Doktrindeki Çıplak Makyavelcilik ve Hukuk, Karşılıklılık ve Ahlak Sütunlarının Eksikliği
Başkan Donald Trump tarafından yakın zamanda yayınlanan 2025 Ulusal Güvenlik Stratejisi (NSS), yenilenmiş Amerikan gücü için bir yol haritası olarak sunuluyor. Ancak bu strateji dört açıdan tehlikeli bir şekilde yanlış kurgulanmıştır.
Birincisi, NSS aşırı bir büyüklük vehmine dayanıyor: Amerika Birleşik Devletleri’nin gücü oluşturan temel alanların her birinde rakipsiz bir üstünlüğe sahip olduğu inancı. İkincisi, dünyaya son derece Makyavelist bir bakış açısıyla yaklaşıyor ve diğer ulusları Amerikan çıkarları için manipüle edilecek araçlar olarak görüyor. Üçüncüsü, uluslararası hukuku ve kurumları ABD egemenliğini güçlendiren çerçeveler olarak değil, ona yük olan engeller olarak gören naif bir milliyetçiliğe yaslanıyor.
Dördüncüsü ise Trump’ın CIA ve orduyu kullanma biçiminde bir haydutluğa işaret ediyor. NSS’nin yayımlanmasından birkaç gün sonra ABD, daha önce İran’a yönelik ABD yaptırımlarını ihlal ettiği iddiası gibi zayıf bir gerekçeyle, petrol taşıyan bir Venezuela tankerini açık denizlerde küstahça ele geçirdi.
Bu el koyma, yakın bir tehdidi önlemeye yönelik bir savunma önlemi değildi. Tek taraflı ABD yaptırımları gerekçe gösterilerek açık denizlerde gemilere el koymak da hukuken mümkün değildir. Bu yetki yalnızca BM Güvenlik Konseyi’ne aittir. Bu el koyma Venezuela’da rejim değişikliğini sağlamayı amaçlayan yasa dışı bir eylemdi. Bu eylem, Trump’ın CIA’ye Venezuela içinde rejimi istikrarsızlaştırmak için gizli operasyonlar yürütme talimatı verdiğini açıklamasının ardından gelmiştir.
Amerikan güvenliği bir kabadayı gibi davranarak güçlenmez. Aksine, yapısal, ahlaki ve stratejik olarak zayıflar. Müttefiklerini korkutan, komşularını zorlayan ve uluslararası kuralları hiçe sayan bir büyük güç, sonunda kendini izole eder.
Başka bir deyişle, NSS yalnızca kâğıt üzerindeki bir kibir egzersizi değildir. Hızla pervasız bir uygulamaya dönüştürülmektedir.
Gerçekçiliğin Kısa Bir Parıltısı, Ardından Kibre Savruluş
Adil olmak gerekirse, NSS uzun zamandır beklenen gerçekçi olmaya ilişkin bazı verileri de içeriyor. Amerika Birleşik Devletleri’nin tüm dünyaya hükmetmeye çalışamayacağını ve çalışmaması gerektiğini dolaylı olarak kabul ediyor ve bazı müttefiklerin Washington’u, Amerika’nın gerçek çıkarlarına hizmet etmeyen ihtiyari pahalı savaşlara sürüklediğini doğru biçimde kabul ediyor. Ayrıca, en azından söylem düzeyinde, her şeyi yutan bir büyük haçlı güç seferinden geri adım atıyor. Strateji, ABD’nin evrensel bir siyasi düzeni dayatabileceği ya da dayatması gerektiği fantezisini reddediyor.
Ancak bu tevazu kısa sürüyor. NSS hızla Amerika’nın, “dünyanın en güçlü ve en yetenekli ordusu” tarafından desteklenen “dünyanın en büyük ve en yenilikçi ekonomisine”, “dünyanın önde gelen finansal sistemine” ve “dünyanın en gelişmiş ve en kârlı teknoloji sektörüne” sahip olduğunu yeniden ilan ediyor. Bu iddialar yalnızca vatansever teyitler olarak değil, Amerikan üstünlüğünü, başkalarına koşullar dayatmak için kullanmanın gerekçesi olarak sunuluyor. Görünüşe göre bu kibrin bedelini daha küçük ülkeler ödeyecek, çünkü ABD diğer büyük güçleri yenemez, bunun en önemli nedenlerinden biri de onların nükleer silahlara sahip olmalarıdır.
Doktrindeki Çıplak Makyavelizm
NSS’nin aşırı özgüveni, çıplak bir Makyavelizmle kaynaştırılmıştır. Burada sorulan soru, Amerika Birleşik Devletleri ve diğer ülkelerin karşılıklı fayda için nasıl işbirliği yapabileceği değil, Amerika’nın piyasalar, finans, teknoloji ve güvenlik üzerindeki nüfuzunun diğer ülkelerden azami tavizleri elde etmek için nasıl kullanılabileceğidir.
Bu yaklaşım en belirgin biçimde NSS’nin Batı Yarımküre bölümünde ortaya çıkar; burada Monroe Doktrini’ne bir “Trump İlavesi” ilan edilir. NSS’ye göre Amerika Birleşik Devletleri, Latin Amerika’nın “düşmanca yabancı müdahaleden ya da önemli varlıkların yabancı mülkiyetinden arınmış” kalmasını sağlayacaktır; ittifaklar ve yardımlar ise “hasım dış etkinin azaltılması” şartına bağlanacaktır. Bu “etki”nin Çin yatırımlarını, altyapı projelerini ve kredilerini ifade ettiği açıktır.
NSS bu konuda son derece nettir: ABD’ye “en çok bağımlı olan ve dolayısıyla üzerinde en fazla nüfuza sahip olduğumuz” ülkelerle yapılan anlaşmalar, Amerikan şirketleri için tek kaynaklı sözleşmelerle sonuçlanmalıdır. ABD politikası, bölgede altyapı inşa eden yabancı şirketleri “dışarı itmek için her türlü çabayı göstermeli” ve Dünya Bankası gibi çok taraflı kalkınma kurumlarını “Amerikan çıkarlarına hizmet edecek” şekilde yeniden şekillendirmelidir.
Hem Amerika Birleşik Devletleri hem de Çin ile yoğun ticaret yapan Latin Amerika hükümetlerine fiilen şu mesaj verilmektedir: Bizimle iş yapacaksınız, Çin’le değil—aksi halde sonuçlarına katlanırsınız.
Böylesi bir strateji naiftir. Çin, Batı Yarımküre’deki birçok ülke de dâhil olmak üzere, dünyanın büyük bölümünün başlıca ticaret ortağıdır. ABD, Latin Amerika ülkelerini Çinli firmaları kovmaya zorlayamayacak, fakat bunu denemek suretiyle ABD diplomasisine ağır zarar verecektir.
Haydutluk O Kadar Küstahça Ki Yakın Müttefikler Bile Alarma Durumuna Geçti
Ulusal Güvenlik Stratejisi “egemenlik ve saygı” doktrinini ilan ediyor, ancak uygulamalar, bu ilkeyi şimdiden ABD için egemenlik, geri kalanlar için ise savunmasızlık haline getirmiş durumda. Ortaya çıkan doktrini daha da olağanüstü kılan şey, artık yalnızca Latin Amerika’daki küçük devletleri değil, Avrupa’daki Amerika’nın en yakın müttefiklerini bile korkutuyor olmasıdır.
Dikkat çekici bir gelişme olarak, Amerika’nın en sadık NATO ortaklarından biri olan Danimarka, Amerika Birleşik Devletleri’ni Danimarka’nın ulusal güvenliği için potansiyel bir tehdit olarak açıkça ilan etmiştir. Danimarkalı savunma planlamacıları, Trump yönetimindeki Washington’ın Danimarka Krallığı’nın Grönland üzerindeki egemenliğine saygı duyacağının varsayılamayacağını ve ABD’nin adayı ele geçirme yönündeki muhtemel cebri girişiminin, Danimarka’nın şimdiden karşı plan yapması gereken bir olasılık olduğunu kamuoyuna açıkladılar.
Bu, birçok açıdan şaşırtıcıdır. Grönland zaten ABD’nin Thule Hava Üssü’ne ev sahipliği yapmakta ve Batı güvenlik sisteminin sıkı bir parçası durumundadır. Danimarka anti-Amerikancı değildir ve Washington’u kışkırtmaya çalışmamaktadır. Yalnızca, Amerika Birleşik Devletleri’nin artık sözde dostlarına karşı bile öngörülemez davranmaya başladığı bir dünyaya rasyonel bir şekilde tepki vermektedir.
Kopenhag’ın Washington’a karşı savunma tedbirlerini düşünmek zorunda hissetmesi çok şey anlatmaktadır. Bu durum, ABD liderliğindeki güvenlik mimarisinin meşruiyetinin içeriden aşınmakta olduğunu göstermektedir. Eğer Danimarka bile Amerika Birleşik Devletleri’ne karşı kendini güvenceye alma ihtiyacı hissediyorsa, sorun artık Latin Amerika’nın kırılganlığı değildir. Bir zamanlar ABD’yi istikrarın garantörü olarak gören, ancak şimdi onu olası ya da muhtemel bir saldırgan olarak değerlendiren ülkeler arasında ortaya çıkan sistemik bir güven krizidir.
Kısacası, NSS, daha önce büyük güçler arası çatışmaya yöneltilen enerjiyi, küçük devletlere zorbalık yapmaya kanalize ediyor gibi görünmektedir. Amerika, yurtdışında trilyon dolarlık savaşlar başlatmaya belki biraz daha az hevesli olabilir; ancak yaptırımları, mali zorlamayı, varlıklara el koymayı ve açık denizlerdeki gaspları silah olarak kullanmaya daha yatkın hale gelmiştir.
Eksik Sütunlar: Hukuk, Karşılıklılık ve Ahlak
Belki de Ulusal Güvenlik Stratejisi’nin en büyük kusuru, uluslararası hukuka, karşılıklılığa ve temel ahlaka, Amerikan güvenliğinin temelleri olarak bağlı kalmamasıdır.
NSS, küresel yönetişim yapılarını ABD’nin hareket kabiliyetinin önünde engeller olarak görmektedir. İklim iş birliğini “ideoloji” olarak reddediyor; hatta Trump’ın BM’deki son konuşmasına göre bunu bir “aldatmaca” olarak nitelendiriyor. Birleşmiş Milletler Şartı’nın önemini küçümsüyor ve uluslararası kurumları esasen Amerikan tercihlerine göre eğilip bükülecek araçlar olarak tasavvur ediyor. Oysa tarihsel olarak Amerikan çıkarlarını koruyan şey tam da hukuki çerçeveler, anlaşmalar ve öngörülebilir kurallar olmuştur.
Amerika Birleşik Devletleri’nin kurucuları bunu açıkça anlamıştı. Amerikan Bağımsızlık Savaşı’nın ardından, yeni bağımsızlığını kazanan on üç eyalet, vergilendirme, savunma ve diplomasi gibi temel yetkileri bir araya getirmek için bir anayasa kabul etti; bu, eyaletlerin egemenliğini zayıflatmak için değildi, ABD Federal Hükümeti’ni kurarak onu güvence altına almak içindi. ABD hükümetinin II. Dünya Savaşı sonrası dış politikası da Birleşmiş Milletler, Bretton Woods kurumları, Dünya Ticaret Örgütü ve silah kontrol anlaşmaları aracılığıyla aynı mantığı izledi.
Trump’ın NSS’si ise bu mantığı tersine çeviriyor. Başkalarını zorlayabilme özgürlüğünü egemenliğin özü olarak görüyor. Bu bakış açısından, Venezuela tankerine el konulması ve Danimarka’nın duyduğu kaygılar yeni politikanın tezahürleridir.
Atina, Melos ve Washington
Antik Yunan tarihçisi Thucydides, MÖ 416’da imparatorluk Atinası’nın küçük Melos adasıyla karşı karşıya geldiğinde Atinalıların “güçlüler yapabileceklerini yapar, zayıflar ise katlanmak zorunda olduklarına katlanır” dediğini kaydetmiştir. Ancak Atina’nın kibri aynı zamanda onun sonunu da getirdi. On iki yıl sonra, MÖ 404’te Atina Sparta’ya yenildi. Atina’nın küstahlığı, aşırı yayılması ve küçük devletlere duyduğu küçümseme, sonunda onu yıkan ittifakı harekete geçirdi.
2025 NSS’si de benzer derecede kibirli bir dil kullanmaktadır. Bu, hukukun yerine gücü, rızanın yerine zorlamayı, diplomasinin yerine hâkimiyeti koyan bir doktrindir. Amerikan güvenliği bir zorba gibi davranarak güçlenmeyecektir. Aksine, yapısal, ahlaki ve stratejik olarak zayıflayacaktır. Müttefiklerini korkutan, komşularını zorlayan ve uluslararası kuralları hiçe sayan bir büyük güç, sonunda kendini izole eder.
Amerika’nın ulusal güvenlik stratejisi tamamen farklı öncüllere dayanmalıdır: çoğulcu bir dünya yönelik kabul; egemenliğin uluslararası hukuk yoluyla zayıflatılmadığı, aksine güçlendirildiği bir anlayış; iklim, sağlık ve teknoloji konularında küresel işbirliğinin vazgeçilmez olduğunu kabul ve Amerika’nın küresel etkisinin zorlamadan çok iknaya bağlı olduğu şeklinde bir anlayış.
*Jeffrey D. Sachs, dünyaca tanınmış bir ekonomi profesörü, çok satan bir yazar, yenilikçi bir eğitimci ve sürdürülebilir kalkınma alanında küresel bir liderdir.
Kaynak: https://savageminds.substack.com/p/trumps-empire-of-hubris-and-thuggery-b3a
Tercüme: Ali Karakuş
