Yeni Antisemitizm, İslamofobinin Yeni Aracıdır

Yeni antisemitizm, devlet şiddetine karşı muhalefetin suç sayıldığı ve Müslüman kurbanlarla dayanışmanın meşruiyetinin yok edildiği küresel bir siyasi ortamı ayakta tutmaktadır. Yeni antisemitizm, İsrail’in başlıca kurbanları olan Müslümanlara ve Filistinlilere yönelik daha fazla şiddet için zemin hazırlamaktadır.
Aralık 23, 2025
image_print

İslamofobi üzerine çalışan bir Müslüman akademisyen olarak, kimliğimin yalnızca “canavarca” bir varlıkla özdeşleştirildiği koşullarda nefretin nasıl yoğunlaştığını çok iyi biliyorum. Batı’nın IŞİD’in ortaya çıkışındaki rolü kapsamlı biçimde belgelenmiş olmasına rağmen, IŞİD İslam’ı hem siyasi bir kimliğe hem de şiddet aracı hâline getirerek Batı’daki Müslümanları daha da güvensiz kıldı. 2019’da, aşırı sağcı bir teröristin 53 Müslüman ibadetçiyi katlettiği Christchurch saldırısı, Batı’daki bu İslamofobik iklimin felaketle sonuçlanan doruk noktası oldu.

İsrail, Yahudiler için benzer bir ortamı yeniden üretmektedir. Gazze’de canlı yayın eşliğinde bir soykırım yürütürken, aynı anda kendisini hem Yahudiliğin hamisi hem de dünya genelindeki Yahudilerin temsilcisi olarak sunmaktadır. Bu yolla, küresel ölçekte çeşitlilik arz eden bir inanç topluluğunu, şiddet temelli bir yerleşimci-sömürgeci projenin parçası hâline indirgemektedir.

Hem IŞİD hem de İsrail, inancı şiddet içeren siyasi projelere indirgemektedir. IŞİD, İslam’ı terörizmle özdeşleştirirken; İsrail, Yahudiliği Siyonizmle kaynaştırmakta ve işlediği suçlar ne kadar ağır olursa olsun, bunları Yahudilerin hayatta kalması ve güvenliği adına gerçekleştirdiğini ısrarla savunmaktadır. Her iki yapı da, kendi adlarına işlenen şiddetle tüm inanç topluluğunu sembolik olarak suç ortağı hâline getirmektedir.

IŞİD Müslümanları nasıl daha güvensiz kıldıysa, İsrail de Yahudileri daha güvensiz kılmaktadır.

Ama İsrail, IŞİD değildir

İsrail ile IŞİD arasındaki fark, Batı’nın siyasi ve ahlaki zihniyetinde kök salmış İslamofobinin güçlü bir tezahürünü yansıtmaktadır. Bir grubun ideolojik şiddeti “terörizm” olarak etiketlenip varoluşsal bir tehdit olarak ele alınırken, diğer grubun şiddeti — soykırım dâhil — “meşru müdafaa” olarak kabul edilmekte; dahası, uluslararası söylemler ve medya anlatıları aracılığıyla normalleştirilmekte, korunmakta ve ahlaken temize çıkarılmaktadır. Bir inanç topluluğu doğası gereği “radikal” ve “güvenlik tehdidi” olarak kodlanırken, diğerinin inancı — bir zamanlar Siyonizm ve Batı’nın jeopolitik çıkarlarıyla özdeşleştirilmiş olsa bile — kutsanmakta, eleştiriden muaf tutulmakta ve siyasal düzeyde koruma altına alınmaktadır. Üstelik bu inancın liderleri, kadınların, çocukların ve sivillerin öldürülmesini meşrulaştırmak için kutsal metinlere atıf yaptıklarında dahi.

IŞİD, küresel düzene tehdit olarak açıkça karşıya alınırken; İsrail, Batı’nın himayesiyle korunmakta ve bu ahlaki düzenin içine dâhil edilmektedir.

Bu şiddet temelli siyasi projelerle ilişkilendirilen bireylerin uğradığı muameleler bile son derece çarpıcı biçimde farklıdır. Müslümanlar, işlemedikleri ya da desteklemedikleri bir ideolojiyi ve şiddeti durmaksızın kınamaya zorlanırken; yoğun gözetim ve sürekli şüpheye maruz kalmaktadır. Buna karşılık, Siyonist Yahudi gruplardan, inançları adına işlenen ve uluslararası alanda nefretle karşılanan soykırımı kınamaları asla beklenmemektedir. Hatta Siyonist aktörler, Filistinli ve Müslüman hayatının yok edilmesini alenen kutlayabilmekte ve bunun için hiçbir yaptırımdan korkmamaktadır. Dahası, İsrail’in siyasi ideolojisine veya askeri şiddetine yöneltilen her türlü muhalefet artık “antisemitizm”, yani “yeni antisemitizm” olarak yeniden tanımlanmaktadır.

Siyonizm ve onun adına uygulanan şiddet, çağdaş küresel siyasette eşi benzeri görülmemiş bir cezasızlık düzeyinden yararlanmaktadır.

Yeni antisemitizm, bu hesap verebilirlik ve empatiye dayalı ırksal hiyerarşinin içinde inşa edilmektedir.

Şiddetin kimin adına kınandığını ve kimin adına görmezden gelindiğini belirleyen bu ırksallaştırılmış hiyerarşi, özü itibarıyla İslamofobiktir. Dünya, IŞİD’in şiddet ideolojisini nasıl topyekûn reddettiyse, İsrail de suçlarından dolayı benzer şekilde sorumlu tutulmalıydı. Oysa Batılı devletler ve kurumlar, yeniden tanımlanmış bu antisemitizm kavramını, Batı’nın jeopolitik çıkarlarını korumak ve belirli şiddet biçimlerini görünmez, kabul edilebilir hatta erdemli kılarken, diğerlerini kınayan küresel düzeni ayakta tutmak için giderek daha fazla bir yönetim aracı olarak kullanmaktadır.

Bu hiyerarşi içinde antisemitizm artık Yahudilere karşı bir ırkçılık biçimi değil, Müslümanların ölümlerini normalleştiren ve gerekçelendiren İslamofobi aygıtının yeni bir aracıdır. Soykırıma duyulan öfkeyi “ırkçılık”, muhalefeti “aşırılıkçılık” ve dayanışmayı “suç” olarak etiketleyen suçlamalar yoluyla, bu araç Müslümanların acılarını ve taleplerini susturma işlevi görmektedir.

Yeni Antisemitizm: Sıfır Toplamlı Oyun

Avustralya, Batı’daki yeni antisemitizm anlayışının, İsrail’in sıfır toplamlı varoluş ve empati mantığına dayanarak İslamofobinin en son aracı hâline nasıl dönüştüğünü gösteren en güncel örneği sunmaktadır. Bu çerçevede, Yahudi güvenliği ancak Filistinlilerin varlığının, siyasal ifadesinin ve dayanışma hakkının bastırılmasıyla sağlanabilecek bir hedef olarak kurgulanmaktadır.

Avustralya’nın Gazze için yürüttüğü kitlesel seferberliğin ve Filistin’i tanıma kararının ardından, Benyamin Netanyahu, Başbakan Anthony Albanese’yi “İsrail’e ihanet eden ve Avustralya’daki Yahudileri yüzüstü bırakan zayıf bir lider” olarak suçladı. Bondi saldırısının hemen sonrasında Netanyahu bir kez daha devreye girerek, Avustralya’nın Filistin devletini tanımasının “antisemitizm ateşine körükle gitmek” olduğunu öne sürdü. Saldırı sonrası, aşırı sağcı ve İsrail yanlısı çevreler arasında, tanıdık İslamofobik ve Filistin karşıtı komplo söylemleri dolaşıma girdi. Bu tümüyle temelsiz iddialar, toplumsal bir şok anından faydalanarak Filistin yanlısı protestolarla antisemitizm arasında nedensel bağ kurma çabasına dönüştü.

Bu anlatının siyasi işlevi açıktır: Avustralya hükümetine baskı yaparak, antisemitizmle mücadele adı altında İsrail’e yöneltilen eleştirileri susturmayı hedefleyen ve kamuoyunda yoğun biçimde eleştirilen antisemitizm Özel Temsilcisi Jillian Segal’ın otoriter önerilerinin hızla yürürlüğe sokulmasını sağlamak. Segal, Bondi saldırısıyla daha önce Sydney Liman Köprüsü’nde düzenlenen büyük Filistin yanlısı protesto arasında doğrudan bir bağ kurarak şu ifadeleri kullandı:

“Nefreti durdurmalıyız, sloganları durdurmalıyız.”
“Terörist bayraklarını sallamayı bırakmalıyız; çünkü Opera Binası’nda, Liman Köprüsü’nde ve şimdi de Bondi Plajı’nda gördüğümüz gibi, her aşama nefret dolu sözlerle ilerledi ve bugünkü noktaya gelindi.”

Bu “yeni antisemitizm” anlatısının merkezinde, Yahudi güvenliğini Filistinlilerin varlığı, direnişi ve adalet talepleriyle bağdaşmaz olarak tanımlayan sıfır toplamlı bir mantık yer almaktadır. Filistinlilerin görünürlüğü ve siyasi hareketliliği, Yahudiler için bir tehdit ve dolayısıyla antisemitizm olarak yeniden kodlanmaktadır. Bu çerçeve, ana akım siyasi söylemde giderek daha sık yeniden üretilmektedir. Günümüz siyasetçileri, antisemitizm ve nefret hakkında konuşurken bu sıfır toplam mantığına başvurmaktadır. Yahudileri koruma iddiası altında bu yaklaşım, artık doğrudan politika düzeyinde kurumsallaştırılmaktadır.

Segal’ın önerileri, Avustralya’yı Siyonizm karşıtı sesleri susturmak ve cezalandırmak amacıyla, halihazırda IHRA tanımını benimseyip uygulamaya koymuş kırk üç ülke arasına katacaktır. Bu tanımın kurumsallaşmasına öncülük eden ülkeler arasında Birleşik Krallık, Amerika Birleşik Devletleri, Fransa ve Almanya yer almaktadır. Bu bağlamlarda, antisemitizmin nasıl bir baskı aracı hâline getirilerek barışçıl protestolara yönelik polis şiddetini, hukuki kısıtlamaları, ayrımcı uygulamaları ve orantısız güç kullanımını meşrulaştırmak için kullanıldığını belgeleyen geniş bir akademik ve gazetecilik literatürü mevcuttur.

Bu paradigma çerçevesinde, soykırıma karşı çıkan üniversite kampları ve kitlesel gösteriler “antisemitik” olarak etiketlenmektedir. Apartheid rejimine, kitlesel infazlara, çocukların, gazetecilerin, sağlık çalışanlarının ve sivillerin hapsedilmesine karşı yapılan çağrılar dahi “Yahudi karşıtı nefret” olarak cezalandırılmaktadır. Keffiyehler, Filistin bayrakları, protesto sloganları ve toplu yas gibi Filistin kimliğinin görünür her ifadesi bile antisemitizm olarak yeniden kodlanmaktadır.

Bu dinamik rastlantısal değildir; daha geniş bir yerleşimci-sömürgeci mantığın doğrudan sonucudur. Bu tür projeler, ortadan kaldırmayı hedefledikleri yerli halkın yalnızca varlığının dahi bir güvenlik tehdidi oluşturduğu anlatısını kurarak kendilerini sürdürürler. Ortadan kaldırılmak istenen, tam da bu halktır. Bir yerleşimci-sömürgeci devletin ahlaki tahakkümü, sadece yerli halkın fiziksel olarak sürülmesini ya da soykırıma uğratılmasını değil, aynı zamanda kültürünün ve baskıya karşı ses çıkarma hakkının da yok edilmesini içerir.

Bu bağlamda, Filistinlilerin varlığı, İsrail’in yerleşimci-sömürgeci projesiyle doğrudan bağdaşmaz hâle gelir. Sonuç olarak, Filistinlilerin yok edilmesi İsrail’in güvenliğiyle eşanlamlı olarak sunulurken, bu yok edilişe gösterilen muhalefet de “antisemitizmle mücadele” kisvesi altında kontrol altına alınmakta ve bastırılmaktadır.

En Çok Etkilenenler: Müslümanlar

Yahudileri koruma kisvesi altında sunulan yeni antisemitizm, çağdaş bir ırkçılık biçimi olarak işlev görmektedir: Müslümanların siyasi ifadelerini disipline etmek ve susturmak amacıyla yeniden devreye sokulan İslamofobi.

Bu söylem, siyasi retorik, medya yoluyla yaygınlaştırma ve politika araçlarıyla kurumsallaştırıldığında; gözetim, susturma ve cezalandırmanın somut biçimlerine dönüşmektedir. Bu durumdan en doğrudan etkilenenler ise, hâlihazırda İslamofobi nedeniyle orantısız şekilde ırkçılığa ve güvenlik politikalarına maruz kalan topluluklardır: Batı’da doğal olarak Filistin yanlısı olarak görülen Müslümanlar ve Araplar. Bu da, İsrail’in sömürgeci projesinin kesintisiz devamını sağlamak amacıyla susturmak, suçlu ilan etmek ve ortadan kaldırmak istediği kesimlerin tam kendisidir. Nitekim İsrail ve Siyonist müttefikleri, İslamofobi endüstrisinin merkezinde yer almaktadır; 1979 ve 1984 yıllarında Netanyahu’nun Jonathan Enstitüsü konferanslarında “İslami terörizm” kavramının ortaya atılmasından bu yana, bu kavramın ABD dış politikalarına ve iç güvenlik yasalarına entegre edilmesine kadar geçen son 25+ yıllık süreç boyunca bu rol açıkça belgelenmiştir. Günümüzde ise İsrail, Avrupa ve ABD’deki aşırı sağ gruplarla “Yahudi-Hristiyan uygarlığını” “siyasal İslam”a karşı savunma ortak paydasında yeni ittifaklar kurmaktadır. İşte bu nedenledir ki, yeni antisemitizm anlayışı içerisinde Filistin’e destek; “Hamas”, “İslami terörizm”, “cihatçılık” ve benzeri etiketlerle lekelendirilmektedir. Müslümanları terörizmle ilişkilendiren İslamofobik klişeler, Filistin’in özgürleşmesi için yapılan çağrıları ya da İsrail’e yönelik eleştirileri etkisizleştirmek için yeniden kullanılmaktadır. Bu da, İsrail’in mevcut propaganda stratejisiyle kusursuz bir uyum içindedir: Hasbara aygıtının etkisini yitirmeye başlamasıyla birlikte çöken ahlaki meşruiyetini onarmak için “radikal İslam” ve “cihatçılık” korkusunu yeniden canlandırma çabası.

Avustralya’da sonuçlar hızla ortaya çıktı. Bondi saldırısından yalnızca yirmi dört saat sonra, Victoria İslam Konseyi (ICV), küfürlü ve tehditkâr telefon ile mesajlarda ani bir artış yaşandığını bildirdi; bu da konseyin tüm platformlarında kamuya açık yorumları devre dışı bırakmasına neden oldu. Benzer şekilde, İslamofobi Kayıt Merkezi de olaylarda keskin bir artış olduğunu belgeledi; sosyal medya kanalları antisemitizm suçlamaları ve açıkça küfürlü söylemlerle doldu.

Bu manevra, zararları önlemek bir yana, antisemitizm ve İslamofobinin yeniden üretildiği koşulları pekiştirirken, soykırımcı bir devleti hesap vermekten korumaktadır.

Yeni antisemitizm, devlet şiddetine karşı muhalefetin suç sayıldığı ve Müslüman kurbanlarla dayanışmanın meşruiyetinin yok edildiği küresel bir siyasi ortamı ayakta tutmaktadır. Yeni antisemitizm, İsrail’in başlıca kurbanları olan Müslümanlara ve Filistinlilere yönelik daha fazla şiddet için zemin hazırlamaktadır.

Kaynak: https://www.middleeastmonitor.com/20251219-new-antisemitism-is-islamophobias-new-apparatus/