Deniz Gücünün 21. Yüzyıla Etkisi

Başkan Trump ve Savaş Bakanı Hegseth, Çin’in deniz gücü tehdidinin sonuçlarını kavramış gibi görünmektedir. Başkan, yakın zamanda Donanma’nın 21. yüzyıl için yeni bir savaş gemisi sınıfı geliştireceğini duyurdu. Trump, Donanma Bakanı John Phelan’ın “şiddetle ihtiyaç duyuluyor” şeklinde nitelediği yeni bir “altın filo” öngörmektedir. Bu filoya, Çin’in deniz gücü tehdidi nedeniyle acilen ihtiyaç duyulmaktadır. 21. yüzyılda da, 20. yüzyılda olduğu gibi, savaşta zafer ve “güç yoluyla barış” için ABD’nin deniz üstünlüğü şarttır.
Ocak 17, 2026
image_print

19.yüzyılın sonlarında Amerika Birleşik Devletleri, ABD Donanması Kaptanı Alfred Thayer Mahan’ın tarihsel/jeopolitik yazılarından faydalandı. Yirmi kitap ve yüzlerce makale ile denemede Mahan, siyasi ve askeri liderlerimizi, ulusal savunma ve ticari refahın bir aracı olarak deniz gücüne en geniş anlamıyla odaklanmaya çağırdı. Bugün, Çin ABD’nin denizler üzerindeki hakimiyetine meydan okurken, deniz üstünlüğümüzü ve ekonomik refahımızı çok geç olmadan korumamıza rehberlik edecek 21. yüzyılın bir Mahan’ından faydalanabiliriz.

Pentagon’un yakın tarihli bir raporunda, Çin Halk Kurtuluş Ordusu Donanması’nın (PLAN), on yıl içinde ABD’nin denizaltı gücünü geride bırakmayı ve uçak gemisi sayısında ABD’ye yetişmeyi hedeflediği belirtiliyor. Aynı dönemde Çin, Amerika’nın mevcut nükleer üstünlüğünü fiilen ortadan kaldıracak sayıda kıtalararası balistik füze (ICBM) konuşlandırmayı planlıyor. 2025 tarihli bir kongre raporu, 2030 yılına gelindiğinde Çin’in 435 savaş gemisine, ABD’nin ise 294 savaş gemisine sahip olacağını belirtiyor. Raporda, PLAN’ın modernizasyon çabalarının “ABD’nin [deniz gücü] avantajını kayda değer ölçüde azalttığı” ve mevcut eğilimlerin sürmesi durumunda “Çin’in nihayetinde genel deniz kabiliyeti açısından ABD’ye yetişebileceği ya da onu geçebileceği” sonucuna varılıyor. Çin’in gemi inşa kapasitesi, ABD’ninkinin 230 katıdır. Rapora göre, Çin Güney Çin Denizi’nde deniz yetenekleri açısından ABD’yi şimdiden geride bırakmış olabilir ve bu durum Tayvan açısından pek de umut verici değildir.

Ancak bu iki raporun etkileri Tayvan’ın çok ötesine uzanıyor. 1945’ten bu yana Amerika Birleşik Devletleri, denizlerin ve okyanusların tartışmasız hâkimi olmuştur. Mahan, 1890 tarihli klasik eseri The Influence of Sea Power upon History: 1660–1783’te dünya okyanuslarını “geniş bir ortak alan” olarak tanımlamıştır. Mahan, bu çığır açan çalışmasını, iki ciltlik The Influence of Sea Power upon the French Revolution and Empire (1892) ile devam ettirmiştir. Bu iki kitapta ve sayısız makalede Mahan, üstün deniz gücünün modern dünyada küresel etki ve stratejik erişim için gerekli bir unsur olduğunu göstermiştir. Dahası, Mahan, Büyük Britanya ve Amerika Birleşik Devletleri gibi ada güçleri için üstün deniz gücünün ekonomik büyüme, ticari nüfuz ve savaş zamanında zafer için vazgeçilmez olduğunu anlamıştır.

1890’larda dünyanın önde gelen deniz gücü Büyük Britanya idi; ancak kısa süre içinde, Bismarck’ın Avrupa’da istikrarlı bir güç dengesi sürdürme politikasını terk ederek, Avrupa’da Alman hegemonyası ve yurtdışında daha büyük etki arayışına giren Kaiser Wilhelm II yönetimindeki Alman İmparatorluğu tarafından bu hâkimiyete meydan okunacaktı. 1890’ların sonlarında ve 1900’lerin başlarında Almanya, Britanya’nın deniz hâkimiyetine meydan okumayı amaçlayan bir donanma inşa sürecine girdi. Robert Massie, Almanya’nın Büyük Britanya’ya karşı deniz gücü hamlesini konu alan Dreadnought adlı kitabında şöyle yazar: “Kaiser Wilhelm II, hâlihazırda Avrupa’nın en güçlü ülkesi olan ülkesinin, kıtasal üstünlüğünün ötesine geçerek bir dünya gücü hâline gelmesini istiyordu.” Massie, bu deniz gücü meydan okumasının, talihsiz ittifak diplomasisiyle birleşerek, Avrupa’daki bölgesel krizleri Birinci Dünya Savaşı’nın küresel yangınına dönüştürdüğüne inanıyordu.

Massie, Dreadnought’u yazarken geçmişe bakmanın avantajına sahipti. Oysa Mahan, tüm bunları daha 1898 yılında yazdığı The Interest of America in Sea Power, Present and Future (Amerika’nın Deniz Gücüne Olan İlgisi: Bugün ve Gelecek) adlı kitabında öngörmüştü. Mahan, Alman liderlerin “büyük bir donanma istediklerini” ve “etkilerini genişleterek konumlarını sağlamlaştırmak ve bunları birbirine bağlamak istediklerini”, böylece “dünya tarihinde güçlü bir rol oynayabileceklerini” yazmıştı. Mahan, bunun yalnızca Büyük Britanya’ya değil, Amerika Birleşik Devletleri’ne de bir tehdit olduğunu düşünüyordu. Mahan, Almanya’nın Monroe Doktrini’ni ihlal ederek etkisini Latin Amerika’ya yaymaya çalışabileceğini öne sürmüştü.

1902 yılında kaleme aldığı “Basra Körfezi ve Uluslararası İlişkiler” başlıklı bir makalede Mahan, “Alman İmparatorluğu yalnızca ekonomik ve denizcilik alanındaki gelişmelere değil… aynı zamanda dünyanın birden fazla bölgesinde topraklarını genişletmeye yönelik kendini dayatan bir saldırganlığa da kararlılıkla odaklanmıştır” diye yazdı. Mahan, Almanya’nın hem ekonomik hem de ticari alanlarda Britanya’ya yetişmekte olduğuna dair endişesini dile getirdi ve bu gelişmenin Avrupa’daki güç dengesini bozabileceğinden korktuğunu belirtti.

Mahan’ın, Almanya’nın Büyük Britanya’ya karşı denizcilik meydan okumasının sonuçlarına dair en öngörülü analizi, 1910 yılında yayımlanan The Interest of America in International Conditions (Amerika’nın Uluslararası Koşullara Olan İlgisi) adlı eserinde yer aldı. Mahan, 1875’ten 1910’a kadar Alman deniz gücünün hızlı ve istikrarlı biçimde büyümesini ve Almanya’da güçlü bir donanma fikrine duyulan artan desteği inceledi. Mahan, Almanya ile Britanya arasındaki deniz rekabetinin “yalnızca Avrupa siyasetinin değil, dünya siyasetinin de tehlike noktası” olduğunu yazdı. Robert Massie ise daha sonra, Almanya’nın Britanya deniz üstünlüğüne meydan okumasının Britanya ve imparatorluğu için varoluşsal bir tehdit teşkil ettiğini ve bu meydan okumanın, Britanya’nın Trafalgar’da kazandığı ve sonrasında sürdürdüğü kazanımları potansiyel olarak ortadan kaldırabileceğini belirtti.

1.Dünya Savaşı, Amerika’nın Trafalgar anıydı — Birleşik Devletler’i denizlerin ve okyanusların yeni hâkimi yapan olaydı. Soğuk Savaş sırasında, Sovyetlerin denizlerdeki meydan okuması, ABD’nin deniz üstünlüğünü hiçbir zaman ciddi şekilde tehdit etmedi. Rakipsiz deniz gücü, Amerika Birleşik Devletleri’nin ekonomik ve askeri bir süper güç haline gelmesini sağladı. II. Dünya Savaşı’nın sona ermesinden bu yana, ABD Donanması küresel ortak alanları kontrol etti ve dünyanın büyük kısmına fayda sağlayan küresel bir ticaret ağına destek verdi. Bu, Mahan’ın öngördüğü ve sürdürülmesini tavsiye edeceği bir deniz üstünlüğüdür. Ancak, mevcut eğilimler bu deniz üstünlüğünü zayıflatma tehdidi oluşturmaktadır.

Amerika Birleşik Devletleri’nde, Çin’in deniz gücü tehdidinin doğasını ve ABD’nin deniz üstünlüğünü muhafaza etme gerekliliğini anlayan 21. yüzyıl Mahancıları bulunmaktadır. Deniz Harp Okulu’ndan James Holmes ve Stratejik ve Bütçe Değerlendirmeleri Merkezi’nden Toshi Yoshihara, Mahan’ın entelektüel öğrencilerinden ikisidir ve Trump yönetimi onların öğütlerine kulak vermelidir. Ancak Holmes ve Yoshihara, Çin’in de Mahan’ı inceleyen ve ona hayran olan deniz gücü meraklılarına sahip olduğunu belirtmişlerdir.

Başkan Trump ve Savaş Bakanı Hegseth, Çin’in deniz gücü tehdidinin sonuçlarını kavramış gibi görünmektedir. Başkan, yakın zamanda Donanma’nın 21. yüzyıl için yeni bir savaş gemisi sınıfı geliştireceğini duyurdu. Trump, Donanma Bakanı John Phelan’ın “şiddetle ihtiyaç duyuluyor” şeklinde nitelediği yeni bir “altın filo” öngörmektedir. Bu filoya, Çin’in deniz gücü tehdidi nedeniyle acilen ihtiyaç duyulmaktadır. 21. yüzyılda da, 20. yüzyılda olduğu gibi, savaşta zafer ve “güç yoluyla barış” için ABD’nin deniz üstünlüğü şarttır.

*Francis P. Sempa jeopolitik üzerine yazılar yazmaktadır.

Kaynak: https://www.realclearworld.com/articles/2026/01/10/influence_of_sea_power_upon_the_21st_century_1158022.html