Geçen ay Hindistan’ı dolaştım; dinledim, gözlemledim ve genel bir değerlendirme yaptım. Yolculuk canlandırıcı ve çoğu zaman ilham verici olsa da beni açık bir soruyla baş başa bıraktı: dünyanın en kalabalık ülkesi nereye gidiyor?
Yolculuğum, göller ve bazılarının tepesinde küçük, antik tapınaklar bulunan dalgalı tepelerle bezeli güzel manzaralara sahip, nispeten fakir bir bölge olan Batı Bengal’in Purulia bölgesinde başladı. Purulia’nın nüfusu; kültürlerin ve kabile topluluklarının bir mozaiği gibi. Bu çeşitliliğin arasında, ataları binlerce yıl önce, M.Ö. 1600 civarındaki Hint-Aryan göçlerinden çok önce Hint alt kıtasına gelen bir Adivasi topluluğu olan Santhallar da bulunmaktadır.
Bu çarpıcı coğrafyanın ortasında dikkat çekici bir yapı yükseliyor: Filix Okulu. 2014 yılında iki kadın tarafından kurulan okul, yakın ve uzak köylerden öğrenciler çeken, son teknolojiye sahip İngilizce eğitim veren bir kuruma dönüştü. Orada, Hindistan’ın dört bir yanından lise öğrencilerini davet eden yıllık bir program olan (şu anda ikinci yılında) ve bir hafta süren Ekonomi Dünyasını Keşfedin kursunda ders vermek için bulunuyordum. Seçilmiş bir grup program boyunca, beş gün süren dersler ve saha gezileri için yerel köy öğrencilerine katılıyor.
Bu yılın konuşmacıları arasında keşiş ve ünlü matematikçi Mahan Mj; Delhi’den tanınmış Marksist bir iktisatçı Prabhat Patnaik; ayrıca önde gelen üniversitelerden ve Dünya Bankası’ndan ekonomistler vardı. Çevre köylerden gelen genç Hinduların, Müslümanların ve Hıristiyanların; Bangalore, Mumbai ve Pune’den gelen öğrencilerle yan yana oturup ekonomi, tarih ve matematik derslerini dikkatle dinlemeleri ve zaman zaman konuşmacılara meydan okumaları son derece umut vericiydi. Hindistan ancak böyle bir entelektüel merakı besleyerek potansiyelinin bütününü ortaya çıkarabilir.
İyimserliğim, Infosys Bilim Vakfı’nın bilgisayar bilimleri, ekonomi, matematik, yaşam bilimleri, fizik bilimleri ile insan ve toplum bilimleri dallarında altı ödül sahibini onurlandırdığı yıllık törene katıldığım Bangalore’da daha da arttı. Ödül sahipleri araştırmalarını ve daha geniş etkilerini anlattı; açılış konuşmasını ise 2013 Nobel Fizyoloji veya Tıp Ödülü sahibi Amerikalı hücre biyoloğu Randy Schekman yaptı. Tıklım tıklım dolu olan salon, katılımcıların bilimsel çalışmalara duyduğu derin güveni yansıtıyordu.
Bangalore’dan, Bombay’a üç saatlik sürüş mesafesindeki Pune’ye giderek Symbiosis ve FLAME üniversitelerini ziyaret ettim. Bu kurumlar Hindistan’ın daha varlıklı kesimlerine hizmet veriyor; kampüsleri Avrupa ve Amerika’daki önde gelen üniversitelerle yarışıyor. Symbiosis’te düzenlenen Hindistan Çalışma Ekonomisi Derneği’nin yıllık konferansında, dünyanın dört bir yanından gelen akademisyenler teknolojik değişimin ve azalan işgücü talebinin etkisini tartışmak üzere bir araya geldi. Tartışmalar titiz ve acımasızdı.
Öğrenciler, araştırmacılar, bürokratlar ve siyasilerle haftalar süren yoğun görüşmelerin ardından seyahatimin son ayağını Delhi’de geçirdim. Orada, en güncel ekonomik verileri incelerken ve siyasi liderlerin artan zorluklara tanıdık sloganlarla verdikleri yanıtları dinlerken, iyimserliğim azalmaya başladı. Hindistan’ın potansiyeli inkâr edilemez ve yetenek havuzu geniş; ancak siyaset ve içi boş söylemler ülkenin beklentilerini zayıflatmaya devam ediyor.
Sorunu daha da ağırlaştıran şey, güvenilir istatistiklerin eksikliğidir. Hindistan bir zamanlar verilerinin şeffaflığı ve güvenilirliğiyle tanınırdı. Ancak resmi istatistiklerin kalitesi aşındı ve ekonomik zayıflıkları ortaya koyan verilerin yayınlanmasına yönelik artan bir isteksizlik var gibi görünüyor. Bu da gerekli düzeltici önlemlerin alınmadığı anlamına geliyor.
Bu eğilim yalnızca istatistiklerle sınırlı değil. Hindistan bir zamanlar mühendislik, bilim ve yükseköğretim alanlarında yükselen ekonomiler arasında öncüydü. 1950’lerin başında Hindistan Teknoloji Enstitülerinin kurulması ve bilim ile matematiğe yapılan büyük yatırımlar, ülkeyi Küresel Güney için bir araştırma merkezi konumuna getirmişti. Bu konum da son yıllarda zayıfladı.
Bunun çarpıcı göstergelerinden biri patent başvurularıdır. Dünyanın en çok patent başvurusu yapan ülkesi olarak ABD’yi geride bırakan Çin, 2023 yılında yaklaşık beş milyon geçerli patente sahipken, Amerika’nın patent sayısı 3,5 milyondu. Beş yıl boyunca üst üste çift haneli büyüme kaydetmesine rağmen Hindistan’ın toplam patent sayısı ise sadece 188.785 oldu.
Doğrusunu ifade etmek gerekirse, bu sorun yeni değil. 2009 civarında Hindistan hükümetine danışmanlık yaparken, fikri mülkiyet haklarına çok daha fazla önem verilmesi gerektiğini savunmuştum. Günümüzün giderek daha rekabetçi küresel ekonomisinde bu zorunluluk daha da acil hâle gelmiştir.
Bununla birlikte bana göre ise Hindistan’ın geleceğine gölge düşüren en büyük sorun kirliliktir. Son on yılda Delhi’de ve kuzey Hindistan’ın büyük bölümünde hava kalitesi tahammül edilemez seviyelere ulaştı. Kontrol altına alınmazsa yabancı yatırımcıları caydıracak, turizmi zayıflatacak ve uzun vadeli büyümeyi tehlikeye atacaktır.
Ne yapılmalı? Öncelikle merkezi hükümet sorunun ciddiyetini kabul etmeli ve suçu eyalet ve yerel yönetimlere atmayı bırakmalıdır. Hava kirliliği eyalet sınırlarını tanımaz; koordineli ulusal eylem gerektirir. Bu amaçla hükümet, ülkenin önde gelen bilim insanlarını ve politika yapıcılarını acilen bir araya getirerek tutarlı ve zamanla sınırlı bir ulusal strateji oluşturmalı ve uygulamalıdır.
Çin bu konuda yararlı bir model sunuyor. Bağlayıcı hedefler, sıkı emisyon standartları ve titiz uygulama sayesinde hava kirliliğini önemli ölçüde azaltarak kararlı politikaların sadece birkaç yılda neler başarabileceğini gösterdi.
Kaushik Basu, Dünya Bankası’nın eski baş ekonomisti ve Hindistan Hükümeti’nin eski ekonomi başdanışmanıdır. Cornell Üniversitesi’nde ekonomi profesörü ve Brookings Enstitüsü’nde misafir kıdemli araştırmacıdır.
Tercüme: Ali Karakuş
