IMEC Versus INSTC: Orta Doğu Enerji Koridorları Üzerindeki Mücadele

Bir zamanlar petrol sözleşmeleri ve boru hattı güzergâhlarıyla sınırlı olan enerji diplomasisi, artık lojistiği, veri akışlarını ve yeşil dönüşümü de kapsamaktadır. Koridor savaşı bu evrimin bir sonraki safhasıdır. Bölgesel aktörlerin vereceği tepki, yalnızca ticaret rotalarını değil, Orta Doğu’daki gelecekteki güç dengesini de belirleyecektir.
Şubat 16, 2026
image_print

Orta Doğu artık yalnızca bir enerji üreticisi değil; koridorlar, bağlantısallık ve kontrol üzerine şekillenen yeni bir jeopolitik mücadelenin merkez üssü hâline gelmektedir. Hindistan–Orta Doğu–Avrupa Ekonomik Koridoru’nun (IMEC) başlatılması, sıradan bir altyapı projesinden daha fazlasını ifade etmektedir. Bu girişim, ticaret ve enerji güzergâhlarını yeniden çizerek bölgenin jeoekonomik dengesini on yıllar boyunca değiştirebilecek stratejik bir hamle niteliği taşımaktadır.

Aynı zamanda, İran’ın kilit rol oynadığı Uluslararası Kuzey–Güney Ulaştırma Koridoru (INSTC), Hindistan’ı İran toprakları üzerinden Rusya ve Avrupa’ya bağlayan alternatif bir bağlantı modeli sunmaktadır. Tanık olduğumuz durum, yalnızca lojistik ağlar arasındaki bir rekabet değildir. Bu, enerji diplomasisi, bölgesel etki ve stratejik özerklik açısından derin sonuçlar doğurabilecek bir koridor savaşıdır.

IMEC, Hindistan, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri tarafından desteklenmekte ve Batılı güçlerin de desteğini almaktadır; koridor, Hindistan limanlarını Körfez’e, oradan da demiryolu ve deniz hatları aracılığıyla Avrupa’ya bağlamak üzere tasarlanmıştır. Resmî olarak bir ticaret ve altyapı girişimi olarak sunulsa da, arka planındaki asıl mantık enerji ve stratejik yeniden hizalanmadır. Koridorun; temiz enerji akışını, hidrojen ihracatını ve muhtemelen Körfez ile Avrupa arasındaki elektrik ara bağlantılarını kolaylaştırması beklenmektedir. Böylece Körfez üreticilerini Batı tedarik zincirlerine daha sıkı biçimde entegre ederken, Hindistan’a İran üzerinden geçen güzergâhlara alternatif bir seçenek sunmaktadır.

Buna karşılık INSTC, İran üzerinden geçmekte ve Tahran’ı Güney Asya ile Avrasya’yı birbirine bağlayan merkezi bir transit merkez olarak konumlandırmaktadır. Hindistan ile Rusya arasındaki sevkiyat sürelerini kısaltmakta ve Süveyş Kanalı gibi dar boğazları baypas eden bir kara köprüsü işlevi görmektedir. Daha da önemlisi, yaptırımların enerji ihracatını sınırladığı bir dönemde İran’ın jeoekonomik önemini artırmaktadır. Coğrafyayı stratejik bir kaldıraç unsuruna dönüştüren INSTC, İran’ın en önemli stratejik varlıklarından biri olmuştur.

Bu iki proje arasındaki gerilim, zorunlu olarak doğrudan bir çatışma değil; yapısal bir rekabettir. IMEC, İran’ı içeren güzergâhlara olan bağımlılığı azaltarak Tahran’ın transit kozunu zayıflatmaktadır. Körfez ülkeleri IMEC altyapısıyla daha fazla bütünleşirse, İran bölgesel entegrasyonun bir sonraki aşamasını şekillendirebilecek yeni ticaret ve enerji ağlarının dışında kalma riskiyle karşı karşıya kalabilir.

Bu rekabetin merkezinde enerji diplomasisi yer almaktadır. Körfez ülkeleri, yeşil hidrojen, yenilenebilir elektrik ihracatı ve stratejik lojistik alanlarında kendilerini yeniden konumlandırmaktadır. Suudi Arabistan’ın NEOM projesi ile Birleşik Arap Emirlikleri’nin yenilenebilir enerji yatırımları münferit girişimler değildir; petrol sonrası dönemde de ağırlıklarını korumaya yönelik daha geniş bir stratejinin parçalarıdır. IMEC ise Körfez’in enerji dönüşümünü, Batı ve Hindistan’ın çıkarlarıyla uyumlu daha geniş bir jeopolitik çerçeveye yerleştirerek bu süreci tamamlamaktadır.

Buna karşılık İran, IMEC’in kolaylıkla taklit edemeyeceği yapısal avantajlara sahiptir. Coğrafyası, hem Körfez ile Orta Asya arasında hem de Hindistan ile Rusya arasında en kısa kara bağlantısını sağlamaktadır. Çabahar dâhil limanları, özellikle Pakistan’daki Gwadar Limanı’nda artan Çin etkisini dengeleme arayışındaki Hindistan için stratejik bir derinlik sunmaktadır. Ayrıca INSTC, Batı yaptırımlarının ardından Rusya’nın Asya’ya yönelme stratejisiyle örtüşmekte ve Tahran’ın Moskova ile ortaklığını güçlendirmektedir.

Bununla birlikte İran, iç ve dış kısıtlamalarla karşı karşıyadır. Altyapı eksiklikleri, finansman sınırlılıkları ve yaptırımlara bağlı riskler, INSTC’nin tam operasyonel kapasitesine ulaşmasını engellemektedir. Yatırımların hızlandırılmaması, düzenleyici reformların gerçekleştirilmemesi ve diplomatik angajmanın güçlendirilmemesi hâlinde koridorun potansiyeli yeterince değerlendirilemeyebilir. Dolayısıyla koridor savaşı yalnızca dış rekabetten ibaret değildir; aynı zamanda iç politika tutarlılığının da bir sınavıdır.

Bu mücadelenin bir diğer boyutu güvenliktir. Kızıldeniz ve Hürmüz Boğazı’ndaki deniz dar boğazları son yıllarda kırılganlıklarını ortaya koymuştur. Alternatif koridorlar sadece ekonomik araçlar değil, aynı zamanda jeopolitik sarsıntılara karşı birer güvence mekanizmasıdır. IMEC istikrarsız güzergâhlardan uzaklaşarak çeşitlilik sağlarken, INSTC kara bağlantıları sayesinde dayanıklılık sunmaktadır. Tedarik zinciri şoklarının damga vurduğu bir dönemde yedeklilik güç demektir.

Koridor rekabeti aynı zamanda büyük güç siyasetleriyle de kesişmektedir. Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa açısından IMEC, Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi’yle bağlantılı güzergâhlara olan bağımlılığı azaltmakta ve İran’ın stratejik kozunu zayıflatmaktadır.

Rusya ve belirli ölçüde Çin için ise INSTC, Batı kontrolündeki sistemlere daha az bağımlı, çok kutuplu bir ticaret mimarisi inşa etme çabalarını tamamlamaktadır. Böylece Orta Doğu, bağlantısallığın bizzat silah hâline getirildiği bir satranç tahtasına dönüşmektedir.

Bununla birlikte meseleyi sıfır toplamlı bir mücadele olarak çerçevelemek, gerçeği aşırı derecede basitleştirmek olabilir. Pragmatik bir birlikte varoluş ihtimali hâlâ mevcuttur. Enerji piyasaları daralmamakta, aksine genişlemektedir. Avrupa’nın Rus gazından uzaklaşma süreci, Hindistan’ın artan enerji talebi ve Körfez’in çeşitlendirme stratejileri, birden fazla koridorun eş zamanlı olarak işlemesine alan açmaktadır. Asıl soru, siyasi güvensizliğin ekonomik rasyonaliteyi gölgede bırakıp bırakmayacağıdır.

İran açısından politika sonuçları açıktır. İlk olarak, INSTC’nin uygulanmasının hızlandırılması ulusal bir öncelik hâline gelmelidir. Altyapı darboğazları, gümrük verimsizlikleri ve düzenleyici belirsizlik stratejik güvenilirliği aşındırmaktadır. İkinci olarak, enerji diplomasisi transit diplomasisini de içermelidir. Gaz ihracatı, elektrik ara bağlantıları ve hidrojen alanındaki iş birliği koridorun önemini pekiştirebilir. Üçüncü olarak, Körfez ülkeleriyle ilişkiler yalnızca rekabet merceğinden değerlendirilmemelidir. Seçici iş birliği, izolasyonu azaltabilir ve hibrit bağlantı modellerine alan açabilir.

Körfez ülkeleri açısından IMEC stratejik derinlik sunmakla birlikte risk de barındırmaktadır. Tek bir jeopolitik hizalanmaya aşırı bağımlılık, değişen büyük güç dengelerine karşı kırılganlık yaratabilir. Koridor katılımının çeşitlendirilmiş ortaklıklarla dengelenmesi, özerkliğin korunması açısından kritik olacaktır.

Nihayetinde IMEC ile INSTC arasındaki mücadele, ulaşımdan ibaret değildir. Asıl mesele, bölgesel entegrasyonun mimarisini kimin şekillendireceğidir. Enerji akışlarının giderek daha fazla dijital altyapı, tedarik zincirleri ve jeopolitik ittifaklarla iç içe geçtiği bir dünyada, koridorlar etki alanını belirlemektedir.

Orta Doğu bir yol ayrımındadır. Ya dış güçler tarafından biçimlendirilen pasif bir geçiş bölgesine dönüşecek ya da coğrafi konumunu kullanarak daha dengeli, çok kutuplu bir bağlantı düzeni inşa edecektir. Sonuç, açıklamalardan ziyade uygulama, eşgüdüm ve siyasi iradeye bağlı olacaktır.

Bir zamanlar petrol sözleşmeleri ve boru hattı güzergâhlarıyla sınırlı olan enerji diplomasisi, artık lojistiği, veri akışlarını ve yeşil dönüşümü de kapsamaktadır. Koridor savaşı bu evrimin bir sonraki safhasıdır. Bölgesel aktörlerin vereceği tepki, yalnızca ticaret rotalarını değil, Orta Doğu’daki gelecekteki güç dengesini de belirleyecektir.

Kaynak: https://www.middleeastmonitor.com/20260213-imec-vs-instc-the-emerging-battle-over-middle-eastern-energy-corridors/