma amaçlı hareket edecektir. Her üç ülke de savunma ve bölgedeki ulusal çıkarlarını koruma adına hareket ettiklerini belirtmektedir. Hiçbiri saldırı operasyonlarına katıldığını iddia etmemektedir.

Büyük güçler arasındaki çatışmanın giderek daha fazla uluslararası normları zorladığı bir dünyada, orta ölçekli güçler güvenlik bağımlılıkları ile dayandıkları hukuk düzenini savunma gerekliliğini uzlaştırmak zorundadır. Hukuku terk edemezler — ancak Ukrayna’ya desteği sürdürebilmek için başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere gücü de görmezden gelemezler.

* Daniel Warner, An Ethic of Responsibility in International Relations kitabının yazarıdır (Lynne Rienner). Cenevre’de yaşamaktadır.

Kaynak: https://www.counterpunch.org/2026/03/06/the-middle-power-dilemma-europe-the-u-s-and-the-iran-war/

SOSYAL MEDYA