Dünyada devam eden çatışmalar, nükleer ve nükleer olmayan devletler arasındaki ayrımı gözler önüne seriyor
Giderek uzayan listeye şimdi bir başka potansiyel çatışma daha eklendi: nükleer Çin ile nükleer olmayan ve Ağustos 1945’te Hiroşima ve Nagasaki’ye ABD tarafından atılan atom bombalarıyla çoğunluğu sivil olmak üzere 150.000 ila 246.000 kişinin ölümüyle dünyada bu bombalardan en çok etkilenen tek ülke olan Japonya.
Geçen ay yaptığı açıklamada Japonya Başbakanı Sanae Takaichi, Çin’in Tayvan’a saldırması durumunda ülkesinin askeri müdahalede bulunabileceği uyarısında bulundu; bu açıklama Asya’da yeni bir çatışma potansiyeli taşıyor.
New York Times’a göre Pekin bu duruma “öfkeli bir şekilde karşılık vermiş” ve kendi kendini yöneten Tayvan’ın Çin topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu ileri sürmüştür. Hükümet ayrıca milyonlarca turistin Japonya’ya gitmemesi yönünde çağrıda bulunmuş, deniz ürünleri ithalatını kısıtlamış ve askeri devriyeleri artırmıştır.
Bu arada, artan askeri gerilim ortamında, Japon hükümeti yeni yönetime halktan yeni bir yetki almak amacıyla 8 Şubat’ta erken genel seçim çağrısında bulundu.
Times, 22 Ocak’ta yayımlanan “An Anxious Nation Restarts One of its Biggest Nuclear Plants (Endişeli Bir Ulus En Büyük Nükleer Santrallerinden Birini Yeniden Açıyor)” başlıklı makalesinde, “Fukuşima santralini de işletmiş olan Tokyo Electric Power (TEPCO) şirketinin, dünyanın en büyük nükleer tesislerinden biri olan Kashiwazaki-Kariwa kompleksindeki ilk reaktör olan 6. Ünitenin yeniden faaliyete geçirdiğini” yazdı.
Times’ın belirttiğine göre 2011’den önce nükleer enerji, Japonya’nın elektrik üretiminin yaklaşık yüzde 30’unu sağlıyordu.
Stockholm Barış Araştırmaları Enstitüsü’ne göre Japonya’nın 2024 yılındaki askeri bütçesi, dünyadaki en büyük 10. bütçe seviyesine yükselmiştir. Çin’in askeri bütçesi de büyümeye devam etmiş ve 2024’te Amerika Birleşik Devletleri’nden sonra ikinci sırada yer almıştır.
Kaliforniya’nın Oakland kentindeki Western States Legal Foundation’ın İcra Direktörü ve “Mayors for Peace” hareketinin Kuzey Amerika Koordinatörü Jackie Cabasso, IPS’ye yaptığı açıklamada, Başbakan Sanae Takaichi’nin Çin’in Tayvan’a yönelik silahlı bir saldırısının Japonya için “varoluşsal bir tehdit” oluşturabileceğine dair yaptığı son açıklamanın son derece endişe verici olduğunu söyledi.
Cabasso, 1967’de dönemin Başbakanı Eisaku Sato’nun; Japonya’nın nükleer silahlara sahip olmama, üretmeme ve ülkeye sokulmasına izin vermeme şeklindeki Üç Nükleer Olmayan İlke’yi ortaya koyduğunu ve bu ilkelerin 1971’de Meclis tarafından resmi bir kararla kabul edildiğini hatırlattı.
“Ancak Japonya’nın bu ilkelere bağlılığı yıllar içinde sorgulanır hale gelmiştir ve karar alınması halinde Japonya’nın nükleer silahları hızla üretebilecek kapasiteye sahip olduğuna yaygın olarak inanılmaktadır.”
Pekin, söylem düzeyinde tansiyonu artırmaktadır. Doğru olsun ya da olmasın, Çin Silahların Kontrolü ve Silahsızlanma Derneği ile Çin Ulusal Nükleer Şirketi’ne bağlı bir düşünce kuruluşu olan Nükleer Stratejik Planlama Araştırma Enstitüsü tarafından yayımlanan bir rapor, Japonya’nın gizli bir nükleer silah programı yürüttüğünü ve dünya barışı için ciddi bir tehdit oluşturduğunu iddia etmektedir. Bu arada Cabasso’ya göre Çin, kendi nükleer cephaneliğini hızla modernize etmekte ve büyütmektedir.
“Japonya, savaşta nükleer silahların kullanılmasının doğurduğu sonuçları yaşamış dünyadaki tek ülke olarak, diyalog ve diplomasinin, barışın ve nükleer silahsızlanmanın savunucusu olma konusunda benzersiz bir ahlaki konuma sahiptir.”
Japonya ve Çin liderliği-ve bu bağlamda tüm dünya liderleri-20 Ocak’ta 166 ülke ve bölgedeki 8.560 üyeli Barış İçin Belediye Başkanları adına “Tüm politika yapıcıları, çatışmaların diyalog yoluyla barışçıl çözümü için mümkün olan her türlü diplomatik çabayı göstermeye ve nükleer silahlardan arınmış, barışçıl bir dünyanın gerçekleştirilmesine yönelik somut adımlar atmaya çağırıyoruz” şeklinde ortak bir çağrı yayınlayan Hiroşima ve Nagasaki Belediye Başkanlarını dinlemelidir.
Vancouver’daki Britanya Kolombiya Üniversitesi’nde Silahsızlanma, Küresel ve İnsan Güvenliği Profesörü ve Simons Kürsüsü Başkanı ve Kamu Politikası ve Küresel İlişkiler Okulu Geçici Direktörü Dr. M.V. Ramana, IPS’ye verdiği demeçte, nükleer silahların kullanılmaması durumunda bile Tayvan’da askeri güç kullanımının küresel güvenlik ve özellikle Tayvan halkı için felaket olacağını söyledi.
Profesör Ramana, “Tayvan üzerindeki anlaşmazlığın herhangi bir çözümü iki temel ilkeye dayanmalıdır: sorun diyalog ve müzakere yoluyla çözülmeli ve çözüm Tayvan halkının isteklerine öncelik vermelidir. Son olarak, tüm taraflar kışkırtıcı açıklamalardan kaçınmalıdır” dedi.
Gelişmekte olan bu yeni mesele, yakın zamanda düzenlenen bir BM basın brifinginde de gündeme geldi.
Soru: Japonya’nın Üç Nükleer Olmayan İlke olarak bilinen ve temelde Japonya’nın nükleer silahlara sahip olmayacağını, üretmeyeceğini ve Japon topraklarına sokulmasına izin vermeyeceğini söyleyen ve uzun süredir devam eden bir politikası olduğunu biliyoruz. Ancak şu anda Japon hükümeti, Hiroşima ve Nagazaki halkı ile bazı Nobel Barış Ödülü sahiplerinin büyük tepkisini çeken bir şekilde bu politika da dâhil olmak üzere bazı güvenlik belgelerinin gözden geçirilmesini tartışıyor. BM’nin bu konudaki tutumu nedir?
BM Sözcüsü Stephane Dujarric: Bakınız, Genel Sekreter’in nükleer silahsızlanma konusundaki tutumu açıktır ve bunu birçok kez dile getirmiştir. Elbette Üye Devletler istedikleri politikaları belirler. Bizim için önemli olan, Çin Halk Cumhuriyeti ile Japonya arasındaki mevcut gerilimlerin, şu anda gördüğümüz tansiyonu düşürmek amacıyla diyalog yoluyla ele alınmasıdır… Genel Sekreter’in nükleer silahsızlanma ve yayılmanın önlenmesi konusundaki tutumu iyi bilinmektedir ve bu tutum değişmemiştir.
Geçen Kasım ayında yapılan bir parti liderleri tartışmasında, 1964’te Japonya’daki Soka Gakkai Budist hareketinin lideri Dr. Daisaku Ikeda tarafından kurulan Yeni Komei Partisi’nin temsilcisi Tetsuo Saito, Mecliste Başbakan Sanae Takaichi’ye hükümetin Üç Nükleer Olmayan İlke ve Japonya’nın güvenlik politikası konusundaki tutumunu sorguladı.
Saito, Japonya’nın nükleer silahlara sahip olması gerektiğini ima eden üst düzey bir hükümet yetkilisinin açıklamalarını eleştirerek, bunların Japonya’nın savaş sonrası politikasına aykırı olduğunu ve diplomasi ile güvenlik çabalarına zarar verdiğini söyledi.
Nükleer silahlara sahip olmama, üretmeme ve Japon topraklarına sokulmasına izin vermeme ilkeleri ile Japonya’nın Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması kapsamındaki yükümlülüklerinin temel olduğunu ve dokunulmaz kalması gerektiğini vurguladı.
- Saito, Takaichi yönetiminin tutumunun, özellikle Takaichi’nin ilkelere bağlılık konusunda net olmayan yanıtları nedeniyle belirsizliğe yol açtığını söyledi.
- Bu belirsizliğin gelecekte bir revizyona kapı aralayabileceği endişesini dile getirdi ve Komeito’nun, gelecekteki Meclis oturumlarında hükümeti, ilkeleri koşulsuz biçimde korumaya zorlamaya devam edeceğini belirtti.
- Aralık 2025’te Saito, kamuoyuna yaptığı açıklamalarda Üç Nükleer Olmayan İlke’nin ve Japonya’nın nükleer silahlara karşı politikasının korunması gerektiğini yineledi.
- Hükümeti, bu bağlılığı hem iç hem de uluslararası kamuoyuna açıkça yeniden teyit etmeye ve nükleer silahların kaldırılmasını savunan hibakuşa (atom bombası mağdurları) ile sivil toplumun seslerini dinlemeye çağırdı.
Cabasso konuyu daha da açarak, Japonya’nın İkinci Dünya Savaşı sırasında Çin’i acımasızca işgal etmesi ve Çin’in Tayvan’ı geri alma yönündeki artan tehditleri göz önüne alındığında, iki ülke arasında uzun süredir devam eden tehlikeli gerilimlerin yeniden ortaya çıktığını söyledi. Giderek daha istikrarsız ve öngörülemez hale gelen jeopolitik bir dünyada, Japonya ile Çin arasındaki söz düellosu, gerçekleşmesi an meselesi olan bir felaket niteliğindedir.
ABD tarafından galiplerin adaleti anlayışıyla Japonya’ya dayatılan Japonya’nın 1947 tarihli Barış Anayasası’nın 9. Maddesi: “Japon halkı, egemen bir hak olarak savaşı ve anlaşmazlıkların çözümünde güç kullanma tehdidini veya kullanımını sonsuza dek reddeder” ve silahlı kuvvetlerin “asla muhafaza edilmeyeceğini” belirtmektedir.
Ancak bu hükümler 21. yüzyılda aşınmaya başladı; Japonya 2004 yılında II. Dünya Savaşı’ndan bu yana ilk kez Öz Savunma Kuvvetlerini bölge dışına –Irak’a- gönderdi. Ayrıca 2014’te dönemin Başbakanı Şinzo Abe, 9. Maddeyi yeniden yorumlayarak, müttefiklerinden birine saldırılması halinde Japonya’nın askeri eyleme katılmasına izin vermiştir.
Cabasso, bir sonraki yıl ise, diye belirtti, Japonya Meclisi, Japonya için “varoluşsal bir kriz durumu” söz konusu olduğunda, Öz Savunma Kuvvetlerinin uluslararası alanda çatışmaya giren müttefiklere maddi destek sağlamasına olanak tanıyan bir dizi yasayı kabul etti. Gerekçe, bir müttefiki savunmamanın ya da desteklememenin ittifakları zayıflatacağı ve Japonya’yı tehlikeye atacağı yönündeydi.
Kaynaklar
Japan Secretly Building Nukes, Could Go Nuclear Overnight Under Takaichi’s Policy Shift, Chinese Report Claims
https://www.eurasiantimes.com/japan-secretly-building-nukes-could-go-nuclear/
Mayors for Peace Joint Appeal, January 20, 2026
https://www.mayorsforpeace.org/en/
*Thalif Deen, IPS Birleşmiş Milletler büro şefi ve Kuzey Amerika bölge direktörüdür ve 1970’lerin sonlarından bu yana BM’yi takip etmektedir.
